31 Ağustos 2016 Çarşamba

Kıl Olma Kul Ol: Kulluk

Kitabın Adı: Kulluk
Yayınevi: Pınar Yayınları
Yazarı: İbn Teymiyye
Kitabı Bitiriş Tarihi: 30/08/2016 SALI - 23.30

İrfan'ın Notu:
Kitap "okunması gereken temel kitaplar" dizisi eğer oluşturulacak ise mutlaka alınması gereken, başvurulması gereken, tekrar tekrar göz gezdirilmesi gereken bir el kitabıdır. Kendinizi hangi ırktan, hangi sınıftan, hangi kategoride görürseniz görün insan olma bilincine eriştikten sonra eğer özgür olmak istiyorsanız Allah'a kul olmanız gerekir. Allah'tan gayrı da bir düşünce sistemine sahipseniz, ateistseniz, deistseniz, müşrikseniz... Allah'a kul değilsiniz belki ama inanın başka her şeye kul olmuşunuz demektir. Yeri gelir nefsinizin kulu, yeri gelir patronunuzun kulu, yeri gelir firavunların kulu yeri gelir eşinizin, çocuklarınızın, paranızın kulu...
Fark etmiyor...
Allah'a kul olmayıp da "ben tam bağımsızım" demeye başladı iseniz bu tam bağımsızlık değil Allah'tan başka her şeye kul olmakla eş anlamlıdır. Özgürlük istiyorsanız işte kul olma seçeneğini en özlü bir şekilde anlatıyor bu kitap.

Kitabın Arka Kapağından:

"Ey İnsanlar! Rabbinize kulluk ediniz" (Bakara 21) ayeti kerimesinin manası nedir? İbadet nedir, kulluk ne demektir? Teferruata ait bilgiler nelerdir? Dinin tamamı kulluk manasının içinde midir, yoksa değil midir? Kulluğun hakikati nedir? Kulluk dünya ve ahirette en yüksek makam mıdır, yoksa onun üzerinde daha yüksek makamlar da var mıdır?
Şeyhülislam İbni Teymiyye, bu kitabında kendisine sorulan yukarıdaki soruların cevabını vermektedir.

22 Ağustos 2016 Pazartesi

Ben Böyle Görmedim Der Gibi: Ben Böyle Gördüm

Kitabın Adı: Ben Böyle Gördüm
Yayınevi: Alfa
Yazarı: Fehmi Koru
Kitabı Bitiriş Tarihi: 21/08/2016 PAZAR - 14.17

İrfan'ın Notu:
Kitabı 15 Temmuz Darbe girişiminden sonra okumam farklı avantajlar da sağladı. Bir kere kitap 17/25 Aralık "Yolsuzluk Operasyonu" adı altında farklı amaçlar güden bir yapı ile ilgili kanaatlerine Fehmi Koru gözlüğünden nasıl baktığını irdelemekle birlikte, bu yapıyı hem iyi tanıması hem de 15 Temmuz'dan sonra uyananlardan mıydı yoksa uyumakta ısrar edenlerden mi sorusunun da cevabı niteliğinde...
Fehmi Koru bu kitabı yayınlayarak bana göre -Cem Küçük'ün tabiri ile- "medeni ölü" nitelemesini hak ettiği kanaatindeyim. Enteresandır bu dönemde yazarlardan, sanatçılarından, komedyenlerinden, sporcularından, siyaset adamlarından ve dahi esnaf işadamına kadar her şey ayan beyan ortaya çıktığı bir dönem oldu.
Fehmi Koru kitabında enteresan bilgiler (örneğin Fetullah Gülen ile Abdullah Gül arasındaki mektup) vermekte ise de kitabı okuduğunuzda: Bu adam ne dedi sorusunun cevabı şöyle: Bu adam çok şey söyleyerek hiçbir şey söylemeyenler güruhundan bir güruh oldu derim. Bu kadar deneyimli bir gazetecinin geldiği şu son hal gerçekten ibretlik. Kendisi her ne kadar FETÖ'cüyüm demese de tarafsız kalma çabası adaletsizliğine evrilmiş gibi. Kitapta "bak ben böyle söylemedim mi, hatalarını dile getirmedim mi" diye itiraz edebileceği şeyler olsa da totaline baktığınızda kitap maalesef "BEN BÖYLE GÖRMEDİM" der gibi.

