Karalamalarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Karalamalarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Temmuz 2014 Pazartesi

Gazze

Dün bir film izledim Hitler döneminde, II. Dünya Savaşı yıllarında Nazilerin yaptığı soykırım ile alakalı. The Reader...
Bir insan ırkı bir başka insan ırkını yok etme amacıyla Allah'tan korkmadan ve hiçbir kuldan utanmadan kadın, çoluk, cocuk, yaşlı, genç ayırımı yapmadan yok etmişti. Soykırımdı bunun adı ve bizim dinimizle alakası olmayan ama insanlardan oluşan yahudiler soykırıma tabi tutulmuştu.

Ve insanların yaratıcısı dedi ki:
"Bir kavme olan kininiz sizi adaletsizliğe sevketmesin..."

Hitler yanlış yapmıştı, onaylanamazdı, kabul edilemezdi.

Bugün,  soykırımdan kurtulan yahudiler Filistin topraklarında işgalci olarak varlar ve müslümanların kutsal günlerinde, Allah'tan korkmadan ve hiçbir kuldan utanmadan, beşeri olsun uhrevi olsun kanunları takmadan insanların üzerine bombalar yağdırıyor...

Ve insanların yaratıcısı dedi ki:
"Bir kavme olan kininiz sizi adaletsizliğe sevketmesin..."

Bir yahudi kadın milletvekili hızını alamıyor ve: Müslümanların çocuklarını, kadınlarını öldürün, öldürün diye haykırıyor...

Ve insanların yaratıcısı dedi ki:
"Bir kavme olan kininiz sizi adaletsizliğe sevketmesin..."

Türkiye'de Gazze'de müslümanların başına gelenlerin acısı ile yanıp kavrulan bir sanatcı haykırıyor:
"Allah Hitler'den razı olsun..."
Adalet sahibi olan Allah soykırım yapmış Hitler'den razı olur mu hiç?

Ve insanların yaratıcısı, âdil olan Allah dedi ki:
"Bir kavme olan kininiz sizi adaletsizliğe sevketmesin..."

Dünyanın birçok yerinde müslümanlar ayakta, ama bir bakıyorsun Amerika'da İsrail'in yaptığı zulmü kınayan bazı yahudiler de ayakta...
Ve insanlığın fıtratı yine ayakta. İnsanlık yine ayakta. Rabbimizin o kutsal sesi yine yankılanıyor semalarda:

Ve insanların yaratıcısı dedi ki:
"Bir kavme olan kininiz sizi adaletsizliğe sevketmesin..."

Bir müslüman olarak yüreğim sızlıyor.
Ve Gazze !
Ah Gazze !


3 Temmuz 2014 Perşembe

Cumhur Başkan mı Kabir Başkan mı ?

Al-Jazeera Türk'de gördüğüm bir haber cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili tebessüm etmemi sağladı. Neden mi ? İlk önce habere bir bakın derim...


Evet. Siz de fark etmişsinizdir. Ekmeleddin İhsanoğlu adlı cumhurbaşkanı adayı cumhurbaşkanlığı adaylığına nasıl koşuyor dersiniz? Mezarları ziyaret ederek. Dört şehre gidip sekiz kabre ziyarette bulunarak ölülerden başlayan bir cumhurbaşkanı adayı ile karşı karşıyayız dersek yanılmış olmayız herhalde.

Çatı aday yerine kabir aday mı deseydik bilmiyorum ki?

Bu haber beni tebessüm ettirdiğinden dolayı lütfedip bloguma alayım dedim...

Her seçimden önce yapmış olduğum tahminlerimi de buradan paylaşarak araştırma şirketlerine nal toplatacak mıyım bir bakayım?

Recep Tayyib Erdoğan: 1. Tur: % 56,42

Ekmeleddin İhsanoğlu: 1. Tur: % 32,13

Selahattin Demirtaş: 1. Tur: % 11,45

25 Mart 2014 Salı

Kepaze Olmak

Bir haber:

Malezya Havayolları'na ait Boeing 777 yolcu uçağı, 8 Mart'ta Pekin'e gitmek üzere Kuala Lumpur'dan kalktıktan kısa bir süre sonra radarlardan kayboldu...

Tarih: 8 Mart 2014

Teknolojinin bu kadar geliştiği, uyduların havalarda cirit attığı, NASA'nın bilim kurgu filmlerine taş çıkartan havalanmalarından, böbürlenmelerinden sonra...



Tarih: 25 Mart 2014

Malezya Havayolları'na ait Boeing 777 yolcu uçağı, 8 Mart'ta Pekin'e gitmek üzere Kuala Lumpur'dan kalktıktan kısa bir süre sonra radarlardan kayboldu... ve bulundu...


Burada teknolojinin geldiği aşamaları sayıp dökecek değilim. İnanılmaz boyutlardaki teknik kapasitesine rağmen, radarlara rağmen uçak kayboldu ve günler sonra bulundu. Bulunduğu iddia ediliyor (!)

Koca koca ülkeler bir uçağı bulamadılar. Hem de ellerinin altında kendilerini ilah derecesine varırcasına övüne övüne bitiremedikleri imkanları olduğu halde.

Kepaze oldular.
Rezil oldular.
Rüsvay oldular.

Allah büyüklenenleri işte böyle rezil rüsvay eder. NOKTA.

26 Aralık 2013 Perşembe

Zaman Dua Zamanı








Kargaşa yıkım düzeyine ulaştı
Göz gözü görmüyor.
İthamların, suçlamaların, şantajların, göz korkutmaların haddi hesabı yor neredeyse

Şu içinde bulunduğumuz zamanları " iki müslüman taife " nin birbirine zarar verdiği fitne dönemlerinden bir dönem olarak mı görmeliyiz...

Yoksa başka bir açıdan mı bakmalıyız ? Benim kendime ait kanaatlerim var, ailemin de ha keza. Enteresan olan fikirlerin yeknesak bulmaması. Ve,  her tarafını seçmiş olanın karşı tarafı yıkıcı bir üslupla eleştirmesi.

Bu kavganın başlamasından önce Zaman gazetesinin televizyonlarda dönen güzel bir reklam filmi vardı. Ana tema paylaşmak ve kardeşlik üzerineydi. Öyle ki reklam "zaman kardeşlik zamanı" diyerek de mesajını gayet güzel veriyordu...

