6 Eylül 2016 Salı

Oğlum ! Neden Kendine Dikkat Etmedin?: The Nigt Of

Dizi Film Adı: The Night Of

İMDB Adresi : http://www.imdb.com/title/tt2401256/

Konusu: "The Night Of" New York'ta yaşanan, karmaşık bir hikayeye sahip hayali bir cinayet davasının derinlemesine araştırıldığı sekiz bölümden oluşacak bir mini dizidir. Bir kızı öldürmekle suçlanan Nasir Khan (Riz Ahmed) isimli Pakistanlı bir vatandaşın soruşturma ve dava süreci işlenecektir

Bir internet sitesinden az bir bilgi:
** Babasının taksisini alıp bir partiye gidecekken güzel bir kıza takılan ve kendini kızın cinayet zanlısı olarak bulan Pakistan kökenli bir üniversite öğrencisinin başına gelenler diye açıklayalım kısaca. Aslında dizinin esas meselesi adalet sistemini masaya yatırmak.The Night Of’ta zanlının, sonra mahkûmun yaşadığı bütün süreçler, hapishanenin nasıl bir yer olduğu ve sistemin nasıl işlediği en ince ayrıntısına kadar işlenmiş. Dizinin yazarı The Wire’ın da senaristlerinden olan romancı Richard Price, yönetmeni ise ‘Schindler’in Listesi’nin Oscar’lı senaristi ve bir çok kez Oscar adayı olan Steven Zaillian.
** John Turturro’nun, Riz Ahmed’in, genç avukat kızı oynayan Amara Karan’ın oyunları öne çıkıyor. ‘Bir Ayrılık’tan tanıdığımız Peyman Moaadi’nin ve ‘The Wire’ınOmar’ı Michael K. Williams’ın da. Dizinin hepsi ayrı başarılı başrolleri arasında, alışık olmadığımız iki oyuncu daha var: Avukatın her bölüm gözümüze sokulan egzaması ve ölen kızın akıbeti belirsiz kedisi. Her ikisi de en son sahneye kadar işlevini sürdürüyor.
** Toplam sekiz bölümü Digiturk’un ‘Dilediğin Yerde’ uygulamasında mevcut. Ayrıca kaynak dizi ‘Criminal Justice’ da altyazısız olarak YouTube’da var.

Daha da bilgi istiyorum diyenler için bakınız: 

İrfan'ın Yorumu: Dizi filmi izlediğinizde eğer bir baba iseniz ve oğlunuz her ne kadar sizin terbiyenizden geçse dahi en nihayetinde o bir genç, ergen ve hata yapma ihtimalleri o dönemlerde hepimizde olduğu gibi fazla birisi. İşte diziyi izlediğinizde hele ilk bölümünde kahramanın karakoldaki stresini yaşadığınızda sanki kendi evladınızın işlemediği bir cinayet sonucunda çaresizliğini hisseder gibisiniz.
Dizi 8 bölümden oluşuyor. Bir ergen Pakistan asıllının genç ve güzel bir kızı gördüğünde dayanamadığı duygularının sonuçları Amerikan adalet sisteminin şemsiyesi altında işleniyor. Amerikan adalet sistemi deyince bu konuda yazılabilecek çok şey olmasına rağmen aklıma gelen bir sözü paylaşmadan edemeyeceğim. Sanırım bizim alimlerimizden birisinin olsa gerek: Bir devlet İslam şeriatı ile yönetilmiyor ama adalet sistemi kendi vatandaşlarına kendi kanunları çerçevesi içerisinde adil olmanın gayreti içerisinde ise o devletin ömrü uzundur, bir devlet İslam şeriatı ile yönetiliyor fakat adalet değil zulüm üzerine bina edilmiş ise -bakınız dünyada iki tane adı İslam devledi, diğerinin İslam cumhuriyeti olan devletlere- onların ömrü uzun süreli olmaz...
Ailece izlenmesini engelleyen birkaç rahatsız edici sahne olmasına rağmen ibret alınması bakımından izlense fayda sağlar diyebileceğim bir dizi...


5 Eylül 2016 Pazartesi

Mescitler Müslümanlara Aittir: Mescitlerdeki Bid'atler Hakkında İki Risale

Kitabın Adı: Mescidlerdeki Bid'atler Hakkında İki Risale
Yayınevi: Küresel Kitap
Yazarı: Ebu Muhammed el-Makdisi
Kitabı Bitiriş Tarihi: 04/09/2016 PAZAR - 19.00

İrfan'ın Notu:
Küresel Kitap Yayınevi tarafından çıkarılan bu küçük risalede bir müslüman için her daim içli dışlı olan mescitlerdeki iki uygulamanın yanlışlığını delilleri ile sunmuş yazar. Çocukların mescitlerden uzaklaştırılması -ki bununla da cemaatin namazının huşusunun bozulmasını delil getiriyorlar- yanlışlığı ile mescitlerde insanlara rahatsızlık verici önceden yer tutma meselesi. Mescitler bizim mescitlerimiz ise eğer orada oluşan yanlışlıkların en kısa zamanda düzeltilmesi gerektiği gibi bunun için çaba da sarfedilmesi kanaatindeyim...
Bir çırpıda okuyup var olan yanlışları ilmi bakımdan tashih eden bu risaleyi okumanızda fayda mülahaza ediyorum...

Kitap ile ilgili alınan notlara bir göz atalım:

Mescidlere asılmış ve üzerinde Namazdan yarım saat sonra mescidde beklemek yasaktır yazılı olan nice ilanlarla karşılaştık! Allah (azze ve celle) şöyle buyurmaktadır: Allah'ın mescidlerinde engel olan kimseden daha zalim kim vardır. Allah (azze ve celle) böyle buyurmuşken onlar yasaktır diyebilmekteler. Allahu'l Müstean! Allah (azze ve celle) nin rahmet ettiklerinin dışında mescidlerde bulunan görevlilerin cehaletinden kaynaklanıp insanın kalbini parçalayan şeylerden bir tanesi de rivayet edilen şu olaydır: Müslüman bir aile beldelerden birine yolculuğa çıkmış ve o beldede çocuklarıyla beraber eski bir kiliseyi de ziyaret etmiş. Kilisede görevli papaz onları güler yüz ve selamlayarak karşılamış. Çocuklara kalplerini kazanmak için şeker dağıtmış. Sonra namaz vakti gelince bu adam namazı eda etmek için çocuklarıyla beraber mescide gitmiş. Mescidin kapısında burası oyun salonu değil ve burası oyun bahçesi değil diye bağırıp çağıran görevli onları karşılamış...

31 Ağustos 2016 Çarşamba

Kıl Olma Kul Ol: Kulluk

Kitabın Adı: Kulluk
Yayınevi: Pınar Yayınları
Yazarı: İbn Teymiyye
Kitabı Bitiriş Tarihi: 30/08/2016 SALI - 23.30

İrfan'ın Notu:
Kitap "okunması gereken temel kitaplar" dizisi eğer oluşturulacak ise mutlaka alınması gereken, başvurulması gereken, tekrar tekrar göz gezdirilmesi gereken bir el kitabıdır. Kendinizi hangi ırktan, hangi sınıftan, hangi kategoride görürseniz görün insan olma bilincine eriştikten sonra eğer özgür olmak istiyorsanız Allah'a kul olmanız gerekir. Allah'tan gayrı da bir düşünce sistemine sahipseniz, ateistseniz, deistseniz, müşrikseniz... Allah'a kul değilsiniz belki ama inanın başka her şeye kul olmuşunuz demektir. Yeri gelir nefsinizin kulu, yeri gelir patronunuzun kulu, yeri gelir firavunların kulu yeri gelir eşinizin, çocuklarınızın, paranızın kulu...
Fark etmiyor...
Allah'a kul olmayıp da "ben tam bağımsızım" demeye başladı iseniz bu tam bağımsızlık değil Allah'tan başka her şeye kul olmakla eş anlamlıdır. Özgürlük istiyorsanız işte kul olma seçeneğini en özlü bir şekilde anlatıyor bu kitap.

