Kaliteli Filmler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kaliteli Filmler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ağustos 2015 Salı

Biraz Zeki Ol, Biraz da Merhametli...: Sanjuro

Filmin Adı: Sanjuro

Yönetmen: Akira Kurosawa

Bilgi Sitesi: http://www.sinemalar.com/film/27607/sanjuro

Yojimbo\'nun devamı olarak kabul edilen güzel film. Akira kurasowa ve Toshiro Mifune efsanesinin başyapıtlarından, tek kelimeyle mükemmel.. Sınıf farkları, kimlik, cinsiyet farkları gibi olgulara çok belirleyici bakar kurosawa bu filmde. hizmetkar dolaptaki yerini(!) bilmek zorundadır. efendileriyle beraber sevinemez. Kadınlar saf ama akıllıdırlar. Samuray dediğin dilenmez örneğin. ama zaten dilenen bir samuray, yani efendisinden kopmuş sayılabilecek bir haydut samuray olduğuna göre, bu, japonya\'nın 19. yüzyılda yaşadığı sıkıntılarla samurayların yollara düştüğü zamana denk gelmektedir büyük olasılıkla.Film bunlara da dikkat çekmektedir. Büyük usta boş film yapmıyor mutlaka izleyin..



İrfan'ın Yorumu: 

Neden mi 1962 yılında çevrilmiş bir film izledim... Teknolojik bombardımanlarla çevrilmiş filmlerden gına geldi... İnsana dokunmak yerine tamamen başka şeylere dokunan filmler... Tamam onlar da olsun ama duygulardan arındırılmış ve birçok etkisini hissettirmesi gereken bu sanat dalı fazla teknolojik olmaz derim.

Bu film dünyaca usta yönetmenin enfes filmlerinden birisi olsa gerek. Ben açıkçası büyük bir keyif alarak izledim. Siyah beyaz olması, nostaljik olması, 62 yılında harika konulara temas etmesi... Hele defterdarın karısının merhamet dolu temaları var ya inanılmaz. Zeki bir samurayın -ki anlaşıldığı kadarı ile roninleşmiş- bir klan için adaleti kendi usulü ve biraz da sert bir şekilde çözmek istemesi. Ama işin içine biraz da merhamet katılınca daha bir keyif alınıyor açıkçası... Günümüz gençliğine bir şey vermeyeceği aşikar. çünkü onlar teknolojik bombardıman altındalar. Ama bir bakın derim...

17 Haziran 2013 Pazartesi

Dövüş Öyle Değil Böyle Yapılır: Baskın

Filmin Adı : Baskın
Filmin Orj. Adı: The Raid: Redemption ( Serbuan Maut ) 


Yönetmen: Gareth Evans


Oyuncular: İko Uvais, Yayan Ruhian


Film İle İlgili Ne Denebilir
Şu yukarıdaki resimde ortada havada olan adam var ya. Filmde kötü karakter ama öyle güzel dövüşüyor ki insan mest oluyor gerçekten.
Filmin dövüş sahneleri, öyle gerçekçi ki kendinizi alamıyorsunuz.

Sevgili Serdar'a da bu filmi izlemesini tavsiye ederim, klasörüne attım merak etmesin...

Sakın sanatsal bir yan aramayın, güzel bir dövüş filminden öteye bir şey bulamazsınız. Belki kahramanlardan birisinin filmin başında kıldığı namaz hariç ...


film ile ilgili bilgi alınabilecek bir site
http://www.sinemalar.com/film/193985/baskin

17 Şubat 2013 Pazar

Dört Film, Dört Cümle


Amerikan iç savaşında köleliğe karşı da mücadele veren ve değerler ülkesi oluşturmaya çalışan bir adamın mücadelesi

http://www.imdb.com/title/tt0443272/?ref_=sr_2




Amerikan değerlerinin nasıl değerler manzumesi olduğunu gösteren, adaleti insan avına çevirip, yakaladığında da "içindeki kinin" adaletsizliğini bangır bangır bağıran yeni Amerikan değerler manzumesinin özeti