Kitap ile ilgili alınan notlara bir göz atalım:
Hürriyet gazetesinden Çınar Oskay'a konuştuğu bölümden bir kesit aşağıdadır:
"17 Aralık’ın arkasında doğrudan cemaat olmayabilir
Koru, 17 Aralık günü Gül ve Erdoğan’ın ikamet ettikleri dışişleri konutuyla başbakanlık konutu arasındaki ‘gizli geçidi’ kullanarak bir araya geldiğini ve ikilinin ‘devlete yönelik bir kuşatma olduğu, durdurulması gerektiği’ kararına vardığını söyledi.
“Gül bana tapelere inanmadığını söyledi. ‘Sesler sanki gerçekmiş gibi geliyor ama arada boşluklar var. O boşluklar birileri tarafından teknik olarak doldurulmuş olabilir mi?’ dedi” diyen Koru, Gül ve Erdoğan’ın 18 Aralık’ta Pensilvanya’ya gitmesini istemelerini ise “Karşı tarafın bu işlerle gerçekten ilgisi var mı diye bakmam için” diye açıkladı.
Koru’ya göre ilk etapta Gülen olanlardan rahatsızdı, Koru operasyonların arkasında Cemaat’in olduğu kuşkusunun ortadan kalktığını düşündü ancak 25 Aralık’ta işin rengi değişti.
25 Aralık barış süreci bitirmek için gibiydi
Koru’nun verdiği bilgilere göre Gülen’i en çok dershanelerin kapatılmasına yol açacak yasal girişim rahatsız ediyordu, bu konuda geri adım atılması durumunda pazarlığa hazırdı. Bu yüzden Koru, 25 Aralık’ta ikinci girişim patlayınca şaşırdı: “Bunun üç-dört gün önce görüştüğüm kişinin talimatıyla olabileceğinden ciddi kuşku duyuyorum. 25 Aralık, sanki Fethullah Gülen’e rağmen, hatta belki barışa doğru giden bu süreci bitirmek için başlatılmış gibime geldi. İkinci operasyon başladığında Pensilvanya’da değerlendirme yaptıklarını ve sonuna kadar götürme kararı verdiklerini zannediyorum.”
Koru o dönem Erdoğan’ın da rahatsız olmakla birlikte iyimserlik taşıdığını, fakat daha sonra partinin ‘Bu siyasete darbe girişimidir’raporunu benimsediğini söyledi."

Tamamı aşağıdaki linktedir:

17 Ağustos 2016 Çarşamba

Köpekbalığı ve Casusluk mu Dediniz ?: Jason Bourne ve Karanlık Sular

Filmin Adı: Jasen Bourne

http://www.sinemalar.com/film/220986/jason-bourne

Bu filmlerin bütün hepsi gerçekten harika. Burada da oyuncular yine döktürmüş tam anlamı ile... Bu filmi izlemenizi tavsiye ediyorum. Teknoloji, taktik, mücadele vs. Harika diyorum başka da bir şey demiyorum















Filmin Adı: Karanlık Sular

Jaws filmi her zaman klişe olmuştur. Bu filmden sonra insanlar denize gittiklerinde biraz daha dikkatli olmuşlar, köpek balıklarının olmadığı yerlerde dahi tedirginlikleri uzun süre sürmüştür. Bu filmde bir hanım tek başına bir mücadelenin içinde. Gerilimi ve heyecan dozu iyi tutulmuş. Harika bir film ve heyecan içerisinde kalmak istiyorsanız izleyin diyorum...

Bu film tam Serdar'lık diyorum. 15 diyorum başka da bir şey demiyorum...



