Benim Hayatım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Benim Hayatım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mayıs 2016 Pazar

Müslümanlar Allah'tan Başka Nasıl İlah Edinir?

Garip bir başlık değil mi? Oysa müslüman Allah'tan başka ilah edinir mi ki? Edinmez. Ama o yol açıldığında ve şeytan o kapıdan girdiğinde maalesef bu mümkün...

İki temel etken var. Bunlar üzerinde duralım derim:
BİR: Sevgi
İKİ. Korku

Eğer sevgiyi Allah'tan başkasına yoğunlaştırırsanız ve korkuyu da aynı şekilde Allah'tan başkasına yoğunlaştırırsanız şeytanın o kapıdan girmesi içten bile değil.

Şu an ben müslümanım diyen büyük bir kesimin Türkiye'deki büyük bir siyasi hareketin lideri ile ilgili gelinen endişe edici bir noktadayız kanaatindeyim..

Derdimi açayım biraz:

O siyasi hareketin lideri doğru sözler söyleyip doğru işler yapmaya başladığında insanların gözlerinin göremeyeceği hatasızlık perdesinin altına girmeye başladığında tehlike çanları çalmaya başladı demektir: Çünkü peygamber haricindeki tüm yaratılmışlar bu tehlike ile karşı karşıyadır. Onlara tabi olanlar için de bu tehlike daha büyük tabi...

Geçmiş dönemlerdeki tapınılan putlara baktığımızda salih insanlar zümresi ile korkulan varlıklar grubunu görebiliriz. Bu da bize yukarıdaki iki grubun götürdüğü yer iki etkendir: Sevgide aşırılık, korkuda aşırılık...

Eğer o bizim reisimiz o nederse o olur aşamasına geldiysek ...

O bir söz söyledi artık onun sözlerini ayakta dinlememiz gerekir durumunda isek ...

Ona bağlı farklı iş kollarında çalıştığımızda söylediğimiz sözler, hareketler ve eleştiriler onun hoşuna gitmeyebilir o yüzden korkmaya başladıysak...

Bunları daha da artırabiliriz.

İşte o gün bu gündür. Ve bugün müslümanların "reise saygı" adı altında o yaratılmış beşerin her sözünü, her hareketini "yüzde ellilik milletin gücüne dayandığı" tezi ile sahiplenmek ...

İşte bu hatadır benim güzel kardeşim...

Örnek alınacak ve takip edilecek yegane yaratılmış son peygamber ve Kur'an'da bize tavsiye edilen peygamberler değil midir? Hz. İbrahim'de sizin için güzel bir örnek var demiyor mu yüce yaratan... Hz. Peygamber'i son peygamber olarak izlerini takip edin demiyor mu? Bizim başka örneklere ihtiyacımız yok, yeni kutsallar oluşturmamız da doğru değil kanaatindeyim...

"Davan davamız" dendiğinde davası İslam olanın mı yoksa başka ırkçılık kokan unsurların mı?

"Yolun yolumuz" dendiğinde yolu İslam olanın mı yoksa demokratik laik tercihler midir bizim yolumuz?

Reisin doğrusuna doğru diyebilme özgüveninde olmamız gerektiği gibi yanlışına da yanlış denilmesi İslam'ın halifelerinin bize öğrettiği örneklik değil midir?

Davası İslam olanın ve yolu Kur'an ve Sünnet çizgisinde gidenin yolu ne mübarek ve ne güzel yoldur. Ne mutlu o yolun yolcularına...

NOT: Bu yazıyı o camiada arkadaşlarımız, dostlarımız, akrabalarımız olduğundan yanlışa sapılmaması endişesi ile karaladım. Hatalar benden doğrular Allah'tandır.


14 Mayıs 2014 Çarşamba

SOMA: ACIYI TARİF EDEMİYORUM


Soma'da Felaket...

Soma'da kömür madeninde yaşanan acının tarifini yapmam mümkün değil.

Çok ama çok üzüntülüyüm.


Rabbim bu kazada vefat edenlere rahmet etsin, geride kalan ailelerine sabırlar ihsan etsin.

Zor... Gerçekten zor bir durum.



Bu zor durumda çizmelerini çıkartıp uzandığı sedyenin kirlenmemesi düşüncesinde olan ince ruhlu yaralıya burdan selam gönderiyorum...

http://www.cnnturk.com/video/turkiye/yarali-madenci-cizmeleri-cikarayim-mi

İşte o yaralı ile ilgili beni hüzne boğan link...


