19 Ekim 2014 Pazar

Mısır'da Kumlar Arasında Neler Olmuş Öyle: Sakkara'nın Kumları

Kitabın Adı: Sakkara'nın Kumları

Yazarı: Glenn Meade

Yayınevi: Doğan Kitap

Kitabı Okumayı Bitiriş: 16 Ekim 2014 Perşembe


Kitap Hakkında

Glenn Meade, İkinci Dünya Savaşı'nın ortasında Mısır'da geçen ilginç ve heyecanlı bir öyküyü anlatıyor.
Yıl 1939'dur. Prusya'lı bir anne ile Amerikalı bir babanın oğlu olan Jack, ailesinin yanında bahçıvan olarak çalışan adamın oğlu Harry'yle birlikte Mısır'a, Sakkara kazılarında çalışmaya gider. Orada güzel Alman Yahudisi Rachel Stern'le karşılaşan iki genç ona aşık olurlar. İkinci Dünya Savaşı'nın çıkmasıyla Jack Avrupa'ya döner. Mısır'da kalan Rachel naziler tarafından yakalanır ve ortadan kaybolur. Dört yıl sonra, Roosevelt ve Churchill savaşın en önemli zirve toplantısı için Mısır'a gelir. Olaylar Harry, Jack ve Rachel'in Mısır'da tekrar bir araya gelmelerini sağlar, ancak bu kez farklı taraflardadırlar. Ortak konuları sadece savaşın değil, bütün XX. yüzyılın kaderini değiştirebilecek bir cinayettir. Meade'in alışılmadık ve ilginç öyküsü gerçek bir hikayeye dayanıyor. Meade, "Nazilerin, 1943 yılında çok önemli bir toplantı için Ortadoğu'ya gelen Roosevelt ve Churcill'i öldürmek istemeleri tarihi bir gerçektir." diyor. Kitap çok iyi anlatılmış ilginç bir öyküye dayanıyor. Gerçek ve yarı gerçek noktalar birbirlerine iyi bağlanmış, esas karakterler kusursuzca seçilmiş.

Yazar Hakkında

Eski gazeteci ve uluslararası üne sahip yazar Glenn Meade, 1957 yılında İrlanda’nın başkenti Dublin’in Finglas kasabasında doğdu. "Irish Times" ve "Irish Independent" gazetelerinde yazdı. İlk romanı "Kar Kurdu"yla şöhreti yakalayan Glenn Meade’in romanları, yirmiden fazla dile çevrildi. Yazarlığının yanı sıra eğitim pilotu olarak da çalışan Meade, 1980’lerin ortalarından, ilk romanını yazana kadar (1994) Dublin’deki Strand Tiyatrosu’nda kendi yazdığı bir dizi oyunun yönetmenliğini de yaptı. Uzun yıllar pilot eğitmeni olarak çalışan Glenn Meade, artık sadece yazarlık yapıyor.
Eleştirmenler, Glenn Meade’in romanlarını, olay ve kurgu bakımından, Frederick Forsythe, John le Carre ve Tom Clancy’nin heyecanlı bir karışımı olarak niteliyor. Uluslararası başarı kazanan romanları, olayların geçtiği Rusya, Mısır, Avrupa ve ABD’de kılı kırk yaran araştırma ve incelemelerin ürünüdür.

Yazar Hakkında

Yazar hakkında detaylı bilgiyi ulaşabileceğiniz internet adresi:

http://www.dogankitap.com.tr/yazar/Glenn+Meade-82

İrfan'ın Yorumu

Glenn abimizin ikinci kitabını da bitirmiş bulunuyoruz. "O neydi öyle ya" diyebileceğimiz ve kitabı bitirme noktasında hız sınırına uyulmadı denilebilir :) Çünkü kitabı okumaya başladığınızda bırakamıyor ve hemen bitirmek için büyük bir gayret gösteriyorsunuz. Glenn'in yazdığı kitaplar gerçek olaylardan kurgulanarak ortaya çıkartıldığından geçmişe yolculuk ayrı bir heyecan gerçekten. 
II. Dünya Savaşı ortalarında kritik zamanlardan bir zamanı dile getiren, gerçek kişiler üzerinden kurgulanan ve gerçek olaylar üzerine bina edilen enfes bir roman. Kaçırmayın ve hemen okuyun derim. Süprizlere de hazır olun demeyi ihmal etmeden ...

Glenn Meade'nin diğer kitaplarını merakla bekliyorum... Serdar Bey'e duyurulur :)