Amerikan değerlerinin elçilik çalışanlarını kurtarma bahanesi ile tekrar kutsandığı (heyecanlı) bir yapım

http://www.imdb.com/title/tt1024648/


İçkinin, alkolizmin bataklığına dibine kadar batmış değerler manzumesi Amerika'da alkol bataklığını gösteren çarpıcı çalışma.

http://www.imdb.com/title/tt1907668/

31 Ekim 2012 Çarşamba

Spekülatif Bir Film: Benim Adım Khan


Filmin Adı: Benim Adım Khan
Orjinal Adı: My Name is Khan
Yönetmen: Karan Johar
Yapım Yılı: 2010 / Hindistan
Oyuncular:  Shahrukh Khan, Kajol, Kenton Duty, Zarina Wahab



"Dünyada iki tür insan vardır; iyi insan ve kötü insan.


İrfan'ın Yorumu:
Filmin müziklerini mi soruyorsunuz; harika derim...
Filmin oyuncularını mı soruyorsunuz; güzel oynamışlar derim
Filmin kadın karakterini mi soruyorsunuz; güzel kızmış derim
Filmin kurgusunu mu soruyorsunuz; iyi bir kurguydu derim
Film nasıl olmuş mu diye soruyorsunuz; işte buna cevabım: Manipulatif derim.

11 Eylül sonrası dünyada bütün müslümanların özelde de Amerika’da terörist muamelesi görmesi, değil müslümanların hintli müslüman olmayan sihlerin, ortadoğulu kıptilerin ya da ortadoğu tandanslı her gruba yönelik bakış açısının bu yönde olumsuz olarak değişmesi sonucunu doğurdu. Film inanılmaz derecede manipulatif gerçekten. Doğrularla yanlışları, müslümanların 11 Eylül öncesi ve sonrasına endekslemek, hatta bunu Milattan Önce ve Milattan Sonra’dan sonraki en derin değişim olarak algılattırmak enteresan gerçekten. Bu tür bir algıdan hoşnutluk meselesi değil benim sorduğum...

11 Eylül olayı evet Amerika’da insanlar üzerinde inanılmaz etkiler bıraktı
11 Eylül olayı evet Amerika’da güvenlik algısını olduğu gibi değiştirdi
Ama neden sorusunun cevabı 11 Eylülden önceki İslam topraklarında yaşayan insanların dramatik hayatında gizli, haksızlıklarda gizli, İslam topraklarının talanında, orada yaşayan halkın kininde gizli.
Film ile ilgili en basit söyleyebileceğim, -madem 11 Eylül öncesi ve sonrası algısı olmuş- öncesi ile ilgili de aynı yönetmenin İslam topraklarındaki durumu ile ilgili filmlerini bekliyoruz...
Üstelik filmdeki İslami teknik sorunları söylemedim bile; Müslüman bir erkeğin hristiyan ve yahudi olmayan putperest bir kadınla olan evliliği örneği gibi.
Filmin Amerika’yı yücelten bakış açısından bahsetmedim bile...

Konusu:
Khan adlı bir hintlinin başından geçen olaylar anlatılıyor.

Bilgi alınabilecek internet adresi:

1 Ekim 2012 Pazartesi

Bir Daha da Denize Girersem: The Reef


Filmin Adı: Denizin Dişleri

Orjinal Adı: The Reef

Yönetmen: Andrew Traucki
Yapım Yılı: 2010 / Avustralya

Oyuncular: Adrienne Pickering



"Tanrım, ne olur bizi kurtaracak birilerini gönder!"

İrfan'ın Yorumu:
Jaws filmini bilenler bilir. Köpekbalığı ile ilgili yapılmış harika bir gerilim korku filmidir. Sırf bu yüzden denize gitmeyen arkadaşlarımı bilirdim. Bu sadece benim bildiğim değil, tüm dünyada böyle. Ondan sonra yapılan filmler aynı kalitede olmadı pek ama bu film pek öyle değil. Bir teknenin alabora olması ile yakın olarak gördükleri bir adaya yüzerek kurtulma mücedelesi veren 5 kişilik bir grubun macerası... Buraya alacak kadar önemsemiş olmam lazım. İnanın öyle. İzlerken hem gerildim, hem de insanoğlunun denizin ortasındaki çaresizliği karşısında yalvarıp yakardığı Tanrısına serzenişini gördüm. Bu çaresizliğin getirdiği sonuçlar biraz içler acısı olsa da hem gerilmeniz hem de Allah'ı sadece sıkıntılı zamanlarda hatırlamamanız kaydıyla izlemeniz önerilir. 