4 Haziran 2013 Salı

taksim'de özgür der bakışı

Özgür-Der’den Taksim Açıklaması

HAKSÖZ-HABER
Özgür-Der, Taksim Gezi Parkında başlayan ve birçok şehre yayılan olaylar hakkında bir açıklama yaptı.
Çevre duyarlılığı ya da dikta karşıtlığı yalanına sarılarak Müslüman halkın değerlerine karşı sergilenen düşmanlığa dikkat çekilen açıklamada polis şiddeti ve hükümetin zaman zaman kâr hırsıyla imza attığı uygulamalar da eleştirildi.
Özgür-Der, en nihayetinde Kemalist despotizmin ihyasına yönelik bir kalkışma olarak nitelediği gösterilerin 28 Şubat yürüyüşleri ve Cumhuriyet Mitingleriyle yakın akrabalığına dikkat çekti. Hizmet Cemaatinin tutumunun da eleştirildiği açıklamada darbe özlemcilerinin sureti haktan gözükerek öne çıkarttıkları süslü, cilalı söylemlerin ardındaki asıl hedeflerini, kirli niyetlerini görmemenin büyük bir basiretsizlik; azgınlıklarına ve tahammülsüzlüklerine sessiz kalmanınsa bağışlanamaz bir suç olduğu ifade edildi.
Özgür-Der Genel Merkezinden yapılan açıklama:
Gezi Parkı Protestoları Kemalist Despotizmin İhyasına Yönelik Bir Kalkışmadır!
4 Haziran 2013
Hükümetin Taksim Gezi Parkında yapmak istediği düzenlemeye tepkilerle başlayan ve geniş çaplı bir isyan görüntüsüne bürünen protestolar ülke genelinde büyük bir gerilim ortamına kaynaklık etmektedir. Kemalist Cumhuriyetin yapısal çarpıklığından kaynaklanan nedenlerle Türkiye her ne kadar siyasi ve toplumsal gerilimlerin sürekli biçimde yaşandığı bir ülke olarak bilinse de sokaklara yayılan şiddet olgusunun ciddi bir toplumsal çatışma riski barındırdığı görmezden gelinemez.
Gezi Parkı tartışmaları geçmişten bugüne Kemalist resmi ideolojinin muhafızlığını üstlenmiş kesimlerin mevzi addettikleri belli mekân ve kurumları kutsama tutumlarının yeni bir örneği olarak karşımıza çıkmıştır. Dün Çankaya özelinde yaşanan kutsama çabalarını, bilahare AKM’den Emek Sinemasına kadar çeşitli düzeylerde sürdüren kesimlerin uzun bir süredir Taksim’i inançlarının öngördüğü hayat tarzının bir sembolü ve kalesi addettiğine şahitlik etmekteyiz. Bu çerçevede bizzat Gezi Parkı düzenlemesine muhalefet eden grupların da ikrar ettiği üzere, konunun ağaç-park meselesini fazlasıyla aşan, Hükümet ve temsil ettiği düşünülen toplum kesimleriyle, laik-Kemalist ideoloji savunucuları arasında yaşanan bir iktidar hesaplaşması olduğu açıktır. Bu iktidar hesaplaşması bazen AKM, Emek Sineması, Gezi Parkı gibi mekânlar üzerinden, bazen İmam Hatip Okullarına yönelik engellemelerin kaldırılması girişimleriyle, bazen de alkol veya kürtaj düzenlemesi gibi konular üzerinden kamuoyuna yansımaktadır.
Şüphesiz Taksim’de ortaya konulan protestolara ilk andan itibaren güvenlik güçleri tarafından gösterilen aşırı tepkinin olayların hem büyümesinde hem de yaygınlaşıp tırmanmasında etkili bir amil olduğu görmezden gelinemez. Ancak polisin meydandan çekilmesi sonrasında da göstericiler tarafından sergilenen dizginsiz şiddet ve protestoların organize bir şekilde diğer şehirlere yayılması, meselenin bir hak arama ve meşru itiraz boyutlarını çoktan aştığını şüpheye hiç mahal bırakmayacak biçimde ortaya koymuştur. Bu noktada gelişen manzaranın polis şiddetinin doğurduğu bir infial hali, haklı bir isyan şeklinde yorumlanmasının siyasal gerçeklikle alakasız bir yaklaşım oluşturacağı açıktır.   
Sokaklara yansıyan protestoların AK Parti ve Başbakan Erdoğan tarafından 10 yılı aşan iktidar sürecinde sergilenen baskıcı tutuma tepki olduğu iddia edilmektedir. Oysa şiddet merkezli olarak ortaya konulan eylemlerde Ergenekon-Balyoz davalarıyla darbeci kadroların yargılanıp hapsedilmelerine paralel işleyen ve Kemalist-ulusalcı partilerin üst üste seçim kaybetmiş olmalarının verdiği moral bozukluğu, ümitsizlik atmosferinin asıl belirleyici olduğu ortadadır. Halk desteğine güçlü bir biçimde zaten hiçbir zaman sahip olmayan laik-Kemalist ideoloji savunucuları ve onların çeperinde büyüyen sol çevreler, asker-sivil kadrolar eliyle muhafaza ettikleri bürokratik iktidarın da kaybedilmesiyle tümden çaresizleşmiş ve asabileşmişlerdir. Sokaklara taşan yakıp yıkma görüntülerinin, öfke patlamalarının ardında aranması gereken asıl unsur budur!
Çevre Duyarlılığı Ya da Dikta Karşıtlığı Yalanının Altındaki Gerçek:
Müslüman Halkın Taleplerine, Değerlerine Düşmanlık!
Bir haftadır yaşanan olaylar bazılarının söylediği gibi hiç de karmaşık değildir. Aksine söylem ve eylem biçiminden örgütlenme şekli ve hedefine değin her şeyiyle gayet açık ve nettir. Müslüman halkın bir kısım hak taleplerinin siyaset nezdinde karşılık bulmasına duyulan öfke, kibir ve düşmanlık ‘doğal hayata sadakat ve betonlaşmaya tepki’ bahanesiyle sokak ve meydanlara taşınmıştır. Üstelik sokak ve meydanlar temel hak ve özgürlükleri teminat altına almak üzere değil, tersine gayrı meşru şiddet sarmalıyla kuşatma altına almak istedikleri siyaset ve toplumu en temel haklarından mahrum edip yeni bir askeri vesayete kapı aralamak üzere tepe tepe kullanılmıştır.
