Paralel Okumalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Paralel Okumalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ağustos 2016 Çarşamba

15 Temmuz Darbe Girişiminden Sonra: Kirli Hesaplar Çarşısı

Kitabın Adı: Kirli Hesaplar Çarşısı

Yazarı: Hüseyin Gülerce

Yayınevi: Kahverengi

Kitabı Bitiriş Tarihi: 03 Ağustos 2016 Çarşamba


İrfan'ın Yorumu:
Hüseyin Gülerce şu an adı Paralel Yapılanma olarak bilinen ama eskiden Hizmet hareketi içinde yer alan makul olarak görülen isimlerdendi. Hatta gerçekten de onu insan gördüğünde bu yapılanma ile ilgili olarak iyi niyet düşüncesine kapılıyordu.
Fakat bu son süreçte Hüseyin Gülerce'nin tarafını belirginleştirmesi ile bu yapının toplum nazarındaki konumu iyice belirginleşmiş oldu. Bakmayın siz Ahmet Hakan Coşkun'un ve Hürriyet gazetesi taifesinin "itirafçı" diye aşağılayarak göndermelerine... Hüseyin Gülerce olsun diğerleri olsun geçmişte yaşamış olduklarını paylaşmasa idi böyle mi olurdu ve daha iyi mi anlaşılabilirdi bu paralel yapılanma...
Kitap birçok konuyu açığa kavuşturması bakımından ve akıcılığı ile öne çıksa da sanki bir şeyler eksik izlenimini hissediyorsunuz. O bir şeyleri ben şu an ifadelendiremiyorum. Okuyan arkadaşlar belki bunu tesbit edebilirler. Öyle ya her şeyi de ben mi ifadelendireceğim? Biraz da başkası ifadelendirsin değil mi?
Kitabı şiddetle tavsiye ederim. Paralel okumalar serime almıştım. Bunu da aradan çıkartmış oldum...


Kitap ile ilgili bir değerlendirme:

Not: http://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/hasan-karakaya/paralelin-kara-kutusu-ya-da-huseyin-gulerce-ne-demek-istedi-11250.html
internet sitesinden alınmıştır.