Konusu:
Birkaç arkadaş Endonezya kıyılarında pek ziyaret edilmemiş bir adaya gitmek isterler. Dönüşde med-cezir süprizi ile karşılaşırlar. Beyaz köpekbalığı da cabası...

Bilgi alınabilecek internet adresi:
http://www.sinemalar.com/film/57935/dehsetin-disleri

13 Eylül 2012 Perşembe

Bırakın Bırakın Bırakın: Brake


Filmin Adı: Ölüme Çeyrek Kala

Orjinal Adı: Brake

Yönetmen: Gabe Torres
Yapım Yılı: 2012 / ABD
Oyuncular: Stephen Dorff



"Asla, ama asla sizin istediklerinizi söylemeyeceğim!"
İrfan'ın Yorumu:
11 Eylül saldırılarından sonra ABD'de paronayik seviyede birçok zırva tedbirler alınmıştı. Vatanseverlik yasası gibi. Bu tür yasalar insanların özgürlüklerini azaltmış, devletin kontrolünde de sınır tanımamıştı neredeyse. İşte film de bu tür paronayadan etkilenerek başkanın korunması temeli üzerine çekilmiş enteresan bir film. Tek kişilik ve kapalı bir mekanda çekilen filmlerin içerisinde kayda değer nitelikte. İzleyici sonunda şok oluyor olmasına ama o biraz da zorlamadan kaynaklanıyor.

Konusu:
Basit bir kaçırılma olayı, söz konusu kendini teröristler tarafından rehin alınmış bulan Gizli servis ajanı Jeremy Reins olunca çok daha tehlikeli ve heyecan verici bir hal alıyor. Bilinmeyen bir kronometrenin geri sayımı eşliğinde, Jeremy büyük bir felaketin eşiğindeki dünyaya kulak vermeye zorlanıyor. Sevdiklerini kurtarmak için tek yapabileceği ise korumaya yemin ettiği sırrı açıklamak.

Bilgi alınabilecek internet adresi:
http://www.sinemalar.com/film/194544/brake

13 Ağustos 2012 Pazartesi

Harflere ve Rakamlara Savaş İlan Ediyorum !


Filmin Adı: Her Çocuk Farklıdır
Orjinal Adı: Taare Zameen Par
Yönetmen: Aamir Khan
Oyuncular: Aamir Khan, Darsheel Safary

Harfleri sayıları algılama problemi yaşayan bir çocuğun çevresi ve ailesi tarafından tembel gerizekalı muamelesi görür. Çalışmayı öğrenebilmesi için yatılı okula verildikten sonra resim öğretmeni ile değişen hayatı ve başarısını anlatan bir film.

İrfan'ın Yorumu: 3 İdots filminden sonra Aamir Khan'ın filmleri ilgi alanıma girdi. Çünkü bu genç adam kimsenin değer vermediği, gözümüzden kaçan konuları gözümüzün içerisine öyle usturuplu bir şekilde sokuyor ki, inanılmaz... Harfleri, sayıları, derinlik hissini algılama sorunu yaşayan bir çocuğun aslında ne kadar zeki olduğunu, tarihte bunlarla ilgili örneklerin de olduğunu, bu çocuklara geri zekalı muamelesi yerine onların dünyayı algılama şeklini anlamaya çalışarak yardımcı olunabileceğini gösteren enfes bir film daha. Tarihte büyük dahilerin, ilk zamanlarda geri zekalı muamelesine tabi olanlar olduğunu bildiğimizden bu film de  farkında olmadan elimizin altında kayıp gitmekte olan dahilerin varlığını bulmaya yönelik bir ipucu niteliğinde. 
Yine gözyaşlarınıza hakim olamayacağınız anlar gelecektir ve yine yüzünüzde gülümseme eksik olmayacaktır, inanın bana. Holywood sahtekarları yerine insana dokunan filmler izlemeye devam...

