23 Aralık 2011 Cuma

Can Yücel'den Bir Şiir: Her Şey Sende Gizli


HER ŞEY SENDE GİZLİ

Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kâr sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,

Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin... 

Can YÜCEL

Hepimiz Hamas'ın Askeriydik...

İrfan'ın Yorumu: "Allah'ın ipine toptan sarılın, siz ayrı iken sizi birleştiren O'dur ve de O'nun nimetlerini çokça anın." (Ali İmran, 103) Aşağıdaki haberi duyunca bu ayeti kerime aklıma geldi. Haber doğru ise "Hepimiz Hamas'ın askeriyiz" diye slogan atılan günleri özleyeceğiz herhalde. Kaynak Associated Press, bizim bu haberi gördüğümüz yer İslâmi hassasiyeti olan Press Medya... 
Hamas, işgalci İsrail terör devletini, onların anladıkları dille kutsal topraklardan kovmaya çalışan, bunun için kurulmuş bir örgüt. Bütün dünyadaki müslümanların gönlünü kazanmış, cihadı dimdik bir şekilde ayakta tutan, taviz vermeyen, ödünsüz direnmeye çalışan yiğitler ordusu. Kurucusu şehid Ahmed Yasin. Yıllarca İsrail zindanlarında tavizsiz ve dik duruşu ile müslümanlara örnek olmuş yiğit mücahid. 
Filistin Kurtuluş Örgütü ise, Mahmud Abbas önderliğinde her türlü zillet anlaşmalarına imza atan bir örgüt. Hamas, FKÖ şemsiyesi altına girerek Allah'ın ipine toptan sarılın ayetini mi uyguladığını sanıyor acaba. 
İslami Cihad'ı da aynı şemsiyeye dahil etmeye çalışacaklarmış.
Her ne kadar detaylı bir bilgiye şu an sahip olmasak da gelen bu haberler canımızı sıktı. Başkalarının canını sıktı mı bilmem. Ama intifada günlerinde, Gazze savaşı günlerinde ve tüm Hamas'ın cihadı ayakta tutan direniş günlerinde Türkiyeli müslümanlar meydanlarda avazlarının çıktığı kadar bağırıyorlardı: "Hepimiz Hamas'ın askeriyiz"... 
Bugün FKÖ şemsiyesi altına girmiş bir Hamas'ın askeri olunur mu? 

Filistin'de birlik için önemli adım

Hamas, Filistin’de birlik sağlanması adına çok önemli bir adım atarak Filistin Kurtuluş Örgütü şemsiyesi altına girmeyi kabul etti.


Filistin'de birlik için önemli adım
Associated Press'in haberine göre, Hamas lideri Halid Meşal, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) liderlik seçimleri için hazırlık yapacak komiteye katıldı.
FKÖ seçimlerinin birkaç yıl daha yapılması beklenmiyor, ancak Meşal'in bu hamlesi Hamas'ın rakibi El Fetih'in lideri Mahmud Abbas'la işbirliği yapacağı anlamına geliyor.
Hamas'ın Filistin bağımsızlık hareketinin şemsiye kuruluşu FKÖ'ye katılması, aynı zamanda FKÖ'nün İsrail'e verdiği bütün taahhütlerinin Hamas tarafından da kabul edilmesi demek.
İLİŞKİLER İÇİN ÇOK KRİTİK BİR ADIM
Bu Filistin siyaseti adına çok kritik bir gelişme. Böylece Hamas'ın 2007 yılında Gazze Şeridi'nin kontrolünü ele geçirmesiyle kopan iki grubun yeniden birleşmesi için en önemli adım atıldı.
Önümüzdeki yıl Batı Şeria'da ve Gazze'de ortak bir parlamento için ayrı ayrı seçimler yapılması öngörülüyor.
BİR AYDA İKİNCİ KEZ
Abbas ve Meşal, uzlaşma görüşmeleri için bir ay içinde ikinci kez bir araya geldi.
El Arabiya'ya konuşan El Fetih heyeti başkanı Azzam el Ahmed, liderlerin dün akşam Mısır'ın başkenti Kahire'ye ulaştığını, geldikten kısa süre sonra görüşmelere başladığını duyurdu.
Liderlerin görüşmesinden önce heyetlerin, Hamas'ın Gazze'nin kontrolünü ele geçirdiği 2007'da fonksiyonunu kaybeden Filistin Meclisi Yasama Konseyi'nin yeniden faal hale getirilmesini ele aldığı bildirildi.
Abbas ve Meşal son olarak Kahire'de 24 Kasım'da bir araya gelmişti.