Kitabın Arka Kapağından:

"Ey İnsanlar! Rabbinize kulluk ediniz" (Bakara 21) ayeti kerimesinin manası nedir? İbadet nedir, kulluk ne demektir? Teferruata ait bilgiler nelerdir? Dinin tamamı kulluk manasının içinde midir, yoksa değil midir? Kulluğun hakikati nedir? Kulluk dünya ve ahirette en yüksek makam mıdır, yoksa onun üzerinde daha yüksek makamlar da var mıdır?
Şeyhülislam İbni Teymiyye, bu kitabında kendisine sorulan yukarıdaki soruların cevabını vermektedir.

22 Ağustos 2016 Pazartesi

Ben Böyle Görmedim Der Gibi: Ben Böyle Gördüm

Kitabın Adı: Ben Böyle Gördüm
Yayınevi: Alfa
Yazarı: Fehmi Koru
Kitabı Bitiriş Tarihi: 21/08/2016 PAZAR - 14.17

İrfan'ın Notu:
Kitabı 15 Temmuz Darbe girişiminden sonra okumam farklı avantajlar da sağladı. Bir kere kitap 17/25 Aralık "Yolsuzluk Operasyonu" adı altında farklı amaçlar güden bir yapı ile ilgili kanaatlerine Fehmi Koru gözlüğünden nasıl baktığını irdelemekle birlikte, bu yapıyı hem iyi tanıması hem de 15 Temmuz'dan sonra uyananlardan mıydı yoksa uyumakta ısrar edenlerden mi sorusunun da cevabı niteliğinde...
Fehmi Koru bu kitabı yayınlayarak bana göre -Cem Küçük'ün tabiri ile- "medeni ölü" nitelemesini hak ettiği kanaatindeyim. Enteresandır bu dönemde yazarlardan, sanatçılarından, komedyenlerinden, sporcularından, siyaset adamlarından ve dahi esnaf işadamına kadar her şey ayan beyan ortaya çıktığı bir dönem oldu.
Fehmi Koru kitabında enteresan bilgiler (örneğin Fetullah Gülen ile Abdullah Gül arasındaki mektup) vermekte ise de kitabı okuduğunuzda: Bu adam ne dedi sorusunun cevabı şöyle: Bu adam çok şey söyleyerek hiçbir şey söylemeyenler güruhundan bir güruh oldu derim. Bu kadar deneyimli bir gazetecinin geldiği şu son hal gerçekten ibretlik. Kendisi her ne kadar FETÖ'cüyüm demese de tarafsız kalma çabası adaletsizliğine evrilmiş gibi. Kitapta "bak ben böyle söylemedim mi, hatalarını dile getirmedim mi" diye itiraz edebileceği şeyler olsa da totaline baktığınızda kitap maalesef "BEN BÖYLE GÖRMEDİM" der gibi.

Kitap ile ilgili alınan notlara bir göz atalım:
Hürriyet gazetesinden Çınar Oskay'a konuştuğu bölümden bir kesit aşağıdadır:
"17 Aralık’ın arkasında doğrudan cemaat olmayabilir
Koru, 17 Aralık günü Gül ve Erdoğan’ın ikamet ettikleri dışişleri konutuyla başbakanlık konutu arasındaki ‘gizli geçidi’ kullanarak bir araya geldiğini ve ikilinin ‘devlete yönelik bir kuşatma olduğu, durdurulması gerektiği’ kararına vardığını söyledi.
“Gül bana tapelere inanmadığını söyledi. ‘Sesler sanki gerçekmiş gibi geliyor ama arada boşluklar var. O boşluklar birileri tarafından teknik olarak doldurulmuş olabilir mi?’ dedi” diyen Koru, Gül ve Erdoğan’ın 18 Aralık’ta Pensilvanya’ya gitmesini istemelerini ise “Karşı tarafın bu işlerle gerçekten ilgisi var mı diye bakmam için” diye açıkladı.
Koru’ya göre ilk etapta Gülen olanlardan rahatsızdı, Koru operasyonların arkasında Cemaat’in olduğu kuşkusunun ortadan kalktığını düşündü ancak 25 Aralık’ta işin rengi değişti.
25 Aralık barış süreci bitirmek için gibiydi
Koru’nun verdiği bilgilere göre Gülen’i en çok dershanelerin kapatılmasına yol açacak yasal girişim rahatsız ediyordu, bu konuda geri adım atılması durumunda pazarlığa hazırdı. Bu yüzden Koru, 25 Aralık’ta ikinci girişim patlayınca şaşırdı: “Bunun üç-dört gün önce görüştüğüm kişinin talimatıyla olabileceğinden ciddi kuşku duyuyorum. 25 Aralık, sanki Fethullah Gülen’e rağmen, hatta belki barışa doğru giden bu süreci bitirmek için başlatılmış gibime geldi. İkinci operasyon başladığında Pensilvanya’da değerlendirme yaptıklarını ve sonuna kadar götürme kararı verdiklerini zannediyorum.”
Koru o dönem Erdoğan’ın da rahatsız olmakla birlikte iyimserlik taşıdığını, fakat daha sonra partinin ‘Bu siyasete darbe girişimidir’raporunu benimsediğini söyledi."

Tamamı aşağıdaki linktedir:

17 Ağustos 2016 Çarşamba

Köpekbalığı ve Casusluk mu Dediniz ?: Jason Bourne ve Karanlık Sular

Filmin Adı: Jasen Bourne

http://www.sinemalar.com/film/220986/jason-bourne

Bu filmlerin bütün hepsi gerçekten harika. Burada da oyuncular yine döktürmüş tam anlamı ile... Bu filmi izlemenizi tavsiye ediyorum. Teknoloji, taktik, mücadele vs. Harika diyorum başka da bir şey demiyorum















Filmin Adı: Karanlık Sular

Jaws filmi her zaman klişe olmuştur. Bu filmden sonra insanlar denize gittiklerinde biraz daha dikkatli olmuşlar, köpek balıklarının olmadığı yerlerde dahi tedirginlikleri uzun süre sürmüştür. Bu filmde bir hanım tek başına bir mücadelenin içinde. Gerilimi ve heyecan dozu iyi tutulmuş. Harika bir film ve heyecan içerisinde kalmak istiyorsanız izleyin diyorum...

Bu film tam Serdar'lık diyorum. 15 diyorum başka da bir şey demiyorum...



İKİ FİLM AMA NASIL BİR İKİ FİLM: Buz Devri 5 ve Kurtuluş Günü 2

Buz Devri

Çocuklar ve çocuk kalmak isteyen büyükler için Buz Devri çizgi filmi piyasaya çıktığında müthiş bir sevinç içerisinde kaldığımı hatırlıyorum. Kaç defa izledim bilmiyorum. Ben kaç defa izledi isem çocuklar herhalde daha fazla izlemiştir.

Buz Devri çok tuttuğundan dolayı ikinci, üçüncü ve dördüncüsü de hali ile çevrildi ve bunlar da ilkinin hatırına aynı zamanda da yine aynı gülümsemelerimizi muhafaza ederek izlediğimiz filmler arasında yerini aldı.

Hatta yeni serisi çıkacak diye dört gözle beklenildiğine yanımdaki çocuklardan dahi şahit idim...

AMA
Ama o da ney? Bu Buz Devri 5. bölümde (Büyük Çarpışma) bir şeyler oluyor. Filmi izlemeye başlar başlamaz bir terslik var dedim bu filmde. Bu diğer bölümler gibi değil aksine başka şeyler içeriyor. Sabırla filmi sonuna kadar izlediğimde şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Tam bir tuzak ile karşı karşıyayız. Büyük bir tuzak ile...