İKİ FİLM AMA NASIL BİR İKİ FİLM: Buz Devri 5 ve Kurtuluş Günü 2

Buz Devri

Çocuklar ve çocuk kalmak isteyen büyükler için Buz Devri çizgi filmi piyasaya çıktığında müthiş bir sevinç içerisinde kaldığımı hatırlıyorum. Kaç defa izledim bilmiyorum. Ben kaç defa izledi isem çocuklar herhalde daha fazla izlemiştir.

Buz Devri çok tuttuğundan dolayı ikinci, üçüncü ve dördüncüsü de hali ile çevrildi ve bunlar da ilkinin hatırına aynı zamanda da yine aynı gülümsemelerimizi muhafaza ederek izlediğimiz filmler arasında yerini aldı.

Hatta yeni serisi çıkacak diye dört gözle beklenildiğine yanımdaki çocuklardan dahi şahit idim...

AMA
Ama o da ney? Bu Buz Devri 5. bölümde (Büyük Çarpışma) bir şeyler oluyor. Filmi izlemeye başlar başlamaz bir terslik var dedim bu filmde. Bu diğer bölümler gibi değil aksine başka şeyler içeriyor. Sabırla filmi sonuna kadar izlediğimde şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Tam bir tuzak ile karşı karşıyayız. Büyük bir tuzak ile...

Bu filme asla çocuklarınızı götürmeyin...
Bu filme asla para verip izlemeyin...
Eğer izleyecekseniz filmi ibret alınması ve notlar tutularak izleyin...

Film büyük bir din karşıtlığı üzerine kurulmuş. Evrenin yaratılışı, gezegenlerin varlığı, cennet, cehennem, melekler, alimler, büyük zatlar, peygamberler ve daha nice kutsal sayılan (sadece İslam dini olarak değil bütün semavi dinlerin kutsal saydığı) tüm değerler yerle bir

ediliyor bu filmde. Çocuklar Buz Devri 1 ve 4 serileri ile büyük bir tuzağa çekilip verilmesi istenen de bu 5. filmle verilmeye çalışılmış. Ateistlik diz boyu...

İnanın abartmıyorum. Filmin birinci dakikasından son dakikasına kadar tüm dini değerler ve inançlar yerle bir edilmiş.
Dikkat diyorum başka da bir şey demiyorum...


Independence Day: Yeni Tehdit

Gelelim daha önce izlediğimiz Kurtuluş Günü Filmi ile bu film arasındaki kıyasa. Yani tam bir rezalet diyeyim de siz anlayın. Büyük bir beklenti içerisinde gittiğim ve izlediğim bu film inanılmaz derecede oyunculuklardan tutun kurgusuna kadar tam anlamıyla rezalet.
Rezalet ki ne rezalet. Daha önceki holywood klişelerin hepsi sanki bu filme konu olmuş.
Yazık ki ne yazık. İbneleri kınıyorum...

10 Ağustos 2016 Çarşamba

15 Temmuz Darbe Girişiminden Sonra: Kirli Hesaplar Çarşısı

Kitabın Adı: Kirli Hesaplar Çarşısı

Yazarı: Hüseyin Gülerce

Yayınevi: Kahverengi

Kitabı Bitiriş Tarihi: 03 Ağustos 2016 Çarşamba


İrfan'ın Yorumu:
Hüseyin Gülerce şu an adı Paralel Yapılanma olarak bilinen ama eskiden Hizmet hareketi içinde yer alan makul olarak görülen isimlerdendi. Hatta gerçekten de onu insan gördüğünde bu yapılanma ile ilgili olarak iyi niyet düşüncesine kapılıyordu.
Fakat bu son süreçte Hüseyin Gülerce'nin tarafını belirginleştirmesi ile bu yapının toplum nazarındaki konumu iyice belirginleşmiş oldu. Bakmayın siz Ahmet Hakan Coşkun'un ve Hürriyet gazetesi taifesinin "itirafçı" diye aşağılayarak göndermelerine... Hüseyin Gülerce olsun diğerleri olsun geçmişte yaşamış olduklarını paylaşmasa idi böyle mi olurdu ve daha iyi mi anlaşılabilirdi bu paralel yapılanma...
Kitap birçok konuyu açığa kavuşturması bakımından ve akıcılığı ile öne çıksa da sanki bir şeyler eksik izlenimini hissediyorsunuz. O bir şeyleri ben şu an ifadelendiremiyorum. Okuyan arkadaşlar belki bunu tesbit edebilirler. Öyle ya her şeyi de ben mi ifadelendireceğim? Biraz da başkası ifadelendirsin değil mi?
Kitabı şiddetle tavsiye ederim. Paralel okumalar serime almıştım. Bunu da aradan çıkartmış oldum...


