13 Nisan 2015 Pazartesi

Sen misin Aldatan? The Loft

Filmin Adı: Daire (Çatı Katı)

Orjinal Adı: The Loft

İnternet sitesi: http://www.sinemalar.com/film/221792/the-loft


Birbirlerini uzun süredir tanıyan 5 erkek, gizli kalmasını istedikleri tek gecelik ilişkileri için bir daire tutmuşlardır. Ancak günün birinde dairelerinde bulunan ve hiçbirinin tanımadığı bir genç kadının cesedi, arkadaşlıklarını sorgulamalarına neden olur.


İrfan'ın Yorumu:
Aldatmak iyi değildir, ama dörde kadar alabilirsiniz resmi olarak tabi :)

6 Mart 2015 Cuma

Bir Başka Açıdan IŞİD: Alper Tan'dan ...

Alper Tan'dan IŞİD ile ilgili enteresan tesbitler.

Alper Tan Kimdir: 






İstanbul ah Eski İstanbul

İstanbul ile ilgili göremeyeceğiniz eski fotoğraflar... Buyrun sizi bekliyor




http://www.haber7.com/foto-galeri/33694-istanbulun-gormediginiz-tarihi-35-fotografi

Hilafet mi Geliyor ne?

Hilafet Konferansı

İstanbul’da, Hizb-ut Tahrir tarafından “Demokratik Başkanlık Modeli mi, Raşidi Hilafet mi? ” başlıklı konferans düzenlendi. Yurtiçi ve yurtdışından konuşmacıların yer aldığı programda Hilafet’in son merkezi olması nedeniyle İstanbul’un önemine dikkat çekildi.
Programa Türkiye’den İLKAV Başkanı Mehmet Pamak, Mazlum-Der başkanı Cüneyt Sarıyaşar, İmkan-Der Genel Başkanı Murat Özer, Kalem-Der Başkanı Ahmed Kalkan ve Yeni Akit gazetesi yazarı Faruk Köse katıldı.
Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu Başkanı Mahmut Kar’ın sunumu ile başlayan konferans, Mısır’dan Mühendis Şerif Zayid, Muhammed Hanefi Yağmur ve Lübnan’dan katılan Ahmed el-Kasas’ın konuşmaları ile devam etti. Dr. İyad Kuneybi ise, Ürdün Hükümeti’nin yurtdışı çıkış yasağı getirmesi nedeniyle programa tele-konferans yöntemiyle katıldı.
Hizb-ut Tahrir lideri Ata b. Halil Ebu’r Raşta tarafından gönderilen mesajda: “Hilâfet, imparatorluk veya krallık olmadığı gibi, cumhuriyet rejimine göre parlamenter veya başkanlık da değildir. Hilâfet, ne Allah’tan başkasının kanun koyduğu demokrasi veya diktatörlük, ne de beşeri sistemlerden herhangi birisi değildir. Hilâfet, kanları, namusları ve malları koruyup zimmete vefa gösterendir. Baskı ve zor kullanarak değil, rıza ve serbest irade ile biat alır. İnsanlar, korkarak ve endişe ile değil, güven içinde ona göçerler.” denildi.


İki Başarısız Film Birden: The Bow ve Mobeius




İrfan'ın Yorumu:

Dikkat etmişsinizdir filmlerin adlarını dahi yazma ihtiyacı hissetmiyorum. Bence iki başarılı Kim Ki Duk filminden sonra iki başarısız filme imza atacağını zannetmemiştim. Ama filmlerin bir tanesini o kadar absürt ve ensest içerikliydi ki saçmalığın daniskası denilecek cinstendi. Tamamlayamadım bile... (Moebius)
Diğeri ise Kim Ki Duk tarafından zorlama bir film olmuş (The Bow) kanaatindeyim.
"Akıllı filmler çevir Kim" diyorum başka da bir şey demiyorum.

2 Mart 2015 Pazartesi

Benim Hayatım Senin Hayatın: Boş Ev

Filmin Adı: Boş Ev

Orjinal Adı:Bin Jip / 3 İron

Film ile ilgili bakılabilir bir site:

http://www.sinemalar.com/film/1038/bos-ev

2004 - GüneyKore ,  Japonya
Dram ,  Romantik ,  Suç
88 Dak.
Kim Ki-duk

Konusu:

Kendine ait bir hayatı olmayan, diğer insanların yaşamına kendi yöntemleri ile ortak olan bir adam... Ve yardıma ihtiyacı olan genç ve güzel bir kadın... Tatile giden insanların evlerini kullanarak yaşayan ve karşılığını kendince bozulmuş ev aletlerini onararak ödeyen tuhaf bir adamın hikayesi... Yine böyle bir misafirliği sırasında evde yalnız olmadığını fark eder. Evde kocası tarafından işkence gören genç bir kadınla karşılaşan adam oldukça şaşkındır. İlk başta birbirlerinden çok farklı görünen bu iki insan giderek yakınlaşır ve aralarında sıradışı bir ilişki başlar.