Bu filme asla çocuklarınızı götürmeyin...
Bu filme asla para verip izlemeyin...
Eğer izleyecekseniz filmi ibret alınması ve notlar tutularak izleyin...

Film büyük bir din karşıtlığı üzerine kurulmuş. Evrenin yaratılışı, gezegenlerin varlığı, cennet, cehennem, melekler, alimler, büyük zatlar, peygamberler ve daha nice kutsal sayılan (sadece İslam dini olarak değil bütün semavi dinlerin kutsal saydığı) tüm değerler yerle bir

ediliyor bu filmde. Çocuklar Buz Devri 1 ve 4 serileri ile büyük bir tuzağa çekilip verilmesi istenen de bu 5. filmle verilmeye çalışılmış. Ateistlik diz boyu...

İnanın abartmıyorum. Filmin birinci dakikasından son dakikasına kadar tüm dini değerler ve inançlar yerle bir edilmiş.
Dikkat diyorum başka da bir şey demiyorum...


Independence Day: Yeni Tehdit

Gelelim daha önce izlediğimiz Kurtuluş Günü Filmi ile bu film arasındaki kıyasa. Yani tam bir rezalet diyeyim de siz anlayın. Büyük bir beklenti içerisinde gittiğim ve izlediğim bu film inanılmaz derecede oyunculuklardan tutun kurgusuna kadar tam anlamıyla rezalet.
Rezalet ki ne rezalet. Daha önceki holywood klişelerin hepsi sanki bu filme konu olmuş.
Yazık ki ne yazık. İbneleri kınıyorum...

10 Ağustos 2016 Çarşamba

15 Temmuz Darbe Girişiminden Sonra: Kirli Hesaplar Çarşısı

Kitabın Adı: Kirli Hesaplar Çarşısı

Yazarı: Hüseyin Gülerce

Yayınevi: Kahverengi

Kitabı Bitiriş Tarihi: 03 Ağustos 2016 Çarşamba


İrfan'ın Yorumu:
Hüseyin Gülerce şu an adı Paralel Yapılanma olarak bilinen ama eskiden Hizmet hareketi içinde yer alan makul olarak görülen isimlerdendi. Hatta gerçekten de onu insan gördüğünde bu yapılanma ile ilgili olarak iyi niyet düşüncesine kapılıyordu.
Fakat bu son süreçte Hüseyin Gülerce'nin tarafını belirginleştirmesi ile bu yapının toplum nazarındaki konumu iyice belirginleşmiş oldu. Bakmayın siz Ahmet Hakan Coşkun'un ve Hürriyet gazetesi taifesinin "itirafçı" diye aşağılayarak göndermelerine... Hüseyin Gülerce olsun diğerleri olsun geçmişte yaşamış olduklarını paylaşmasa idi böyle mi olurdu ve daha iyi mi anlaşılabilirdi bu paralel yapılanma...
Kitap birçok konuyu açığa kavuşturması bakımından ve akıcılığı ile öne çıksa da sanki bir şeyler eksik izlenimini hissediyorsunuz. O bir şeyleri ben şu an ifadelendiremiyorum. Okuyan arkadaşlar belki bunu tesbit edebilirler. Öyle ya her şeyi de ben mi ifadelendireceğim? Biraz da başkası ifadelendirsin değil mi?
Kitabı şiddetle tavsiye ederim. Paralel okumalar serime almıştım. Bunu da aradan çıkartmış oldum...


Kitap ile ilgili bir değerlendirme:

Not: http://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/hasan-karakaya/paralelin-kara-kutusu-ya-da-huseyin-gulerce-ne-demek-istedi-11250.html
internet sitesinden alınmıştır.