Kitap ile ilgili bir değerlendirme:

Not: http://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/hasan-karakaya/paralelin-kara-kutusu-ya-da-huseyin-gulerce-ne-demek-istedi-11250.html
internet sitesinden alınmıştır.

Birkaç gündür “Paralel Yapı’nın adamları” tarafından işlenen “vukuat”ları yazıyoruz ya; “bazı saftirik okurlarımız” hâlâ “Doğru mu bunlar?” diye soruyor...
“Gerçekten, Cemaat’ten toplanan Himmet paralarını, Kıbrıs’taki kumarhanelerde mi harcamışlar” deyip, soruyorlar:
“Hani bunlar yetim hakkı yemezdi?.. 
Hani bunların kursağından haram geçmezdi?.. 
Hani bunların yediği her lokma helâl idi?.. 
Hani bunlar, analarından helâl süt emmişlerdi?..
Peki oynadıkları bu kumar, yaptıkları bu fuhşiyyat ne oluyor?..
Bu kadar mı alçaldı bunlar, bu kadar mı çukurlaştı?..”
Gerçekten;
İnsanın “inanası” gelmiyor!..
“Olamaz” diyoruz;
“Bu kadar alçalamazlar!”
Biz, onlar hakkında “çok iyiniyetli” düşünmeye çalışıyor ve Hocaefendi’nin“Locaefendi”leştikten sonra ipin ucunu kaçırdığını sanıyorduk ama, yeni yeni anlıyoruz ki;
“Bunlar yetmişinde neyse
yedisinde de oymuş!”
GÜLERCE’NİN YIKILDIĞI AN!
5 Temmuz Pazar günü, Beyaz TV’deki “Ortak Akıl” programında “müthiş açıklamalar” yapan Hüseyin Gülerce; gerek “Samanyolu” televizyonu gerek “Abi”ler konusunda, ortaya ilginç iddialar attı!..
“Cemaat’in eski Abi’lerinden” biri olan Gülerce; “Ergenekon Dâvâsı Süreci”ndeki Zaman gazetesinin “taraflı” yayınlarını Fetullah Gülen’e ilettiğini söyleyip, sözlerine şöyle devam etti:
l “Ergenekon davası sürecinde Zaman gazetesinin, camia medyasının yayınları konusunda yapılan eleştirileri bizzat kendisine söyledim. Arkadaşlardan çok şikayet ve eleştiri geliyordu. Ben de o gün sohbet sırasında ‘Bu şekilde yapılması doğru mu?’ diye sordum. O da ‘Bu mesele çok önemli ve peşini bırakmamak lazım. Ama bunu gazetecilik mesleğinin esaslarına göre yapalım, gazeteci gibi davranmak lazım’ dedi. Yani holigan gibi gazetecilik yapılmaz manasında cevap verdi.”
l “Tek Türkiye dizisinde Kürt vatandaşlar rencide ediliyor diye şikayetler aldım... Gittiğimiz her yerde bize şikayet ediyorlar. Bunu Diyarbakır’daki ve Antep’teki birçok noktadan arkadaş söylüyor. Bunlar camianın nabzını tutan arkadaşlar. Ben de Pensilvanya’ya gittiğimde bu dizi ile ilgili eleştirileri anlattım. Bana dedi ki; ‘Ben de kaç defa söyledim ama değiştirmiyorlar. Bunu izleyenlerin takdirine bırakıyorum.’
l “Yani; Gülen, Hidayet Karaca’ya bir şey diyecek de o yapmayacak... Mümkün mü bu?.. Ben Tek Türkiye dizisinde Kürtlerin rencide edildiğini ve bunun camiaya zarar verdiğini Fetullah Gülen’e söyledim. Benim dünyamın yıkıldığı birkaç andan biridir bu. Bana deseydi ki ‘Haklısın Hüseyin Bey, arkadaşlar ile konuşayım’ tamam, ama ‘Söyledim, değiştirmediler’ dedi. Böyle bir şey mümkün mü?”
Paralelci arkadaşlar; “Bir televizyon dizisinden terör örgütü çıkardılar... O dizinin Fetullah Gülen’le ne ilgisi var?” demeye devam ededursun; ama,Hüseyin Gülerce’nin iddialarına da cevap versinler!..
Tabiî, şuna da cevap versinler:
“Düne kadar rencide ettiğiniz Kürtler, tutuklattığınız KCK’lılar ve PKK’nın siyasi kolu dediğiniz HDP ile sarmaş-dolaş olan, arka kapı diplomasisi yürüten siz değil misiniz?.. Bu ne muhabbet?
Bu, ne yüzsüzlük?!?..”
MUSTAFA ÖZCAN VE SUİKAST!