Bir yorum:

film o kadar zekice ilerliyor ve bunu hiç seyirciye çaktırmadan yapıyor ki,hayran olmadan edemiyorsunuz.bu adam, bu kadar eve giriyor,nasıl yakalanmıyor?diyorsunuz.yakalanıyorlar ve duruma inanıyorsunuz.çamaşır makinesi icat edilmemiş mi? diye düşünüyorsunuz.adamın zevki ve borç ödeme yöntemi olduğunu anlıyorsunuz,yine inanıyorsunuz...gireceği evlere önceden broşür koyup,evde insan olup olmadığını anlama,oldukça iyi bir düşünceydi.bu şekilde,akla takılan bütün soruları da ağır ağır cevaplıyor film...adam,kadının moralini düzeltmeye çalışıyor.kazara bir ölümle kadın,adama teselli veriyor bu sefer.bu ve bunun gibi sahnelerle ise,birbirlerinin duygularının yerine geçişlerini seyrediyoruz.kadının adam yokken,onunla geçtiği evlerin hepsinden geçmesi,öpüştükleri yerde uyuması ve o,çamaşırları elinde yıkıyor diye,kadının da öyle yapmaya başlaması,etkileyici anlardandı...kadın konuşmuyor,konuşmuyor,finalde öyle bir yerde konuşuyor ki... tüm suskunluğunun karşılığını veriyor seyirciye.ve sonra afişteki resim geliyor gözlerimizin önüne.ne kadar anlamlı,duygu yüklü bir karedir o...sonrasında da aşıkların ayaklarına dönüyor kamera.tek baskülde,tek beden olmuşlar...arap müziğinin güzelliğiyle de,filmin artan etkisi,bize bir şölen sunuyor böylelikle...kim ki duk'un izlediğim ilk filmi...gerisi de kısa zaman içerisinde gelecektir kendi adıma.sessizliğin anlamına şahit olmanız adına kaçırmamanız gereken bir yapım

İrfan'ın Yorumu:

Holywood filmlerini izleyip de dünya sinemasına gözlerini kapadıysanız, ilk açacağınız ülkelerden birisidir Güney Kore sineması. Burada da öyle bir yetenek var ki, iki filmini izledim şu ana kadar, diyalog olmadan görüntülerle, doğal güzelliklerle ve diyalog dışındaki bütün unsurları çok iyi kullanarak yöneten Kim Ki Duk. Bu yönetmen hem çok yetenekli, hem konulara çok hakim, hem de seyirciyi nerde ne zaman vuracağını da iyi biliyor.
Çok güzel bir film... Kaçırmayın derim...

1 Mart 2015 Pazar

Usta, Usta Diye İnleyeceğine: İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış ve İlkbahar

Filmin Adı: İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış ... ve İlkbahar

Orjinal Adı: Spring, Summer, Fall, Winter... and Spring 

Bom yeoreum gaeul gyeoul geurigo bom


2003 - Almanya ,  GüneyKore
Dram
103 Dak.
Kim Ki-duk

Filmin Konusu ve Detaylar:

Konusu

Film mevsimlerin isimlerinden oluşan 5 bölümden oluşur. Filmde mevsimler arasında 10-20 yıllık süreler geçirilerek çırak budist keşişin hayatı anlatılır. Filmde küçük keşişe verilen Budizm öğretisi üzerinden hayat dersleri verilirken, her bölümde çeşitli Budizm imge ve simgeleri kullanılır. Filmde çok az diyalog vardır.