9 Ekim 2014 Perşembe

11 Eylül'den Önce 8. Gün Vardı: 8. Gün

Kitabın Adı: 8. GÜN

Yazarı: Glenn Meade

Yayınevi: Doğan Kitap

Kitabı Okumayı Bitiriş: 7 Ekim 2014 Salı


Kitap Hakkında

Glenn Meade, romanının sonunda, "Bu kitabı yazarken, sürekli olarak El Kaide’nin bir Amerikan kentinde önemli bir terör saldırısı gerçekleştireceğinden korkuyordum. Araştırmalarımın büyük bölümünü tamamladıktan, birçok terör uzmanına danışıp fikirlerini öğrendikten sonra, böylesi bir saldırının sadece mümkün değil, aynı zamanda çok yakında olabileceği sonucuna vardım. Aynı uzmanlar, kitabımda yararlanmayı düşündüğüm ve onlara özetlediğim dehşet verici senaryonun tümüyle gerçekleştirilebilir olduğunu söylediler. ‘Evet, bu kesinlikle olabilir’ dedi hepsi. ‘Dua edelim de olmasın'."
Dualar işe yaramadı. Daha sonra ABD’nin Afganistan’a askerî harekât düzenlemesiyle sonuçlanan terörist bir saldırı, "8. Gün"de anlatıldığı gibi olmasa da, tüyler ürpertici bir şekilde gerçekleşti. 
Dünya tarihinde uluslararası stratejileri de yeniden belirleyecek kadar etkili olan bu saldırı, ardında birçok soru işareti de bıraktı. Daha sonra değişik komplo senaryoları yazıldı, çeşitli platformlarda bugün de süren tartışmalara neden oldu.
11 Eylül olayı yaşanmasaydı da, "8. Gün" değerinden hiçbir şey yitirmezdi, çünkü aynı kurgunun bugün bile gerçekleşmesi mümkün.

Yazar Hakkında

Eski gazeteci ve uluslararası üne sahip yazar Glenn Meade, 1957 yılında İrlanda’nın başkenti Dublin’in Finglas kasabasında doğdu. "Irish Times" ve "Irish Independent" gazetelerinde yazdı. İlk romanı "Kar Kurdu"yla şöhreti yakalayan Glenn Meade’in romanları, yirmiden fazla dile çevrildi. Yazarlığının yanı sıra eğitim pilotu olarak da çalışan Meade, 1980’lerin ortalarından, ilk romanını yazana kadar (1994) Dublin’deki Strand Tiyatrosu’nda kendi yazdığı bir dizi oyunun yönetmenliğini de yaptı. Uzun yıllar pilot eğitmeni olarak çalışan Glenn Meade, artık sadece yazarlık yapıyor.
Eleştirmenler, Glenn Meade’in romanlarını, olay ve kurgu bakımından, Frederick Forsythe, John le Carre ve Tom Clancy’nin heyecanlı bir karışımı olarak niteliyor. Uluslararası başarı kazanan romanları, olayların geçtiği Rusya, Mısır, Avrupa ve ABD’de kılı kırk yaran araştırma ve incelemelerin ürünüdür.

Yazar Hakkında

Yazar hakkında detaylı bilgiyi ulaşabileceğiniz internet adresi:

http://www.dogankitap.com.tr/yazar/Glenn+Meade-82

İrfan'ın Yorumu

Keyifli bir kitap mı okumak istiyorsunuz, Biraz da heyecan ve aksiyon mu aradınız. Bakmayın siz kitabın kalınlığına! Elinize aldığınızda bırakamayacaksınız. Bunu garanti ediyorum.

Yeni bir maden bulundu gibi. Maden'in adı Meade ! Biraz da kelime oyunu yapalım değil mi?

Usame b. Laden yerine başka bir el-Kaide lideri, Putin yerine başka bir lider ve Bush yerine de başka bir hayal ürünü başkanın da işin içinde olduğu ve Beyaz Saray'da da hainleri barındıran müthiş bir aksiyon.

Kitabın başarısı 11 Eylül öncesi el-Kaide'nin Amerika'ya yapabileceği bir saldırının hayal gücünden geçiyor.

Glenn Meade'nin diğer kitaplarını merakla bekliyorum... 

1 Ekim 2014 Çarşamba

Go Oyunu mu Oynamak İstiyorsunuz: Şibumi

Kitabın Adı: ŞİBUMİ

Yazarı: Trevanian

Yayınevi: E yayınları

Kitabı okumayı Bitiriş: 30 Eylül 2014 Salı


Kitabın Arka Kapağından:

Nicholai Hel, yarı Rus, yarı Alman asıllı koyu bir Amerikan düşmanı. Şangay'da doğmuş, bir Japon generali tarafından büyütülmüş ve go oyununu öğrenmiş. Bask dili dahil yedi dili ana dili gibi konuşuyor. Üstün düzeydeki yakın algılama yeteneği sayesinde fotoğrafı bile çekilemeyen bu yenilmez savaşçı günün birinde emekli olarak yaşadığı şatosundan amansız ve acımasız bir dövüşe katılmak üzere çıkıyor...


Kitap'dan ...

İnsanı en mutlu eden şey, ihtiyaçları ile varlıkları arasında bir denge bulunmasıdır. (sayfa 280)

Korkaklar her zaman için cesur insanlardan daha tehlikeli olurlardı. Bir kere sayıları daha fazlaydı. Sonra arkadan vururlardı. Vurdukları zaman da kötü vururlardı. Çünkü sağ kalırsanız öç alacağınızdan korkarlardı. (sayfa 284)

İrfan'ın Yorumu ...

Kitabı yirmili yaşlarda iken okumuştum. Uzun bir süre sonra tekrar okumak iyi oldu gerçekten. Okumayanlar için kitapta enteresan öğütler bulunacağını ve bunları okuyucunun kendisine bırakacağımızı söyleyelim. Okuyucu hangisine katılıp hangisine katılmaz kendisi bilir ama şu bir gerçek ki burada belirtilen tesbitlerin gerçeklik payı yok değil.
Okuyucunun biraz efor sarfetmesi gerekiyor.
Kitapta belirtilen bazı teknikler detaylandırılmamasına rağmen ki bu detaylar bazen tehlikeli de olabilir anlayışla karşılanması gerekir.
Ama kitabın ortalarında bir mağara yolculuğu var ki yazarın detayları nasıl dile getirdiğini anlatması açısından önemli. Yani detaylandırılması gerekenler ve detaylandırılmaması gerekenler insan sağlığını da ilgilendiriyor desek yanılmayız...