Birkaç gündür “Paralel Yapı’nın adamları” tarafından işlenen “vukuat”ları yazıyoruz ya; “bazı saftirik okurlarımız” hâlâ “Doğru mu bunlar?” diye soruyor...
“Gerçekten, Cemaat’ten toplanan Himmet paralarını, Kıbrıs’taki kumarhanelerde mi harcamışlar” deyip, soruyorlar:
“Hani bunlar yetim hakkı yemezdi?.. 
Hani bunların kursağından haram geçmezdi?.. 
Hani bunların yediği her lokma helâl idi?.. 
Hani bunlar, analarından helâl süt emmişlerdi?..
Peki oynadıkları bu kumar, yaptıkları bu fuhşiyyat ne oluyor?..
Bu kadar mı alçaldı bunlar, bu kadar mı çukurlaştı?..”
Gerçekten;
İnsanın “inanası” gelmiyor!..
“Olamaz” diyoruz;
“Bu kadar alçalamazlar!”
Biz, onlar hakkında “çok iyiniyetli” düşünmeye çalışıyor ve Hocaefendi’nin“Locaefendi”leştikten sonra ipin ucunu kaçırdığını sanıyorduk ama, yeni yeni anlıyoruz ki;
“Bunlar yetmişinde neyse
yedisinde de oymuş!”
GÜLERCE’NİN YIKILDIĞI AN!
5 Temmuz Pazar günü, Beyaz TV’deki “Ortak Akıl” programında “müthiş açıklamalar” yapan Hüseyin Gülerce; gerek “Samanyolu” televizyonu gerek “Abi”ler konusunda, ortaya ilginç iddialar attı!..
“Cemaat’in eski Abi’lerinden” biri olan Gülerce; “Ergenekon Dâvâsı Süreci”ndeki Zaman gazetesinin “taraflı” yayınlarını Fetullah Gülen’e ilettiğini söyleyip, sözlerine şöyle devam etti:
l “Ergenekon davası sürecinde Zaman gazetesinin, camia medyasının yayınları konusunda yapılan eleştirileri bizzat kendisine söyledim. Arkadaşlardan çok şikayet ve eleştiri geliyordu. Ben de o gün sohbet sırasında ‘Bu şekilde yapılması doğru mu?’ diye sordum. O da ‘Bu mesele çok önemli ve peşini bırakmamak lazım. Ama bunu gazetecilik mesleğinin esaslarına göre yapalım, gazeteci gibi davranmak lazım’ dedi. Yani holigan gibi gazetecilik yapılmaz manasında cevap verdi.”
l “Tek Türkiye dizisinde Kürt vatandaşlar rencide ediliyor diye şikayetler aldım... Gittiğimiz her yerde bize şikayet ediyorlar. Bunu Diyarbakır’daki ve Antep’teki birçok noktadan arkadaş söylüyor. Bunlar camianın nabzını tutan arkadaşlar. Ben de Pensilvanya’ya gittiğimde bu dizi ile ilgili eleştirileri anlattım. Bana dedi ki; ‘Ben de kaç defa söyledim ama değiştirmiyorlar. Bunu izleyenlerin takdirine bırakıyorum.’
l “Yani; Gülen, Hidayet Karaca’ya bir şey diyecek de o yapmayacak... Mümkün mü bu?.. Ben Tek Türkiye dizisinde Kürtlerin rencide edildiğini ve bunun camiaya zarar verdiğini Fetullah Gülen’e söyledim. Benim dünyamın yıkıldığı birkaç andan biridir bu. Bana deseydi ki ‘Haklısın Hüseyin Bey, arkadaşlar ile konuşayım’ tamam, ama ‘Söyledim, değiştirmediler’ dedi. Böyle bir şey mümkün mü?”
Paralelci arkadaşlar; “Bir televizyon dizisinden terör örgütü çıkardılar... O dizinin Fetullah Gülen’le ne ilgisi var?” demeye devam ededursun; ama,Hüseyin Gülerce’nin iddialarına da cevap versinler!..
Tabiî, şuna da cevap versinler:
“Düne kadar rencide ettiğiniz Kürtler, tutuklattığınız KCK’lılar ve PKK’nın siyasi kolu dediğiniz HDP ile sarmaş-dolaş olan, arka kapı diplomasisi yürüten siz değil misiniz?.. Bu ne muhabbet?
Bu, ne yüzsüzlük?!?..”
MUSTAFA ÖZCAN VE SUİKAST!
Hüseyin Gülerce, o programda, “Mustafa Özcan”dan da söz etti... Mustafa Özcan’ın; “Cemaat içinde çok önemli bir yeri olduğundan” söz edip, onunla ilgili hayli “imalı” ifadeler kullandı...
“Meselâ” dedi;
“Mustafa Özcan’ın Yargı’da neler yaptığını nereden bilebilirim?”
Sonra, biraz değiştirdi ifadesini;
“Mustafa Özcan, Yargı’da bir şeyler yapmışsa, ben onu nereden bilebilirim?”
Belli ki Hüseyin Gülerce’nin bildiği bazı şeyler var!.. Ağzındaki baklayı çıkarmıyor ama, bir şeyleri biliyor!..
Elbette neyi bildiğini bilmiyorum... 
Ne var ki, Hüseyin Gülerce’nin “Mustafa Özcan’ın vukuatlarını ima eder gibi” konuşması, bana, tam da geçen yıl bugünlerde, yani 16 Temmuz 2014’te yazdığım; “Yine Hablemitoğlu Suikastı... Zaman’ın bu gocunması niye?” başlıklı yazımı hatırlattı!..
Biliyorsunuz; Ankara Cumhuriyet Savcısı Serdar Coşkun’un, Emniyet’e bir“talimat” göndermesi ve bu talimatta, “son 10 yılda işlenen siyasî cinayetlere dikkat çekmesi” ve bu kapsamda; “Rahip Santoro, Hrant Dink, Necip Hablemitoğlu, Üzeyir Garih suikastları ile Danıştay Saldırısı ve Zirve Katliamı’nda Cemaat üyelerinin rolünü araştırın” demesi üzerine, ben de 9 Temmuz Çarşamba günü; “Cemaat’e soruşturma ya da Necip Hablemitoğlu suikastı” başlıklı bir yazı yazmış, Hablemitoğlu’nun “yazı”larından,“kitap”larından ve “iddia”larından bahsetmiş, yazının sonunda da bir“duyum”umu aktarmıştım...
Demiştim ki;
Kulağıma gelen “söylenti”lere göre; Necip Hablemitoğlu, sanıyorum“Köstebek” adlı kitabını yazdıktan sonra, “ziyaretine birileri geldi” ve ona dediler ki; “Sen, bu kitabından kaç para kazanmayı bekliyorsun?”
Necip Hablemitoğlu, “800 bin dolar” deyince, kendisini ziyaret eden kişi veya kişiler, “Bu para çok” dediler ve ona “500 bin dolar” teklif ettiler!..
“Bu parayı sana vereceğiz ama kitabı, kesinlikle piyasaya vermeyeceksin!”
Bu görüşmenin ardından Necip Hablemitoğlu, “kitabını basacak yayınevi aramaya” başladı!..
İşte o zaman ipler koptu!..
Sonra, gazetelerde o haber çıktı:
“Necip Hablemitoğlu, 18 Aralık 2002 günü Çankaya’daki evinin önünde, saat 20.30 sıralarında uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti!”
Ona “suikast” düzenleyenler, “kitabı yayınlamaması şartıyla 500 bin dolar teklif eden ziyaretçileri” miydi, yoksa “Alman timi” miydi?..
Bu cinayet, “18 Aralık 2002 tarihinden bu yana karanlıkta”dır ve işte şimdi “aydınlatılması” yönünde bir “soruşturma” başlatılmıştır!..
Evet, aynen bunları demiştim...
Gördüğünüz gibi;
Bir “duyum”dan ve “iddia”lardan söz etmiş ama hiç kimseyi “itham”etmemiş, hiç kimseye “suçlama” yöneltmemiştim!..
Üstelik “isim” de vermemiştim!..
Gelin, görün ki;
Bu yazı “olay” oldu...
Birileri “çiğ” yemiş olmalılar ki, “karınları ağrımaya” ve de “yara”ları olmalı ki, “gocunmaya” başladılar!..
AYDINLIK’IN HABERİ
9 Temmuz’daki bu yazımdan “4 gün sonra” yani, 13 Temmuz Pazar günü,Aydınlık gazetesi “benzeri iddiaları” gündeme getirdi...
Aydınlık, “Cinayetten önce son görüşme o imamla” başlıklı “manşet”haberinde, özetle dedi ki;
“Ankara’daki evinin önünde 18 Aralık 2002 tarihinde uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybeden Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu’nun saldırıdan önce üst düzey bir Cemaat mensubuyla görüştüğü ileri sürüldü. Hablemitoğlu’nun ‘suikasttan önce görüştüğü son kişi’ olarak tanımlanan üst düzey cemaat yöneticisi Mustafa Özcan’ın Hablemitoğlu’ndan‘Köstebek’ kitabını çıkarmamasını istediği belirtildi.
İddiaya göre olay şu şekilde gelişti: 
Bilindiği üzere Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu, Emniyet içinde Fethullah Gülen cemaatinin yoğun faaliyetlerini kitaplaştırmak için çalışmaya başladı. Kitaba son şeklini veren Hablemitoğlu’nun bu çalışmasından F tipi örgüt haberdar oldu. 
Bunun üzerine Cemaat’in örgüt yapılanmasında ‘Türkiye İmamı’ olarak geçen Mustafa Özcan, Hablemitoğlu ile görüşmek istedi. Hablemitoğlu bu görüşmeyi kabul etti. İkilinin görüşmesinde Mustafa Özcan, Hablemitoğlu’ndan kitabı çıkarmamasını istedi. Bunun karşılığında da yüklü bir miktarda para teklif etti. Ancak Hablemitoğlu bu teklifi reddetti. Hablemitoğlu’nun, suikasttan önceki son görüşmesi bu oldu.”
Aydınlık’ın haberi böyleydi...
Gördüğünüz gibi, benim yazımda; bir “ziyaretçi”den söz ediliyordu ama“isim” yoktu... Aydınlık ise, bu ziyaretçinin “Mustafa Özcan” olduğunu iddia etmişti...
Doğru mudur, yanlış mıdır bilmem...
Onu “Savcı” çıkaracak ortaya!..
ZAMAN’IN HABERİ
Gerek “benim yazım”, gerek “Aydınlık’ın haberi” üzerine; önce “Zaman gazetesinin internet sitesi”nde, 14 Temmuz 2014 tarihinde de 
“Zaman gazetesinin 1. sayfası”nda bir “saldırı kampanyası” başlatıldı..
“Akit’in iftirasını Aydınlık manşet yaptı” başlıklı haberde dediler ki:
“Yeni Akit gazetesinin Necip Hablemitoğlu ile ilgili gündeme getirdiği iddiayı, Doğu Perinçek’in Aydınlık gazetesi manşet yaptı. 
Yeni Akit yazarı Hasan Karakaya, 9 Temmuz’daki köşe yazısında 2002 yılında evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybeden yazar Necip Hablemitoğlu cinayetini Hizmet hareketi ile irtibatlandırmaya çalıştı. 
Karakaya’nın; hiçbir delile dayanmaksızın ortaya attığı iddia; aradan 4 gün geçtikten sonra bu defa Aydınlık gazetesi tarafından manşete taşındı... Ergenekon Terör Örgütü hükümlüsü Doğu Perinçek’in gazetesi Aydınlık, Hablemitoğlu’nun öldürülmesinden Hizmet Hareketi’ni sorumlu tutup,‘Cemaat Köstebek kitabını çıkarmaması için Hablemitoğlu’na yüklü miktarda para teklif etti’ ifadelerine yer verdi. Parayı teklif eden ismin ise Mustafa Özcan olduğu iftirasını attı.”
MUSTAFA ÖZCAN, KARAKUTU!
Zaman’ın bu “saldırı”sından sonra kendilerine cevap verip, demiştim ki:
“Akit’in iftirasını Aydınlık manşet yaptı” ya da “Akit hedef gösterdi, Aydınlık manşet yaptı” başlıkları atıp da, kamuoyunda bir “algı” oluşturmaya çalışmak yerine; “Bizim rüşvet teklifleri ile, para-pul işleri ve cinayet işleriyle işimiz olmaz!.. Bizim o taraklarda bezimiz yok” deseydiniz“daha inandırıcı” olurdunuz ve ben de o yazıyı yazmak zorunda kalmazdım!..
Ama şimdi;
“Dürbün”ü elime aldım, “uzaklara” bakmaya, meselâ Özbekistan’ı gözetlemeye başladım!..
Merak ediyorum;
Özbekistan Hükümeti’nin “okul kapatma ve öğretmenleri rehin alma”kararı üzerine, “Özbekistan’a giden kim” veya “kimler”di ve de “rehineleri nasıl kurtardılar?”
Madem açtınız konuyu,
Alın, bir “soru” daha!..
Buyrun, cevap verin!..
“Özbekistan” demem üzerine, seslerini kestiler!.. 
Demek oluyor ki, Mustafa Özcan, Özbekistan’da da “bir işler” çevirmiş!..
Uzun lâfın kısası;
Mustafa Özcan denilen şahıs; Hüseyin Gülerce’ye göre “Cemaat’in çok önemli bir adamı”dır, bana göre ise, “kara kutu!”
Eğer Mustafa Özcan’ın şifreleri çözülürse, öyle inanıyorum ki; “Fetullah Gülen Locaefendi de çözülür!”
Merak ediyorum; Hüseyin Gülerce, bunları mı demek istedi acaba?..
Yoksa, ben mi böyle anladım?..