Hüseyin Gülerce, o programda, “Mustafa Özcan”dan da söz etti... Mustafa Özcan’ın; “Cemaat içinde çok önemli bir yeri olduğundan” söz edip, onunla ilgili hayli “imalı” ifadeler kullandı...
“Meselâ” dedi;
“Mustafa Özcan’ın Yargı’da neler yaptığını nereden bilebilirim?”
Sonra, biraz değiştirdi ifadesini;
“Mustafa Özcan, Yargı’da bir şeyler yapmışsa, ben onu nereden bilebilirim?”
Belli ki Hüseyin Gülerce’nin bildiği bazı şeyler var!.. Ağzındaki baklayı çıkarmıyor ama, bir şeyleri biliyor!..
Elbette neyi bildiğini bilmiyorum... 
Ne var ki, Hüseyin Gülerce’nin “Mustafa Özcan’ın vukuatlarını ima eder gibi” konuşması, bana, tam da geçen yıl bugünlerde, yani 16 Temmuz 2014’te yazdığım; “Yine Hablemitoğlu Suikastı... Zaman’ın bu gocunması niye?” başlıklı yazımı hatırlattı!..
Biliyorsunuz; Ankara Cumhuriyet Savcısı Serdar Coşkun’un, Emniyet’e bir“talimat” göndermesi ve bu talimatta, “son 10 yılda işlenen siyasî cinayetlere dikkat çekmesi” ve bu kapsamda; “Rahip Santoro, Hrant Dink, Necip Hablemitoğlu, Üzeyir Garih suikastları ile Danıştay Saldırısı ve Zirve Katliamı’nda Cemaat üyelerinin rolünü araştırın” demesi üzerine, ben de 9 Temmuz Çarşamba günü; “Cemaat’e soruşturma ya da Necip Hablemitoğlu suikastı” başlıklı bir yazı yazmış, Hablemitoğlu’nun “yazı”larından,“kitap”larından ve “iddia”larından bahsetmiş, yazının sonunda da bir“duyum”umu aktarmıştım...
Demiştim ki;
Kulağıma gelen “söylenti”lere göre; Necip Hablemitoğlu, sanıyorum“Köstebek” adlı kitabını yazdıktan sonra, “ziyaretine birileri geldi” ve ona dediler ki; “Sen, bu kitabından kaç para kazanmayı bekliyorsun?”
Necip Hablemitoğlu, “800 bin dolar” deyince, kendisini ziyaret eden kişi veya kişiler, “Bu para çok” dediler ve ona “500 bin dolar” teklif ettiler!..
“Bu parayı sana vereceğiz ama kitabı, kesinlikle piyasaya vermeyeceksin!”
Bu görüşmenin ardından Necip Hablemitoğlu, “kitabını basacak yayınevi aramaya” başladı!..
İşte o zaman ipler koptu!..
Sonra, gazetelerde o haber çıktı:
“Necip Hablemitoğlu, 18 Aralık 2002 günü Çankaya’daki evinin önünde, saat 20.30 sıralarında uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti!”
Ona “suikast” düzenleyenler, “kitabı yayınlamaması şartıyla 500 bin dolar teklif eden ziyaretçileri” miydi, yoksa “Alman timi” miydi?..
Bu cinayet, “18 Aralık 2002 tarihinden bu yana karanlıkta”dır ve işte şimdi “aydınlatılması” yönünde bir “soruşturma” başlatılmıştır!..
Evet, aynen bunları demiştim...
Gördüğünüz gibi;
Bir “duyum”dan ve “iddia”lardan söz etmiş ama hiç kimseyi “itham”etmemiş, hiç kimseye “suçlama” yöneltmemiştim!..
Üstelik “isim” de vermemiştim!..
Gelin, görün ki;
Bu yazı “olay” oldu...
Birileri “çiğ” yemiş olmalılar ki, “karınları ağrımaya” ve de “yara”ları olmalı ki, “gocunmaya” başladılar!..
AYDINLIK’IN HABERİ
9 Temmuz’daki bu yazımdan “4 gün sonra” yani, 13 Temmuz Pazar günü,Aydınlık gazetesi “benzeri iddiaları” gündeme getirdi...
Aydınlık, “Cinayetten önce son görüşme o imamla” başlıklı “manşet”haberinde, özetle dedi ki;
“Ankara’daki evinin önünde 18 Aralık 2002 tarihinde uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybeden Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu’nun saldırıdan önce üst düzey bir Cemaat mensubuyla görüştüğü ileri sürüldü. Hablemitoğlu’nun ‘suikasttan önce görüştüğü son kişi’ olarak tanımlanan üst düzey cemaat yöneticisi Mustafa Özcan’ın Hablemitoğlu’ndan‘Köstebek’ kitabını çıkarmamasını istediği belirtildi.