İlkbahar

Filmin ilk sahnesi ilkbahar mevsimiyle beraber Kore dağları arasında yer alan bir gölde yüzen Budist manastırda başlar. Manastır odaları duvarsız kapılardan oluşmuştur. İçeride Buda heykelleri, tütsü ve duvarda Budizm ile ilgili resimler vardır. Çırak keşiş ve ustası günlerini dua ederek ve meditasyon yaparak bu manastırda geçirir. Küçük çırak köpek yavrusu ile oynar. İkisi beraber bir sandal ile göl kıyısına geçer yürüyüş yapar ve bitki toplarlar. Bir gün çırak keşiş bir balığı yakalar ve iple taşa bağlar. Balığın taştan dolayı yüzememesi çocuğu güldürür. Ardından benzer şekilde bir kurbağayı ve son olarak bir yılanı iple taşa bağlar ve eğlenir. Usta keşiş, çırak keşişi hayvanlara bu eziyeti yaparken gizliden izlemektedir. Gece çırak keşiş uyuduğu bir sırada ustası onun da sırtına iple bir taş bağlar. Sabah taşın ağırlığı ile uyanan çırak keşiş yürümekte zorlanır ve ustasından taşı çıkarmasını ister. Ustası "Hayvanlara yaptığın eziyeti sen de yaşayacaksın ve hayvanlardan birinin ölmesi halinde "bir ömür boyu yüreğinde taş taşıyacaksın" der. Çırak keşiş sırtında taşla hayvanları bulmak için ormana gider. İlk işkence yaptığı balık ölmüştür ve bu ölümden dolayı ağlar. İkinci olarak kurbağayı bulur ve hayvanın yaşadığını görünce sevinir ve taşı çözerek kurbağayı serbest bırakır. Son olarak yılanın bulunduğu yere gider ancak yılan da ölmüştür. Çırak keşiş büyük bir üzüntü ile ağlamaya başlar.

Yaz

Çırak keşiş artık genç bir erkektir ve bir yaz günü orman yolunda bir kadın ve kızı ile karşılaşır. (Anne ve kızın giydiği kıyafetler filmin modern zamanda geçtiğini gösterir). Çırak keşişi anne ve kızı sandala bindirerek manastıra ustasının yanına götürür. Anne, usta keşişten kızını iyileştirmesini ister. Usta keşiş teklifi kabul eder ve anne manastırdan ayrılır. Genç kadın hiç konuşmaz, günlerini manastırda dinlenerek ve ibadet ederek geçirir. Bu arada genç çırak keşiş kadından etkilenmeye başlar, bir gün genç kadın manastırda yatarken genç keşiş kadının üstünü örter ve ilk defa kadına dokunmak ister. Genç kadın aniden uyanır ve genç keşişe tokat atar. Genç adamın kadına olan ilgisi günler geçtikçe daha da artar. Genç keşiş ve kadın beraber ormana giderler ve birlikte olurlar. Sonraki günler manastırda da birlikte olurlar. Bir gece sandalda birlikte olurlar fakat ertesi sabah usta keşiş onları sandalda çıplak uyurken görür. Usta sandalın tapasını çıkararak içeriye su dolmasını sağlar ve gençleri komik bir şekilde cezalandırır. Kendisi affetmesini isteyen çırağına " Sahiplenme duygusu insanı katil eder" diye nasihat eder. Usta keşiş, genç kadına artık iyileştiğini söyler ve kadını evine yollar. Genç keşiş bu duruma dayanamaz ve bir Buda heykeli ile manastırda bulunan horozu yanına alarak manastırı terk eder.

Sonbahar

Yıllar sona bir sonbahar günü yaşlı keşiş yemeğini sardığı gazeteden otuz yaşındaki bir erkeğin karısını öldürdüğü haberini okur. Yaşlı keşiş habere konu olan kendi öğrencisinin tekrar manastıra geri döneceğini düşünerek hazırlıklar yapar. Elinde karısını öldürdüğü kanlı bıçakla manastıra dönen genç keşişin öfke ve nefreti sürmektedir. Yaşlı keşiş karısının başka bir erkeğe kaçtığı için öldüren çırağına "Çok mu acı çekiyorsun? Bilmiyor musun? Sen ne beğenirsen, herkes onu beğenir" der. Acı ve öfkesine dayanamayan genç keşiş bir gün manastır odasında Budist geleneklerine göre ağzı, gözü ve kulaklarını kağıtla kapatarak intihar girişiminde bulunur. Yaşlı keşiş durumu fark ederek öğrencisini kurtarır ve içindeki öfkesini dindirmek için ona bir ödev verir (Kalp Sutra). Yaşlı keşiş elindeki beyaz kedinin kuyruğu bir fırça gibi boyaya batırarak manastırın iskelesine Korece isimler yazar ve genç adamdan bunları bıçağı ile kazımasını ister. Bu arada iki dedektif göle gelir ve katil zanlısı genç adamı götürmek ister. Yaşlı keşiş dedektiflere beklemelerini ve genç adamın görevini tamamlamasını gerektiğini söyler. Genç adam durmaksızın iskeleye yazılan isimleri bıçağı ile kazır. Sabaha karşı yorgunluktan uyuduğunda, dedektiflerden biri ceketi ile genç adamın üstünü örter. Yaşlı keşiş ve iki dedektif ellerinde turuncu, yeşil, mavi ve pembe boyalar ile genç adamın kazıdığı isimleri boyar. Dedektifler genç adamı götürdükten sonra yaşlı keşiş sandala tahtalar dizer. Budist geleneklerine göre göz, kulak ve ağzını kağıtla kapatarak kendini sandalın içinde yakar.