Aynı zamanda diğer bazı tenkikler ile ilgili ben yorum yapmayayım. Serdar sakın sen de yorum yapma. ! ! !

Unutmadan, şibumi ne demektir diye sorulabilir. Bence internete girip cevabını aramayın kitabı okuyun derim...

22 Eylül 2014 Pazartesi

Paralel Evrende Neler Oluyor: 100 Soruda Erdoğan Gülen Savaşı

Kitabın Adı: 100 Soruda Erdoğan Gülen Savaşı

Yazarı: Ruşen Çakır - Semih Sakallı

Yayınevi: Metis

Kitabı Bitiriş Tarihi: 21 Eylül 2014




Kitabın Arka Kapağından

On iki yıla varan AKP iktidarıyla dindarlar merkeze taşındı. Demokrasiye inanan bir çok insan bunun bir "normalleşme" ile sonuçlanmasını umut etti. Ancak hemen ardından AKP-Cemaat savaşının patlak vermesi ve bu savaşla ortaya çıkan hukuksuzluklar, asıl sorunun sistemin merkezinde kimin olduğunda değil, sistemin bizzat kendisinde olduğunu gösterdi. Cemaat-Hükümet savaşı, oyuna dokunmadan sadece oyuncuları değiştirerek Türkiye'nin önünün açılamayacağını net bir şekilde kanıtlamış oldu.
...

İrfan'ın Yorumu

Hükümet-Cemaat arasındaki bu didişmeyi anlamak için Ruşen Çakır ve Semih Sakallı akıllıca bir işe imza atıp olayı hem anlamak istemişler hem de anladıklarını anlatmak. Bazı yerlerdeki yorumları tartışılsa bile kitaptaki eklerle birlikte meseleyi anlamak isteyenlere bir başvuru kitabı niteliğini taşıması açısından önemli.

Paralel evrende neler oluyor sorusuna bilim-kurgudan uzak olarak bir şeyler katmadan bakın bakalım derim :)


Hızlı Bir Siyasi Okuma: 27 Nisan Bildirisi ve Sürecin Perde Arkası (1 ve 2)

Kitabın Adı: Tarihe Düşülen Notlar 2007-1 ve 2

27 Nisan Bildirisi ve Sürecin Perde Arkası

Yazarı: Yalçın Akdoğan

Kitabı Bitiriş Tarihi: 20 Eylül 2014




Kitabın Arka Kapağından

2007 yılında neler yaşandı? Hrant Dink suikastını duyduğunda ne tepki verdi, neler hissetti? Niçin cumhurbaşkanı olmak istemedi? Abdullah Gül'ün aday olması ne anlama geliyordu? 367 skandalına kimler ortak oldu? ...

İrfan'ın Notu

2014 cumhurbaşkanlığı seçimleri döneminde hızlı bir 7 sene öncesinde neler olmuş bir bakayım dedim. Dün gibi gelip geçmiş o dönem. Kendi hayatımın da çalkantılı olduğu yıllara gelen ülkenin çalkantılı yılları. Kendi hayatımın da yön bulduğu ülkenin de yön bulduğu o yıllar...

Ağırlıklı olarak Tayyib Erdoğan'ın konuşmaları üzerine bina edilmiş bu iki kitaplık seri hızlı okunarak o dönem hatırlanmaya çalışılmıştır.


29 Temmuz 2014 Salı

Kapitalist Hayata Reddiye: Kim'in Adası

Filmin Adı: Kim'in Adası

Bilgi Sitesi: http://www.sinemalar.com/film/218674/kims-island

İrfan'ın yorumu:
Kapitalist yaşam tarzına harika bir reddiye. Baştan sona çok iyi göndermeler ve diyaloglar...
Tavsiye edilir


14 Temmuz 2014 Pazartesi

Gazze

Dün bir film izledim Hitler döneminde, II. Dünya Savaşı yıllarında Nazilerin yaptığı soykırım ile alakalı. The Reader...
Bir insan ırkı bir başka insan ırkını yok etme amacıyla Allah'tan korkmadan ve hiçbir kuldan utanmadan kadın, çoluk, cocuk, yaşlı, genç ayırımı yapmadan yok etmişti. Soykırımdı bunun adı ve bizim dinimizle alakası olmayan ama insanlardan oluşan yahudiler soykırıma tabi tutulmuştu.

Ve insanların yaratıcısı dedi ki:
"Bir kavme olan kininiz sizi adaletsizliğe sevketmesin..."

Hitler yanlış yapmıştı, onaylanamazdı, kabul edilemezdi.

Bugün,  soykırımdan kurtulan yahudiler Filistin topraklarında işgalci olarak varlar ve müslümanların kutsal günlerinde, Allah'tan korkmadan ve hiçbir kuldan utanmadan, beşeri olsun uhrevi olsun kanunları takmadan insanların üzerine bombalar yağdırıyor...

Ve insanların yaratıcısı dedi ki:
"Bir kavme olan kininiz sizi adaletsizliğe sevketmesin..."