Film ile ilgili bilgi alabileceğiniz internet adresini de paylaşayım:
http://www.sinemalar.com/film/40235/taare-zameen-par

13 Ekim 2011 Perşembe

Irkçılığın Tabutuna Bir Çivi Daha: Goodbye Bafana

GOODBYE BAFANA

İrfan'ın Yorumu:
Irkçılık ne kadar büyük bir hastalık, en küçüğünden en büyüğüne üstün ırk olma hastalığı geçmişte de vardı, günümüzde de var, gelecekte de olacaktır. Ama bu hastalığın farkına varanlar İslam'ın bu konuya bakış açısını da gözönünde bulundurması gerekir. Film, Güney Afrika'daki rezil ırkçı yönetimine karşı mücadele veren Mandela'nın hayatının hapishane bölümünden kesitler aktarıyor. Bu filmi izleyerek bir çivi de siz çakabilirsiniz.

Filmin Özeti

Ülkede yaşayan zencilerin durmaksızın kötü muamele gördüğü ve iki ırkın arasında devlet eli ile çizilmiş derin bir ayrımın bulunduğu Güney Afrika’da yaşayan James Gregory (Joseph Fiennes) bir hapishanede gardiyanlık yapan sıradan bir askerdir. James ve karısı Gloria’nın (Diane Kruger) hayatı bir gün ansızın gelen bir terfi haberi ile değişir. James’in başka bir hapishaneye tayini çıkmıştır ve Nelson Mandela’nın (Dennis Haysbert) gardiyanlığını yapacaktır. Zencileri ülkeyi tehdit eden en önemli unsur olarak gören James’in fikirleri Mandela ile vakit geçirdikçe değişmeye başlar. James’in Mandela ve ailesine yakınlık gösterdiğini düşünen üsleri durumdan rahatsız olurlar. Mandela’nın 30 yıla yayılan özgürlük mücadelesi, James ve ailesi için de zorlu bir yolculuğa dönüşür. “GOODBYE BAFANA – ÖZGÜRLÜĞÜN RENGİ” bir adamın ve bir ülkenin değişim öyküsünü anlatan güçlü bir film.

9 Ekim 2011 Pazar

Gerilmeyelim de Ne Yapalım: Dehşet Evi

Dehşet Evi

İrfan'ın Yorumu: Biraz da gerilelim dedim, bakalım ne oluyor kabilinden, gerildim vesselam...

Anne, baba ve kızlarından müteşekkil bir aileye üç saldırgan izinsiz girer ve kabus başlar.

5 Ekim 2011 Çarşamba

Ben Patnos'dayken Amerikalı Askerler Nerdeydi: Jarhead

JARHEAD

İrfan'ın Yorumu:
Patnos... Ağrı'nın bir ilçesi. İlk kez gerçek bir savaşın gölgesi üzerimize doğru geldiği yıllar. 1990. Telefon ile ailemi arıyorum: Babacım, annecim, terhisler durduruldu, Türkiye'de savaşa girebilir, hakkınızı helal edin, belki yola bile çıkabiliriz...
Evet... Ben Patnos'da askerliği bitirmeye çalışırken Saddam Kuveyt'e girdi, Amerikan askerleri ortadoğuya çöreklendi ve 1. Körfez savaşı başladı. CNN ve Türkiye'de özel bir kanal olan Star TV en çok izlenen tvler oldu. Askeri gazinolarda, TV'lerin olduğu yerlerde bütün televizyonlar açık, Star ve CNN gırla izleniyor. İşte ben Patnos'dayken Amerikan askerleri hangi ruh hali ile körfezdelermiş, bunu çok iyi yansıtan bir film. Kavanozkafa ! (Jarhead).
Amerikan askerinin ahlaki seviyesinin ne derece yerlerde gezindiğini burda görebilirsiniz, asker isen sorgulamazsın, emirleri yerine getirirsin, öldürürsün, ateş edersin...
Çarpıcı sahneleri ile görülmeye değer bir 1. Körfez Savaşı filmi. Kayıtsız kalınamaz.