Birkaç gündür “Paralel Yapı’nın adamları” tarafından işlenen “vukuat”ları yazıyoruz ya; “bazı saftirik okurlarımız” hâlâ “Doğru mu bunlar?” diye soruyor...
“Gerçekten, Cemaat’ten toplanan Himmet paralarını, Kıbrıs’taki kumarhanelerde mi harcamışlar” deyip, soruyorlar:
“Hani bunlar yetim hakkı yemezdi?.. 
Hani bunların kursağından haram geçmezdi?.. 
Hani bunların yediği her lokma helâl idi?.. 
Hani bunlar, analarından helâl süt emmişlerdi?..
Peki oynadıkları bu kumar, yaptıkları bu fuhşiyyat ne oluyor?..
Bu kadar mı alçaldı bunlar, bu kadar mı çukurlaştı?..”
Gerçekten;
İnsanın “inanası” gelmiyor!..
“Olamaz” diyoruz;
“Bu kadar alçalamazlar!”
Biz, onlar hakkında “çok iyiniyetli” düşünmeye çalışıyor ve Hocaefendi’nin“Locaefendi”leştikten sonra ipin ucunu kaçırdığını sanıyorduk ama, yeni yeni anlıyoruz ki;
“Bunlar yetmişinde neyse
yedisinde de oymuş!”
GÜLERCE’NİN YIKILDIĞI AN!
5 Temmuz Pazar günü, Beyaz TV’deki “Ortak Akıl” programında “müthiş açıklamalar” yapan Hüseyin Gülerce; gerek “Samanyolu” televizyonu gerek “Abi”ler konusunda, ortaya ilginç iddialar attı!..
“Cemaat’in eski Abi’lerinden” biri olan Gülerce; “Ergenekon Dâvâsı Süreci”ndeki Zaman gazetesinin “taraflı” yayınlarını Fetullah Gülen’e ilettiğini söyleyip, sözlerine şöyle devam etti:
l “Ergenekon davası sürecinde Zaman gazetesinin, camia medyasının yayınları konusunda yapılan eleştirileri bizzat kendisine söyledim. Arkadaşlardan çok şikayet ve eleştiri geliyordu. Ben de o gün sohbet sırasında ‘Bu şekilde yapılması doğru mu?’ diye sordum. O da ‘Bu mesele çok önemli ve peşini bırakmamak lazım. Ama bunu gazetecilik mesleğinin esaslarına göre yapalım, gazeteci gibi davranmak lazım’ dedi. Yani holigan gibi gazetecilik yapılmaz manasında cevap verdi.”
l “Tek Türkiye dizisinde Kürt vatandaşlar rencide ediliyor diye şikayetler aldım... Gittiğimiz her yerde bize şikayet ediyorlar. Bunu Diyarbakır’daki ve Antep’teki birçok noktadan arkadaş söylüyor. Bunlar camianın nabzını tutan arkadaşlar. Ben de Pensilvanya’ya gittiğimde bu dizi ile ilgili eleştirileri anlattım. Bana dedi ki; ‘Ben de kaç defa söyledim ama değiştirmiyorlar. Bunu izleyenlerin takdirine bırakıyorum.’
l “Yani; Gülen, Hidayet Karaca’ya bir şey diyecek de o yapmayacak... Mümkün mü bu?.. Ben Tek Türkiye dizisinde Kürtlerin rencide edildiğini ve bunun camiaya zarar verdiğini Fetullah Gülen’e söyledim. Benim dünyamın yıkıldığı birkaç andan biridir bu. Bana deseydi ki ‘Haklısın Hüseyin Bey, arkadaşlar ile konuşayım’ tamam, ama ‘Söyledim, değiştirmediler’ dedi. Böyle bir şey mümkün mü?”
Paralelci arkadaşlar; “Bir televizyon dizisinden terör örgütü çıkardılar... O dizinin Fetullah Gülen’le ne ilgisi var?” demeye devam ededursun; ama,Hüseyin Gülerce’nin iddialarına da cevap versinler!..
Tabiî, şuna da cevap versinler:
“Düne kadar rencide ettiğiniz Kürtler, tutuklattığınız KCK’lılar ve PKK’nın siyasi kolu dediğiniz HDP ile sarmaş-dolaş olan, arka kapı diplomasisi yürüten siz değil misiniz?.. Bu ne muhabbet?
Bu, ne yüzsüzlük?!?..”
MUSTAFA ÖZCAN VE SUİKAST!
Hüseyin Gülerce, o programda, “Mustafa Özcan”dan da söz etti... Mustafa Özcan’ın; “Cemaat içinde çok önemli bir yeri olduğundan” söz edip, onunla ilgili hayli “imalı” ifadeler kullandı...
“Meselâ” dedi;
“Mustafa Özcan’ın Yargı’da neler yaptığını nereden bilebilirim?”
Sonra, biraz değiştirdi ifadesini;
“Mustafa Özcan, Yargı’da bir şeyler yapmışsa, ben onu nereden bilebilirim?”
Belli ki Hüseyin Gülerce’nin bildiği bazı şeyler var!.. Ağzındaki baklayı çıkarmıyor ama, bir şeyleri biliyor!..
Elbette neyi bildiğini bilmiyorum... 
Ne var ki, Hüseyin Gülerce’nin “Mustafa Özcan’ın vukuatlarını ima eder gibi” konuşması, bana, tam da geçen yıl bugünlerde, yani 16 Temmuz 2014’te yazdığım; “Yine Hablemitoğlu Suikastı... Zaman’ın bu gocunması niye?” başlıklı yazımı hatırlattı!..
Biliyorsunuz; Ankara Cumhuriyet Savcısı Serdar Coşkun’un, Emniyet’e bir“talimat” göndermesi ve bu talimatta, “son 10 yılda işlenen siyasî cinayetlere dikkat çekmesi” ve bu kapsamda; “Rahip Santoro, Hrant Dink, Necip Hablemitoğlu, Üzeyir Garih suikastları ile Danıştay Saldırısı ve Zirve Katliamı’nda Cemaat üyelerinin rolünü araştırın” demesi üzerine, ben de 9 Temmuz Çarşamba günü; “Cemaat’e soruşturma ya da Necip Hablemitoğlu suikastı” başlıklı bir yazı yazmış, Hablemitoğlu’nun “yazı”larından,“kitap”larından ve “iddia”larından bahsetmiş, yazının sonunda da bir“duyum”umu aktarmıştım...
Demiştim ki;
Kulağıma gelen “söylenti”lere göre; Necip Hablemitoğlu, sanıyorum“Köstebek” adlı kitabını yazdıktan sonra, “ziyaretine birileri geldi” ve ona dediler ki; “Sen, bu kitabından kaç para kazanmayı bekliyorsun?”
Necip Hablemitoğlu, “800 bin dolar” deyince, kendisini ziyaret eden kişi veya kişiler, “Bu para çok” dediler ve ona “500 bin dolar” teklif ettiler!..
“Bu parayı sana vereceğiz ama kitabı, kesinlikle piyasaya vermeyeceksin!”
Bu görüşmenin ardından Necip Hablemitoğlu, “kitabını basacak yayınevi aramaya” başladı!..
İşte o zaman ipler koptu!..
Sonra, gazetelerde o haber çıktı:
“Necip Hablemitoğlu, 18 Aralık 2002 günü Çankaya’daki evinin önünde, saat 20.30 sıralarında uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti!”
Ona “suikast” düzenleyenler, “kitabı yayınlamaması şartıyla 500 bin dolar teklif eden ziyaretçileri” miydi, yoksa “Alman timi” miydi?..
Bu cinayet, “18 Aralık 2002 tarihinden bu yana karanlıkta”dır ve işte şimdi “aydınlatılması” yönünde bir “soruşturma” başlatılmıştır!..
Evet, aynen bunları demiştim...
Gördüğünüz gibi;
Bir “duyum”dan ve “iddia”lardan söz etmiş ama hiç kimseyi “itham”etmemiş, hiç kimseye “suçlama” yöneltmemiştim!..
Üstelik “isim” de vermemiştim!..
Gelin, görün ki;
Bu yazı “olay” oldu...
Birileri “çiğ” yemiş olmalılar ki, “karınları ağrımaya” ve de “yara”ları olmalı ki, “gocunmaya” başladılar!..
AYDINLIK’IN HABERİ
9 Temmuz’daki bu yazımdan “4 gün sonra” yani, 13 Temmuz Pazar günü,Aydınlık gazetesi “benzeri iddiaları” gündeme getirdi...
Aydınlık, “Cinayetten önce son görüşme o imamla” başlıklı “manşet”haberinde, özetle dedi ki;
“Ankara’daki evinin önünde 18 Aralık 2002 tarihinde uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybeden Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu’nun saldırıdan önce üst düzey bir Cemaat mensubuyla görüştüğü ileri sürüldü. Hablemitoğlu’nun ‘suikasttan önce görüştüğü son kişi’ olarak tanımlanan üst düzey cemaat yöneticisi Mustafa Özcan’ın Hablemitoğlu’ndan‘Köstebek’ kitabını çıkarmamasını istediği belirtildi.
İddiaya göre olay şu şekilde gelişti: 
Bilindiği üzere Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu, Emniyet içinde Fethullah Gülen cemaatinin yoğun faaliyetlerini kitaplaştırmak için çalışmaya başladı. Kitaba son şeklini veren Hablemitoğlu’nun bu çalışmasından F tipi örgüt haberdar oldu. 
Bunun üzerine Cemaat’in örgüt yapılanmasında ‘Türkiye İmamı’ olarak geçen Mustafa Özcan, Hablemitoğlu ile görüşmek istedi. Hablemitoğlu bu görüşmeyi kabul etti. İkilinin görüşmesinde Mustafa Özcan, Hablemitoğlu’ndan kitabı çıkarmamasını istedi. Bunun karşılığında da yüklü bir miktarda para teklif etti. Ancak Hablemitoğlu bu teklifi reddetti. Hablemitoğlu’nun, suikasttan önceki son görüşmesi bu oldu.”
Aydınlık’ın haberi böyleydi...
Gördüğünüz gibi, benim yazımda; bir “ziyaretçi”den söz ediliyordu ama“isim” yoktu... Aydınlık ise, bu ziyaretçinin “Mustafa Özcan” olduğunu iddia etmişti...
Doğru mudur, yanlış mıdır bilmem...
Onu “Savcı” çıkaracak ortaya!..
ZAMAN’IN HABERİ
Gerek “benim yazım”, gerek “Aydınlık’ın haberi” üzerine; önce “Zaman gazetesinin internet sitesi”nde, 14 Temmuz 2014 tarihinde de 
“Zaman gazetesinin 1. sayfası”nda bir “saldırı kampanyası” başlatıldı..
“Akit’in iftirasını Aydınlık manşet yaptı” başlıklı haberde dediler ki:
“Yeni Akit gazetesinin Necip Hablemitoğlu ile ilgili gündeme getirdiği iddiayı, Doğu Perinçek’in Aydınlık gazetesi manşet yaptı. 
Yeni Akit yazarı Hasan Karakaya, 9 Temmuz’daki köşe yazısında 2002 yılında evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybeden yazar Necip Hablemitoğlu cinayetini Hizmet hareketi ile irtibatlandırmaya çalıştı. 
Karakaya’nın; hiçbir delile dayanmaksızın ortaya attığı iddia; aradan 4 gün geçtikten sonra bu defa Aydınlık gazetesi tarafından manşete taşındı... Ergenekon Terör Örgütü hükümlüsü Doğu Perinçek’in gazetesi Aydınlık, Hablemitoğlu’nun öldürülmesinden Hizmet Hareketi’ni sorumlu tutup,‘Cemaat Köstebek kitabını çıkarmaması için Hablemitoğlu’na yüklü miktarda para teklif etti’ ifadelerine yer verdi. Parayı teklif eden ismin ise Mustafa Özcan olduğu iftirasını attı.”
MUSTAFA ÖZCAN, KARAKUTU!
Zaman’ın bu “saldırı”sından sonra kendilerine cevap verip, demiştim ki:
“Akit’in iftirasını Aydınlık manşet yaptı” ya da “Akit hedef gösterdi, Aydınlık manşet yaptı” başlıkları atıp da, kamuoyunda bir “algı” oluşturmaya çalışmak yerine; “Bizim rüşvet teklifleri ile, para-pul işleri ve cinayet işleriyle işimiz olmaz!.. Bizim o taraklarda bezimiz yok” deseydiniz“daha inandırıcı” olurdunuz ve ben de o yazıyı yazmak zorunda kalmazdım!..
Ama şimdi;
“Dürbün”ü elime aldım, “uzaklara” bakmaya, meselâ Özbekistan’ı gözetlemeye başladım!..
Merak ediyorum;
Özbekistan Hükümeti’nin “okul kapatma ve öğretmenleri rehin alma”kararı üzerine, “Özbekistan’a giden kim” veya “kimler”di ve de “rehineleri nasıl kurtardılar?”
Madem açtınız konuyu,
Alın, bir “soru” daha!..
Buyrun, cevap verin!..
“Özbekistan” demem üzerine, seslerini kestiler!.. 
Demek oluyor ki, Mustafa Özcan, Özbekistan’da da “bir işler” çevirmiş!..
Uzun lâfın kısası;
Mustafa Özcan denilen şahıs; Hüseyin Gülerce’ye göre “Cemaat’in çok önemli bir adamı”dır, bana göre ise, “kara kutu!”
Eğer Mustafa Özcan’ın şifreleri çözülürse, öyle inanıyorum ki; “Fetullah Gülen Locaefendi de çözülür!”
Merak ediyorum; Hüseyin Gülerce, bunları mı demek istedi acaba?..
Yoksa, ben mi böyle anladım?..