Kış

Çırak keşiş artık orta yaştadır ve soğuk bir kış günü manastıra döner. Bütün sular ve göl buz tutmuştur. Donmuş göl üzerinde yürüyerek manastıra gider ve ustasının olmadığını fark eder. Gölün buz tabakası altındaki ustasının sandalını fark eder. Kazma ile buzları kırar ve ustasının sadece dişlerine ulaşır. Ustasının dişlerini kırmızı bir mendile sararak buzdan oyduğu bir Buda heykelinin ağzına yerleştirir. Manastırda Buda öğretileri ile yazılmış bir meditasyon kitabı bulur her gün egzersiz ve meditasyon yapar. Bir gün yüzünü bezle saklayan bir kadın kucağında küçük bir çocukla manastıra gelir. Kadın yüzünü sürekli gizler ve akşam çocuğu ile beraber manastırda kalır. Kadın çocuğunu manastırda bırakarak ayrılırken karanlıkta donmuş göl üzerindeki bir deliğe düşer ve boğulur. Orta yaşlı çırak keşiş ertesi sabah kadının cesedini donmuş gölün altında fark eder ve cesedi gömer. Sırtına bağladığı bir halat ile büyük bir sal taşı sürükler. Elinde bir Buda heykeli ve sırtındaki taşla ile dağa tırmanır. Çocukluğunda balık, kurbağa ve yılana işkence yaptığı yerlerden geçer. Dağın zirvesinden artık küçücük gözüken göle ve manastıra bakar. Buda heykelini zirvede bırakır.

...ve İlkbahar

Yeniden ilkbahar gelmiştir orta yaşlı keşiş artık usta bir Budist keşiş olmuştur. Kadının bıraktığı çocuk ise manastırda büyüyen ve Budizm öğrenen bir çıraktır. Küçük çocuk bir gün sandal ile karşı kıyıya geçer. Sırasıyla balık, kurbağa ve yılana işkence yapar. Her hayvanın ağzına taş koyarak bu hayvanların ölümüne neden olur. Hayvanlara bu işkenceyi yaparken zevkle güler. Manastırda oynarken bir kaplumbağaya da eziyet eder.

İrfan'ın Yorumu:
Budizm ve puta tapıcılığı bir kenara koyduğunuzda budist bir rahibin öğrencisini eğitmesi üzerine kurulu ve enfes doğal güzellikleri ile bezenmiş, diyalogları az ama mesajları çok harika bir Güney Kore filmi.
Kim Ki Duk yine enteresan bir filme imza atmış. Bir eğitmenin öğrencisini pratik olarak nasıl eğittiğini, zamana yansıyan bir sabırla onu tekrar tekrar kazanma çabası, insan fıtratının önüne geçilemez suça karşı tedbirleri vs. vs. Bu filmi izledikten sonra epey bir yorum konusu çıkacak gibi. Bence filmdeki din öğeli saçmalıkları bir kenara ittikten sonra cesaretle kontrollü bir şekilde izlenip değerlendirilebilecek bir film derim. 

Adil Yargılanma mı Dediniz: The Judge

Filmin Adı: YARGIÇ

Orjinal Adı: The Judge


Yönetmen:
Oyuncular:Robert Downey Jr.Robert DuvallBilly Bob Thornton devamı...
TürDram
ÜlkeABD


Bilgi alınabilecek bir site:
http://www.beyazperde.com/filmler/film-215680/
Filmin Özeti:
Hank Palmer parlak bir kariyeri olan, Chicago'da yaşayan bir avukattır. Önemli bir davasının arifesinde, annesinin kaybettiğinin haberini alır. Babasıyla çok uzun zamandır görüşmeyen Hank, aileden iletişimde olduğu tek insanı da kaybetmiştir. Üstelik doğup, büyüdüğü Carlinville kasabasından başka kimseyle de görüşmemiştir. Annesinin cenazesi için geri dönen Hank'ı, burada cenaze töreninden daha fazlası beklemektedir. Pek de sıcak karşılanmadığı kasabadan bir an önce uzaklaşmaya çalışırken kendisini, 42 yıllık yargıç olan babasını savunmak üzere mahkemede bulur... 
David Dobkin'in yönetmenliğini üstlendiği filmin başrollerinde Robert Downey Jr., Robert Duvall ve Vera Farmiga bulunuyor.