Ama ne olduysa oldu ve şimdi artık ne o reklam televizyonlarda dönüyor ne de "paylaşım" ve "kardeşlik"den eser var...

O halde yanlışa inat doğru bildiğimizi haykırmanın vaktidir.

Zaman dua zamanıdır diye...

O yüce önderin, efendimizin (s.a.v)'in bize öğrettiği gibi :

"Allah'ım! Bana hakkı hak olarak göster ve ondan ayrılmamayı nasib et.

Allah'ım! Bana bâtılı bâtıl olarak göster ve ondan uzaklaşmayı nasib et."


Beddua yerine dua edecek o kadar örneğimiz var ki ? 

Zaman dua zamanı...

25 Kasım 2013 Pazartesi

Bir Ayet: Hud Suresi 27

"Bunun üzerine kavminden kafirlerin ileri gelenleri" 

Dediler ki: Biz senin ancak kendimiz gibi bir insan olduğunu görüyoruz ve 

içimizden ancak ayak takımı kimselerin işin başından düşünmeden" 

derinlemesine düşünüp iyice ölçüp biçmeden, sağlam emin olmadan gelişigüzel bir karar ile 

"sana uyduklarını görüyoruz

Sizin bize karşı üstün bir tarafınızı da görmüyoruz. Hatta biz sizi yalancı sanıyoruz."

Hud Suresi 27. Ayet


İrfan'ın Yorumu:

Bu ayet üzerinde düşündüğüm enteresan ayetlerden birisidir. Bu ayeti okuduğumda aklıma Hz. Ebu Bekir geldi. Mirac hadisesinde "senin arkadaşın çıldırmış (haşa) kafayı yemiş" gibi sözlerine karşılık Hz. Ebu Bekir şu karşılığı vermişti: "Onun iki dudağının arasından çıkmış söz değil mi? Öyleyse tabi ki inanırım, doğru söylemiştir."

Ama işin enteresan kısmı Hz. Ebu Bekir'in o toplum içerisinde ayak takımı bir kimse olarak değil aksine toplumda zanginliği ve kariyeri olan birisi olarak bilinmesidir...

Müşriklerin tabiri ile ölçüp tartmadan, alelacele inanmış, sorgulamamış, kabul etmiş...

Oysa bu ayet ile ilgili kanaatlerini aldığım bir arkadaşım, Kur'an'ın bir çok yerinde akletmeyi, düşünmeyi, sorgulamayı gerektiren ayetlerin de varlığını hatırlattı...

O halde nereye varmak istiyorum...

40 yıl boyunca Mekke'de insanların arasında yaşamış peygamberin hayatında bir yamuk olmamasına...

40 yıl boyunca Mekke'de olduğu dönemde ayak takımı olarak görülen zayıf, fakir, garib insanlar da onu tanıyorlardı ve sözünün eri olduğunu biliyorlar, herhangi bir menfaat gütmeden çok çabuk bir şekilde iman ediyorlardı.

Zengin ve kariyer sahibi Hz. Ebu Bekir de 40 yıl boyunca tanıdığı yakın arkadaşının geçmişini biliyor, menfaat gözetmeksizin ona inanıyor, getirdiklerini kabul ediyordu.

Ama ya o ileri gelenler...

Anahtar kelime menfaat olmasın sakın...


17 Haziran 2013 Pazartesi

/

Taksim ile ilgili yaklaşık 20 günlük macerayı bütün Türkiye takip etti, aynı zamanda bütün dünya da. Herkes kendi cephesinden bir taraf tutar oldu neredeyse. Tayyibciler... Gezi Parkı direnişçileri...
Peki biz tarafsızlar ne olacak. Bu yaşanan olaylar karşısında hiç düşüncemiz olmayacak mı?
Olacak elbette...

Olaylara İslami gözle bakalım desem, hükümet sanki İslam'ın temsilcisi imiş gibi bir tepki çekiyor...

Olaylara insani gözle bakalım desem, hükümet taraftarları sanki "biz insan değil miyiz" dercesine tepki veriyor

Olaylara çevreci gözle bakalım desem, birileri "biz çevreci gözle bakmıyor muyuz" diye çığlık atıyorlar...
....
İnanın bu liste daha uzayıp gidebilir...
Peki, herkes kendi vechesinden bakmaya devam etsin, kendi inancına göre olayları yorumlasın eyvallah...

Bir müslüman fert olarak şahsen kendi bakışım beni ilgilendirir, bakalım ben nasıl bakıyorum?

1. Taksim gezi parkı, İstanbul'un Taksim'e gittiğimde en sevdiğim mekanlardan birisi. Bazen gider orada kitap okur, bazen dinlenirdim. Ağaçların olduğu yer, taksim ve İstiklal caddesi gibi hareketli bir ortamdan uzaklaşıp nefes alınan bir küçük alan benim için. Yani gezi parkı adı verilen yere en ufak bir müdahalenin olması, Topçu kışlası, şehir müzesi ve benzeri uygulamaların oraya yapılmasını ben şahsen istemiyorum. Ama ben tek başınayım. Var olandan faydalanmak için çaba sarfediyorum. Hükümet'e, İstanbul Büyükşehir belediyesine yaptırımım da yok, etkim de yok maalesef. Çünkü ben partiler arasında bir tercih belirtmeyen "nesli tükenmekte olan kesim" diye addedilen bir kesimdenim.

2. Gezi parkında ağaçların sökülmesini istemeyen, oranın aynı kalmasını isteyen grubun bu tutumu, benim kanaatlerimi paylaştığından ötürü onlara yapılan ilk günlerdeki polisin sert müdahalesi kabul edilebilir değil.

3. Polisin yanlış tutumu dolayısı ile orada bulunan grupların da yanlış tutum sergilemesine gelince, oradaki esnafın, işyerlerinin yağmalanması, kaldırım taşlarının sökülerek çevre katliamı da kabul edilebilir bir şey değil.

4. Taksim gezi parkı, gezi parkı olarak kalsın, ben de oralara gittiğimde rahat rahat kitap okuyayım, dinleneyim, seyyar çaycıdan bir bardak çay içip nefes alayım derim...

5. Ülkenin ve milletin huzuru hikayesine gelince; bu masallara karnımız tok bizim. Yıllardır bütün siyasiler bu masallarla geldiler, gidiyorlar.