Bir yahudi kadın milletvekili hızını alamıyor ve: Müslümanların çocuklarını, kadınlarını öldürün, öldürün diye haykırıyor...

Ve insanların yaratıcısı dedi ki:
"Bir kavme olan kininiz sizi adaletsizliğe sevketmesin..."

Türkiye'de Gazze'de müslümanların başına gelenlerin acısı ile yanıp kavrulan bir sanatcı haykırıyor:
"Allah Hitler'den razı olsun..."
Adalet sahibi olan Allah soykırım yapmış Hitler'den razı olur mu hiç?

Ve insanların yaratıcısı, âdil olan Allah dedi ki:
"Bir kavme olan kininiz sizi adaletsizliğe sevketmesin..."

Dünyanın birçok yerinde müslümanlar ayakta, ama bir bakıyorsun Amerika'da İsrail'in yaptığı zulmü kınayan bazı yahudiler de ayakta...
Ve insanlığın fıtratı yine ayakta. İnsanlık yine ayakta. Rabbimizin o kutsal sesi yine yankılanıyor semalarda:

Ve insanların yaratıcısı dedi ki:
"Bir kavme olan kininiz sizi adaletsizliğe sevketmesin..."

Bir müslüman olarak yüreğim sızlıyor.
Ve Gazze !
Ah Gazze !


3 Temmuz 2014 Perşembe

Cumhur Başkan mı Kabir Başkan mı ?

Al-Jazeera Türk'de gördüğüm bir haber cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili tebessüm etmemi sağladı. Neden mi ? İlk önce habere bir bakın derim...


Evet. Siz de fark etmişsinizdir. Ekmeleddin İhsanoğlu adlı cumhurbaşkanı adayı cumhurbaşkanlığı adaylığına nasıl koşuyor dersiniz? Mezarları ziyaret ederek. Dört şehre gidip sekiz kabre ziyarette bulunarak ölülerden başlayan bir cumhurbaşkanı adayı ile karşı karşıyayız dersek yanılmış olmayız herhalde.

Çatı aday yerine kabir aday mı deseydik bilmiyorum ki?

Bu haber beni tebessüm ettirdiğinden dolayı lütfedip bloguma alayım dedim...

Her seçimden önce yapmış olduğum tahminlerimi de buradan paylaşarak araştırma şirketlerine nal toplatacak mıyım bir bakayım?

Recep Tayyib Erdoğan: 1. Tur: % 56,42

Ekmeleddin İhsanoğlu: 1. Tur: % 32,13

Selahattin Demirtaş: 1. Tur: % 11,45

Bu Ajanlara Taktım Abi: Jack Ryan: Gölge Ajan










Jack Ryan: Gölge Ajan




Film hakkında: 

http://www.sinemalar.com/film/214806/jack-ryan-shadow-recruit



İrfan'ın Yorumu:

Bu film bir önceki izlediğim filmden biraz daha hareketli ve aksiyon doluydu.



1 Temmuz 2014 Salı

Ajan Olup da Kız Sahibi Olmak: 3 days to kill

Filmin Orjinal Adı: 3 days to kill

SON ÜÇ GÜN

Deneyimli CIA ajanı Ethan Renner (Kevin Costner) Kurt lakaplı ünlü bir silah kaçakçısını yakalama operasyonunda görevlendirilir. Renner kaçakçıyı vurur, ancak yakalayamaz. Bu önemli görevin ardından kanser olduğunu ve çok az ömrü kaldığını öğrenir.
Bu süre zarfında görevi nedeniyle kendisinden uzak tuttuğu eski karısı (Connie Nielsen) ve genç kızının (Hailee Steinfeld) yaşadığı Paris'e gider, bir yandan kızıyla arasını düzeltmeye, diğer yandan da tehlikeli teröristi yakalamak zorundadır.

Film Hakkında Bilgi Alınacak İnternet Adresi

http://www.sinemalar.com/film/220205/three-days-to-kill


İrfan'ın Yorumu:

Birçok ajanlı film izlemiş olanınız vardır. Özellikle Soğuk Savaş yıllarına ait geçen filmler ve esinlendiği kitapları da okumuşsunuzdur. Bu filmi diğerlerinden ilginç hale getiren en önemli unsurlardan birisi CIA ajanının kızıyla yaşadığı problemleri düşmanlarıyla yaptığı diyaloglarla çözmeye çalışması olsa gerek. 
Vasat ama enteresan gelebilir...


5 Haziran 2014 Perşembe

Ne Desem Bilmiyorum ki ?

İşte bir çelişkiler manzumesi ve işte çelişkilerin duygusal durumu

Ne desem bilmiyorum ki?


14 Mayıs 2014 Çarşamba

SOMA: ACIYI TARİF EDEMİYORUM


Soma'da Felaket...

Soma'da kömür madeninde yaşanan acının tarifini yapmam mümkün değil.

Çok ama çok üzüntülüyüm.


Rabbim bu kazada vefat edenlere rahmet etsin, geride kalan ailelerine sabırlar ihsan etsin.

Zor... Gerçekten zor bir durum.



Bu zor durumda çizmelerini çıkartıp uzandığı sedyenin kirlenmemesi düşüncesinde olan ince ruhlu yaralıya burdan selam gönderiyorum...

http://www.cnnturk.com/video/turkiye/yarali-madenci-cizmeleri-cikarayim-mi

İşte o yaralı ile ilgili beni hüzne boğan link...