******************************************************************************
Kim, kimi hedef gösteriyor?.. İşi kimler bitiriyor?
“Cemaat’e yakınlığı” ile bilinen Son Sayfa adlı internet sitesi, 3 Temmuz Cuma günü saat 14.23’te bir haber yayınladı... 
Dediler ki; 
“Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi ve CHP’li eşi Gamze Akkuş İlgezdi hakkındaki bilgileri medyaya kimin servis ettiği ortaya çıktı!.. Bilgileri basına dağıtan kişinin Kadıköy Belediyesi Eski Meclis Üyesi H.S. olduğu iddia ediliyor!”
Resmen hedef gösterme!..
Ne ilginç değil mi;
sonsayfa.com adlı internet sitesi 3 Temmuz Cuma günü bu haberi veriyor... 
Battal İlgezdi’nin koruması ve güvenlik müdürü Aşkın Şit de, 5 Temmuz günü “Bu haberi beğendim” deyip, Facebook’taki hesabından paylaşıyor!..
7 Temmuz günü ise, “Battal İlgezdi’nin adamı” olduğu iddia edilen üç kişi,“sonsayfa.com”da adı geçen H.S.’ye yani Arif Sağ’ın yeğeni Hüseyin Sağ’a saldırıyor, ağzını-burnunu dağıtıyor, çenesini kırıyor!..
İyi de “hedef gösteren” kim, 
“işi bitiren kim?”
Hani diyorum ki: “Bir tek olayın altından Paralel çıkmasın, dişimi kıracağım!”