Ülke genelinde şiddet ve korkuyu hâkim kılan eylemlerin belli kesimlerce haklı bulunması ve “halk tepkisi” kavramıyla meşrulaştırılması da dikkat çekicidir. Halkın oyuyla iktidara gelmiş olmasına rağmen mevcut hükümetin bu çevreler nezdinde bir türlü kabul edilememesi ve icraatlarının sürekli biçimde meşruiyet testine tabi tutulması söz konusu iktidar seçkinlerinin geçmek bilmeyen hazımsızlıklarını ortaya koymaktadır. Şimdi bu kesimler sokaklara yansıyan vandalist eğilimler içeren görüntülere baktıklarında bir türlü sandıktan çıkartmaya muvaffak olamadıkları iktidarın kokusunu alıp heyecana kapılmaktadırlar. Ve bu heyecanla/telaşla dayatmacılığı, ölçüsüzlüğü, şiddeti meşrulaştırma çirkinliğine düşmektedirler.
Kuşkusuz, en üst perdeden şiddetin kamusal alanı işgal ettiği geceli gündüzlü bir haftayı naklen yayınlayan ekranlar-manşetler “Beyaz Türklerin” yol açtığı yıkımı başka hiçbir kesim için asla normalleştiren, makulleştiren, masumlaştıran bir literatür kullanmaz, buna asla izin vermezlerdi. Elbette ki böylesi bir “imrendirici”, “teşvik edici” dili ancak Beyaz Türkler için kullanırlardı ve öyle de yaptılar. Öyle ki, ulusalcı-faşistlerle birlikte despotik bir yönetimi talep ederek güya faşizme karşı mücadele edenlerin, ulusal sermaye sınıfı tarafından sırtları sıvazlanarak kapitalizme karşı isyan bayrağı çekenlerin hiçbir çelişkisi görülmemekte, mantık dışı şiddet ve askeri vesayete duyulan özlemin eleştirisinin bahsi bile edilmemektedir.
Müslüman Halkların Özgürlük Sembolü Tahrir’in
Kemalist/Baasçı Zihniyetin Taksim Kutsaması İle Karşılaştırılması Yanlıştır! 
Sadece Hükümeti değil, toplumun geniş kesimlerini de tahrik ederek öfke ve düşmanlıklarını izhar eden Beyaz Türkler, muhalefetlerini ortaya koyabilecekleri hangi meşru yollar/kanallar engellenmiştir ki “Taksim’den Tahrir çıkartma” telaşesine düşmüşlerdir? Tahrir direnişleri despotizmin sonunu getirmek üzere ateşlenmişti. Oysa Taksim direnişçileri despotizmin Kemalist versiyonunu hortlatmak için sahaya inmişlerdir. Taksim merkezli protestoların 28 Şubat yürüyüşleriyle, Cumhuriyet Mitingleriyle yakın akrabalığı ve ortak hedeflere yöneldiği gayet nettir, açıktır.
Ağaç sevgisi, park sevdası olarak maskelenmek istenen şeyin resmi ideolojiyi ve laik-Batıcı iktidar sınıflarının ayrıcalıklarını koruma stratejisinin bir aracı olduğu gizli değildir. Bu stratejinin hayatımıza yansıyacağı ilk alanlar İslami kimliğin kamusal alandan tecrit edilmesi ve Kürt sorununda inkâr ve asimilasyon politikalarına dönüştür. Bu süreçteki çevreci kaygılardan bin misli fazlası militarist-laik kaygılar olarak somutlaşıp karşımıza dikilmiştir. Karşımıza dikilen bu heyulanın halkın İslami kimliğine yönelik Kemalist-laik; Kürt kimliğine yönelik ulusalcı-Türkçü bir tahakküm olduğunu anlamamak için akıl ve mantıktan hepten yoksun olmak gerekir.
Sivil değil militarist bir organizasyon var orta yerde. Özgürlükçü değil bilakis despotik söylemler eşliğinde Kemalist oligarşiyi tahkim hedefi ağır basan bu hareketliliğin sahibi Müslüman halk değil devlet sınıfları ve paralelinde konuşlanmış sol-Kemalist, sosyalist veya liberal unsurlardır. Hükümetle ilişkilerinde son dönemlerde sorunlar yaşayan ve bu yüzden bir müddettir abartılı bir tarzda muhalif bir söylem ve tutum geliştiren Hizmet Cemaatinin de bu koro ile birlikte aynı kulvarda koşması anlaşılmaz bir tutumdur. Bu noktada duyarlı ve samimi tüm kesimleri gelişen süreçte dar örgüt çıkarlarını, kişisel ihtirasları, popüler olma kaygılarını değil, asli kimliğini merkeze almaya ve halkın İslami değerlerine ve kimliğine düşman bir anlayışı güçlendirecek tutumlardan kaçınmaya çağırıyoruz. 
İslami kimliğimiz doğrultusunda mevcut laik-Kemalist sistemin işleyişine muhalif duruşumuz da AK Parti Hükümetinin adalet ve hukuk ekseninde gelişmeyen birtakım icraatlarına karşı duyduğumuz rahatsızlık da Kemalist darbe özlemcilerinin politik manevralarına, mevzi kazanma gayretlerine karşı asla duyarsız, sorumsuz kalmamızı getirmemelidir. Polisin yer yer aşırı şiddete başvurmasını da hükümet kadrolarının kâr hırsıyla zaman zaman gayet çirkin bazı uygulamalara imza atmasını da eleştirmek bir hak, daha ötesi sorumluluktur. Mamafih halkın tercihlerine, kimliğine değer vermeyen, bilakis her fırsatta düşmanlık eden darbe özlemcilerinin sureti haktan gözükerek öne çıkarttıkları süslü, cilalı söylemlerin ardındaki asıl hedeflerini, kirli niyetlerini görmemek, idrak etmemek büyük bir basiretsizlik; azgınlıklarına ve tahammülsüzlüklerine sessiz kalmaksa bağışlanamaz bir suçtur.
ÖZGÜR-DER