İddiaya göre olay şu şekilde gelişti: 
Bilindiği üzere Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu, Emniyet içinde Fethullah Gülen cemaatinin yoğun faaliyetlerini kitaplaştırmak için çalışmaya başladı. Kitaba son şeklini veren Hablemitoğlu’nun bu çalışmasından F tipi örgüt haberdar oldu. 
Bunun üzerine Cemaat’in örgüt yapılanmasında ‘Türkiye İmamı’ olarak geçen Mustafa Özcan, Hablemitoğlu ile görüşmek istedi. Hablemitoğlu bu görüşmeyi kabul etti. İkilinin görüşmesinde Mustafa Özcan, Hablemitoğlu’ndan kitabı çıkarmamasını istedi. Bunun karşılığında da yüklü bir miktarda para teklif etti. Ancak Hablemitoğlu bu teklifi reddetti. Hablemitoğlu’nun, suikasttan önceki son görüşmesi bu oldu.”
Aydınlık’ın haberi böyleydi...
Gördüğünüz gibi, benim yazımda; bir “ziyaretçi”den söz ediliyordu ama“isim” yoktu... Aydınlık ise, bu ziyaretçinin “Mustafa Özcan” olduğunu iddia etmişti...
Doğru mudur, yanlış mıdır bilmem...
Onu “Savcı” çıkaracak ortaya!..
ZAMAN’IN HABERİ
Gerek “benim yazım”, gerek “Aydınlık’ın haberi” üzerine; önce “Zaman gazetesinin internet sitesi”nde, 14 Temmuz 2014 tarihinde de 
“Zaman gazetesinin 1. sayfası”nda bir “saldırı kampanyası” başlatıldı..
“Akit’in iftirasını Aydınlık manşet yaptı” başlıklı haberde dediler ki:
“Yeni Akit gazetesinin Necip Hablemitoğlu ile ilgili gündeme getirdiği iddiayı, Doğu Perinçek’in Aydınlık gazetesi manşet yaptı. 
Yeni Akit yazarı Hasan Karakaya, 9 Temmuz’daki köşe yazısında 2002 yılında evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybeden yazar Necip Hablemitoğlu cinayetini Hizmet hareketi ile irtibatlandırmaya çalıştı. 
Karakaya’nın; hiçbir delile dayanmaksızın ortaya attığı iddia; aradan 4 gün geçtikten sonra bu defa Aydınlık gazetesi tarafından manşete taşındı... Ergenekon Terör Örgütü hükümlüsü Doğu Perinçek’in gazetesi Aydınlık, Hablemitoğlu’nun öldürülmesinden Hizmet Hareketi’ni sorumlu tutup,‘Cemaat Köstebek kitabını çıkarmaması için Hablemitoğlu’na yüklü miktarda para teklif etti’ ifadelerine yer verdi. Parayı teklif eden ismin ise Mustafa Özcan olduğu iftirasını attı.”
MUSTAFA ÖZCAN, KARAKUTU!
Zaman’ın bu “saldırı”sından sonra kendilerine cevap verip, demiştim ki:
“Akit’in iftirasını Aydınlık manşet yaptı” ya da “Akit hedef gösterdi, Aydınlık manşet yaptı” başlıkları atıp da, kamuoyunda bir “algı” oluşturmaya çalışmak yerine; “Bizim rüşvet teklifleri ile, para-pul işleri ve cinayet işleriyle işimiz olmaz!.. Bizim o taraklarda bezimiz yok” deseydiniz“daha inandırıcı” olurdunuz ve ben de o yazıyı yazmak zorunda kalmazdım!..
Ama şimdi;
“Dürbün”ü elime aldım, “uzaklara” bakmaya, meselâ Özbekistan’ı gözetlemeye başladım!..
Merak ediyorum;
Özbekistan Hükümeti’nin “okul kapatma ve öğretmenleri rehin alma”kararı üzerine, “Özbekistan’a giden kim” veya “kimler”di ve de “rehineleri nasıl kurtardılar?”
Madem açtınız konuyu,
Alın, bir “soru” daha!..
Buyrun, cevap verin!..
“Özbekistan” demem üzerine, seslerini kestiler!.. 
Demek oluyor ki, Mustafa Özcan, Özbekistan’da da “bir işler” çevirmiş!..
Uzun lâfın kısası;
Mustafa Özcan denilen şahıs; Hüseyin Gülerce’ye göre “Cemaat’in çok önemli bir adamı”dır, bana göre ise, “kara kutu!”
Eğer Mustafa Özcan’ın şifreleri çözülürse, öyle inanıyorum ki; “Fetullah Gülen Locaefendi de çözülür!”
Merak ediyorum; Hüseyin Gülerce, bunları mı demek istedi acaba?..
Yoksa, ben mi böyle anladım?..