İrfan'ın Yorumu
Ülkemizde adaletin mumla arandığı bir dönemden geçiyoruz. Daha önce de sanki mumla aranmıyormuş gibi diye içinizden bana seslendiğinizi de düşünüyorum. Vakıa sizin içinizden geçenler de doğru. 
Film Amerikan adalet sisteminde sakıntılı bir öğrencilik yıllarından sonra başarılı bir avukat ile onun yargıç babası arasında geçen enteresan bir adalet arayışı ile alakalı. Her ne kadar aile sorunları da ön planda görünse de yargıç olan babasının işlemiş olduğu bir suçun bedelini ne pahasına olursa olsun ödeme azmi ve oğlunun babasını neye mal olursa olsun kurtarma arayışı görünmekte. 
Tabi 1400 küsür sene önce insanlığa gönderilmiş Kur'an ayetlerinde adaletin ne kadar önemli olduğu defalarca vurgulandığında ümmetin şu an içinde bulunduğu durum gerçekten içler acısı. 
Bir kavme olan kin adaletsizliğe sevketmemeli
Anne baba ve akraba ilişkileri adaletsizliğe sevketmemeli
Eş, dost vs. adaletsizliğe sevketmemeli
Para, taltif, vs. adaletsizliğe sevketmemeli...
Bu böyle devam edip gidebilir. Aslolan neye mal olursa olsun adalet, adalet, adalet. 
Adaleti bir nebze de olsa aramak için izlenmesi gereken bir film olarak kayıtlara geçirilebilir. Ama şu bir gerçek ki "12 Kızgın Adam" adlı şaheserin yanına yaklaşılamasa da içimizdeki adalet duygusunu tatmin eder mi. Buyrun izleyin...

20 Şubat 2015 Cuma

Birkaç Film Birden: Birdman, Boyhood, Mustafa, The Captive

Filmin adı: Birdman



Filmin adı: Boyhood



Filmin adı: Mustafa



Filmin Adı: The Captives



Şu sıralar oskar yaklaşıyor diye biri iki film atıyım dedim. Bu filmler içerisinde "Mustafa", enteresan bir belgesel olmuş. Bir insanın nereden nereye geldiğini, buna bir savrulma denilebildiği gibi bir gelişme de denilebileceğini gözler önüne seren belgesel. İzlenmesi gerek kanaatindeyim.

The Captives filmine gelirsek; uzun yıllara yayılan bir kız kaçırmanın ve kaçıranlardan kızını kurtarmaya çalışan anne babanın mücadelesi üzerine duygu yüklü bir film.

Birdman: Oskar alır mı? Bana göre almaması gerek, Değişik bir teknik ile çekilme adına zorlama olmuş gibi geldi.

Boyhood ise; İzlediklerim içerisinde favorim diyebilirim. Film tekniği açısından da sinema yöntemi açısından da izlediğim en enteresan filmlerden diyebilirim. Bu filmin oskar alması lazım gibi geliyor. Gerçek zamanlı uzun yıllara yayılan bir oyunculuk.


Paralel Paralel Gidelim Bakalım: Dün Cemaat Bugün Paralel Devlet

Kitabın Adı: Dün Cemaat Bugün Paralel Devlet


Yazarı: Çetin Acar

Yayınevi: Profil

Kitabı Okumayı Bitiriş: 17 Şubat 2015 Salı


Kitap Hakkında

Fethullah gülen ve temsil ettiği hizmet hareketine ait çeşitli ünitelerde senelerce görev yapan çetin acar, hareketin, siyonizm adına sürdürdüğü din istismarını dile getirmesi sonucu 2009 mayıs ayı itibariyle cemaat'ten "uzaklaştırılmıştır."

Hizmet hareketi iddia edildiği gibi milli bir hareket mi, yoksa washington'a bağlı, ankara merkezli bir üst yapı projesi mi? Yazar, bu kitapta fethullah gülen ve hizmet hareketini7 şubat 2012 mit krizi ve 17 aralık 2013 sürecinde batı adına kalkışılan sivil darbe girişimini değerlendirmeye alarak sorguluyor.
(Tanıtım Bülteninden)

Ayrıca bu kitap ile ilgili bir tanıtım ve konu ile ilgili videoyu da aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz:



Yazar Hakkında

Yazar hakkında söylenebilecek tek şey kendisinin daha önce "hizmet hareketi" içerisinde olan birisi olduğudur. 