6. Ak Parti üzerinden müslümanların aşağalınması da kabul edilemez.

7. Ak Parti üzerinden diğer insanlara İslam'ın anlatılışı da kabul edilemez... Çünkü:
Ak parti İslam'ı temsil eden bir parti değil, o yüzden oradaki insanların yaptıkları hatalar sanki İslam'ın hatası gibi sunulması doğru değil.
Bizim inancımızda mümin erkek ve mümin kadınlara düşen Allah'ın hükmüne tabi olmaktan başka bir şey değildir. İlk önce bu ülkede yaşayan insanlar Allah'ın tek otorite olduğuna bir inansınlar bakalım....
Vesselam...

16 Mayıs 2013 Perşembe

Sırtı Banka'ya mı verelim ?


Selimiye Camii’nin Yeni Koordinatları…

Bugünlerde televizyon reklâm kuşaklarında yeni bir reklâm yayınlanmaya başladı…

(Söz konusu Reklâm filmini yazının ekinde izleyebilirsiniz)

13 saniye süren reklâmın ana sloganı “Memlekette herkese bir Türkiye Finans var”

Reklâmın başlangıcındaki “Edirne” siluetinde küçük ölçekli bir camii gösteriliyor.

Edirne’yi gezmeye gelmiş ana kız meşhur Edirne köftecisine soruyor;

—Selimiye Camii ne tarafta?

Köfteci tarif ediyor,

—Buradan dümdüz gidin…

Bu sırada kamera Türkiye Finans’ın yeni açılan “Edirne Şubesi” ni tam ekran veriyor.

Köfteci bu gösterim desteğiyle şaşmaz koordinatları vermeye devam ediyor.

—Önünüze “Türkiye Finans” çıkacak…

—Verin sırtınızı bankaya… Te orda…

Bu tarif sonrası amaçlanan Selimiye’nin isminin bankanın resminin aklınızda kalması...

Zira kamera o muhteşem eseri gösterse izleyenin zihninde banka şubesi falan kalmayacak.

Ama siz banka şubesine odaklandığınızda, Selimiye Camii oralarda bir yerdedir.

Bu koordinatlardan sonra Selimiye’yi bulmak için banka şubesini bulmanız yeterlidir!

Mimar Sinan’ın Şah eseri artık bankanın yanında…

“Banka” kelimesini duyunca hemen mideniz bulanmasın…

Köftecinin tarifinde sırtınızı vereceğiniz, banka değil “Faizsiz Finans Kuruluşu”

Oh… Çok şükür…

O zaman açalım buz gibi “Alkolsüz Biralarımızı” da serinleyelim…

Uzanalım gölgedeki şezlongumuza ve yayları gıcırdayan köhne uykumuza geri dönelim!

Not; Bu yazı Öküzün Altındaki Fili göstermeyi amaçlamamıştır… Reklâmdaki tüm kişiler ve diyaloglar hayal ürünüdür. Zira hakikati anlatmak için gerçeklerden daha fazlası gerekir.

İrfan'ın Yorumu:
Reklam filmini reklam olmaması için yayınlamıyorum. Faizsiz finans kuruluşu olan bankaya sırtımızı verelim mi vermeyelim mi? Takdiri siz değerli müslüman kardeşimiz versin değil mi?

13 Mayıs 2013 Pazartesi

Alış veriş ama nerede ve kimden ?



İrfan'ın Yorumu:
Evet bugün ve mümkünse her gün mahalledeki bakkalımızdan, manavımızdan, küçük esnafımızdan, terzimizden vs alış veriş yapalım. AVM'ler devasa canavarlar gibi hayatamıza girdi. Bunu kabul ediyoruz etmesine ama kabul etmeyeceğimiz ve direneceğimiz kaleleri terk etmeyelim. Bu konu ile ilgili uzun uzadıya yazılar yazılıp değerlendirmeler yapılabilir. Yapılıyordur da. Biz de tavrımız ve duruşumuz belli olsun diye yerimizi sağlamlaştıralım.

BUGÜN MAHALLE ESNAFINDAN ALIŞ VERİŞ YAPALIM
KAPILARI HEP AÇIK KALSIN.

12 Mayıs 2013 Pazar

Bu Tarihi Not Edin: 11 MAYIS 2013 Savaşa Bir Adım Daha



İrfan'ın Yorumu:

Tarih: 11 Mayıs 2013
Yer: Hatay - Reyhanlı
Olay: Çifte saldırı, 40'dan fazla ölü, 100'den fazla yaralı
Sonuç: Savaşa bir adım daha


29 Nisan 2013 Pazartesi

Hudeybiye Barışından Sonra...


İlim adamları dedi ki: 
Bu barışın tamamlanmasının sonucunda ortaya çıkan maslahata gelince bunun ortaya çıkan gözkamaştırıcı neticeleri ve sonunda Mekke'nin fethedilmesi, Mekke halkının tamamen İslama girmesi, insanların da Allah'ın dinine büyük büyük kalabalıklar halinde girmesi gibi birbiri ardınca gelen pek çok faydaları olmuştur. 

Çünkü barıştan önce müslümanlarla karışmıyor ve onların arasında Nebi'nin durumu olduğu gibi ortaya çıkmıyor, bunları kendilerine etraflıca anlatacak kimselerle oturup kalkmıyorlardı. Hudeybiye barışı gerçekleştikten sonra müslümanlarla karışmaya başladılar, Medine'ye geldiler. 

Müslümanlar da Mekke'ye gittiler ve kendi yakınları ile arkadaşları ile ve iyiliklerini istediği kimselerle oturup kalktılar. Mekkeliler de kendilerinden Nebinin hallerini bütün detayları ile apaçık mucizeleri ile nübüvvetin birbirini güçlendiren pekiştiren alametleriyle onun güzel sireti yaşayışıyla, pek güzel yolu ile alakalı hususları etraflı bir şekilde onlardan dinlediler ve bizzat kendileri de bunların bir çoğunu gözleri ile gördüler. Bundan dolayı nefisleri hep imana meyledip durdu. 

Nihayet onlardan pek çok kimse Mekke fethedilmeden önce elini çabuk tutarak İslam'a girdi. Böylelikle bunlar Hudeybiye barışı ile Mekke'nin fethi arasında müslüman oldular. 