  • Filmin Özeti

1990'da Irak'ın Kuveyt'i işgaliyle başlayan Körfez savaşı döneminde, 3. jenerasyon askerlerden Jarhead, sınırlı ve rahat bir görevden çok daha aktif bir göreve alınır. İşi Irak askerleri ve sıcağa karşı hiçbir savunması olmadan sırtında dev bir çanta, ağır bir tüfekle Orta Asya çöllerinde nereye gittiğini bilmeden ilerlemektir.


Film ile ilgili internetten bir yorum:

Savaş filminizi nasıl alırdınız? bol kanlar, havada uçuşan uzuvlar, normandia çıkarması gibi çatışma sahneleri mi istersiniz yoksa full metal jacket, nefes ve jarhead tarzı psikolojik-gerilim-drama olarak mı alırdınız?

jarhead filmi belki bir apocalypse now, bi platoon gibi çatışma sahneleri içermez ama o filmlerin toplamından daha fazla askerlik ve psikoloji üzerine derinlemesine analizler yapar. bence bu filmi bu kadar çok sevmemin ve bence bir baş yapıt olmasının ana nedeni de budur. filmde ki er kişimizin acemilik dönemini atlatıp marina corps'lara geldikten sonra jamie foxx'un o gazından sonra kendinizi sanki call of duty modern war'un içinde bulunup leblebi gibi şarjör boşaltılacağını sanıyorsanız yanılıyorsunuz. film boyunca esas düşmanla bir kez çatışmaya girilmiyor, esas düşmanla bir kez karşılaşılıyor ve esas düşmana tek bir kurşun bile atamayarak film sona eriyor. bu bir nevi modern çağ savaşlarının kısa bir özeti gibi de duruyor. 3 günde biten savaşlar, kilometrelerce uzaklıkta ki komuta odasından yollanarak nokta atışı yapan füzeler ve bunun gibi modern çağlık şeyler. hiçbiri bu filmde yok.

aslında bu film savaş kavramına bir başka açıdan bakmakta. tüfek çıktı mertlik bozuldu lafına binaen orta çağ savaşlarında olduğu gibi kahramanlıklar, kılıç, kalkanla kazanılan kahramanlık savaşları, dünya savaşlarıyla birlikte geride kaldı. işte jarhead'de gördüğümüz körfez savaşı'nda da savaşın sonucunu belirleyen ve gidişatını etkileyen ne kılıç, ne tüfek, ne de miğfer oldu. savaşlar çok daha soyut ve değersel etkenlerle kazanılır olmuştu. hal böyle olunca savaşa gönderilen yarım milyon askerin sadece sayısal bir rakamdan ibaret olduğu açık. bu filmde askerler bu yüzden bekliyor. bu savaşta hiç bir işlevlerinin olmadığı ve savaşa hiç bir şekilde müdahale edemeyecekleri gerçeği tokat gibi yüzlerine vuruluyor. ve bir çölün ortasında aylarca beyhude bekliyorlar. aylarca tam teçhizat nöbet tutmasına rağmen bir kez bile düşman göremeyen askerin bir ıraklı subay görünce onu vurmak ve en azından bir şey yapabilmenin tadına varmak için üssüne yalvarması. madem buraya kadar geldik bari bir düşmanla çatışarak bir mermi atabilseydik hezeyan ve psikolojik sıkıntısı. ve sonunda havaya yağdırılan mermiler. savaşın anlamsızlığını pek çok film işledi şu güne dek, savaşı eleştiren yüzlerce sinema filmi çekildi. ama bir askerin hissettiği bu "işlevsizlik" duygusunu irdeleyen ilk ve tek güncel film oldu jarhead. işlenen tema "sıkıntı", hiç bir şey yapmadan aylarca beklemek, sıkıntıdan akrepler dövüştürmek ve askercilik oynamak. bu bir psikolojik baş yapıttır.

4 Ekim 2011 Salı

2007'deki Katliam ve Yansıması: Dream House

DREAM HOUSE

İrfan'ın yorumu
Tarihler 25 Eylül 2007 gününü gösteriyordu. Bu tarih, oturduğumuz sitede yaşayan insanlar için büyük bir şok ve çocuklar için endişe kaynağı olmuştu. İstanbul barosu avukatlarından olan komşumuz Ma
hmut Bulut, ailesi ile beraber silahlı saldırıya uğramış, eşi ve iki küçük kız çocuğu silahla vurularak öldürülmüştü. Kendisi ise yaralanmıştı.
Fakat...