9 Şubat 2013 Cumartesi

Birisinden Alacağınız mı Var ?


Rasulullah (sav) şöyle buyurdu: 


“Melekler sizden öncekilerden bir adamın ruhunu karşıladı. 

Ona: Hayır (iyilik) namına bir şey işledin mi dediler. 

O: Hayır, dedi. 

Ona: Hatırla dediler, 

O: Ben insanlara borç veriyordum. Görevlilerime ödeme zorluğu çeken kimseye süre tanımalarını, 

varlıklı kimseye müsamahakâr davranmalarını emrederdim. 

(Bu sebeble) aziz ve celil Allah da: Onu affedin buyurdu.”



Buhari, 2077, 2391, 3451; İbn Mace, 2420


Konuyla ilgili başka bir hadis:


Ebu Katade bir alacaklısının arkasından gitti. Alacaklısı da ondan saklandı. Sonra onu buldu. 

Adam: Ödeyecek durumda değilim dedi. 

Ebu Katade: Allah adına yemin edebilir misin dedi. 

Adam: Vallahi dedi. 

Ebu Katade dedi ki: Ben Rasulullah (sav)’i şöyle buyururken dinledim: 


“Her kim Allah’ın kendisini kıyamet günü sıkıntılarından kurtarmasından memnun olacaksa 

borcunu ödeyemeyen bir kimseyi rahatlatsın 

yahut onun borcunu affetsin.”


Müslim rivayet etmiştir

Ağaç Dikmek mi Dediniz ?


Rasulullah (s.av) buyurdu ki

“Bir Müslüman bir ağaç dikerse mutlaka ondan yenilenler onun için bir sadaka olur. 

Ondan ne çalınırsa onun için bir sadakadır. 

Yırtıcı hayvanların ondan yedikleri onun için bir sadakadır. 

Kuşların yedikleri de onun için bir sadakadır. 

Ondan kim ne eksiltirse mutlaka onun için bir sadaka olur” buyurdu.



Müslim rivayet etmiştir

1 Şubat 2013 Cuma

İlker Özmeriç Hayata Gözlerini Yumdu

Meriç Plastik'de tanıdım.
Topkapı'da
Oranın sahibi imiş
Biraz dik birisi idi.
İlk önce insanda kızgınlık uyandıran bir konuşma tarzı olduğunu sanırdınız.
Ama onunla muhabbetiniz ilerledikçe
Onu tanıdıkça
Onun meziyetlerini gördükçe
Onun cömertliğini, güler yüzünü, sabrını...

İlker abi güzel bir insandı...
Zaafları olan güzel bir insan...
İlker abi cömert bir insandı...
Zaafları olan cömert bir insan...
İlker abi merhametli bir insandı...
Zaafları olan merhametli bir insan...

Hangimizin zaafları yok ki...

Ameliyata gireceğini bir dostumdan öğrendiğimde aradım, telefonla görüşebildik, yanına gidemedim.
Ah gitseydim!
Son kez tebessüm eden yüzünü görüp telefonla değil de yüz yüze helallik alsak helallik verseydim...
Yoğun bakımda hastaneye gittiğimde artık görüşme umudu da yoktu
Artık geri dönüş yoktu onun için...

Ah be İlker abi
Ah be...

Rabbimden gerçek yolculuğunda rahmet diliyorum senin için...
Zaaflarını, güzel hasletlerinle örtmesini, kendi katında merhamet etmesini, affetmesini diliyorum.
Benden yana bir hakkın varsa ben sana hakkımı doyasıya helal ediyorum...
Gözyaşları içerisinde senden de bana hakkını helal etmeni istirham ediyorum...

Ah be İlker abi
Ah be...

27 Kasım 2012 Salı

Birinin Hayatında Bir Fark Oluşturmaya Çalışın

Okulun ilk gününde 5. sınıfın önünde dururken, öğretmen çocuklara bir yalan söyledi. Çoğu öğretmen gibi, öğrencilerine baktı ve hepsini aynı derecede sevdiğini söyledi. Ancak bu imkânsızdı, çünkü ön sırada oturduğu yerde bir yana kaykılmış ismi Mustafa Yılmaz olan bir erkek çocuk vardı. Bayan Mediha bir yıl önce Mustafa yı izlemişti ve diğer çocuklarla iyi oynamadığını, elbiselerinin kirli olduğun...
u ve sürekli olarak kirli dolaştığını gözlemişti. İlave olarak Mustafa tatsız olabiliyordu. Bu öyle bir noktaya geldi ki, Bayan Mediha onun kâğıtlarını büyük bir kırmızı kalemle işaretlemekten, kalın çarpılar (x ) yapmaktan ve kâğıdın üstüne büyük? F? (en düşük derece) koymaktan zevk alır oldu.

Bayan Mediha nın okulunda, her çocuğun geçmiş kayıtlarını incelemesi gerekiyordu ve Mustafa nın kayıtlarını en sona bıraktı. Ancak, onun hayatını gözden geçirdiğinde, bir sürpriz ile karşılaştı.

Mustafa nın birinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

Mustafa gülmeye hazır parlak bir çocuk. Ödevlerini derli toplu ve temiz yapıyor ve çok terbiyeli. Onun etrafta olması çok eğlenceli?

İkinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

Mustafa mükemmel bir öğrenci, sınıf arkadaşları tarafından çok seviliyor, ama annesinin ölümcül bir hastalığı olduğu için sıkıntı içinde ve evde ki yaşamı mücadele içinde geçiyor.?

Üçüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

Mustafa nın annesinin ölümü onun için çok zor oldu. Mustafa elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor, ama babası ona ilgi göstermiyor ve eğer bazı adımlar atılmazsa evde ki yaşamı yakında onu etkileyecek.

Mustafa nın dördüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

"Mustafa içine kapanık ve okulda derslere çok fazla ilgi göstermiyor. Çok
fazla arkadaşı yok ve bazen sınıfta uyuyor.