Geri kalanlarının ise İslam'a olan meyilleri daha da arttı. Mekke fethedildiği günü önceden İslami eğilimlerine hazırlık dönemi dolayısıyla hepsi de müslüman oldu. 

Çöllerde yaşayan Kureyş dışındaki araplar ise müslüman olmak için Kureyş'in İslam'a girmesini bekliyordu. Kureyş İslam'a girince çölde yaşayan Araplar da müslüman oldu. 

Yüce Allah da: "Allah'ın yardımı ve fetih geldiği, insanları Allah'ın dininde büyük büyük kitleler halinde girdiklerini gördüğün zaman..." (Nasr, 1-2) buyurdu. 

Kaynak: Müslim Şerhi, Nevevi, 6. cild

İrfan'ın Yorumu:
Hudeybiye barış antlaşması sırasında Hz. Ömer'in isyanı dolayısı ile Hz. Peygamber Hz. Ömer'e sabretmesini salık vermiş ve Fetih Suresi'nin inmesinden sonra da müjdeyi vermişti. Yani bu barış antlaşması bir fethi de beraberinde getiriyordu.

Bugün ülkemizde barış süreci, çözüm süreci devam ediyor. Bu süreci insanlar farklı farklı okuyabiliyorlar. Bizim için iyi görünmeyen şeyler hayır olabilir, bizim için iyi görünenler de şer olabilir. Bugün bu sürece karşı çıkanlar da var, destekleyenler de var, tarafsız kalanlar da var... Çözüm süreci başladığından beri yani yaklaşık üç aydan beri Türkiye Cumhuriyeti ordusundan herhangi bir asker ölmedi, PKK tarafında da herhangi bir gerilla ölmedi. Bugün batıda yaşayan insanlar doğuya gidemez ve oradaki insanlarla bir araya gelemezlerdi. 
Her halde soruyu şöyle sormak doğru olur:

Silahların, çatışmanın, ateşin, kinin, kavganın sonucunda gerçeklikten uzak duyguların öne çıktığı bir ortamda iki farklı ırk kendi arasında ne konuşabilir? Hangi inanç sahibi olursa olsun hangi ortamda muhatabımıza hangi şartlarda nasıl neyi anlatabiliriz?

Çok değerli bir abimizin İslam tebliği ile ilgili bir sözü aklımdan çıkmıyor.
Siz muhatabınıza İslam'ı tebliğ ettiğiniz anda muhatabınızın durumunu da göz önünde bulunduruyor musunuz? Eğer bunu gözönünde bulundurmuyorsanız siz ne kadar doğru söz söylerseniz söyleyin muhatabınız bunu anlayacak bir ortamda değilse siz İslam'ı tebliğ etmiş olmazsınız. Ancak kendinizi kandırmış olursunuz.

Örneğin, muhatabınız karısı ile kavga etmiş olabilir, karnı aç olabilir, işinden çıkartılmış olabilir, psikolojik durumu iyi olmayabilir. Siz ona İslam'ı anlattığınızda onun kafasındaki problemler dolayısı ile sizi anlamamış olabilir.

Buradan şuna gelmek istiyorum: Kürt ırkından herhangi birisinin yanına gittiğinizde siz müslüman olsanız dahi eğer Türk iseniz size karşı bir önyargısı varsa bunu nasıl kırabilirsiniz? Sanırım sakin bir ortam önemli bir kırılma noktası olsa gerek...

27 Nisan 2013 Cumartesi

İki Yetkili



İrfan'ın Yorumu:

Bu iki yetkili İstanbul'da iki yetkili.
Bu iki yetkilinin çocukluklarındaki iki resmini de yanyana görmek isterdim.
Farklı duygular uyandırıyor insanda...
Farklı duygular işte...
Mahcup görüntüleri de sizin dikkatinizden kaçmamıştır.
Her halde çocukluklarında da çok mahcup görüntülü resimleri vardır.
Siz de benimle aynı kanaattesiniz değil mi?
Çok tatlılar ya ?!

26 Nisan 2013 Cuma

Müslüman Hükümetimiz'den İki Enstantane !


İrfan'ın yorumu:
Müddessir Suresi 2. ayet-i kerimesinde "KALK ve UYAR" der rabbimiz. İlk muhatap Rasul (sav)'dir. Kalkmıştır o Rasül ve uyarmaya başlamıştır. Ama yalnız değildir, yanlarındaki bir avuç iman etmiş müslümanlarla "kalk"mış ve "uyar"mıştır. 
Kimleri mi? Mekke'deki Ebu Cehil'leri, Ebu Leheb'leri, müşrikleri yani. 
Kalkmışlar, uyarmaya ve Rablerini yüceltmeye başlamışlar. En büyüğün Allah olduğunu unutanlara hatırlatıp, uyarı mekanizmasını çalıştırmışlardır. 
Onlar bu işi yaptıklarına göre bize pek bir şey kalmamış olmalı (!) diye düşünürken bir de ne görelim. Ülkemizde iktidara gelen muhafazakar-müslüman (!) ileri gelenlerimizin emniyet güçleri selam alamaz hale gelmiş. Bir bakmışsın aynı hükümütemizin güzide (!) maliye bakanı vergiler ile ölüm gerçeğini aynı kefeye koymuş. 
Ben derim ki: Evet kalkalım
Ben derim ki: Evet uyaralım
Ben derim ki: İlk önce kimden başlasak acaba ?


9 Nisan 2013 Salı

Bazen bir resim anlatır anlatmak isteneni, bazen yanındaki yazı

İnsanoğlu mutluluğu hep hor kullanıyormuş...
Hep şikayetçi, hep bıkkınmış
Bir gün melekler mutluluğu saklamaya karar vermişler
Saklayalım, zor bulsunlar
Zor buldukları için belki kıymetini bilirler diye başlamışlar tartışmaya...
Sorun büyükmüş
Mutluluğu saklamak kolay değilmiş çünkü
Kimisi: Everest'in tepesine saklayalım demiş, kimisi:
Atlas okyanusunun dibine demiş.
Tac Mahal'in kubbesi, Mekke'nin sokakları, İtalyan sofrası...
Bir hastanenin yenidoğan odası, dondurma külahı, şarap şişesi...
Sigara paketi, lale bahçesi...
Pek çok yer düşünmüşler ama hiçbiri yeterince zor gelmemiş.
Derken meleklerden biri:
"İçlerine saklayalım" demiş.
Kimsenin aklına gelmez içine bakmak.
İşte o gün bugündür mutluluk insanın kendi içinde saklıymış.
Hiçbir mutluluk kolay gelmiyor, kolay kolay gülmüyor insanın yüzü.
Emekte ve insanın içinde saklı mutluluk.
Ne başkasının ekmeğinde, ne başkasının evinde, ne de başka bir şeyde
Bu yüzden gözünüz hep içerde olsun. Siz dışını boşverin, içine bakın.