22 Aralık 2011 Perşembe

Bu Gâvur Doğru mu Söylüyor Acaba

İrfan'ın Yorumu: Allah'ın dinsiz komünist yahudisi, müslümanlarla ilgili bir yorumda bulunuyor. "Ne haddine senin müslümanlarla ilgili şeyler söylemeye" mi diyeceğiz, yoksa başımızı önümüze alıp bir durum değerlendirmesi mi yapacağız. Demokratlaşmak, iktidara gelmek, iktidarın nimetlerinden faydalanmak var olan Ebu Zer'lerin sayısını epey bir azaltmış görünüyor. Dünün meydanlardaki mücahitleri, bugün kravatlı müteahhitler haline mi geldiler yoksa? Bu gidişe kimse dur demeyecek mi? Bu dur deyiş, Roni'lere mi kaldı. İbretlik olması bakımından mücahitlikten müteahhitliğe dönüşüm ile ilgili çarpıcı bir yazı.



Roni Margulies
SOLDUYU 21.12.2011
Roni Margulies
Mücahitlikten müteahhitliğe

Günde dört “rekât” namaz kılan bir arkadaşımdan söz etmiştim bir iki yazı önce!
Müslüman dostlarımdan, “Yine bizi güldürdün, Allah da seni güldürsün, rekât değil, vakit” diyen mesajlar aldım.
Oysa rekât ile vakit arasındaki farkı biliyordum.
En azından şu fıkrayı bildiğim için biliyordum.
Bektaşi yanında uşağıyla at sırtında giderken caminin önünden geçer. Günlerden cuma. Madem denk geldi, önünden geçiyorum, şurada bir namaz kılayım diye düşünür, girer, kılmaya başlar. Bir rekât kılar, tam kalkıp çıkacak, cemaat devam eder. O da eder. Tam kalkıp çıkacak, cemaat yine devam eder. O da eder. Teravih namazına denk gelmiştir, farkında değildir. Üçüncü rekâttan sonra sessizce çıkar, uşağına seslenir, “Sen atı bağla, ben devam edeceğim, bunlar benim kim olduğumu anladı, iş inada bindi”.
Mesaj gönderenlere, “Allah’ın dinsiz Yahudi komünisti namaz hakkında yazarsa böyle olur işte” diye cevap yazdım!
Ama bugün yine de Müslümanların işine burnumu sokmak istiyorum.
Önce niyesini söyleyeyim.
Sosyalistler arası iç tartışmalar çok ilgimi çekmiyor. Sosyalizmin sorunlarıyla ilgili teorik ve pratik konuları tartışmak elbet önemlidir. Teorinin değişen dünya ile ayak uydurmaya devam etmesini, stratejik anlayışların somut taktik adımlara dönüştürülmesini sağlamak için önemlidir.
Ama sosyalizmin sorunları, özellikle de taktik sorunları, kâğıt üzerinde çözülmez. Kimin haklı, kimin haksız olduğu büyük mücadeleler içinde, kitleler harekete geçtiğinde ortaya çıkar.
Ve zaten sosyalizmi, tartışanlar değil, bu büyük emekçi kitleler yaratır.
Tartışanlar iyidir, güzeldir, ama sosyalizmin öznesi bu kitlelerdir.
Güzel yurdumuzda bu kitlelerin büyük çoğunluğu kendisini şu veya bu şekilde Müslüman olarak tanımlar, düşünce dünyası az veya çok bu tanım doğrultusunda oluşur, davranışlarını az veya çok bu tanıma uydurmaya çalışır.
İslam’la ilgilendiğim için değil, sosyalizmin öznesi olan bu kitlelerle ilgilendiğim için, Müslümanlar arasındaki tartışmalar ilgimi çeker.
Ve Müslümanlar arasında yoğun bir tartışma dönemi yaşandığı, bu tartışmanın giderek daha da yoğunlaşacağı çok açık.
Yoğunlaşacak, çünkü iktidardaki Müslüman ile yoksul Müslüman arasındaki uçurum büyümeye devam edecek.
AK Parti hükümetinin hem MÜSİAD patronunu hem o patronun düşük gelirli işçisini temsil etmediği, hem Anadolu kaplanlarını hem yoksul Anadolu köylüsünü temsil edemeyeceği, giderek daha çok sayıda Müslüman’a malum olacak.
“Komşusu açken gerçek Müslüman cip kullanır mı” sorusu epey zamandır soruluyor. Sorular giderek çoğalacak, çeşitlenecek.
Bunu şimdilik en açık şekliyle İhsan Eliaçık gündeme getiriyor:

“Şu anda iktidar benim de geldiğim köktendir. Cumhurbaşkanıyla tanışıklığımız, oturup çay içmişliğimiz var. En azından 20-25 milletvekili arkadaşım. Ama çizgiyi çiziyoruz ve diyoruz ki siz öbür taraftasınız. Ebuzer-i Gifari’nin Muaviye’ye dediğini diyoruz: ‘Senle aynı Kıble’ye dönmüş olabiliriz, aynı namazı kılmış olabiliriz, ama bundan böyle sen çizginin öbür tarafındasın.’ Çünkü servet ve iktidar sahibi. Ve bunu halktan, hakkı olanlardan saklamış, kendine kenz ediyor. Şu anda da aynı şey yaşanıyor. Alınteri dökmeden, sadece kamu imtiyazını kullanarak zenginleşmiş, karısına cip alıyor. Bir zamanlar ‘Sınırsız ve sınıfsız İslam toplumuna doğru’ diye duvarlara yazdığımız bazı arkadaşlarımız, kavmin zenginlikten şımarmış ileri gelenlerine dâhil olmuşlar.”
Ama İhsan Bey’in ulaştığından, ulaşabileceğinden çok daha yaygın bir rahatsızlık olduğu belli.
Örneğin, İHL Sözlük (İmam-Hatip Lisesi) adlı internet sitesinin kurucusu ile bir yöneticisi şöyle diyor:

“Birçok Müslüman genç iktidar sahibi olmaktan rahatsız. ‘Biz ötekiyken daha iyiydik, merkezde değilken kardeşlik duygumuz daha yüksekti, dün kızdığımız şeyleri bugün biz yapıyorsak yanlış giden bir şey var’ diyorlar.. Tepki, mücahitlikten müteahhitliğe geçişe.. Bunu dillendiren gençler İslamî camiada pek sevilmiyor. ‘Daha ne istiyorsunuz ki?’ diyorlar. Ben Başbakan için ‘Türkiye A.Ş. CEO’su’ dedim, daha ne diyeyim!”
Tartışma sürdükçe, Müslümanlar arasındaki gerçek bölünmenin ‘Sen Süleymancısın’, ‘Sen Menzircisin’, ‘Sen Nurcusun’ olmadığı; sınıfsal çelişkilerin çok daha önemli ve gerçek olduğu giderek daha görünür hale gelecek.

18 Aralık 2011 Pazar

Hiçbiri Sağ Kalmasın: Dogville


Dogville

Puan Ver:

459
kullanıcının
favori filmi
Sinemalar
Puanı

6.9/10 

Toplam Oy:

310 kişi oy verdi

Yapım:

2003  -  Danimarka 

Tür:

Dram,  Gerilim,  GizemMacera

Süre:

178 dakika

Yönetmen:

Lars von Trier, 

Oyuncular:

Nicole Kidman,  Paul Bettany,  John Hurt,  Jeremy Davies,  Stellan Skarsgård,  James Caan,  Patricia Clarkson,  Udo Kier,  Chloë Sevigny,  Philip Baker Hall,  Ben Gazzara,  Thom Hoffman,  Cleo King,  Erich Silva, 

Senaryo:

Lars von Trier, 

Senaryo (Kitap):

 -

Yapımcı:

Vibeke Windeløv, 

Filmi Ekleyen:

Okyanus06

İrfan'ın yorumu: Tamamen iyi insanlardan oluşan kasaba, kendi iyiliklerinin sınanması ile karşıkarşıya geldiklerinde, yani bir fitne (imtihan) ile karşılaştıklarında acaba gerçekten iyi insanlar mı oluyorlar, yoksa değişim gerçekleşiyor mu? Çaresiz kalmış güzel bir kadının kasabalarına sığınmaları durumunda bu iyi insanlar içlerindekini nasıl ortaya döküyorlar? Film belki çok uzun, üstelik normal sinema sitilinde de değil, sanki tiyatrovari bir hali var. Ama buna rağmen, mükemmel bir film ve ibretlik enstantaneler görmek istiyorsanız, buyrun. Bazı rahatsız edici sahneler olduğunu söyleyip, temkinli izlemekte fayda görüyorum. 

Oyuncular


"Dogville" filminin Oyuncuları

Tüm Oyuncular ve Kadro

Filmin Özeti

30'ların Amerika'sında Rock dağlarında bir kasabadayız. Peşindeki gangsterlerden kaçan güzeller güzeli Grace, bir kasabaya sığınmak zorunda kalır. Kadına acıyan kasaba halkı, başlangıçta iyi niyetlerle kadına sahip çıkar ve arasına alır. Fakat kadının konumunun kendileri açısından da bir tehlike arz etmesiyle, aralarındaki ilişki farklı boyutlar kazanmaya başlayacaktır. Grace, kasabalının öteki yüzünü görmeye başlar ve çaresizliği bir kurban konumu almasına neden olur.