******************************************************************************
Kim, kimi hedef gösteriyor?.. İşi kimler bitiriyor?
“Cemaat’e yakınlığı” ile bilinen Son Sayfa adlı internet sitesi, 3 Temmuz Cuma günü saat 14.23’te bir haber yayınladı... 
Dediler ki; 
“Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi ve CHP’li eşi Gamze Akkuş İlgezdi hakkındaki bilgileri medyaya kimin servis ettiği ortaya çıktı!.. Bilgileri basına dağıtan kişinin Kadıköy Belediyesi Eski Meclis Üyesi H.S. olduğu iddia ediliyor!”
Resmen hedef gösterme!..
Ne ilginç değil mi;
sonsayfa.com adlı internet sitesi 3 Temmuz Cuma günü bu haberi veriyor... 
Battal İlgezdi’nin koruması ve güvenlik müdürü Aşkın Şit de, 5 Temmuz günü “Bu haberi beğendim” deyip, Facebook’taki hesabından paylaşıyor!..
7 Temmuz günü ise, “Battal İlgezdi’nin adamı” olduğu iddia edilen üç kişi,“sonsayfa.com”da adı geçen H.S.’ye yani Arif Sağ’ın yeğeni Hüseyin Sağ’a saldırıyor, ağzını-burnunu dağıtıyor, çenesini kırıyor!..
İyi de “hedef gösteren” kim, 
“işi bitiren kim?”
Hani diyorum ki: “Bir tek olayın altından Paralel çıkmasın, dişimi kıracağım!”

30 Mayıs 2016 Pazartesi

Kriptola Beni Skati: Kriptoloji

Uzay Yolu filmini hatırlayanlar şu repliği de iyi bilir: Işınla beni Skati !

İşte ben de kıllık olsun diye kriptola beni Skati diyerek kriptoloji ile ilgili Türkçe ve detaylı bilgi içeren bir sitenin linklerini buraya koyarak bir hizmette bulunayım dedim...

GİRİŞ bölümündeki şu bölümünü aktarmakta bir sakınca görmüyorum:



Günümüzde iletişimin hızla gelişmesiyle internet hayatımızın vazgeçilmezlerinden biri olmuştur. Bu gelişimle birlikte insanlar, ağ aracığıyla bilgi paylaşma yolunu kullanmaya başlamışlardır. Bunun yanında, internet üzerinden yaptığımız bilgi alış verişleri esnasında, ağların dinlenmesi, gelen verinin değiştirilmesi, bir başkası gibi davranarak yanlış bilgi gönderilmeye çalışılması, başkasına ait bilgilerin öğrenilmeye çalışılması gibi tehditler oluşmaya başlamıştır. Bütün bu tehditleri önlemek amacıyla internet üzerinde ki iletişimde güvenlik büyük önem kazanmıştır.

Devamı niteliğindeki internet adresleri: 

http://www.savaskartal.com/2010/04/11/kriptoloji-nedir/

http://www.savaskartal.com/2010/04/12/kriptografide-kullanilan-teknikler-ve-kriptografik-uygulamalar/

http://www.savaskartal.com/2010/04/13/gizli-anahtarli-kriptografi/

http://www.savaskartal.com/2010/04/13/acik-anahtarli-kriptografi/






29 Mayıs 2016 Pazar

Müslümanlar Allah'tan Başka Nasıl İlah Edinir?

Garip bir başlık değil mi? Oysa müslüman Allah'tan başka ilah edinir mi ki? Edinmez. Ama o yol açıldığında ve şeytan o kapıdan girdiğinde maalesef bu mümkün...

İki temel etken var. Bunlar üzerinde duralım derim:
BİR: Sevgi
İKİ. Korku

Eğer sevgiyi Allah'tan başkasına yoğunlaştırırsanız ve korkuyu da aynı şekilde Allah'tan başkasına yoğunlaştırırsanız şeytanın o kapıdan girmesi içten bile değil.

Şu an ben müslümanım diyen büyük bir kesimin Türkiye'deki büyük bir siyasi hareketin lideri ile ilgili gelinen endişe edici bir noktadayız kanaatindeyim..

Derdimi açayım biraz:

O siyasi hareketin lideri doğru sözler söyleyip doğru işler yapmaya başladığında insanların gözlerinin göremeyeceği hatasızlık perdesinin altına girmeye başladığında tehlike çanları çalmaya başladı demektir: Çünkü peygamber haricindeki tüm yaratılmışlar bu tehlike ile karşı karşıyadır. Onlara tabi olanlar için de bu tehlike daha büyük tabi...

Geçmiş dönemlerdeki tapınılan putlara baktığımızda salih insanlar zümresi ile korkulan varlıklar grubunu görebiliriz. Bu da bize yukarıdaki iki grubun götürdüğü yer iki etkendir: Sevgide aşırılık, korkuda aşırılık...

Eğer o bizim reisimiz o nederse o olur aşamasına geldiysek ...

O bir söz söyledi artık onun sözlerini ayakta dinlememiz gerekir durumunda isek ...

Ona bağlı farklı iş kollarında çalıştığımızda söylediğimiz sözler, hareketler ve eleştiriler onun hoşuna gitmeyebilir o yüzden korkmaya başladıysak...

Bunları daha da artırabiliriz.

İşte o gün bu gündür. Ve bugün müslümanların "reise saygı" adı altında o yaratılmış beşerin her sözünü, her hareketini "yüzde ellilik milletin gücüne dayandığı" tezi ile sahiplenmek ...

İşte bu hatadır benim güzel kardeşim...

Örnek alınacak ve takip edilecek yegane yaratılmış son peygamber ve Kur'an'da bize tavsiye edilen peygamberler değil midir? Hz. İbrahim'de sizin için güzel bir örnek var demiyor mu yüce yaratan... Hz. Peygamber'i son peygamber olarak izlerini takip edin demiyor mu? Bizim başka örneklere ihtiyacımız yok, yeni kutsallar oluşturmamız da doğru değil kanaatindeyim...

"Davan davamız" dendiğinde davası İslam olanın mı yoksa başka ırkçılık kokan unsurların mı?