24 Mayıs 2015 Pazar

Paralel Evren'de Bermuda Sekmesi: Bermuda: Posta Kutusuna Düşen Darbe Planı

Kitabın Adı: Bermuda: Posta Kutusuna Düşen Darbe Planı

Yayınevi: Profil

Hazırlayan: Helin Şahin

Kitabı Bitiriş Tarihi: 24/5/15

İrfan'ın Notu:
Enteresandır bu kitabı elime aldığımda diğer kitaba nazaran daha ümitliydim. Çünkü kitabı okumaya başlamadan önce içindekilere ve mizanpaja baktığımda içler açıcıydı. Boşluklar ve başlıklarla bezenmiş. Ama bir önceki kitaba nazaran daha sönük geçti diyebilirim.

Buna rağmen daha önce "paralel okumalar" olarak adlandırdığım ve okuduğum kitaplarla beraber yine boşluklar tamamlanmış görünüyor. Belgeler ikna edici. Ama tabi yazar Helin hanım'ın kitap yazma tekniğini biraz daha gözden geçirmesi gerekir sanırım. Ne demek istiyorum? Kitabı biraz daha okunabilir bir kurgu sanırım iyi olur. Örneğin bir önceki okumuş olduğum kitaba ve Hanefi Avcı'nın kitabına (ki Hanefi Avcı sanırım profesyonel bir destek de almış olabilir) bakabilir. Buna rağmen hakkını teslim de edelim.

Kitap ile ilgili alınan notlara bir göz atalım:
Kitabın içeriğine baktığımızda:
Emniyetin mail kutusuna düşen ihbar (sayfa 9)
25 Aralık dosyası (sayfa 53)
Selam Tevhid Dosyası (81)
Tahşiye Operasyonu (sayfa 119) ... diye devam ediyor.

(Karı-koca meselesi terör soruşturmasına döndü. Paralel yapının kumpasları bitmiyordu. 17-25 Aralık operasyonlarında başarılı olunsaydı şüphesiz devreye bir başka dosya konulacaktı. Plana göre 30 Mart 2014 yerel seçimleri öncesi hükümet bu dosyalarla yıpratılacak ve ardından sözde Selam Tevhid operasyonuyla tutuklamalar başlayacaktı." (sayfa 83)

İşte bu kısım selam örgütü meselesine giriyor ki bir önceki kitap bunu çok güzel anlatmış. Bununla da biraz daha katkı verilmiş oldu.