İrfan'ın Yorumu

Açıkçası Ahmet Şık'ın kitabını okuduktan sonra bu kitap çok yavan kaldı diyebilirim. Kitap ile ilgili almış olduğum birkaç not var aslında. Ama şunu peşinen söyleyebilirim: Kitapta o kadar çok "Bu söylediklerime itiraz edilirse şu şahitlerim var, şu isimler var, şunlar var, bunlar var vs." Sevgili kardeşim, kitap yazıyorsun ispat edemeyeceğin konulara niye giriyorsun. Hem bir iftira eden konumuna kendini sokuyorsun, hem de kitabın ciddiyetini sarsıyorsun. Ciddi bir kitap nasıl yazılır aç Ahmet Şık'ın "Paralel Yürüdük Biz Bu Yollarda" kitabını oku derim.
Bu sert eleştiriden sonra:

Bu eleştiriye bir örnek:
"Efendim, Bülent Öztürkmen'i (HBB televizyonunun sahibi, kamuoyunda -eski- MİT'çi ve Sabatayist olarak bilinen) İstanbul'da ameliyat ettirdik. Askerlerle de anlaşarak Sayın Bülent Öztürkmen'i Başbakan Bülent Ecevit'in yerine düşünüyoruz. Bülent Öztürkmen'in de size (Gülen'e) hürmet ve saygıları var. İçişleri ve benzeri cemaat için önemli olan bakanlıklara sizin tavsiyelerinizi beklediğini bildirir. (Avukatın anlatmış olduğu bu olayın yerini, kimlerin neden toplandıklarını ve olaya şahitlik edenlerin isimlerini, gelecek itirazda açıklayacağımızı not ederek Gülen'in Cemaat içerisindeki başka "vefa"larını, soru sorarak yorumsuz belirtelim)." (sayfa 179)
Bir iddia sahibi isen iddianı sağlam temellere oturtacaksın. Bu ve benzeri yaklaşımlar kitabın ciddiyetini ve inanırlığını zedeliyor.

İkinci eleştirim
Mücadele Birliği ile paralellik kurarak bir kitap yazma denemesine girmiş. Bence bu kitabı boğmuş. 

Başka bir alıntı:
Nurettin Veren ise bu konu hakkında Cemaati en iyi tanıyanlardan birisi olarak: Dışa karşı çok renkli, uzlaşmacı, içeride ise tam bir totaliter sistem. Karşı çıkan afaroz ediliyor." (sayfa 100)
Türkiye'deki hemen hemen tüm cemaatlerde bu rahatsızlığı görebilirsiniz.

Aynı zamanda kitapta soy sop eşeleyiciliğine de girilmiş ki bir müslüman asla soy sop eşeleyicisi ve bunu da tahkir unsuru yapmaması gerekir. Bir insan müslüman olmuşsa onun ırkının hiçbir ehemmiyeti yoktur. Bunu belki bazı yerlerde değiniyor değinmesine ama nihai olarak kitabın özellikle baş taraflarında biraz da rahatsız edici boyutlara ulaşıyor diyebilirim.

Özetle Ahmet Şık'ın kitabından sonra -her ne kadar kitapta enteresan bilgiler verilmiş olsa da- bir okuyucu olarak tat alamadım diyebilirim. Okunabilir ama o kadar, şiddetle tavsiye edilebilir nitelikte değil.

11 Şubat 2015 Çarşamba

Gözlerin Keskin Olması Lazım: Keskin Nişancı

Filmin Adı: Keskin Nişancı

Orjinal Adı: American Sniper

Film ile ilgili bilgi alınabilecek site:

http://www.sinemalar.com/film/219800/american-sniper


2014 - ABD
Aksiyon ,  Biyografi
Keskin Nişancı

Konusu: 
Bahriye Komandoları'na katılan ve Irak'ta 150'den fazla insanın ölümüne sebep olan Chris Kyle (1974-2013) isimli askerin aynı isimli kitabından uyarlanan filmde Chris Kyle'ın askeri kariyeri ve yaşadıkları anlatılacak.

İrfan'ın Yorumu:

Bu film tabi ki oskar ödüllerine hem layık görülür hem de ödülü alır. Açıkçası Clint Eastwood yönetmenlik olarak iyi işler çıkartıyor. Bu film de aynı şekilde güzel bir film. Ama şu bir gerçek ki Clint sanırım güneyli ya da Texaslı. Bu milliyetçi yapı filmelirine de sirayet ediyor zaten. Hem kendi oynadığı filmlerine hem de yönettiği filmlerde "Amerikan Adaleti" diye tırnak içerisine alabileceğimiz bir yöntem göze çarpıyor. O da "filin zücaciyeci dükkanına girmesi" olarak nitelendirilebilir. 
Ne olursa olsun milliyetçi duygular, özellikle Amerikancı milliyetçi duygular had safhada. Bu konuda gerçekten de iyiler. Amerikan ulusunu bir arada tutabilmek için yapıştıkları bir unsuru dibine kadar kullanıyorlar. 
Filme gelince, Irak'da Amerikan askerlerine kök söktüren ünlü bir keskin nişancı  ile mücadele üzerine bina edilmiş edilmesine ama iyi bir yönetmen elinden çıkınca ve olmazsa olmaz aşk, aile ilişkileri vs. de sos olarak kullanılınca. Gelsin oskarlar. 