İrfan'ın yorumu:
İlginç bir dönemden geçiyoruz. Barış sözcükleri ve barış süreci gibi sözcükler her tarafta yaygın. Ülke yıllardır çözemediği, birileri tarafından bilerek çözülmeyen bir meseleyi çözmek için neredeyse elbirliği içine girmiş.
İki ana muhalefet partisi ise direniyor...

Barış
İslam kelimesinin bu anlama geldiğini de biliyoruz değil mi?
Adil, kalıcı, hakkaniyetli bir barış.
Hudeybiye barışı geliyor aklıma, o barışa karşı direnen sahabelerin tutumları, Hz. Peygamber'in çaresizliği, eşinin onun yanında yer alması, sahabelere karşı çözüm pratiği...

Yukarıdaki enteresan hikayede "içine bakın" diyor ya kaybolan mutluluğu bulmak için, fıtrata dönüş zaten içe bakmak değil mi?
İçe bakmak fıtrat değil mi?
Fıtrat ise İslam değil mi?
Barış da İslam değil mi?

Bu topraklarda yaşayıp da karışık duygular içerisinde olmak yok mu? 
Kavgaya çağıran değil barışa çağıran olmak ümidi ile...

19 Aralık 2012 Çarşamba

Şirince Kıyamet Güzellemeleri

 21 Aralık Şirince Programı:


- 10.00 Kahvaltı
- 12.00 Orman yürüyüşü
- 14.00 Piknik alanında öğlen yemeği
- 17.00 Şarapla günbatımı
- 18.30 Mehdi (İsa Mesih) ile buluşma
- 19.00 Son akşam yemeği
- 20.00 Düşen
- göktaşları izlencesi
- 21.30 İsrafil'den sur dinletisi
- 23.00 Keşke herkes burada olsaydı konuşmaları
- 00.00 Kıyamet ve kapanış
- 00.01 Mahşerde buluşma
- 00.02 Ulan hani Şirince'ye bir şey olmayacaktı tartışması
- 00.03 Sözlü için hazırlanma
- 04.00 Sözlülerin bitimi
- 05.00 Sırat Köprüsü turu
- 06.00 Cennet ve cehennem için dağılış...

İrfan'ın Yorumu:
2012 yılındayız. Hindistan'a gittiğinizde ineklere tapanları görürsünüz, yılanlara tapanları, insanların tenasül organlarına tapanları dahi görürsünüz. Japonya'ya, Tibet'e gittiğinizde Budha'lara tapanları da görürsünüz. Taşlara, topraklara, ağaçlara, yaratılmışların envai çeşidine tapanları görürsünüz. Kendini nirvanaya ulaştıranları, ölüp tekrar geri gelenler de görürsünüz bu çağdaş yıllarda. 
Bir bakarsınız ki semavi dinlerden hristiyanlıkta Allah'ın oğlu olduğu gibi tuhaf bir inanca kendini kaptırmışlar da vardır aramızda. 
Yahudi inancına baktığınızda ise garabet Rableri ile kavga boyutuna kadar ulaşır. Hitler tarafından zulme maruz kalmışlardır ama onlar bu zulümden ibret alacaklarına fıtratları bozuk olduğundan intikam alırlar müslümanlardan. Değişik bir ruh halleri vardır anlayacağınız.
Çağdaş batı tarafının izbe yerlerine baktığınızda çeşitli tarikatler görürsünüz, kuyruklu yıldızlar gelip dünyayı yok edeceğinden toplu intihar ederler. 
...
Bu böyle devam eder gider. Onlar hak din İslam'ı bulamayınca, bizler de onlara İslam'ı layıkıyla ulaştırmayınca, burnumuzun dibinde Şirince'deki tuhaflıklara da gülüp geçeriz. Eh gülelim o zaman!
Demokrat kafaların hakim olduğu, özgürlüklerin hayvanileştiği ülkemizde bırakın Şirince'de insanlar kıyameti beklesinler, ne olacak sanki! Onlar kıyameti bekleyedursunlar bize de hatırlatıyor Kıyameti Rabbim! 
Şirince'dekiler merak etmesin, kıyamet onların üzerine kopmayacak (sadece) :)

14 Aralık 2012 Cuma

Bahçe Sahiplerinin Dikkatine

Kalem Suresi'nde Bahçe Sahipleri kıssası anlatılır. Burada bahçe sahipleri, ürünlerini toplamak için gidecekleri zaman fısıldaşırlar. "Bugün hiçbir yoksul bahçeye girip yanınıza sokulmasın"

Ey bahçe sahipleri örneğindeki gibi bahçeleri olan kardeşim!

Ey işyeri sahibi olan kardeşim!

Ey işyerinde işini hakkıyla yapan kardeşim!

Ey memur, çiftçi, köylü ... kardeşim!

Bugün siz de "aman yakınıma hiçbir yoksul yaklaşmasın" mı diyorsunuz, demiyor da aklınızdan mı geçiriyorsunuz. Aklınızdan dahi geçirmeyip genlerinize mi işledi aceb?

Rabbim her bir kulunun rızkını kendi üzerine almışken, onun rızkının paylaştırılması ve dağıtılması için imkanlar da sunmuşken ey kardeşim, örnek aldığın peygamber gibi yaşamanı beklemiyor kimse ama etrafına da bakman gerekmez mi?

Bir bakalım, komşumuza
Bir bakalım, dostumuza
Bir bakalım, çöp toplayıcısına
Bir bakalım ...
Bakmak istediğimizde birilerinin ihtiyaç içerisinde olduğunu, açıkta olduğunu, sıkıntıda olduğunu muhakkak görürsün. O kimseler ki belli bile etmezler hallerini. Ama sen bakmak istersen görürsün.