Bunları okuyunca, Bayan Mediha problemi kavradı ve kendinden utandı.

Öğrencileri ona güzel kurdelelerle ve parlak kâğıtlara sarılmış hediyeleri
getirdiğinde bile çok kötü hissediyordu. Mustafa nın hediyesini alıncaya
kadar bu böyle devam etti.

Mustafa nın hediyesi bir marketten aldığı kalın, kahverengi ambalaj kâğıdı
ile beceriksizce sarılmıştı.

Bayan Mediha onu diğer hediyelerin ortasında açmaktan acı duydu. Bayan Mediha pakette taşlarından bazıları düşmüş yapma elmas taşlı bir bilezik ve çeyreği dolu olan bir parfüm şişesini çıkarınca çocuklardan bazıları gülmeye başladı. Ama o bileziğin ne kadar güzel olduğunu haykırdığında çocukların gülmesi kesildi. Bileziği taktı ve parfümü bileklerine sürdü. Mustafa, o gün okuldan sonra öğretmenine şunu söylemek için kaldı.

Öğretmenim bugün aynı annem gibi kokuyordunuz.

Çocuklar gittikten sonra, Bayan Mediha en az bir saat ağladı. O günden
sonra, okuma, yazma ve aritmetik öğretmeyi bıraktı. Bunun yerine, çocukları
eğitmeye başladı. Bayan Mediha, Mustafa ya özel ilgi gösterdi. Onunla çalışırken, zihni canlanmaya başlıyor görünüyordu. Onu daha fazla teşvik
ettikçe, daha hızlı karşılık veriyordu. Yılın sonuna kadar Mustafa sınıfta
ki en zeki çocuklardan biri oldu ve tüm çocukları aynı derecede sevdiğini
söylemesine rağmen, Mustafa onun gözdelerinden biri idi.

Bir sene sonra, Bayan Mediha kapısının altında Mustafa dan bir not buldu,
ona hala tüm yaşamında sahip olduğu en iyi öğretmen olduğunu söylüyordu.

Altı yıl sonra Mustafa dan bir not daha aldı. Liseyi bitirdiğini, sınıfında
üçüncü olduğunu ve onun hala hayatındaki en iyi öğretmen olduğunu yazmıştı.

Bundan dört yıl sonra, bazı zamanlar zor geçmesine rağmen okulda kaldığını,
sebatla çalışmaya devam ettiğini ve yakında kolejden en yüksek derece ile
mezun olacağını yazan başka bir mektup aldı. Yine Bayan Mediha nın tüm
yaşamında ki en iyi ve ne favori öğretmen olduğunu yazmıştı. Sonra dört yıl
daha geçti ve başka bir mektup geldi. Bu kez fakülte diplomasını aldıktan
sonra, biraz daha ilerlemeye karar verdiğini açıklıyordu. Mektup onun hala
karşılaştığı en iyi ve en favori öğretmen olduğunu açıklıyordu. Ama simdi
ismi biraz daha uzundu.

Mektup söyle imzalanmıştı,



Prof. Dr. Mustafa Yılmaz ( Tıp Doktoru)



Öykü burada bitmiyor.

Görüyorsunuz, ortaya çıkan başka bir mektup var.

Mustafa bir kızla tanıştığını ve onunla evleneceğini söylüyordu. Babasının
birkaç hafta önce vefat ettiğini açıklıyordu ve evlenme töreninde Bayan
Mediha nın damadın annesine ayrılan yere oturup oturamayacağını soruyordu.

Şüphesiz Bayan Mediha bunu kabul etti. Ve tahmin edin ne oldu?

Taşları düşmüş olan o bileziği takti. Dahası, Mustafa nın annesinin süründüğü parfümden sürdü.

Birbirlerini kucakladılar ve Dr. Mustafa, Bayan Mediha nın kulağına şöyle fısıldadı,

"Bana inandığınız için teşekkür ederim, öğretmenim.

Bana önemli olduğumu hissettirdiğiniz ve bir fark meydana getirebileceğimi gösterdiğiniz için çok teşekkür ederim"

Bayan Mediha, gözlerinde yaslarla fısıldadı, söyle dedi,

Mustafa, yanlış şeylere sahiptim. Bir fark meydana getirebileceğimi bana
öğreten sensin. Seninle tanışıncaya dek, nasıl öğreteceğimi bilmiyordum".

Birinin Hayatında Bir Fark Oluşturmaya Çalışın.

İrfan'ın Notu:
Fatih Arıtürk'e buradan teşekkürlerimi gönderiyorum. Gözlerim biraz buğulanarak okudum. Umudu kaybetmeden, ümitsizliğe kapılmadan, anlayarak ve anlamlandırarak farkımız olsun.

23 Kasım 2012 Cuma

Acınız Acımız, Üzüntünüz Üzüntümüzdür

İrfan'ın Yorumu:
Çok değerli bir abimizin tanıdığı olan bir arkadaşı vefat etti. Mustafa Dumlupınar'ı tanımam, aile efradını da. Ama Şevket abinin acısını paylaşmak, üzüntüsünü bizim de gönüllerimizde hissettiğimizin bilinci ile aşağıda bizlere göndermiş olduğu yazıyı burada paylaşma ihtiyacı duydum. 
Mustafa Dumlupınar'ın ailesine de buradan sabır diliyor, kendisine de Rabbim'den rahmet niyaz ediyorum. 