Son bir not: Helin Hanım Bermuda ismini bu kitaba neden koyma ihtiyacı hissetmiş bunu da anlatsaydı iyi olurdu. Eğer mahkemeler bu örgütlenme ile ilgili adil bir yargılama gerçekleştirir ve bu yapıyı okumuş olduğumuz kitaplardaki gibi bir organizasyon olarak tanımlarlarsa açıkçası bu "Bermuda Şeytan Üçgeni" nitelemesinden çok "Örümcek Ağı" nitelemesine daha uygun gelir kanaatindeyim. Helin hanımının bunu öngörmesi gerekir diye düşünüyorum.

23 Mayıs 2015 Cumartesi

Paralelin Dibini Bulacağım Herhalde: Kod Adı Selam Örgütü




Kitabın Adı: Kod Adı Selam Örgütü

Yayınevi: Merkuri Kitap

Hazırlayan: Yasir Kadıoğlu

Kitabı Bitiriş Tarihi: 23/5/15
İrfan'ın Notu:
Bu kitabı elime aldığımda açıkçası pek ümitli değildim. Çünkü kitabı okumaya başlamadan önce kitabın mizanpajına baktığımda üzülmüştüm. Başlıksız ve boşluksuz yoğun bir kitap. Yani okuması sıkıcı ve bayabilir. Ama

Ama evet kitabı okumaya başladıktan sonra -kitap okuma tekniği ve hazırlanışı itibari ile bir nakısa olsa da- inanılmaz bir şekilde maceravari bir roman edası ile elimden bırakamadım.

Yakın tarih diycem ne yakın tarihi. Anlık tarih nerdeyse... 7 Şubat 2012 tarihinden itibaren geçen olaylar o kadar hızlı ve heyecanlı ki kitapta bu olayları enfes bir üslup ile anlatmış yazar. Kitap mizanpaj tekniği açısından da başlıklı ve boşluklu olsaydı eğer inanın tadından yenmezdi. Bunu da artık yayınevi bir eleştiri olarak alsın. Yazar da bundan sonraki eserlerinde bu eleştiriyi dikkate alır umarım.

Ve kitap... Selam Tevhid soruşturması ile ilgili iyice detaylara iniyor, öncesini, sonrasını, planları deşifre ediyor. Tabi en nihayetinde bu kitap yazarın elinden çıkmış. Her yazar eleştirilebilir olduğu gibi bu yazarımız da eleştirilebilir. Hatalar, yorumlar olabilir. Ama kitabı bir macera kitabı edası ve polisiye, casusluk romanları içerisinde imiş gibi okuyabilirsiniz. Kitabı okuduğunuzda hem içindesiniz hem de dışında duygusunu -anlık tarih olduğundan dolayı- (bu ifadeyi ben kendim kullandım. Çünkü yakın tarih ifadesi pek kullanışlı değil sanırım) gayet iyi yaşıyorsunuz.
Hemen okuyun iki günde bitirmezseniz bir şey demiyorum ...

Kitap ile ilgili alınan notlara bir göz atalım:
Kamile Yazıcıoğlu'nun ifade tutanağı (sayfa 73)

"Hüseyin Avni Yazıcıoğlu zaten MİT Müsteşarı ile yakın arkadaşken neden MİT'e sızmaya çalışsın?" (sayfa 81)


Kitap ile ilgili bu kadar ip ucu kâfi kanaatindeyim. Merak ediyorsanız kitabın içine dalmanız lazım. Çünkü ne olduysa Kamile Yazıcıoğlu'nun ifadesi ile başladı... 

20 Mayıs 2015 Çarşamba

Kitabın Adı: 17 Aralık Dostmodern Darbe

Yayınevi: Elvan Yayınları

Hazırlayan: Hüseyin Kulaoğlu

Kitabı Bitiriş Tarihi: 20/5/15

İrfan'ın Notu:

Paralel kitap okumalar hızla gidiyor. Şu ana kadar hükümete yakın yazarların ve tarafsız yazarların bazı kitaplarını okudum. Cemaat tarafının yayınladığı kitaplara şu ana kadar rastlamadım. Ama paralel okumalar serisi içerisinde o cenahın da kitapları çıkarsa en azından adaleti tesis etme ve daha iyi anlayabilmek için meseleyi o cenahın kitaplarını da sabırsızlıkla bekliyorum diyebilirim.
Hüseyin Kulaoğlu'nun bu çalışması sanırım Akit gazetesinde yayınlanmış röportajlardan oluşuyor. Kitapta birçok önemli kişinin 17-25 Aralık operasyonu ile ilgili kanaatleri yer almış. Fakat muhalif taraftan sadece Ali Bulaç'a yer verilmesini açıkçası doğru bulmuyorum. Cemaat tarafından da bazı yazarlar ile röportajlar yapmasını daha adilane bulabilirdim. Buna kitabı okumaya başladığınızda dikkat çekici yönlerden birisi röportaj yapılan kişilerin aynı kanaate sahip olmaları. Bu da hükümet tarafının algılanılmasını istediği şekilde algılanıldığını gösteriyor diyebilirim.