10 Şubat 2015 Salı

Cayır Cayır Yanmak

Cayır cayır yanan binlerce insan


Merve Şebnem Oruç / Yeni Şafak Gazetesi


Bir bomba yere düştüğünde, bir füze hedefine ulaştığında orada bulunan sivillere neler olduğunu hiç düşündünüz mü? Göğe yükselen alevler, toz ve duman bulutu, uzaktan yeni nesil bir havai fişek gösterisi gibi görünen bir saldırı, insan vücuduna neler yapıyor?
...
IŞİD’in Ürdünlü pilot Muaz Kesasibe’yi demirden bir kafesin içerisine hapsedip diri diri yakarak öldürdüğü görüntüleri, tüylerim diken diken izlediğimde aklıma gelen ilk soru “Bu nasıl bir vahşet?” oldu. Vahşete karşı bir refleks bu, insan görünce gözlerine inanamıyor. Zihnine yapışıp kalıyor.
...
Evet IŞİD vahşi, IŞİD gaddar, IŞİD insanlığa karşı suç işliyor ve bir an önce geldiği deliğe geri gitmesi gerekiyor. Ama aynı zamanda IŞİD, yaptığı katliamların vahşetini modern silahlar arkasına saklayan katillerin aksine vahşetini grotesk bir biçimde kibirle sergiliyor ve onlara ekrana dikkatle bakınca kendilerini görebilecekleri bir ayna vazifesi görüyor.

İrfan'ın Notu:
Yazının tamamını hak hukuk gereği buraya alamadım. Ama bu yazı okunması gereken ve değerlendirilmesi gereken yazılar olmayı hak ediyor kanaatindeyim.
Yazının tamamını okuyabilmek için ...


Ve ayrıca 

http://mervesebnem.com/


3 Şubat 2015 Salı

Paralel Evren Okumalarına Devam: Paralel Yürüdük Biz Bu Yollarda

Kitabın Adı: Paralel Yürüdük Biz Bu Yollarda


Yazarı: Ahmet Şık

Yayınevi: Postacı Yayınevi

Kitabı Okumayı Bitiriş: 1 Şubat 2015 Pazar


Kitap Hakkında

AKP-Cemaat İttifakı Nasıl Dağıldı?

AKP ve Gülen Cemaati, yakın zamana kadar Türkiye'yi siyasal ve toplumsal olarak birlikte dönüştüren iki iktidar ortağıydı. Devleti soyma amaçlı bir talan zincirini yalanlarla ve hukuku ayaklar altına alarak örtbas etmeye girişen hırsızlar çetesiyle, bunun üzerinden hukuki değil siyasi operasyonlara kalkışanlar geçmişin yol arkadaşlarıydı. Tuzaklar, hileler, sahteliklerle örülü soruşturma ve davalar zincirine imza atan bu iki kirli suç ortağı şimdi, "Yeni Türkiye"nin savaşan güçleri olarak sahnedeler. Tarafların yaptığı savunmalara kimse aldanmasın. 

Bu savaş ne demokrasi ve temiz toplum ne de birilerinin iddia ettiği gibi barış ya da sivilleşme için yaşanıyor. Sadece devletin sahibi kim olacak diye savaşılıyor. Her savaş gibi bu da kirli. Bu yüzden ortalığı kaplayan pislik görünen o ki bir süre daha pis kokular yaymaya devam edecek. Kötü olmadı. 

Zira bu iktidar paylaşım savaşı patlamasaydı kimsenin kuşkusu olmadığı yolsuzluk, rüşvet, hırsızlıkla örülü AKP iktidarının talan çarkı ortaya çıkmayacaktı. Gülen Cemaati'nin, Türkiye'nin yeni derin devleti olmaya çalıştığı bu kadar açık anlatılamayacaktı. Uzun sözün kısası, AKP suçladığı Cemaat kadar çete, Cemaat suçladığı AKP kadar hırsızdır.
(Tanıtım Bülteninden)



Yazar Hakkında

Yazar hakkında ulaşabileceğiniz internet adresi:

http://tr.wikipedia.org/wiki/Ahmet_%C5%9E%C4%B1k


İrfan'ın Yorumu

Kitap ile ilgili almış olduğum ve altını çizdiğim bir çok nokta var. Örneğin bu paralel okumalar ile ilgili sağlıklı bir yorum yapabilmek için bir çok kitabın okunması ve kanaat elde edilmesi gerekiyor.