Mustafa’nın Ardından

Minarede “ölü var” diye bir acı salâ...
Er kişi niyetine saf saf namaz... Ne âlâ!
Böyledir de; ölüme kimse inanmaz hâlâ!
Ne tabutu taşıyan, ne de toprağı kazan...
                                           Necip Fazıl Kısakürek


Merhum Mustafa Dumlupınar kardeşimin tabutunun başında gözlüklü olan oğlu.Ahmet…
Ahmet Dumlupınar Beykoz Anadolu Lisesi 3. sınıf öğrencisi…
Mustafa Dumlupınar’ın 0532266.... no’lu telefonunu arayınca artık Ahmet çıkıyor…
Hani Resulullah “babanızın arkadaşlarını unutmayın ve saygıyı eksik etmeyin” diyor ya
Bu hadisi tersten okuyarak
“Yetiminizi yakın arkadaşlarınıza bırakırsınız” gibi anlıyorum...
Bu resimde aslında her şey anlaşılıyor…
Mustafa Dumlupınar yetimine sahip çıkacak kardeşlerine gülümsüyor…
Ahmet ise…
            Tahtadan yapılmış bir uzun kutu:
Baş tarafı geniş, ayakucu dar…
           Çakanlar bilir ki bu boş tabutu,
           Yarın kendileri dolduracaklar...

Cılız vücuduma tam görünse de,
            İçim bu dar yere sığılmaz diyor.
Geride kalanlar hep dövünse de,
            İnsan birer birer yine giriyor… Necip Fazıl Kısakürek

15 Kasım 2012 Perşembe

Yılbaşı Tebriği



Miladi yıla, coşup eğlenilecek 31. gece kutlamasını özendirmek amaçlı süslenen çamlar, sahte kahkahalar atan 30 lira yevmiyeli çakma Noel babalar, pırıl pırıl aydınlatılan avm’ler, zenginlik hayallerini azdıran milli(!) piyangolar, eğlence programlarını tanıtan televizyonlar ve gazinoların işgali altına gireceğiz. Her şey geriye sayım yapılıp havai fişekler altında yeni bir yıla girmenin heyecanı adına tüketim arttırılması adlı bir illüzyon… 
         
Hâlbuki bizim hicri yılbaşımız bir hüznün yıldönümüdür. Çok sevdiği Mekke’den inancı ve istikamet dolayısıyla katledilmekten son anda kurtulup kafa avcılarının takibinde sevenlerin yanına doğru zorlu bir yolculuk yapanın Resulullah’ın (sav) anılmasıdır. Bu bütün durgun sulara gittikçe debisi arttıran bir akarsu olmanın farz olduğu bir başlangıçtır.
         Bu hüzne, sıcacık yatağını terk edip zulme karşı canını ortaya koyan O hicret edenin ciğer paresi Hüseyin’in(rah) şahadetiyle ilan edilen “Aşura” ile bütün zalimlere başkaldırının seneyi devriyesi eklenmiştir.
        
  Hicreti başlangıç alan istikametiniz Mübarek olsun…Şevket HÜNER

                                                                                                      

        “Kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde gidecek çok yer de bulur, genişlik de. Kim Allah’a ve Peygamberine hicret etmek amacıyla evinden çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse, şüphesiz onun mükâfatı Allah’a düşer. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.” (Nisa /100)

          Ömer (ra)’den rivayetine göre, Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur;
"Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır. Öyleyse kimin hicreti Allah'a ve Resulü’ne ise, onun hicreti Allah ve Resulünedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalığa veya nikâhlanacağı bir kadına ise, onun hicreti de o hicret ettiği şeyedir."  (Buhârî, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî )

İrfan'ın Yorumu;
Aynen katılıyorum...

13 Kasım 2012 Salı

En son ne zaman görmüştük Senayı?

VERA

Hiç söylenmemiş sözler söylemeli
El değmemiş duru sözler sevdiğim için
Sevdiğim!
Şehir giysileri kıskanır ve bu yüzden bürünür geceye
Güneş gözlerinden beslenir ve saçlarını kollar görmek için
Sensizken; şehrin boş meydanlarında yürüdüm
Kalın puntolarla iri laflar ettim
Öfkemi saldım iri dişli postallar üzerine


Sevdiğim! VERA!
Hangi çocuğu okşadın
Ellerinde gülden kokular, dilinde aşk nameleri
Söylesene VERA! Hangi çocuğun adını andın
Sahi VERA!
En son ne zaman görmüştük Senayı?
Hatırlasana; deli kız sana emanet etmişti o bombaları


Sevdiğim! Bak umut kan pıhtısı rengine döndü
Sen VERA! Filistin'den geçerken sakın eteklerini toplama
Biraz kan bulaşmış şekilde çık karşıma
Ve sakın UNUTMA!!!
O ilk çocuğumuzdur
Asırlardır dillerde olan Leyla'dır
Meryem'in suskunluğunda can bulan gözleri vardır Züleyha'nın
Daha düşmeden kirli kelimeler diyarına


Bilir misin VERA!
Kaçıncı çocuk, bu kaçıncı kertik yüreğe atılan
Artık eskisi gibi değil; daha da sancılı, artık daha da sancılı
Asırlardan uzat ellerini VERA
Ellerini bulur ellerim bir girozni kuşatmasında
Dağları görüyor musun VERA
Her bir dağa bir çocuğumuzun adını koymuşlar
Muratım! Metinim! Beratım!
Hani omuz omuza vermiştik ya bir namaz kıyamında
Hani beraber açmıştık orucumuzu
Kimi Marmara'da kimi yıldızda
Koş VERA koş! Ülkemin sürgün yerlerine koş
Ağlama deli kız ben ağlarım
Seni böyle görmemeli her okul kapısında türkümüzü söyleyen kızlarımız
Ve Annelerde söyle; sakın ağlamasınlar ve onlara sakın ölüler demesinler