"Yolun yolumuz" dendiğinde yolu İslam olanın mı yoksa demokratik laik tercihler midir bizim yolumuz?

Reisin doğrusuna doğru diyebilme özgüveninde olmamız gerektiği gibi yanlışına da yanlış denilmesi İslam'ın halifelerinin bize öğrettiği örneklik değil midir?

Davası İslam olanın ve yolu Kur'an ve Sünnet çizgisinde gidenin yolu ne mübarek ve ne güzel yoldur. Ne mutlu o yolun yolcularına...

NOT: Bu yazıyı o camiada arkadaşlarımız, dostlarımız, akrabalarımız olduğundan yanlışa sapılmaması endişesi ile karaladım. Hatalar benden doğrular Allah'tandır.


Adam Öldü Daha Ne Uğraşıyorsunuz? 11.22.63

Dizi Film Adı: 11.22.63

İnternete bakılacak adres:
http://www.imdb.com/title/tt2879552/



İrfan'ın Yorumu:

Mini bir dizi yayınlandı. Adı 11.22.63. Bilmeyenler için bu bir tarih. JFK yani Keneddy suikastinin olduğu tarih. İşte bu tarihden önceye bir yolculuk yapılarak bu suikastın önlenmesi temalı bir bilim kurgu denemesi. İlginizi çeker mi bilmiyorum. Ama JFK ile ilgili derli toplu filmler izlemediyseniz biraz da bilimkurgu katılmış bu dizi ile Amerikan tarihindeki önemli bir olay ile ilgili bilgi sahibi olabilirsiniz...


Afrika'nın Derinkliklerinden Fransa'nın Kalbine: LONTANO

Kitabın Adı: Lontano

Yazarı: Jean-Christophe Grange

Yayınevi: Doğan Kitap

Kitabı Bitiriş Tarihi: 26 Mayıs 2016 Perşembe / 00.25

Kitap ile ilgili birkaç ilginç yazının yayınlandığı internet adresleri:

http://kitap.radikal.com.tr/makale/haber/kotu-polis-daha-kotu-polis-434179

http://beraberokuyalimmi.blogspot.com/2015/11/lontano-jean-christophe-grange.html

Konusu: Yıllar önce Afrika'nın derinliklerinde işlenen bir seri cinayetlerin Fransa'da görülmesi ile baba oğul polis olan bir ailenin içindeki karmaşık ilişkiler, çözülmesi gereken sorular ve sorunlar üzerine yine hard özellikler de barındıran sürükleyici bir polisiye roman..

İrfan'ın Yorumu: Grange yine yapmış yapacağını. Elinize aldığınızda bırakmak isteseniz de yine bırakamayacağınız bir kurgu ile yazmış yazacağını... Baba kötü bir polis, oğlu da çok iyi sayılmaz, aile ise tam bir karmaşa. Kızları babasından nefret eden bir fahişe, diğer oğlu ise uyuşturucu bataklığında çırpınan ve ailesi ile problemler yaşayan bağımlı. Bu atmosferde Fransa'yı allak bullak eden bir cinayetler silsilesi... Enteresandır kitabı bitirdiğinizde bitirmiş olmuyorsunuz, filmin daha yeni başladığını görüyor ve şoka giriyorsunuz. Olsun yazar da bunu istiyor zaten. Kafa dinlemek için yine tercihe şayan bir kitap daha...

Tabi büyük bir ihtimalle kitabı ilk bitirenlerden birisi olmak da ayrı bir keyif...

Size de iyi okumalar diyorum, başka da bir şey demiyorum... Yalnız uyarı: Kitap biraz hard...

7 Nisan 2016 Perşembe

Güç İçin Yapamayacağım Şey Yoktur Mantalitesine Sahipseniz Buyrun: İKTİDAR

Kitabın Adı: İKTİDAR

Okumayı Bitiriş Tarihi: 05/04/2016

Kitap ile ilgili bilgi alınabilecek yer yine daha önce paylaştığım yer:

http://irfankavak.blogspot.com.tr/2016/02/ikisi-bir-arada-oyle-uyumlu-ki-house-of.html

İrfan'ın Notu:
Kitabı ilk elime aldığımda insanın belli bir amaca ulaşabilmek için her şeyi nasıl yapabileceği güç hareketleri ile karşılaşacağımdan çok, daha makul yöntemler bekliyordum. Ama kitap tam anlamı ile yalanı, üçkağıtçılığı, başarılı olabilmek için her türlü düzenbazlığı ve daha birçok makyevelist hareketler üzerine bina edilmiş gibi.

Keyif alarak okuyabilirsiniz belki ama ilkelerim bu olacak derseniz kendinizi bir test edin derim. Eğer müslüman iseniz ilkeleriniz Kur'an ve Sünnet olması gerekir.

Dediğim gibi keyif alabilirsiniz, bazı konularda faydalanabilirsiniz de ama sakın sizin ilkeleriniz olmasın. 

23 Mart 2016 Çarşamba

Başka İşiniz mi Yok Kardeşim: Everest

Film Adı: Everest

Film ile ilgili bilgi siteleri:


Filmin Konusu
1996 yılında Everest Dağı'nda kötü hava koşulları nedeniyle yaşanan çığ felaketini ve felaketten kurtulmaya çalışan 2 dağcı grubunu anlatan filmin başrolünde Jake Gyllenhaal ve Jason Clarke oynuyor. Yönetmenliği İzlandalı Baltasar Kormakur üstleniyor.

İrfan'ın Yorumu:
Film için çok şatafatlı niyeti ile başlıyorsunuz ama görüntüler güzel olmasına rağmen oyunculuklar maalesef vasatın üstüne çıkamıyor. Buna rağmen Everest dağı ile ilgili ve dağcılık nedir sorularına kısmen cevap bulabiliyorsunuz. 
Rakım yükseldikçe insan vücudunun yapısal değişikliklerini ve buna çözüm üretme yöntemleri ile ilgili birkaç küçük kırıntı da filme serpiştirilmiş ama istenilen kalitede değil. 
Bütün bunlara rağmen hiç Everest dağına tırmanmadı iseniz bu film biraz o hissi siz sıcak çayınızı içerken verebilir... Bu da ironi olsun benden.


16 Şubat 2016 Salı

Ermeni Bir Çocuk Olma Mücadelesi: JERUSALEM

Kitabın Adı: Jerusalem

Yazarı: Markar Esayan

Kitabı okumayı bitiriş: 16 ŞUBAT 2016 / Salı







Kitapla ilgili Markar Esayan'ın Sabah gazetesinde yayınlanan röportajı:

Markar Esayan'ın son romanı Jerusalem, Timaş Yayınları tarafından yayımlandı.
Esayan kitapta, çocukluğuna dair bir anıdan yola çıkarak çocukluğun bütün hayatı şekillendiren travmalarını ele alıyor.
Annesi Türk, babası Ermeni olan küçük bir çocuk... Kendi rızası alınmadan Kudüs'teki bir yatılı Ermeni okuluna gönderilir. Küçücük yaşında yuvasından koparılır, küçücük kalbi yalnızlığıyla tanışır. Ayrılığın acısını derinden hissederken, kişiliğinin farklı yönlerini keşfeder ve sıkı dostluklar kurar.
Kitapta anlatılan kişi bir çocuk, evet, ama yazarın hikayeyi ele alış biçimi konuyu bütün zamanlarla ve insanlarla ilgili hale getiriyor.
Kahramanımız, bir zamanlar onunla aynı okula gönderilmiş olan Esayan olmaktan çıkıyor, 'biz' oluyor. Bu haliyle roman yaşadığımız kimi toplumsal travmaların kaynağını açıklıyor: "Anne babasından sağlıklı bir şekilde kopamamış, büyümekte zorlanan bir topluma benziyor bizimkisi."
Esayan bu romanı yazmaya 11-12 yıl önce başlamış ama bir türlü tamamlayamamış.
Ancak geçtiğimiz yıl, pankreas kanserine yakalanan annesinin başında beklerken toplayabilmiş çocukluğuyla yüzleşme cesaretini. Ve fakat; kitap boyunca sevgi dolu sözcüklerle söz ettiği anneciği kitap bitmeden ölmüş; görememiş Markar'ın bu yüzleşmesini.
Esayan, kitabının pedagojik açıdan da önemli olduğunu düşünüyor.
Kitabını okuyan ebeveynlerin, 'çocukları insanlaşmaya aday ayrı bir varlık olarak görmekten vazgeçecekleri' konusunda umutlu.
- Sizin hikayeniz mi bu anlattığınız? - Hayır, otobiyografik bir roman değil bu. Benim hayatımla örtüşen tarafları var ama tamamen otobiyografik bir öykü değil.
- Ne demek oluyor bu? Hayatınızdan ilham aldınız ama onu anlatmadınız mı? - Doğrudan kendi hayatınızı yazmaya karar verebilir ve yazarken biraz estetize edersiniz. Benim yaptığım bu değil. Ben oradan esinlenerek bir kurgu roman yazdım.
- Tamam da niye özellikle o hikayeden esinlendiniz? - Çünkü bu aslında evrensel ve hayati bir hikaye. Ayrılık... Küçük yaşta aileden kopma, yaşanan travmalar... Ayrılık teması edebiyatın özüdür. Kutsal kitaptaki cennetten kovulma sahnesini hatırlayın.
- Ama aynı zamanda kavuşmaktan ve arzulamaktan da söz ediyor kitabınız. - Bu ikisi birbirini tamamlayan şeyler. Bir geriye dönüş, yuvaya dönüş, cennete dönüş, rahme dönüş, vatana dönüş... Kitabın ana temalarından birisi de bu elbette. Aşk, sevgiliye dönüş, Allah'a dönüş. Hep bir dönüş var. Bir yerde bir mükemmellik vardır. Biz başta onun içerisinde bir şekilde yer almışızdır, oradan doğmuşuzdur. Ama o bizden alınmıştır. Buna ayrılık deriz.
- Onu özleriz! - Ve eylemlerimiz oraya dönmek üzerinde şekillenir. Bütün yapıp etmelerimiz harını ordan alır. Ama bu durum aynı zamanda çok nevrotik bir şeydir. Çünkü aslında, belki de oraya dönemeyeceğiz. Ya da döndüğümüz yer ayrıldığımız yer olmayacak.
- Ayrılan kişilerle dönen kişiler de aynı olmayacak. - Evet, hikaye bu.

ROMAN KENDİSİNİ YAZMAMI İSTEDİ - Üçüncü romanınız bu. Diğer ikisinden önce başlayıp sonra bitirdiğiniz. Anladığım kadarıyla bir tür hesaplaşmaydı sizi bu romanı yeniden ele alıp bitirmeye zorlayan... - Haklısınız. 11-12 yıllık bir hikaye bu. Ama öte yandan romanın ele aldığı temel sorunun önemini de bu süre içerisinde anladım. Çok özel bir ilişkimiz oldu romanın hikayesiyle. Yüreğime kelimelerin teker teker damlamasını ve zamanı geldiğinde 'Artık beni yaz!' demesini bekledim. 
- Nasıl geldi o zaman? 
- Geçen yıl annemi kaybettim. Annem pankreas kanseri oldu ve aniden hastalandı. 10 ay kadar bir mücadelemiz oldu hastalıkla. O süreçte ben romanı kaldığı yerden tekrar yazmaya başladım.
- Hatıralar geri geldi demek ki. - Evet! Bütün o çocukluktaki bastırdığımız, bastırmaya çalıştığımız o bütün canavarlar, bütün o kahramanlar geri geliyor.
- Romanınızın kahramanı 'büyüyünce Atatürk olmak isteyen' bir çocuk!.. - Enteresan değil mi? Bir Taraf gazetesi yazarının roman kahramanının Atatürk olmak istemesi. Valla, açıkçası benim bununla ilgili bir derdim yok. Tek derdim: Tarihin bütün yüklerinden arındırılması ve objektif bir dille ele alınması. Kutsallaştırılmadan ama değerini vermekten de kaçınılmadan anlaşılması.

'TANRI-YAZAR'LARI SEVMİYORUM - Roman kahramanınızın bir adı yok... - Üç romanımda da izlediğim ve inandığım bir usul var. Ben 'tanrı-yazar'a karşıyım. Bence yazar romanın içerisinde mümkün olduğu kadar yok olmalıdır. Bu postmodern romanın da önemsediği bir şey.
- Edebi akımların da ötesinde çok insani bir şey. - Didaktik, herşeye müdahale eden, satırlar arasından okuyucuya parmağını gösteren yazarlardan haz etmiyorum. Okurken de yazarken de sevmiyorum bu tarzı. Dolayısıyla romanımda da dikkatli davrandım. Açılış şartlarını ve karakterlerimi oluşturduktan sonra romanı onlarla birlikte yazdık. Onların tercih ve karakterlerinin romanda yer almasını önemsedim.
- Karakterin adsız olması, aynı zamanda bir kimlik krizine de karşılık gelmiyor mu bu durumda? - Ben aslında önceleri isim vermeyi düşündüm. Birkaç öneri hazırlayıp üzerinde düşündüm ama olmadı. Kahramanım, o isimleri kabul etmedi. Bunu da romandaki mahremiyeti korumak için yaptı.
- Türkiye'deki bazı sosyologlar mahrem teorileri attılar ortaya. İşte 'şimdi kuruldu', 'şimdi geldi', 'şimdi de göç ediyor' filan dediler. Onlardan mı etkilendiniz? - Ben açıkçası mahremin her zaman olduğuna ve hiçbir zaman bir yerlere gönderilemeyeceğine inananlardanım. Mahrem sonuçta insanın kendi kişiliğiyle ilgili. Dünyada 7 milyar insan var ve bunların hepsi ayrı birer 'mikrokozmoz.' Mahrem de bunun ana kuralı zaten.
EDEBİYATTA BİR MAHREM SINIRI OLMALI - Ama şöyle de bir çelişki de yok mu? Bazıları 'mahremin açıklanması'nı romanın doğuş ve varoluş sebebi olarak görür. 'Evlerin çatılarını kaldırıp içine bakmak...' Oysa siz romanınızın içinde yeni mahremler kurmaktan söz ediyorsunuz. - Mahremiyeti porno kavramından yola çıkarak da açıklayabiliriz. İnsanlar hem yalnız yaratıklardır hem de yalnızlıkla savaşan varlıklardır. Sanatın da doğal itkisi içini açmaktır. Yalnızlığını paylaşmak, yalnızlığını paylaşarak çoğalmaktır. İnsan içini dökmek ister. O yüzden resim yapar, müzik yapar, anlatır, roman yazar. Diğer insanlar da öyle; kendimizi açmaya çalışarak yaşıyoruz. Burası önemli ama burda dahî bir mahrem sınırı olması gerekir. Çünkü mahrem bizim varlığımızın, özgünlüğümüzün, tekliğimizin sığındığı bir yer. Onun tamamen açılması ve her şeyin gösterilmesi işi bir pornoya dönüştürür. Farklılıkları eritip tektipleştirme olur. Durmamız gereken bir yer var. Ben bunun iyi ve gerekli bir şey olduğunu düşünüyorum.