Tanıman gerekmez o Allah kulunu, çünkü camide bir bakmışsın safda yanındadır senin
Uzaklaşmak istesen de bir cam silen çocuk olarak ışıklarda beklediğinde çıkabilir belki
Merhamet duygun nasıl Ramazan'da coşuyorsa ey kardeşim!
O duygun eksilmesin, hatırlatmadır bu başka bir şey değil.
Çünkü Rabbim Kalem Suresi'nde hatırlatıyor kıyamete kadar.

"Bugün hiçbir yoksul, bahçeye girip yanınıza sokulmasın" ayetinde yerilenlerden olmamak ümidi ile...

25 Ekim 2012 Perşembe

Bayram Tebriği



“Onların ne etleri ve ne de kanları asla Allah’a ulaşmaz. Fakat O’na sizin takvanız (Allah’a karşı gelmekten sakınmanız) ulaşır. Böylece onları sizin hizmetinize verdi ki, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah’ı tekbir edesiniz. İyilik edenleri müjdele.” (Hac / 37) 

“Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve imana ermiş olan(lardan hiçbiri)ne karşı kalplerimizde yersiz ve uygunsuz düşünce veya duygulara yer bırakma…” ( Haşr /10)

Birkaç gündür bayram bugün müydü yoksa yarın mıydı tartışmalarında hedef asla halis bir niyetle bugün ya da yarın kurban kesecek insanlar olmamıştır. 

Ben bu vesileyle bilmeden kalplerini kırdığımız tüm kardeşlerimizin de bayramlarını tebrik ediyorum, kesilen kurbanların yukardaki ayet-i kerime gereği kanlarının ve etlerinin ulaşmayacağı Rabbimize niyetlerinin, takvalarının ulaşmasını niyaz ediyorum.

Bu bayramın; gerçek fitne unsurlarının açığa çıktığı ve İslam ümmetinin birliğine vesile olmasını Rabbimden istiyorum.

Ümitsizliklerin umuda...
Kederlerin sevince...
Kırılan kalplerin kaynaşmaya...
Somurtan yüzlerin tebessüme...
Ümmetin birliğine...
Adaletsizlik ve eşitsizliğin hakim olduğu bu dünyada, adalete ve eşitliğe...
Ve hayra, ve hayra, ve hayra yardımlaşmaya koşmaya vesile olmasını Rabbimden diliyorum.

Bayramınız ve bayramımız mübarek olsun...

İRFAN KAVAK / 25/26 EKİM 2012

23 Ekim 2012 Salı

Laikleri Kıçları ile Güldürelim: Kurban Bayramı Sendromuna Devam

Bilindiği gibi müşrik Laik Demokratik Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşayan insanlar, Kurban bayramını 25 Ekim 2012 tarihinde idrak edecekler. Ben de halkı müslüman olan diğer ülkelerde kutlanacak olan Kurban bayramının 26 Ekim 2012 tarihinde olduğunu söylemiş, biraz agresif bir dil, biraz da kendime has espri katmıştım.
Bu yazı sonrasında kimi arkadaşlarım kanaatlerime katılmış, kimi arkadaşlarım sert eleştirilerde bulunmuş, kimi akrabalarım belgelerle beni susturmaya çalışmış, kimi çok kıymetli (niyetlerinin sahihliği konusunda zerre kadar şüphe etmediğim) abilerim de ince çakmalarla çakmaya devam etmişlerdir.

O yazıda şu soruyu sormuştum: Sayın diyanet işleri başkanı. Siz bu sene hacca gittiğinizde kurban bayramını ne zaman idrak edeceksiniz?
Yazıya Diyanet İşleri'nden bana cevap gelmedi ama, Diyanetin cevabı bir akrabam tarafından ulaştırıldı. İlk önce bu cevabı yayınlayalım, ondan sonra laikleri kıçları ile güldürmeye devam ederiz... Siyahlaştırmış olduğum yerlere dikkatinizi çekerim...



Diyanetin Kurban Bayramı ile ilgili açıklaması:



Din İşleri Yüksek Kurulu, 17/10/2012 tarihinde Din İşleri Yüksek Kurulu Başkan Vekili Dr. Hüseyin KAYAPINAR’ın başkanlığında toplandı.

Başkanlığımızca daha önce ilan edilen Hicri 1433 yılına ait Zilhicce ayı başlangıcına esas olan içtima ve ru’yet ile ilgili tespitler görüşüldü.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın takviminde hicri ayların başlangıcı, 27-30/11/1978 tarihinde İstanbul’da yapılan Rüyet-i Hilal Konferansı’nda alınan kararlar doğrultusunda tespit edilmektedir.

Bu kararlardan bazıları şunlardır:

1. İster çıplak gözle, isterse modern ilmin rasat metotlarıyla olsun, asıl olan hilalin ru’yeti’dir.

2. Astronomların hesapla tespit ettikleri Kameri Aybaşlarına dinen itibar edilebilmesi için, onların bu tespitlerinin, hilalin güneş battıktan sonra ve görüşe mani engellerin bulunmaması halinde gözle görülebilecek şekilde ufukta fiilen mevcut olması esasına dayandırılması gerekir ki, bu ru’yete “hükmi ru’yet” denir.

3. Hilalin görülebilmesi için iki temel şartın gerçekleşmesi zorunludur:

a) İçtima ( kavuşum)’ dan sonra Ay ile Güneş’in açısal uzaklığı 8 dereceden az olmamalıdır. Bilindiği üzere ru’yet, 7 ile 8 dereceler arasında başlamaktadır. 8 derecenin esas alınmasında, ihtiyat bakımından görüş birliğine varılmıştır.

b) Güneş’in batışı anında Ay’ın ufuktan yüksekliğinin açısal değeri 5 dereceden az olmamalıdır. Sadece bu esasa göre normal durumlarda hilalin çıplak gözle görülebilmesi mümkündür.

4. Hilalin ru’yet edilebilmesi için belli bir yer şart değildir. Yeryüzünün herhangi bir bölgesinde hilalin ru’yet’i mümkün olursa, buna istinaden ayın başladığına hükmetmek doğru olur.”