******************************************************************************
Kim, kimi hedef gösteriyor?.. İşi kimler bitiriyor?
“Cemaat’e yakınlığı” ile bilinen Son Sayfa adlı internet sitesi, 3 Temmuz Cuma günü saat 14.23’te bir haber yayınladı... 
Dediler ki; 
“Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi ve CHP’li eşi Gamze Akkuş İlgezdi hakkındaki bilgileri medyaya kimin servis ettiği ortaya çıktı!.. Bilgileri basına dağıtan kişinin Kadıköy Belediyesi Eski Meclis Üyesi H.S. olduğu iddia ediliyor!”
Resmen hedef gösterme!..
Ne ilginç değil mi;
sonsayfa.com adlı internet sitesi 3 Temmuz Cuma günü bu haberi veriyor... 
Battal İlgezdi’nin koruması ve güvenlik müdürü Aşkın Şit de, 5 Temmuz günü “Bu haberi beğendim” deyip, Facebook’taki hesabından paylaşıyor!..
7 Temmuz günü ise, “Battal İlgezdi’nin adamı” olduğu iddia edilen üç kişi,“sonsayfa.com”da adı geçen H.S.’ye yani Arif Sağ’ın yeğeni Hüseyin Sağ’a saldırıyor, ağzını-burnunu dağıtıyor, çenesini kırıyor!..
İyi de “hedef gösteren” kim, 
“işi bitiren kim?”
Hani diyorum ki: “Bir tek olayın altından Paralel çıkmasın, dişimi kıracağım!”