Kimler var peki röportaj yapılanlara (bazılarına) bakarsak, Fatih Tezcan, Fikri Akyüz, Yusuf Kaplan, Kazım Sağlam, Savcı Sayan, Uğur Işılak, Bülent Yıldırım, Ahmet Taşgetiren, Ali Bulaç ...
Tavsiye edebileceğim cinsten bir çalışma olmamış bana göre. Kitapta çünkü hemen hemen benzer değerlendirmeler var. Yine de günceli ve önemli şahsiyetlerin bu konudaki kanaatlerini öğrenmek açısından bakılabilir.

Kitap ile ilgili alınan notlara bir göz atalım:

Açıkçası birbirine yakın kanaatler kitapta serdedildiği ve daha önce bu kanaatleri paylaştığım için öne çıkan bir şey görebilmiş değilim.

14 Mayıs 2015 Perşembe

Paralelim Cemaatim Benim: Cemaatin İflası

Kitabın Adı: Cemaatin İflası
Yayınevi: Tekin Yayınları
Yazarı: Hanefi Avcı
Kitabı Bitiriş Tarihi: 12/5/15

İrfan'ın Notu:
Ne olacak bu savaşın hali! İşler gittikçe işin içinden çıkılmaz hale geliyor gibi görünüyor. Bir bakıyorsun hükümet tarafının önemli isimlerinden birisi "bütün basına el konulmalıdır, terör örgütü olarak bilinen bir yapının medyası olamaz" diyor, diğer taraftan "cemaat" olarak bilinen yapının hakimleri, savcıları tutuklanıyor, göz altına alınıyor, meslekten ihraç ediliyor ve o yapıya ait olan savcı ve avukatlar da karşı atağa geçerek tahliye girişimlerinde bulunuyorlar. Anlayacağınız işler iyice karışıyor. İşte tam bu sırada Hanefi Avcı bir kitapla tekrar döndü. Kitap gerçekten şok edici unsurlar içeriyor. Doğruysa durum gerçekten içler acısı. Buna rağmen bir eleştiri getirilecek olursa kitabın ismine getirebilirim. Cemaatin İflası ismini doğru bulmuyorum. O yapıyı isim vererek o yapının iflası diyebilirdi. Ama cemaat tabiri İslami bir tabir ve peygamberin "Allah'ın rahmet eli cemaatin üzerindedir" hadisi gereği cemaat kelimesini ulu orta her yerde kullanılmasını hele iflas kelimesi ile birlikte anılarak bir kitap ismi olarak konulmasını doğru bulmadığımı burada ifade edebilirim.

Kitap ile ilgili alınan notlara bir göz atalım:
Kitabın 24. sayfasında daha önce yazmış olduğu "Haliçte Yaşayan Simonlar Dün Devlet Bugün Cemaat" kitabından bir alıntı ile sıkı bir giriş yapıyor: "Ben demiştim kardeşim" anlamına gelecek şeyler söylüyor ... (sayfa 24)


Aynı şekilde kitabın 54. sayfasında bir bölüm var ki "Cemaatten Jandarmaya Hüseyin Albay Komplosu"eğer bu bölüm doğru ise ve anlattığı gibi gerçekleşmiş ise diğer komplolara ne denebilir bilmiyorum. Bu bölümü belki de iki defa okumanız lazım komplonun mantığını, amacını, yöntemini, şeklini anlayabilmek için. (sayfa 54)


Kitaptaki şu tesbitler hepimizin uykularını kaçıracak cinsten. Birlikte bakalım:
"Hukuka aykırı telefon dinlemeleri toplumu en fazla rahatsız eden şeylerden biri, aynı zamanda cemaatin en büyük gücü ve bilgi toplama yöntemidir. Cemaat mensuplarının en çok işlediği ve soruşturmaya en çok uğradığı suçlar, sahte isimler, uydurma suçlar ve İMEİ numaraları üzerinden yapılan hukuka aykırı telefon dinlemeleri. Aynı zamanda cemaatin polisi ve yargıyı kullanarak en yoğun başvurduğu yöntemlerden biri yine telefon dinlemeleridir.
Cemaat, telefonları başlıca iki amaçla dinledi; birincisi, hedef seçtiği kişileri saf dışı etmek, ikincisi, ülkede olup biten her şeyi öğrenmek, geniş bilgiye sahip olmak ve bu bilgiyle tüm ülkede otorite olmak. Diğer dinleme/izleme yöntemlerini kullansalar bile en fazla, en kolay, en etkin başvurdukları yöntem telefon dinlemeleri ve telefon HTS analizleridir." (sayfa, 71)


Aynı şekilde Mit tırları ile ilgili yapılan operasyonu da çok ciddi bir eleştiri süzgecinden geçiren Hanefi Avcı tehlikenin büyüklüğünü kitabı ile gözler önüne sermeye çalışmış.
Peki ikna edici mi? Bunu okuyucu durduğu yere göre de karar verebilir, bizim gibi meseleyi anlamaya çalışanlara göre biraz temkinli de yaklaşabilir, hükümete yakın duranlar açısından da farklı bir şekilde anlayabilir. Ama hizmet hareketi açısından durum herhalde çok vahim.