Yukarıdaki kararlar doğrultusunda yeryüzünün herhangi bir yerinde hilalin görülmesine bağlı olarak, ihtilafı-ı metalie itibar edilmeksizin, hicri aybaşlarının tespit edileceği ilkesi benimsenmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Diyanet İşleri Başkanlığı da hicri aybaşlarını bu ilkeler doğrultusunda belirlemektedir.

Diyanet İşleri Başkanlığının Kandilli Rasathanesi ile birlikte yaptığı hesaplamalara göre 1433 yılı Zilhicce ayının hilali 16 Ekim 2012 tarihinde evrensel zaman (U.T.) ile 01.20’de aşağıdaki yerlerde görülmüştür:

1. 69 derece 20 dakika 44.952 saniye Güney enlemi, 86 derece 17 dakika 56.58 saniye Batı boylamına sahip Büyük Okyanus, Antartika’nın Kuzeyi, Güney Amerika kıtasının Güneyinde; Güneş, 15 Ekim 2012 tarihinde bölgenin yerel saati ile 21:20’de, Ay ise 22:44’de batmıştır.

2. 36 derece 51 dakika, 56. 38 saniye Güney enlemi, 105 derece 51 dakika, 48.528 saniye Batı boylamına sahip Büyük Okyanus, Güney Amerika Kıtası açıklarında; Güneş, 15 Ekim 2012 tarihinde bölgenin yerel saati ile 18:20’de, Ay ise 18:58’de batmıştır.

3. 4 derece 23 dakika 7.836 saniye Güney enlemi, 112 derece 11 dakika 12. 372 saniye Batı boylamına sahip Büyük Okyanus, Ekvator-Peru açıklarında; Güneş, 15 Ekim 2012 tarihinde bölgenin yerel saati ile 18:20’de, Ay ise 18:45’de batmıştır.

Yukarıdaki yerlerde hilal ilk defa görülmeye başladığında Türkiye’de ve Mekke-i Mükerreme’de henüz imsak vakti olmamıştır. Buna göre hilalin görüldüğü saatte Türkiye’de de gece devam etmektedir. Dolayısı ile hilalin görüldüğü gece fıkhen Zilhicce ayının başlaması noktasında Türkiye’yi de içine almaktadır. Yukarıda zikredilen bu bilgiler çerçevesinde, Zilhicce ayının ilk günü 16 Ekim 2012 Salı; Kurban bayramının ilk günü ise 25 Ekim 2012 Perşembe günüdür.

Her Müslüman, Ramazan ayının başlangıcı ve dinî bayramların hangi günlerde olacağı konusunda, bulunduğu yerdeki uygulamaya tabi olur. Dolayısı ile hem Türkiye’deki, hem de Suudi Arabistan’daki vatandaşlarımızın, hac ve kurban ibadetleri konusunda her hangi bir tereddüde düşmelerine mahal yoktur.

------------------------------------------

Diyanet'i açıklaması burada bitiyor, şimdi de eleştiri örneklerinden birini de alayım, ki laikler iyice kıçları ile gülerek çıldırsınlar !

Ayrıca dayıcığım yazında sanki biliyormuşsun veya okumuşşun gibi bazı ilmi gerekçeleri kendi kafana göre yorumluyorsun. Bu çok yanlış çünkü sen ne islami ilimler okudun ne de bu konulara vakıfsın. Bir de laikliğe olur olmaz yerde atıf yapıyorsun hergün kıldığımız 5 vakit namaz da diyanetin takvimine göre kılıyoruz o zaman onlar da kabul olmuyor. Bu mantık kusura bakma ama içi boş bir radikalliğin semboludur. Bu mantık yüzünden küçük bir kesim cuma namazını camileri din adına terketti ama sonunda kendileri beynamaz oldu çıktı camilere zarar veremediler. Sapla samanı karıştırıyorsun sanki sen tek tevhidi müslümanmışsın gibi davranıyor bunu da herkese göstermek istiyorsun. Yanlış yapıyorsun bilmediğin sularda yüzüyorsun vesselam. Ha imkanım olsa bir gün sonra kurbanımı keserim ancak bir de işin fitneye giden bir yolu var aslolan bayramların tek vücüt seklinde ifa edilmesi. Öptüm

---------------------------------------------------

İrfan'ın Yorumu:

1. Diyanet işlerinin gönderdiği yazıda Büyük okyanus, Güney Amerika kıtası açıkları, Ekvator, Peru ... Sanırım buralar Türkiye topraklarına sınır bölgeler !

2. Diyanet bu kadar açıklamayı en son hükmüne delil olsun diye söylemiş olsa gerek. Her müslüman kendi ülkesindeki kurallara göre hareket edecektir. Bu  kadar.

3. Daha önceki sorumun cevabını aldığıma göre şimdi yeni bir soru silsilesi ile laikleri kıçları ile güldürmeye devam edeyim o zaman:

- Dünyada müşrik laik demokratik Türkiye Cumhuriyeti devleti'nin bir kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı'nın teknik donanımlarına sahip başka bir ülke yok mudur?

- Hayır, birçok ülke artık çocukların dahi anlayabileceği şekilde gökyüzündeki yıldızların, gezegenlerin hareketlerini çözebiliyor ise, bu bilgiçlik neden?

- Kameri ayların tesbiti konusunda Türkiye Cumhuriyeti devleti ile aynı kanaate sahip bir başka ülke var mıdır?

- 2012 tarihinde idrak edeceğimiz Kurban Bayramı'nı Türkiye devleti dışında 25 Ekim 2012'de idrak edecek başka bir devlet, ülke, millet, var mıdır?

- Eğer yoksa, bütün İslam aleminin ortak olarak kutlamak istediği bir günün dışında bir günü laf kalabalıkları ile anlatıp insanların aklını karıştırmaya çalışan diyanet fitne çıkarmıyor da biz mi fitne çıkartıyoruz?

- İlmi konuları geçiyorum, fıkhi konuları geçiyorum, akli olarak şu soruyu sorma hakkım yok mu? Neden? Neden Türkiye'de yaşayan insanlar bir gün önce bunu yaşıyor. Başka hiçbir ülke neden yok? Neden?

- Ve neden televizyonlarda, gazetelerde bu konu ile ilgili aklı başında insanlar bir şeyler söylemezler. Hakkını yemeyelim Ali Bulaç söyledi: Diyanet ne derse odur kabilinden !