14 Nisan 2014 Pazartesi

Kılıç Ne Anlama mı Geliyor?; GLADYO

Kitabın Adı: Öncesi ve Sonrasıyla Susurluk'ta Düğüm GLADYO
Yazarı: Dr. Hasan Özgüven
Yayınevi: Beyan
Kitabı Bitiriş Tarihi: 13 Nisan 2014

Kitaptan Bir Alıntı:
Kızıl El terör örgütünün 1952-1960 arasında Kuzey Afkira'da gerçekleştirdiği, Kuzey Afrika'nın bağımsızlığını hedef alan cinayetler kırk yıl sonraki benzer gelişmeleri açıklamak için önemli ipuçları sağlamaktadır.
Cezayir'de 1992 ocak ayında Fransız destekli bir darbe yapıldı ve genel seçimlerin birinci tur sonuçlarına göre iktidara gelmesi kesinleşen İslami eğilimli FİS'in lider kadrosu yargılandı ve hapse atıldı. Ardından ülke giderek ağırlığı artan bir kaos ortamına sürüklendi. Cezayir halkının ilk defa gördüğü, kendilerine daha sonra Ninja denecek olan maskeli özel vurucu timler bu dönemde sokaklarda dolaşmaya başladı. FİS, bunların Fransa tarafından gönderilmiş olduğunu, başkent Cezayir'de havaalanındaki patlama eylemi başta olmak üzere ülkede başlatılan kör terör eylemlerinin hiçbirisini kendisinin gerçekleştirmediğini, bu tip saldırı olaylarının kendi mücadele prensipleriyle bağdaşmadığını haykırmaya başladı. Fakat 1992-1997 arasında Cezayir'de tümü FİS'e maledilen katliamlarda 60 binden fazla insan hayatını yitirdi. İlk defa İngiliz Observer gazetesi 1997 Mayıs ayı sonlarında manşetten verdiği ve üç tam sayfa ayırdığı bir haberde, Cezayir'de yaşanan katliamların en az yüzde 70'inden ordunun sorumlu olduğunu ilan etti.

Habere göre, Cezayir yönetimi varlığını sürdürmek için her türlü katliam, işkence ve insanlık dışı davranışı fütursuzca gerçekleştiriyor ve bunları İslami kesimin üzerine atarak uluslararası kamuoyunun desteğini kazanmaya çalışıyordu. (sayfa 62)


Kitabın Arka Kapağı
Elinizdeki kitapta, Belçika ve İtalya'daki Gladyo örgütlerine (yani CIA güdümünde ve NATO korumasında illegal eylemlerde bulunmuş kanlı terör dalgaları meydana getirmiş, akılalmaz provokasyonlara girişmiş devlet içindeki çetelere ve faili meçhullerin faillerine) dair araştırmalar yapmış olan Belçikalı yazarların çalışmaları ekseninde Gladyo Dosyası'nı sunuyoruz...

İrfan'ın yorumu: 
Kitap ne zaman baskıya sürülmüş diye bir bakayım dedim. 1989... Ama kitabı okuduğunuzda sanki güncelliğini hiç kaybetmemiş gibi hissedeceksiniz. Kapı-duvar kelimesi neymiş burda da göreceksiniz. Ne hikmetse İslam coğrafyasında Amerika'nın güdümünde olan ülkelerde -Suudi Arabistan, BAE vs. gibi- Cezayir'de ve şu an Suriye'de yaşanan aşırılıkları göremiyoruz. 
Neden acaba?


12 Nisan 2014 Cumartesi

Öldü Ama Filmi Diri: Hızlı ve Korkusuz

Filmin Adı: Hızlı ve Korkusuz

Orjinal Adı: Vehicle 19

Bilgi sitesi: http://www.sinemalar.com/film/174596/vehicle-19

Filmin konusu: Gezgin bir yabancı, seyahate çıktığı şehirde bir araba kiralar. Fakat kimin olduğunu bilmediği bu araba yerel polisle başına büyük işler açacak, dahası yozlaşmış emniyet-güç ilişkilerini ortaya çıkartacaktır. Senaristliğini ve yönetmenliğini Mukunda Michael Dewil’ın üstlendiği gerilim türündeki filmin baş rolünde ise 2013 Aralık'ında hayatını kaybeden Paul Walker yer alıyor.

İrfan'ın Yorumu:

Başarılı oyuncu ölmüş olsa da son filmi olsa gerek. Güzel bir aksiyon sizi bekliyor. 

Aman Kalsın İstemiyorum: Kan Kokusu

Filmin Adı: Kan Kokusu

Orjinal Adı: We Are What We Are

Film İle İlgili Bilgi Sitesi: http://www.sinemalar.com/film/221773/we-are-what-we-are


Film Konusu: Parkers ailesi, babaları Frank’in katı kurallarıyla herkesten uzak, münzevi bir hayat sürmektedir. Annelerinin beklenmeyen ölümünün ardından Iris ve Rose küçük kardeşleri Rory’ye göz kulak olmanın yanı sıra geçmişe ait ürkütücü bir sırrın yeni yüklenicileri olacaklardır. Fırtına nedeniyle taşan nehir ailenin sakladığı vahşi sırrın ipuçlarını ortaya çıkarınca, evlerinin kapısı yıllarca uzak durdukları kasabalı tarafından çalınmaya başlanacaktır.