Ben yine de şu temel ilkeyi muhafaza etmemiz kanaatindeyim: 

Maide Suresi'nde belirtildiği gibi: Bir kavme olan kin adaletsizliğe sevk etmemeli. 

Hükümetin bu konuda silindir gibi gittiği sanki gözlerden kaçmıyor gibi. Kurunun yanında yaş yanması demek bir kavme olan kinin adaletsiz bir şekilde çözülmesi demektir. Aman dikkat diyorum.

Ayrıva bakınız:

http://izle7.com/ulketv/izle-10276-soz-bitmeden-hanefi-avci-27-mayis-2015.html


11 Mayıs 2015 Pazartesi

Paralel Evren'de İn Teoremi: İn

Kitabın Adı: İn

Yayınevi: Kırmızı Kedi

Yazarı: Sabri Uzun

Kitabı Bitiriş Tarihi: 9/5/15

İrfan'ın Notu:
Çok yoğun geçiyor. Bu yoğunlukta ortaya çıkan belgeler, bilgiler, izlediğimiz görüntüler... Akıl alır gibi değil. Özellikle adalet duygumu yitirmemek için okuduğum, izlediğim, baktığım bütün meselelerde o camiadan çıkmış ve insaflı olarak da bildiğim Hüseyin Gülerce'nin kanaatlerini de takip etmeye çalışıyorum. Bu yüzden pazar günleri Ortak Akıl programı referans çizgim ya da nirengi noktam oluyor diyebilirim.

Hükümet tarafının fanatikleri ile cemaat tarafının fanatiklerini ayırarak olayları sakin bir kafa ile takip etmek istiyorsanız Hüseyin Gülerce'yi takip edin derim. Bununla birlikte fanatiklerin yaklaşımları da size savaşın boyutları açısından bilgilendirici olur.

Ama yakınlarda çıkan kitaplardan da bigane kalmamanız için en fazla gündemde olan iki kişinin kitaplarını da tavsiye ederim. Birisi Sabri Uzun diğeri de Hanefi Avcı. Arka arkaya okuduğum paralel bilgilendirme kitaplarına devam diyorum başka da bir şey demiyorum...

Kitap ile ilgili alınan notlara bir göz atalım:
İlk önce kitapta Sabri Uzun'un Fetullah Gülen'den alıntıladığı şok edici kaydın çözümü:

"Adliyede, Mülkiye'de mevcut olanlar mevcudiyetlerini korumazlarsa, arkadan gelenlerin mevcudiyetini koruyamayız. Bir taraftan o kanun ve kuralları, diğer taraftan da kanun ve kural adamı olma imajını kullanmalıyız. Yani sizi gören, 'Bunlar kurallara harfiyyen riayet ediyorlar' demeli ... Ta ilerilere gitmeli, can damarları içinde dolaşmalıyız. Cepheleri öğrenmeleri lazım arkadaşlarımızın... Hukuk sistemini didik didik etmeliler. Sistemin püf noktalarını bilmeleri lazım. Biz de çalışıp onları istifade edecekleri mevkilere getirmeliyiz. Dikkatli olmalıyız. Erken harekete geçersek tepemize binerler. Durmadan hazırlanmalıyız. Zamanı gelince, uygun boşluk bulunca maratona geçeriz. Devlet memuru arkadaşlarımız  kahramanlık yapamazlar. Erken vuruş yaparlarsa dünya başlarını ezer. Bütün anayasal müesselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır." (sayfa 19).

Ve 2002'den sonraya dair Uzun'un yaptığı enteresan bir tespit:

"Cemaat, Türkiye'de Kasım 2002'de iktidara gelen Ak Parti hükümetinin, er geç askerler tarafından iktidardan uzaklaştırılacağına inanıyordu. Muhtemel bir Ak Parti-Asker çatışması durumunda da Cemaat'in bürokrat kadrolarının harcanmasını istemiyoru. Bu nedenle Cemaat, 2002-2005 yılları arasında hiçbir "imamının" bürokraside görev almasını istemedi. Geçen zaman içinde Ak Parti hükümetinin, beraber çalıştığı bürokratlarla "başarılı" olduğunu görünce yeni bir taktik belirledi; ihbar mektubu ve ihbar elektronik postalarıyla o bürokkatlar görevden alınıp, yerlerine Cemaat imamları getirilmeye başlandı." (Sayfa, 37)


Ve daha nice olaylar ile ilgili çarpıcı tesbitler. Türkiye'de neler olmuş, neler oluyor. Hayır hayır uzak bir tarihten bahsetmiyorum, inanmayacaksınız ama yakın tarihten de bahsetmiyorum... An'dan bahsediyorum... Paralel okumalara devam diyorum...