Söylesene VERA!
Çocuklara sıkılan hangi kurşun kahpece değildir?
Öfkemiz taş doğrusun VERA
Taş doğrusun, yüreklerimizi söksün yerinden
Bak her tarafta ellerinde sapanlı Ebabiller
Ebrehe'nin tanklarına kan kusturur
Şimdi kızıl denizi boğan, şimdi Firavunu boğan kızıl denizi
Ağlama duvarının önünde görürüm
Ki Asa değil Musa'nın elindeki çağın sökülmüş kalbidir
Bir şubat gecesi kaybettik esrarımızı VERA
Kendimizi odalarımızda bulduk
Postallı korkularımızla


Söylesene SEVDİĞİM!
Hangi rengini çaldılar gökyüzünden
Bak zulüm Çin seddini aştı
Ahh SEVDİĞİM
İçimizdeki Musalardan ne haber vardır?
İbrahimlerden Yusuflardan
Yoksa Musa'yı kızıl denizde yalnız mı bıraktık?
Kendi ellerimizle mi verdik İbrahim'i Nemrutlara?
Şimdi hangi kuyudan gelmede Yusuf'un sesi
Unutma VERA!
Filistin de her doğan yeni çocuk ilkin annelerinin göğsüne
Sonrada yerdeki taşlara uzanırlar


Neredesin?
Ey İsmail in boğazındaki merhamet
Üzerimizde ki bu acıyı kaldır
Ya ebabilleri gönder ya bizi de oraya aldır
Her taraftan bana yönelir seni arayan sesim
VERA BENİM! VERA BENİM

İrfan'ın Yorumu
Bu güzel şiiri, aynı güzellikte okuyan şehid Numan Arıman'a rabbimden af ve mağfiret diliyorum. Gözlerimi yaşartan bu şiiri gönderen Şevket Abi'mi de, kendimi de Numan kardeşim ile ele ele cennetlerde buluşmak için Rabbimden niyaz ediyorum. 
Tanımadım Numan kardeşimi
Görmedim...
Ama bu şiiri okurkenki ses tınısı aldı götürdü beni
Alsın götürsün sizleri de diye hem şiiri hem de kendi okuyuşunu sizlerle paylaşıyorum...



14 Ağustos 2012 Salı

kadir gecesi


Tüm müslümanların Kadir gecesini tebrik ediyor, hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum. 
Tüm insanların da Kadir gecesini tebrik ediyor, onlara da İslam ile tanışması için vesile olmasını diliyorum. 
Tüm varlık aleminin de Kadir gecesini tebrik ediyor, var olan her canlı-cansızın Rabbi olan Allah'a hamd ediyorum. 
RABBİM SEN EKSİKLİKLERDEN MÜNEZZEHSİN, RABBİM SEN AZİMSİN. 
RABBİM SEN BAĞIŞLAMAYI SEVERSİN, BİZLERİ BAĞIŞLA. (AMİN)

KADİR SURESİ
Bismillâhirrahmânirrahîm.
1. Şüphesiz, biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik.
2. Kadir gecesinin ne olduğunu sen ne bileceksin!
3. Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.

4. Melekler ve Ruh (Cebrail) o gecede, Rablerinin izniyle her türlü iş için iner de iner.
5. O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir.

DUHAN SURESİNDEN
2,3. Apaçık olan Kitab’a andolsun ki, biz onu mübarek bir gecede indirdik. Şüphesiz biz insanları uyarmaktayız.
4,5,6,7. Katımızdan bir emirle her hikmetli iş o gecede ayırt edilir. Eğer kesin olarak inanıyorsanız, Rabbinden; göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbinden bir rahmet olarak biz peygamberler göndermekteyiz. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.


-------------------------------------------
Kandil Röportajı…

Bu gece 27 ramazan 1433
Ümmetin genellikle rağbet ettiği bin aydan hayırlı Kadir gecesi
Peki,1446 ay senesi önce bu gecede ne olmuş?
Kuran  (sav) Cebrail vasıtasıyla inmeye başlamış.
Muhammed, Resulullah’(sav) olmuş.
Bu hadise nerede gerçekleşmiş?
Mekke’nin dışında ıssız bir tepedeki Hira mağarasında
Neden orada inmiş?
Çünkü Muhammed tefekkür etmek için bu mağaraya çekilmeyi adet etmiş.
Niye Hz Hatice’ye ait o malikânede değil de bir mağarada inmiş?
Çünkü Mekke’de yaşanılan zulümlere çare bulamamak Muhammed’i üzüyormuş.
Niye yetkili mercilere başvurmak yerine mağaraya çekilmiş?
Çünkü Mekke’de yaşanılan zulümlerin sebebi yetkili mercilermiş…
Birde yaşanan zulmü hayat diye algılayanlarla ayrılmak ve çözümü düşünmek için…
Muhammed’e putlara tapmayan bir Hanif olup evinde oturmak niye yetmemiş?
Zulümler karşısında susmayı reddeden örnek bir ahlaka sahip olduğu için…
Yani başkalarının uğradığı zulümlere çare aramak için mi rahatından vazgeçmiş?
Evet, O kendi için istediklerini başkaları için de istermiş…
Kendi başına gelmesini istemediklerini ise başkalarının da başına gelmesin istermiş
Zaten Kuran’da böyle örnek bir ahlâka inmiş…
Tefekkür etmek ile ahlakın ne gibi bir ilişkisi var?
İnsanın fikirleriyle ahlakının ayrışması bölünmüş şahsiyet denilen bir çıkmaza düşmesidir.
Muhammed, ise daima konuştukları, yaptıkları ve tepkileri ahlakıyla uyumluymuş…
O zaman bu kadir gecesi meleklerin getirdiği çözümler nereye iner?
Güzel ahlak sahiplerinin Kuran kaynaklı tefekkürlerine iner…
Ama hani günahların tövbesi konusu nerede kalıyor?
Muhammed Kuran ile yasaklanan şeylerden tövbe ediyor onlardan dönüyor sonra çağırıyordu.
İşte toplumumuzda işlenip bizimde sesiz desteklediğimiz zulümlerdir günahlar…
Sence bunlara iştirak etmekten vazgeçmeden çok üzgünüm demek yeteli olur mu?
Kuran, rehberliğinde bu zulümlerin önlenmesi için bu gecede indirilmeye başlanmıştır…
Yani Kuran inmeye devam mı etmektedir?
Evet, zalimlerle mücadele etmeyi görev bilen her müminin ahlakına ve tefekkürlerine…