Şu dönem Ak Parti iktidarın verdiği güçle Fetullah Gülen cemaatine bir çok yönden önünü kesici hareketlerde bulunuyor bulunmasına ama şu bir gerçek ki Ahmet Şık'ın da dediği gibi bu ortaklığa paralel ortaklık da denilmesi açısından cemaat yönünden olaya bakan kitaplara da bakmakta fayda var sanırım. Tamam cemaati suçlayalım. Suçlanmış olunan konularda haklı da olabilirsiniz ki o yapıdan gelen ve önemli bir kanaat önderi olan Hüseyin Gülerce'nin cemaat hakkında 20 maddelik "cemaat nelerini kaybetti" meselesi dikkate alınması gerekir. Fakat ne kadar bu 20 maddeye ekleme yapsanız dahi iktidarın bu yolda beraber yürüdükleri gerçeğini aklımızın bir yanında tutmakta fayda var sağlıklı bir değerlendirme ve adil bir yaklaşımda bulunmak için.

Cemaati sevmeyebilirsiniz, AK Parti'den de haz almayabilirsiniz ama ayette de belirtildiği gibi "Bir kavme olan kininiz sizi adaletsizliğe sevketmesin" ölçüsünü de muhafaza etmeliyiz. Bu kitap okumalarımızda muhatap olunan kitlelerin insanlardan müteşekkil olduğunu hesaba katarak ve öte dünyada bu işin karşılığının da olduğu bilinci ile (Ahmet Şık öte dünyaya inanmasa da) bu böyledir.

Örneğin Hanefi Avcı'nın kitabını tekrar okumakta fayda var aynı zamanda Nazlı Ilıcak'ın kitabını da ha keza.

Böcek iddianamesini de okumakta fayda var.

Kitapta Ahmet Şık bazı konularda agresif yaklaştığı kanaatindeyim buna rağmen spota alabileceğim bir ifadesi var ki dikkat çekici.

"Birbirleri hakkında dile getirdikleri iddiaların doğru, kendilerine dair söylediklerinin yalan olduğu bu savaşta taraflar için söylenecek en doğru söz, AKP'nin cemaat kadar çete, cemaatin de AKP kadar hırsız olduğu gerçeğiydi." (sayfa 366)

Ahmet Şık bedel ödemiş bir gazeteci. Onun bazı agresif çıkışlarını kitapta görebilirsiniz. Buna rağmen yazar elinden geldiği kadar bu iki oluşuma aynı yakınlıkta değil aynı uzaklıkta yaklaşarak okuyucuyu bilgilendirme gayreti içerisine girmiş.

Faydalı bir paralel okuma oldu diyebilirim. Şiddetle de tavsiye edilir.

12 Ocak 2015 Pazartesi

Böyle Kadın Düşman Başına: Kayıp Kız

Filmin Adı: Kayıp Kız

Orjinal Adı: Gone Girl

Bilgi sitesi: http://www.sinemalar.com/film/220827/gone-girl



İrfan'ın Yorumu:
Mutlu bir ailede neler oluyor böyle. Bir erkek ve onun karısı. Bir de kayboldu ise bu karı. (Bu karı ifadesini bilerek yazıyorum. Hak ediyor. İzleyince siz de bana hak vereceksiniz.)
İlk önce filmin ilk yarısında sıkılır gibi oluyorsunuz ama ondan sonra filmin ikinci yarısı sizi şok üstüne şoklarla sarsacak diyorum başka da bir şey demiyorum.

Filmden alınacak ders var mı dersek eğer. Tabi ki..... Evleneceğimiz hanımı iyi seçelim derim.

5 Ocak 2015 Pazartesi

Para Adamı Bozmasın Sakın: Good Peaple

Filmin Adı: Ölümcül Oyun

Orjinal Adı: Good People


Bilgi Sitesi: http://www.sinemalar.com/film/221402/good-people

Filmin Konusu:

Aile evini yenilemek için ciddi bir borca giren, Londra’da yaşayan Amerikalı bir çifti anlatan çağdaş bir gerilim. Daha sonra aşağıdaki kattaki kiracının öldüğünü ve nakit 200.000 pound bıraktığını öğrenirler. Yapmaları gereken tek şey parayı almaktır, böylece tüm sıkıntıları yok olacaktır. Öyle de yaparlar. İşte böylece kötü şeyler iyi insanların başına gelmeye başlar.

İrfanın Yorumu:

Kendi dertleriyle yoğrulan orta sınıf bir ailenin ayakta durma çabası, daha sonra hiç ummadıkları bir yerden ellerine geçen yüklü miktarda kirli para, paranın dönüştürdüğü aile ve bol aksiyon.
Oyunculukları ile göz dolduran bir ailenin ayakta durmaya çalışması, aklını kullanması vs.
Siyahi oyuncunun replikleri çok güzel.
Filmden alınabilecek ders var mı acaba. ?? Senin olmayan parayı istediğin gibi kullanma derim...