Daha sonra öğrenildi ki baba kendi ailesini sebebi ne olursa olsun katletmiş, iki küçük kızcağız ve annesini öldürmüştü. Travmanın boyutları kaldırılacak gibi değil.
İşte bir film... Dream House (Türkçe'ye Korku Evi olarak çevrilmiş, Hayal Evi olsa daha doğru olurdu). Bu filmi izlediğimde bu olay geldi gözümün önüne. Çocuklarımın endişeleri, komşuların korku dolu yüz hatları, polisler tarafından çevrilmiş sitenin ürpertici görüntüsü akıllardan çıkacak gibi değildi. Evet süprizlerle dolu bu film, böyle vahşi bir cinayet ile ilgili ailede yaşanan travma, komşularda oluşan sıkıntılı hali anlatıyor. Film bilinen korku filmi klişelerinden uzak duruyor.
Off of, Allah'ım sen aklımıza sahip çık.
Bizim oturduğumuz sitedeki olaya da aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:



Facebook'ta paylaş
  • Filmin Özeti

Senaryosu David Loucka tarafından yazılacak olan filmde Connecticut adlı küçük bir şehre taşınan ve kendileri için ideal bir ikametgah bulduğunu düşünen bir ailenin hikayesi anlatılacak. Zamanla ailenin babası başta olmak üzere tüm aile yeni evlerinde yeni komşularının toplu katliam yaptığını keşfedecek. Craig ailesi ile birlikte bir önceki ikametçileri öldürülen evini bulmaya çalışacak. Filmde Weisz onun eşini, Watts ise yeni komşusunu canlandıracak.


24 Eylül 2011 Cumartesi

Sarstı: Kundakçı

Kundakçı (Incendiary)

İrfan'ın Yorumu:
11 Eylül sendromunun İngiltere versiyonu olarak göze çarpıyor. Film birkaç tane rahatsız edici sahneyi es geçtiğiniz taktirde insanı sarsabilecek kapasitede. El Kaide'nin ve Usame bin Ladin'in İngiltere halkı üzerindeki etkisini çarpıcı bir dille anlatmaya çalışmış. Evet eylemler sonucunda insanlar öldü, çocuklar, kadınlar vs. İşin ölümler boyutundan baktığınızda gerçekten içler acısı bir durum. Aynı şekilde İngiltere'nin de tarih boyunca ne tür canlar aldığını gözönüne alacak bağımsız filmler bekliyoruz ! Özellikle çocuğunu kaybetmiş kadın oyuncunun Usame'ye yazdığı mektup kayda değer nitelikte. Müslümanlar da bunu anlatmak istiyor zaten, öyle yıkıcı, tahrip edici işler yaptınız ki siz en azından mektup yazabiliyorsunuz, bizler mektup dahi yazamadık... İbretle izleyebileceğiniz etkili bir film sizi bekliyor...
  • Filmin Özeti

Bir intihar bombacısının bombayı patlatmak için seçtiği bir futbol maçı ve stadyum... Bundan habersiz oğlunu alıp maça götüren bir baba... Kocası ve oğlunu maçta patlayan bomba yüzünden kaybeden bir kadın ve parçalanan hayatlar...



21 Eylül 2011 Çarşamba

Doğayla Barışık mı Olmak İstiyorsun: Into the Wild

Into the Wild

  • Filmin Özeti

Genç Christopher McCandless’ın (Emile Hirsch) ilham veren gerçek hikayesinden uyarlanan Into the Wild, rahat ve konforlu yaşamını terk ederek Alaska’nın kırsalında hayatının en büyük meydan okumasını gerçekleştirmek ve özgürlüğü yaşamak için yollara düşen Christopher’ın hikayesini anlatıyor. Filmin senaryo yazarı ve yönetmeni Sean Penn’e yıldız oyuncular William Hurt, Marcia Gay Harden, Vince Vaughn, Catherine Keener ve Hal Holbrook eşlik ediyor. Özgürlüğe Giden Yolda, “güzel olduğu kadar heyecan verici, eğlenceli ve çoşkulu.”