Peki, yanlış olan ne?
Bu geceye bir sene kirlettiği çamaşırları temizleme görevi verilmesi yanlıştır.
Yani Kadir gecesine Çamaşır makinesi yakıştırması yapmak…
Bu gece salya sümük ağlayıp yarın kaldığın yerden zulmün parçası olmaya devam etmek…
Ama ya gece namazları , tesbihatlar okunan hatimler.?
Resulullah namazda Kuran okuyordu yani Allah’ın çözümlerini tefekkür ediyordu…
Sonra bu namazları onu kötülüklerden ve her türlü zulümden ayrı kılıyordu.
Tesbihatını sadece Allah’a yapıyor yani onu anar gibi kimseyi anmıyordu..
Onun dostuyla dost düşmanıyla yani zalimlerle düşman oluyordu…
O zaman bu gece ile bütün işleri yoluna koymak imkânsız mı diyorsunuz?
Bu geceden başlayarak Kuranın rehberliğinde ölene kadar hiç durmadan ise evet…
Söylediklerin aklımda bir şimşek çakmasına neden oldu.
O şimşek değil kandil, kandil
O zaman Kandilin mübarek olsun.
Amiiiiin…



                                                                                  Şevket HÜNER / 26.08.2011

23 Mayıs 2012 Çarşamba

Umre İle Alakalı Küçük Ama Faydalı Bilgiler


1. Organizasyonu tercih ederken önceden sorularınızı belirleyin, Mekke'deki oteli, Medine'deki oteli, iletişim sorumluluklarını muhakkak sorun.
2. Organizasyona (eğer dünyayla bağlantınızı kesmeyecekseniz) otellerin odalarında kablosuz internet olup olmadığını sorun, kalacağınız oteli gerekirse aratın var mı yok mu emin olun, süprizle karşılaşmayın
3. Mekke ve Medine'de muhatap olacağınız kişilerin telefonlarını alın, gittiğinizde bu muhataplara kendi cep telefonlarınızı yada orada alacağınız suud hatlı telefonlarınızın numaralarını verin.
4. Gitmeden önce telefonlarınız teknik kapasitesi yüksekse (Iphone 4S gibi) Türkiye'deki muhataplarınızın skype ağını ve WatsApp ağını kurun. Oralarda inanılmaz derecede işinize yarayacaktır.
5. Sakın ola ki otelin interneti ya da ücretsiz çeken bir internet ağı bulmadan iletişime geçmeyin, fatura yüksek gelir.
6. Mekke Harem'de 10. kapıya gittiğinizde ücretsiz bir ağ bulabilirsiniz, belli zamanlarda kalitesi gayet iyi.
7. Hem Mekke'de hem Medine'de çalışan, kalan Türk varsa onlarla irtibata geçin, bazen organizasyon yetersiz kaldığında bu Türkler çok yardımcı olurlar.
8. Mekke içinde ya da Medine'de taksiye binecekseniz 20 Riyal'den fazla vermeyin, pazarlık yapın, biri gitmez ise diğeri gidecektir, unutmayın.
9. Umreye giderken muhakkak güneş gözlüğü alın, pişman olmazsınız.
10. Paralarınızı boynunuza alacağınız ve gömleğinizin altında kalacak şekilde güvenil hale getirin. İpi sağlam olsun. Eğer eşinizle gidiyorsanız, onların daha kapalı olması hasebi ile paralarınızı onların elbiselerinin altındaki boyunluklu muhafazaya koymanız daha iyidir.
11. Terlik almayı unutmayın, rahat ve ucuz olsun. Hareme girdiğinizde terlikleri koyabilecek yerler var, koyduğunuz yerleri unutmayın.
12. Mekke Harem'de ve Medine Harem'de giriş kapı numaraları var. O numaralar sizin için çok önemli, iki ya da daha fazla kişi gittiğinizde bu yerler giriş ve çıkışlarınızda belirleyeceğiniz yerler olsun.
13. Mekke'de yemek yiyebileceğiniz yerler son derece sınırlı, Aziziye'de çok kaliteli bir türk lokantası var ve yemeklerinizi mümkün mertebe Türk aşcının yaptıkları yemekleri yeyin. Arapların yemek kültürü maalesef yok denecek kadar az.
14. Yanınızda zemzem getireceksiniz muhakkak, küçük şişelere de zemzem doldurun, yanınızda bunları götürebilirsiniz.
15. Mekke'de sebze ve meyve hali var, Medine'de hurma alacağınıza Mekke'de bu halde almanız hem fiyat olarak hem de kalite olarak fark edecektir. 
17. Kabe'nin olduğu yerde "ZEMZEM TOWERS" adı verilen bir ucube göreceksiniz, adını değiştirdim, adı: "FİRAVUN TOWERS" dir. Zemzem ismini kullanmayalım. Bu ucubeyi yapana da küfredebilirsiniz, caizdir ! İbretlik olması bakımından resmini burda paylaşıyorum.