Jim Mickle’in yönetmenliğini üstlendiği ve 2010 yılında olay yaratan Meksika filminin yeniden çevirimi olan “We Are What We Are / Kan Kokusu”, prömiyerini Sundance Film Festivali’nde yaptıktan sonra Cannes Film Festivali’nde “Yönetmenlerin On Beş Günü”ne seçilmiş ve oldukça etkileyici eleştiriler almıştı.

İrfan'ın Yorumu: İzlemeyin derim.

6 Nisan 2014 Pazar

Sünnilik - Şiilik Vahdeti: Çok Komiksiniz !

Kitabın Adı: Nedenleri Tarihte Kalmış Siyasi Ayrılık Sünnilik - Şiilik

Yazarı: Ahmet el-Katip

Yayınevi: Mana


Kitabı Bitiriş Tarihi: 5 Nisan 2014

Hani bir kitap okudum dünyam değişti derler ya hiç de öyle olmadı. Kitapta yazar elinden geldiği kadar tarafsız bir şekilde sünni kaynaklarını ve şia kaynaklarını elinden geldiğince nazik bir eleştiriye tabi tutuyor tutmasına. Hedef de belli: Ümmetin belini büken bu ayrılığın vahdet şemsiyesi ile birlikteliği olabilir mi? Hiç kusura bakmasın olmaz. Bu olmaz basit bir şekilde olmaz değil, zemini net bir şekilde olmaz. Maalesef olmaz da değil, olması ihtimal dışında bir olmaz.

Suriye olaylarına bakmak yeterlidir.

Vahdet iki anlaşamaz mezhebin ittifak kurması ile alakalı olabilir belki ama iki ayrı dinin vahdeti nasıl olacak ki?

Yazarın iyi niyetini takdirle karşılayabilirsiniz belki. İyi niyetle yaklaşımının hatırına okur musunuz? Siz bilirsiniz.

25 Mart 2014 Salı

Kepaze Olmak

Bir haber:

Malezya Havayolları'na ait Boeing 777 yolcu uçağı, 8 Mart'ta Pekin'e gitmek üzere Kuala Lumpur'dan kalktıktan kısa bir süre sonra radarlardan kayboldu...

Tarih: 8 Mart 2014

Teknolojinin bu kadar geliştiği, uyduların havalarda cirit attığı, NASA'nın bilim kurgu filmlerine taş çıkartan havalanmalarından, böbürlenmelerinden sonra...



Tarih: 25 Mart 2014

Malezya Havayolları'na ait Boeing 777 yolcu uçağı, 8 Mart'ta Pekin'e gitmek üzere Kuala Lumpur'dan kalktıktan kısa bir süre sonra radarlardan kayboldu... ve bulundu...


Burada teknolojinin geldiği aşamaları sayıp dökecek değilim. İnanılmaz boyutlardaki teknik kapasitesine rağmen, radarlara rağmen uçak kayboldu ve günler sonra bulundu. Bulunduğu iddia ediliyor (!)

Koca koca ülkeler bir uçağı bulamadılar. Hem de ellerinin altında kendilerini ilah derecesine varırcasına övüne övüne bitiremedikleri imkanları olduğu halde.

Kepaze oldular.
Rezil oldular.
Rüsvay oldular.

Allah büyüklenenleri işte böyle rezil rüsvay eder. NOKTA.

Ne Garip Günlerden Geçiyoruz: Allah İçin Seven Topluluktan Ne Kadar da Uzağız



Rasulullah (sav) şöyle buyurdu: 

"Şüphesiz Allah'ın kullarından öyle insanlar vardır ki nebi de şehit de olmadıkları halde kıyamet gününde yüce Allah'ın huzurundaki yerleri dolayısıyla nebiler de şehitler de onlara imrenir. Ashab: Ey Allah'ın Rasulü! Onların kim olduklarını bize bildirir misin dediler. O: Onlar Allah adına aralarındaki bir akrabalık, alıp verdikleri bir mal sözkonusu olmamak üzere birbirlerini seven bir topluluktur. Allah'a yemin olsun şüphesiz onların yüzleri bir nurdur ve muhakkak onlar da bir nur üzeredirler. İnsanlar korktuklarında onlar korkmayacaklar, insanlar üzüldüklerinde onlar üzülmeyecekler. Sonra şu: "Haberiniz olsun ki Allah'ın velileri için hiçbir korku yoktur, onlar üzülecek de değillerdir" (Yunus, 62) buyruğunu okudu." [1]



[1] Ebu Davud rivayet etmiştir.


İrfan'ın yorumu:

Siyasetle o kadar içli dışlı olunduğu şu zamanlarda imrenilecek insanlara ihtiyaç var. Birbirlerini Allah için seven topluluklara, birbirlerini Allah için seven insanlara ne kadar da ihtiyaç var.

Tecessüsün, gizli sırların araştırıldığı, her şeyin ortaya döküldüğü, "komşunuzun kapısı aralıksa sakın bakmayın, kafanızı eğin geçin" denilen bir topluluktan, kişilerin mahrem görüntülerine, konuşmalarına nasıl geldik? 

İlkeler ah ilkeler! Ne de çok ihtiyacımız var İslami ilkelere ya rab! 