İrfan'ın Yorumu:
Yıllardır ülkemizde var olan Ermeni sorununa farklı bakış getiren ve iki tarafı da anlama kaygısı güden bir yazar vardı. Tam bir Anadolu çocuğu olan Hrant Dink bir suikast sonucu öldü. Onu dinlediğinizde bir Ermeni vatandaşdan çok bir Anadolu insanını dinliyor ve içiniz ısınmıyor değildi. İşte aynı damarın diğer ferdi olarak gösterebileceğimiz Markar Esayan da öyle. Kitabı çıktığında merakla alıp okumaya başladım. Çok cana yakın, içten, romanında bile kırıp dökmeden soruları, sorunları ve arayışları olan çocuk kahramanın çocukca, masumca arayışlarını güzel bir dille anlatan romanı tavsiye ederim. Hele Kudüs'deki müslüman aile ve Ermeni çocukların ilişkilerini anlatan ve Ekrem'in tarihi dokuları bir tarihçi edasıyla anlatması, Osmanlı'nın oradaki dokunuşlarını belirtmesi... Takdire şayan....


15 Şubat 2016 Pazartesi

Hepimiz Nah Amerikalıyız

Dizi Film Adı: The Americans



Film ile ilgili bilgi siteleri:


Dizi Film Konusu
Soğuk Savaş döneminde 1980'li yılların başlarında, Ronald Reagan'ın ABD başkanlık koltuğuna oturmasının hemen ardındaki zaman diliminde geçecek The Americans; Washington DC'de bir banliyöde çevreye iki Amerikalı görünümü veren, ebeveynlerinin gerçek kimliklerinden habersiz durumdaki iki çocuğa sahip ancak gerçekte iki KGB ajanı olan evli bir çift üzerine odaklanıyor.

Anlaşmalı evliliklerine rağmen, Soğuk Savaş dönemi daha yoğun ve hararetli bir hal aldıkça ikilinin birbirlerine olan bağlılıkları ve duyguları her geçen gün daha gerçekçi bir hal almaya başlayacaktır.

Altın Küre ödülü (1999 en iyi kadın oyuncu drama TV, Felicity) sahibi Keri Russell, Elizabeth Jennings olarak dizinin ana kadın karakterini canlandırırken, Elizabeth'in kocası Phillip Jennings karakterini Matthew Rhys (Brothers & Sisters) canlandıracak. Noah Emmerich (White Collar, The Walking Dead) ise aynı mahalleye taşınan, casuslarımız için bir tehdit olarak olarak beliren ve karşı istihbarat için çalışan FBI ajanı Stan rolüyle dizinin oyuncu kadrosunda yer alan bir diğer isim olacak

Dizi Film ile ilgili yorumlardan bazıları
Keşfedilmediği için kıymeti pek anlaşılmayan dizilerden biri. 1980'lerdeki ABD-SSCB soğuk savaşını ajanların gözünden anlatan ve oldukça akıcı bir hikayesi var. Dramayı, romantizmi, gerilimi ve aksiyonu dozunda ve tatmin edici şekilde vermeyi başaran çok başarılı bir yapım.Oyunculuklar kesinlikle harika. İlk sezonu gayet keyifle izledim ben ve ikinci sezon onayını almış olması da güzel haber çünkü çok daha keyifli bir ikinci sezon olacak gibi görünüyor. Yalnız bir ufak parantez açayım; ajan kelimesini duyanlar Bourne serisindeki gibi full aksiyon macera beklemesinler zira bu beklentilerini karşılayacak bir yapım değil. Fakat almasını bilene dizideki dozunda aksiyon ve olay örgüsü büyük keyif verir.

Diğer bir yorum:
Bu yılın iyilerinden .Homeland'den çok daha sürükleyici. Bence çok izleyeni olur.Henüz çoğu kişi bu dizinin farkında değil bence

İrfan'ın Yorumu:

Dizi filmi izlediğinizde Regan dönemindeki gerçekçi olaylar ile kurgunun ve casuslar dünyasının karmaşık atmosferine şahit olacaksınız. KGB ve CIA, FBI, MOSSAD ve benzeri istihbarat örgütlerinin birbirleri ile olan kozmopolit ilişkileri heyecanlı ve bir o kadar da merakla takip edeceksiniz. Homeland günümüz dünyasının istihbarat oyunlarını gerçekçi düzeyde göstermesine rağmen, soğuk savaş dönemlerinde ne olduğunu biraz daha yakından mercek altına alan bu diziyi kaçırmayın derim. Fakat uyarmadı demeyin, bu dünya yani casusların arasında dolaştığınızda kim gerçek kim değil bazen kafanız karışabilir. Aynı zamanda birbirlerini ayar çeken bu dünyanın elemanlarının nasıl acımasız olduğuna ve kadın, para, mevki vb. gibi unsurları nasıl hoyratça kullandıklarına şahit olursanız demedi demeyin...

11 Şubat 2016 Perşembe

FBI mı Mafyayı, Mafya mı FBI'ı ... ???

Filmin adı: Kara Düzen

Orjinal Adı: Black Mass

Film ile ilgili bilgi sitesi: http://www.sinemalar.com/film/87020/black-mass





Filmin Konusu

Güney Boston'da büyüyen iki çocukluk arkadaşı olan James 'Whitey' Bulger (Johnny Depp) ve John Connolly (Joel Edgerton) yıllar sonra yolları tekrar kesiştiğinde birbirlerini çok farklı noktalarda bulurlar: Bulger Boston'daki İrlanda mafyasının en önde gelen ismidir, Connolly ise FBI ajanı olmuştur. Terfi alabilmek için bölgenin bir diğer büyük gücü olan Angiulo Kardeşler çetesini çökertmek isteyen Connolly, bunun için Whitey'den yardım ister. Whitey de rakiplerini alt edebilmek için muhbirlik yapmayı kabul eder. Ancak bu tehlikeli işbirliği kısa süre içinde kontrolden çıkacak, bölge kaosa teslim olacaktır.

İRFAN'IN YORUMU

Mafya babasının kendi rakiplerini bertaraf edebilmek için zekice bir kurgu ile FBI'yı kullanması üzerine bir film. Enteresandır Devlet de yani FBI da mafyayı temizlemek için onu kullandığını sanıyor. Yani kim kimi kullanıyor sorusunun cevabı her zaman devlet olamayabiliyor..

Johny Depp farklı bir karakterle arz-ı endam ediyor...

Acımasız, ama klişe bir mafya babası rolu ile...

Mafya filmleri her zaman ilgi çeken filmlerden olmuştur. Bunların önde gelenleri ise Al Pacino'nun meşhur BABA serisidir. Bunun yanında Sergio Leone'nin Bir zamanlar Amerika filmi de aynı derecede kült olmuş bir filmdir. 

Artık referans noktaları bu filmler olunca değerlendirme de ona göre yapılabilir olmuştur.

Acımasızlık ve insafsızlığın tarihi yazılsa bu mafyaların çıktığı yerlere bakılması daha doğru olur, farklı yerlere bakmaktansa...

7 Şubat 2016 Pazar

Evlenmeyeceksin Eşittir Sapıtacaksın: Spotlight

Filmin Adı: Spotlight

Orjinal Adı: Spotlight



İrfan'ın Yorumu: Boston Globe adlı bir gazetenin kendi bölgesindeki hristiyan din adamlarının çocuklara taciz, tecavüz gibi pedofili bir alışkanlıklarının masaya yatırıldığı fıtratın baskı altına alındığında nelere mal olacağını anlatan enteresan bir sorgulama filmi.

Gerçek olaylardan esinlenerek bize sunulan filmde kardinallerin, papazların, devlet yetkililerinin, avukatların yer yer de halkın sessiz kaldığı. Bu sessizliğin de kimi zaman parayla, kimi zaman mevki ile, kimi zaman da farklı yöntemlerle kullanıldığını anlatan bir film.

Filmde biz müslümanlara yansıyan yönü ise İslam dininin hiçbir şart altında din adına evlenmeyi yasaklamaması. Hristiyan din adamlarının da evlenmelerinin yasaklanması sonucunda bu fıtri ihtiyacın baskı altına alınması sonucu ortaya çıkan hastalıklı haller...

Bir göz atın derim.

http://www.sinemalar.com/film/228990/spotlight