Gerçek mutluluk nedir ? Gerçek mutluluk ; Dünyanın bize sunduğu sahte ilişkiler, paranın verdiği sahte mutluluklar, zoraki ve istemeden hayat denizinde boğulmak zorunda kaldığın insanlarla birlikte istemediğin bir dünyada yaşamak değildir mutluluk . Gerçek mutluluk ; Sahte olamayan ilişkilerle,insanlarla ve dünyayla içiçe girdiğin insanlarla paylaşmaktır mutluluk.Film gerçek mutluluğu karakter üzerinden yansıtmakta ,ve hayata eleştirisel gönderileri çok başarılı ,film kimine göre saçma veya mantıksızca gelebilir fakat filmdeki kurgu tam ankamıyla ''ilham verici'' sean peann ın yönetmenlik koltuğundan kalkmaması kanısındayım mükemmel bir film olmuş dostluk temasıda gayet iyi yansıtılmış replikler ise ders verici emilie hirschi ilk defa duysamda oyunculuğu bence yabana atılmaması gerekir ve gerçekten çok iyi oynamış kurgu gerçekten iyi hatalar ise yok denecek kadar az mesaj içeriği ise çok başarılı farklı ve zor bir hayat ...


İrfan'ın Yorumu

Kalburüstü bir ailenin içinde, iyi eğitim almış genç birinin farklı arayışlar içerisine girmesi, mutluluğu standartların dışında arama mücadelesi... Maalesef ibretlik olarak izlenmesi gereken filmler statüsünde... Böyle bir hayat tercihi, kızgınlıklarımızın ve isyankarlığımızın karşılığı olmaması gerektiğini gösteriyor. Mutluluğu aramak için sarılan sebebler bu filmde çıkmaz sokaktan başka bir yol değil maalesef. Kalbim burkularak izledim, mutluluğu bu şekilde aramak... IIh !

20 Ağustos 2011 Cumartesi

Anlaşamıyoruz Ne Yapalım: İki Dil Bir Bavul

İki Dil Bir Bavul

Türk sineması içerisinde enteresan bir film diyebiliriz. Doğuda, kürtlerin yaşadığı bir köyde, çocukların türkçeyi bilmediği, ve öğretmenin okula atandığı durum. Öğretmen türkçe biliyor kürtçe bilmiyor, öğrenciler kürtçe biliyor türkçe bilmiyorlar ve okulda eğitim olacak. Haydi çık işin içinden.
Biraz komik, biraz duygulu ve ülkemin gerçeklerini farklı bir pencereden yansıtan hoş bir film.
Sinemasal etkisi, konusunun çekiciliğine dayanıyor, onun dışında oyunculuk vs. aramanıza gerek yok.

Film ile ilgili diğer bilgiler:

http://www.sinemalar.com/film/38508/Iki-Dil-Bir-Bavul/

Bir de yorum alalım:

Türk sinemasında bazı sorunsalları film yapma işi giderek artıyor ve artmalıdırda, İki Dil Bir Bavul çok hassas bir konuya o kadar duru ve yalın bir şekilde değiniyor ki bunu atlamak mümkün değil, diğer ticari amaçla yapılmış filmler göz önünde bulundurulduğunda bu film hakettiği değeri bulamamış bir filmdir, ticari açıdan değil (bu filmin bütçesi nedir ki beklentisi ne olsun) ama verdiği mesaj ve bu dil sorununu izleyiciye anlatma çabası tam anlamıyla olmasa da boşa gitmiştir bence..Çünkü gerçekten vurgulanmak istenen o kadar güzel bir şey ki burda toplum olarak hep gülmeye, aksiyon izlemeye alışıldığı için bu filmi farkedemediler bile çoğu izleyici, çünkü çoğu kitle için (özellikle bizim jenerasyonumuz) bu tür sorunlarla pek fazla ilgilenmek istemiyor (nedendir bilinmez)..Ama bu film gerçekten izlenmeli, çok yalın, sade bir dille anlatılmış olmanın verdiği rahatlıkla rahatsız olunmadan izlenmeli...