5 Mart 2014 Çarşamba

Gerçekten Oscarlık Bir Film: 12 Yıllık Esaret

Filmin Adı: 12 Yıllık Esaret

Solomon Northup’ın 1853 yılında yazdığı ve kendi hikayesini anlattığı romanından uyarlanan filmde Northup, ABD’nin kuzeyinde yaşayan özgür bir insan, tanınmış bir keman virtüözüyken kaçırılarak köle yapılması ve geçirdiği kölelik yılları anlatılmaktadır.
Film, En İyi Film dalında Oscar Ödülü kazanırken, Lupita Nyong'o da En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Oscarı'nı kazandı.

İrfan'ın Yorumu: Özgür olan bir siyahi adamın katakulleye getirilerek köleliğin normal olduğu yıllarda Amerika'nın güney bölgesine gizlice götürülüp, isminin değiştirilmesi ve kölelik yıllarının tekrar başlaması hadisesi. 

Kahramanın boynuna ilmik geçirilip bir müddet bekletildiği sahne var ki dehşet verici gerçekten. 
Aynı zamanda köleliğin normal görüldüğü yıllarda, köle sahibinin siyahi bir insana insan olarak değil de farklı bakışının yansıtıldığı anlayış çok iyi vurgulanmış...
Çok fazla söze gerek yok, internet üzerinden indirilebilme ve seyredilebilme özelliği var. İzleyin yüreğiniz kaldırırsa...


Film ile ilgili bilgi alabileceğiniz adres:
http://www.sinemalar.com/film/188946/12-years-a-slave

3 Şubat 2014 Pazartesi

Maide 82'yi Yansıtan Bir Film


(Ey Muhammed!) İman edenlere düşmanlık etmede insanların en şiddetlisinin kesinlikle Yahudiler ile Allah’a ortak koşanlar olduğunu görürsün. Yine onların iman edenlere sevgi bakımından en yakınının da “Biz hıristiyanlarız” diyenler olduğunu mutlaka görürsün. Çünkü onların içinde keşişler ve rahipler vardır. Onlar büyüklük de taslamazlar.


İrfan'ın Yorumu:

Film Cezayir'de geçer. Bir grup kendini dine adamış hristiyan rahibin İslami bir grup tarafından yaşadıkları trajedi gözler önüne serilir.

Tavsiye edilir... 