18 Ekim 2012 Perşembe

Kurban Bayramı Karmaşasına Ufak Bir Katkı

2012 KURBAN BAYRAMI SENDROMU YAŞAYANLARA
Olan oldu ve Kurban bayramı da yaklaştı. Yaklaştı yaklaşmasına ama kafalarda da bazı sorular olmadı değil. Bu sorulara kestirmeden cevaplar bulacaksınız.
Benden neden, niçin, ama, fakat, bizim ülke, Türkiyem, diyanetten falan gibi şeylerle sakın kafamı şişirmeyin. Ben bu sene Kurban bayramı karmaşasına kesin çözüm buldum.

1. Laik Demokratik Türkiye Cumhuriyeti'nde 2012 senesine ait kurban bayramı günü: 25 Ekim 2012'dir.

2. Suudi Arabistan krallığında, Mısır'da ve sair diğer halkı müslüman olan ülkelerde kurban bayramı günü 26 Ekim 2012'dir.

3. Ben laik demokratik Türkiye Cumhuriyeti'nde belirlenen günde kurban kesmeyeceğim, kurban bayramını da kutlamayacağım.

4. Kurban keseceksem kurbanımı da bir gün sonra yani 26 EKİM 2012 tarihinde keseceğim. Bana kimse arefe günü kurban kestiremez kardeşimmmmm...

5. Çünkü ben eğer hacca gitmiş olsa idim kurbanımı diyanetin de orada uyduğu tarihde kesecektim ama diyanet işleri ikiyüzlülük yaparak Türkiye'de bir gün önce kesmemizi salık veriyor. Neden sorularını sakın bana sormayın, internetten telefonlarına ve mail adreslerine ulaşabilirsiniz.

6. Soruyu şu şekilde sorabilirsiniz: Sayın diyanet işleri başkanı. Siz bu sene hacca gittiğinizde kurban bayramını ne zaman idrak edeceksiniz, kurbanınızı arefe gününde kesseniz olmaz mı?

7. Soru bu kadar. Bırakın cevabı da kendisi versin. Ama yok ben soru sormam, kendi bildiğimi yaparım diyorsanız.. Bana ne kardeşim, senin bileceğin iş, derim geçerim.

8. Biz iki gün öncesinden ya da sonrasında Ramazan bayramlarını da gördük...

9. Kurban bayramı karmaşasına ufak da bir katkım oldu ise ne mutlu bana.

10. Gördüğünüz gibi topu taca atmıyorum, direk oyun sahasında kullanıyorum. Artık gol sayılır mı size bırakıyorum.
Bayramınızı şimdiden tebrik ediyorum.

12 Ekim 2012 Cuma

Kim Ahmak Kim Değil?

Hacı abimizin bir sorusu var. Hocam "biz selefiyiz" diyorlar, selefilik nedir?
Selefilik var selefilikden içeri. Kaç tane selefilik var, hangisini söyleyeyim?
Eline bombayı alıp Afganistan'daki 3000 yıllık heykelleri yıkan: Selefi
Kâbe yerine Arafat dağındaki taşa dönüp namaz kılana engel olan: Selefi
Allah'ın şu dersler veren Mustafa kulu da selefi, öyle imiş, öyle diyor birileri. Hangisi Selefi şimdi bunlar. Ben o 3000 yıllık heykelleri yıkan adamlara: Orada dört tane İslam uygarlığı kuruldu ahmaklar. Bunların hiç mi birinin hatırına gelmedi. Siz hepsinden mi büyük alimsiniz, diye itiraz eden ilk adam benim. Anlatabiliyor muyum?
Suudilere: Ya kabirlerden, mezar taşlarından ne istediniz de sahabenin mezarlarını yerle bir ettiniz diye itiraz eden benim.
Şimdi ben de selefiyim onlar da. Nasıl olacak bu iş? Demek ki selefi vaaaar, selefi vaaaar.
Onun için hiç öyle şey yapmamak lazım. Kimin söylediğine bakmak lazım. Karalamak için mi söylüyor yoksa efendim başka bir niyetle mi söylüyor? Karalamak için söylüyorsa orda dursun, efendim. 
Selef demek; öncekiler demek. Yani sahabeye selef diyorlar. Efendim, eğer selefi selefin yolunda olmaksa biz sahabenin yolundayız, her müslüman selefidir.
Ama selefi olmak taliban olmaksa yok orda kalsın, ben almayayım, ben almayayım, başkaları onun olsun. Allah'a emanet olun!


İrfan'ın yorumu:
Mustafa İslamoğlu hocamız (!) yoruma gerek bırakmayacak şekilde ne demek istediğini gayet iyi anlatmış bulunuyor. Tabi geriye doğru giderek Hz. İbrahim'e sormak lazım. Sen hocamızın bu konuşması karşısında ne diyorsun? Hz. Peygamber'e sormak lazım: Yıllardır içinde barındığın Mekke heykellerini anladık güçsüz iken yıkamadın, Mekke'yi fethettiğinde niye yıktın? Sen ve atan İbrahim heykelleri yıktı diye bu hocamızın tarifine göre ne oluyorsunuz?
Taliban -ki kendilerini asla selefi olarak nitelendirmezler, en kral hanefi biziz derler- o heykelleri yıktınız diye zaten ahmak olmuşsunuz, peki bu zat ne oluyor? 
Hocamız (!) çok açık bir şekilde büyük bir cesaretle o putları, heykelleri yıkma cesaretini gösteren yiğitler için AHMAK diyebiliyor. Çünkü onlar Afganistan'da, ulaşılamazlar. Taş at dokunmaz mesabesinde... Senin için söylenebilecek çok söz var ama Rabbim senin gibilere karşı frene basmamızı salık veriyor. Yahut ben öyle anlıyorum. En iyisi seni yüce Allah'a havale etmek. O Allah ki putları yıkan İbrahim'in Rabbi. O Allah ki Lat'ı, Menat'ı, Hubel'i ve daha nice heykelleri parçalayan Muhammed (s.a)ın rabbi. 

Ayrıca şu link de önemli
http://www.sutunhaber.com/yazar_5554_636_yanlis-biliyorsunuz-sayin-islamoglu-o-oyle-degil.html