5 Mayıs 2015 Salı

Paralelin Dibisin Be: 100 Soruda Fetullah Gülen ve Hareketi

Kitabın Adı: 100 Soruda Fethullah Gülen ve Hareketi

Yayınevi: Timaş

Hazırlayan: Doğu Ergil

Kitabı Bitiriş Tarihi: 04 Mayıs 2015 Pazartesi

İrfan'ın Notu:
Hükümet ile Fetullah Gülen cemaati arasındaki savaş paralel boyutlarda hızla devam ediyor. Paralel okumalar serisinde Fetullah Gülen ve hareketini daha yakından tanımak için güvenilir bir yazara ihtiyaç vardı. Bu da sanırım Doğu Ergil olsa gerek. Her ne kadar bu kavgada bir taraf olsanız da iki tarafı da iyi tanımanız lazım ki bir kanaate sahip olabilesiniz. Bu kavganın sonuçları her ne kadar birinci derecede iki tarafı etkilese de hükümet görünür bir halde ise daha iyi tanınması gereken harekete de ancak kitaplar vasıtası ile yaklaşılabilir. Bu da güvenilir bir yazar eliyle olsa gerek. Doğu Ergil'in "Kürt Raporu" kitabı hem çok ses getirmişti hem de konuşulmayanlar bu yazar eli ile konuşulur hale gelmişti. Kanaatimce Doğu Ergil'in bu kitabı bazı sorulara açıklık getirir.

Kitap ile ilgili alınan notlara bir göz atalım:
İlk önce Doğu Ergil'in kitaba girişteki izlenimi ilgi çekici. Katılırsınız katılmazsınız ama ilgi çekici. Hep birlikte bakalım:

"Fethullah Gülen bir Türk Rönesansı önermektedir ve bunun için önce toplumumuzun kendi içinde barışa ve huzura kavuşması gerektiğini savunmaktadır. Dayatmaya değil, kabule yaslanan bir yurttaşlık hukuku, zora değil, benimsemeye dayanan bir ahlak telakkisi; lütuf beklemeye değil, çalışıp üretip paylaşmaya bağlı bir dayanışma anlayışı ve her şeyden önce bireyin kendisinden olduğu kadar toplumun tümünden sorumlu olduğu önerisi, geniş bir kesime cazip gelmiştir. Teklif edilen 'devletin milleti' olmak değil, vatandaşların ortaklığına dayanan bir millet ve düzen fikridir."
Yahudilerle ilgili kanaatine bir bakalım. Fetullah Gülen ne söylemiş:
"Sözgelimi, eski vaazlarımda yahudilerin sebebiyet verdiği sorunları genellemeci bir üslupla değerlendirir, bazı ayet ve hadisleri bu çerçevede yorumlardım. Ama 90'lı yıllardan sonra içine girilen diyalog sürecinde bu yaklaşımdan uzaklaştım." (sayfa 20)

Bu yapının ve liderinin empati yaklaşımına da bir bakalım:
"... Empati, yani kendini başkasının yerine koyabilme, onun acılarını paylaşabilme yetisi, Gülen felsefesinin en önemli değerlerinden biri ve üyelerinden beklentisidir. İnsanları ayrımsız kucaklayabilme kapasitesi, bireyi insanlık idealine yaklaştırdığı kadar Allah'a da yaklaştırır." (sayfa 32) Bu ne kadar gerçekçi okuyucunun ve bu yapı ile bir türlü yolları kesişmiş insanların takdirine bırakalım.

Demokrasi ve Allah'ın hakimiyeti ve milletin hakimiyeti meselesine bakış şu cümlelerle özetlenebilir:
"Demokrasi, halk hakimiyetine dayalı bir sistem demektir. 'Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir' sözüyle seslendirilen ... husus demokrasidir. Bu söz, hakimiyetin -haşa- Allah'tan alınarak insanlara verilmesi demek de değildir. Aksine, hakimiyetin Allah tarafından, kaba kuvvet temsilcilerinin elinden alınıp millete verilmiş olduğunu belirtmektedir..." (sayfa 89)

Ahilik felsefesinin altı temel ilkesi ile bu hareketi bir bütüncül olarak gören Doğu Ergil hocama bu kanaatinin şu sıralarda da aynen geçerli olup olmadığını sormak isterdim. Ciddi bir savaş veriliyor ve cemaat bir gıdım dahi geri adım atmıyor. Uzlaşmacı, diyalogcu, anlayışlı, diğergamlı vs. daha birçok güzel haslete sahip cemaatin liderinin beddua seanslarını dinleyince insan ürperiyor ve haklı olarak bu hareketi sorguluyor.

Ahilik felsefesi ile ilgili:
"1. Elini açık tut (paylaş)
2. Sofranı açık tut (cömert ol)
3. Kapını açık tut (konuksever ol)
4. Gözünü bağlı tut (Başkalarının hatalarını görmezden gel, arsız olma)
5. Beline sahip ol (namuslu ol)
6. Diline sahip ol (iftira etme, kimseye hakaret etme, terbiyeli ol)" (sayfa 364)
Kitap bu hareket ve lideri ile doyurucu bir bilgiye sahip. Ne kadar inandırıcı bu da okuyucuya ait...