28 Ocak 2014 Salı

Vergilendirilmiş Kazanç Üzerine

Vergilendirilmiş Kazanç Kutsal mıdır?
            Her mali yılda vergi bilincini yerleştirmek için bu slogan, büyük puntolar halinde verildiğine şahit oluruz. Kutsal, mukaddes, mübarek sözcükleri dini literatüre ait söylemlerdir. Laik devletin kutsalı yoktur ama kutsalı sonuna kadar kullanır. Ankara Müftülüğü’nün bu konuyla ilgili hazırladığı cuma hutbesinde, verginin hepimiz için ödendiğinden kutsal olduğu, eksik vergi ödemenin haram ve kul hakkına el uzatmak anlamına geldiği uzun uzun anlatılmış. Hâlbuki ben ‘Orantısız vergi toplamamalıdır.’ başlıklı bir Cuma hutbesi bekliyordum. Ankara müftülüğüne göre kayıt dışılık ‘Haram’, vergilendirilmiş kazanç ise ‘Helal’ olarak vaaz edilmiş. Yani tefecilik hazinenin izni ile yapılıp kayıt altına alındığında bu ‘Factoring’ adıyla meşrulaşır. Vergilendirildiğinde ise helalliğine müftüler şahit tutulur.
            Seksenli yıllarda altı defa vergi rekortmeni olan Matild Manukyan adlı Türkiye’nin en büyük genelev zincircinin patroniçesi bir ermeniydi. Madam, kötü yola düşürülmüş Türk kızlarını korkutup yüklü senetler imzalatarak sahibi olduğu 14 ayrı genelevde fuhuş yaptırırdı. Sistem gereği Emniyet Müdürlüğü’nün Ahlak masası bu mağdurelere ‘Vesika’ verirdi. (Böylece İslam toprağında bir insanın sermayeye dönüşmesi zulmüne onay verildi.) Buna karşılık feminist dernekler kadınların vergilendirilmiş bir sermaye olarak aşağılanmasına asla ses çıkarmadı. Yani işkadını(!) Matild Manukyan, kadını insan olmaktan çıkarıp vergilendirilmiş bir sermayeye dönüştürme zulmünü, devletin izniyle işledi. Yaptığı işin vergisini ödediği için de maliyece kutsal sayılanlar listesinde 6 kez takdis edilenlerin başında yer aldı. Üstelik İstanbul Emniyet Müdürlüğü Manukyan’ın vergilendirilmiş genelevinde, Türk kızlarını satarken yapılacak her türlü dış tecavüze karşı güvenliği polisleriyle sağladı.       
            Bu durumda şerefsiz ve adi bir kadın satıcısı, yaptırdığı fuhuş işlemini kayıt altına aldırıp vergisini ödediğinden kutsanmış, arınmış pirû pak bir vatandaşa dönüştü. Dikkat ederseniz Emniyetin Ahlak masası ekipleri, fuhuş iddiasıyla bastıkları evler ve oteller için bu işin vergisini ödemeyen “kayıt dışı izinsiz fuhuş yaptırılan” yerler diye açıklama yaparlar.
            Kim bilir hazırlık halindeki yeni anayasa taslağında şu anda kayıt dışı olarak merdiven altında sağlıksız şartlarda üretilen uyuşturucular da vergilendirilme kaydıyla ilaç şirketlerinin hijyenik ve steril laboratuarlarında üretim izni verilir. Uyuşturucunun vergisi ödendiğinde birilerini vergi rekortmeni olarak kutsanmasına da sebep olabilir. (Kayıt altında fuhuş ve uyuşturucu satımı AB üyesi Hollanda’nın belirlenmiş bölgelerinde serbestçe yapılıyor.)
            Peki, bu vermek ve kutsanmak bize neyi çağrıştırıyor ki bu kadar çabuk kandırılıyoruz. Tabi ki zekât vererek kazancı temizlemeyi çağrıştırıyor. Ama İslam’da zekât vermenin öncesinde haramlardan uzak durmanın ve helal kazanmanın önemi vurgulanır. Haram kazanç, zekâtı verilerek asla helal olmaz. İslam devleti zekâtı toplar ve dağıtır. Ama devletin asli görevi helali yaygınlaştırmak ve haram olanı uygulanamaz hale getirmektir.
             Bugün TC.’nin kötü birer kopyası olan cemaatlerin açtığı işadamları derneklerinde, bu prenslerin nereden kazandıklarıyla değil ne kadar verdikleriyle ilgilidirler. Zira Tvler, okullar, kurslar, binalar, öğrenci bursları, şubeler, yurtdışında nüfuz alanını geliştirme çabaları ve her türlü aktivitede diğer cemaatlerle yarışır halde sürmesi için çok para gerekmektedir.     
            Cemaatler, Finans kaynaklarını(!) arttırmak için devlet benzeri üç yol izlerler;
1.    İnfak ayetleri ile çokça vermeyi teşvik edip nereden kazandığını sorgulamamak.         
2.     Faiz, rüşvet, asgari ücretle eleman çalıştırma benzeri yasakları zorlama fetvalar ile helal ilan edip bu prenslerin sermayelerini ve nüfuzlarını artırmaya ön ayak olmak.
3.    Bu iş adamlarını diğer cemaatlere kaptırmamak için onları başköşede ağırlamak ve cemaatin en üst karar alma mekanizmalarına müdahale edecek konuma getirmek.
          TC,  küresel sermayenin ve global sistemin bir parçası olduğundan, bu gayri insani zulmü sürdürmek mecburiyeti nedeniyle yeni finans kaynaklar üretmesi zorunludur. Bunun için TC’yi yöneten hükümetler ister solcu, ister sağcı, ister İslamcı olsun sistemin devamlılığı için gerekli olan bütçeyi sağlamak konusunda kayıt dışı olan her sahayı kayıt altına alıp meşrulaştırmaya mecburdur. Dolayısıyla hiçbir hükümet ‘Nereden Buldun Yasası”nı çıkaramaz, mal varlıklarını araştıramaz, kara paranın aklanmasına engel olamaz, insana yapılan zulmün sebebi olan ve dinimizce de haram sayılan sektörleri ortadan kaldıramaz.


                                                                                                          Şevket Hüner / 26.01.2014         

İrfan'ın Yorumu:
Bir zamanlar vergi rekortmeni Manukyan adlı bir kadın vardı. Zaten Şevket abi de yazısında bu kadının durumunu ve yaptığı işi gayet net bir şekilde belirtmiş.
Bunu benim zikretmemin sebebi bu yazı ile geçmişe dönmüş olmam. İslami düşüncenin inceliklerine sahip olmadan önce, babam vefat etmeden önceki bir gün elinde avucunda ne varsa vergi borcuna yatırıp gelmişti. Ve ben onu o halde gördüğümde "aman oğlum kimseye borcun olmasın hele devlete hiç" demişti. Niye ki baba dediğimi hatırlıyorum? Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır da o yüzden (!) diyerek bıyık altından gülmüş ve gazetede gösterdiği bir resmi benimle paylaşmıştı. 

Manukyan'ın genelevlerinden birisinin önünde polis kontrolünde kuyrukta bekleyen insanların fotoğrafıydı bu. Elinde bastonla ayakta durmaya çalışan ama kuyruktan da ayrılmayan bir yaşlı pir-ü faninin de resmini gösterip "kutsal vergilendirmenin kutsal emekçileri" anlamında bir şeyler söylemiş ve kahkayı basmıştı. 
Babam askerden geldikten sonra yanlış yollara sapmamam için ironi üzerine ironi yapmıştı. Dilinden net olarak: "oğlum sakın bu tür yanlış yerlere gitme" demek yerine ironiyi tercih etmişti. Belki onun oğlu olduğum için net ifadeler kullanmak istememiş olabilir. Bilmiyorum. Yaşasaydı sorardım kendisine. 

Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır zihniyetine sahip insanların kazançlarını tekrar kontrol etmesi ümidi ile...


21 Ocak 2014 Salı

Dexter: Bir Seri Katil


Mahallenizde hoşlanmadığınız birisi mi var?

Üstelik bu hem tecavüzcü hem de katil mi?

Başa çıkamıyor musunuz bu tür kötü adamlardan ?

İlacı: Dexter

Harika bir seri katil dizi filmi. Her serisi inanılmaz. Biraz hardlığı da var tabi. Başlarsanız bırakamazsınız...