17 Şubat 2017 Cuma
14 Şubat 2017 Salı
Duadan Sonra Savaş: Hacksaw Ridge
Filmin Adı: Savaş Vadisi
Orjinal Adı: Hacksaw Ridge
Yönetmen: Mel Gibson
İrfan'ın Yorumu: Savaşırım ama adam öldüremem, ancak öldürmeye değil yaşatmaya tutkulu bir düşüncenin adamıyım temalı harika bir savaş (savaş karşıtı) film.
Mel Gibson bu yönetmenliğinde de harika bir iş çıkarmış.
Çok başarılı buldum. Şiddetle tavsiye ederim... Çok harika çıkarımlar var filmde.
Örneğin komutan soruyor askerlere: "Neden savaşa çıkmıyorsunuz, hazır değil misiniz?" Komutan cevap veriyor: Hazırız ama askerin dua etmesini bekliyoruz diyor...
Allah'a inanç, dua, inancın etkisi... Mel iyi iş çıkarmış vesselam...
İMDB Adresi: http://www.imdb.com/title/tt2119532/

Orjinal Adı: Hacksaw Ridge
Yönetmen: Mel Gibson
İrfan'ın Yorumu: Savaşırım ama adam öldüremem, ancak öldürmeye değil yaşatmaya tutkulu bir düşüncenin adamıyım temalı harika bir savaş (savaş karşıtı) film.
Mel Gibson bu yönetmenliğinde de harika bir iş çıkarmış.
Çok başarılı buldum. Şiddetle tavsiye ederim... Çok harika çıkarımlar var filmde.
Örneğin komutan soruyor askerlere: "Neden savaşa çıkmıyorsunuz, hazır değil misiniz?" Komutan cevap veriyor: Hazırız ama askerin dua etmesini bekliyoruz diyor...
Allah'a inanç, dua, inancın etkisi... Mel iyi iş çıkarmış vesselam...
İMDB Adresi: http://www.imdb.com/title/tt2119532/
Savaş Vadisi (özgün ismiyle: Hacksaw Ridge), İkinci Dünya Savaşı'nda ateşli silah yada savaş aleti taşımayı reddeden barış yanlısı Amerikalı savaş doktoru Desmond Doss hakkındaki, 2016 Amerikan yapımı biyografik savaş filmi.
Filmin yönetmenliğini Mel Gibson yaparken, senaryosunu, Doss hakkındaki önceki bir belgeselden uyarlayarak Andrew Knight ve Robert Schenkkan yazdı. Filmin oyuncu kadrosunda Andrew Garfield, Sam Worthington, Teresa Palmer, Hugo Weaving, Rachel Griffiths ve Vince Vaughn yer almaktadır. Film 4 Kasım 2016'da ABD'de gösterime girdi ve genellikle olumlu yorumlar aldı. Amerikan Film Enstitüsü tarafından 2016'nın en iyi 10 filminden biri olarak seçilen film, 74. Altın Küre Ödülleri'nde 3 adaylık elde etti fakat hiçbirini kazanamadı. Ayrıca 70. BAFTA Ödülleri'nde 5 adaylık elde etti.
11 Şubat 2017 Cumartesi
Deklarasyon mu Dediniz: İslam Deklarasyonu
Yayınevi: Fide Yayınları
Yazarı: Aliya İzzet Begoviç
Kitabı Bitiriş Tarihi: 09
Şubat 2017
Saat: 23.41 / İstanbul
İrfan'ın Notu:
Açıkçası kitabı elime
aldığımda Aliya'nın ilk kitabını ve düşüncelerini öğrenmek açısından
heyecanlanmadım değil... Kitabı okumaya başladığımda, hem heyecanla
tesbitlerinin özlü cümlelerle anlatılması hem de 60'lı yıllarda Avrupa'nın
içinde böyle bir düşüncenin varlığının Bosna'da (o günkü Yugoslavya) hayat
bulması sevindirmişti.
Ama o da nesi...
Hayır hayır görüşlerinin
tartışılmasından bahsetmiyorum...
Bazı görüşleri en azından
tartışmaya açık, anlamlandırma da o günün şartları ve başka etkenler dolayısı
ile ana kaynaklara tam vakıf olamama gibi sebebler olabilir.
İtiraz ettiğim şey başka.
Evet evet 100 sayfalık küçük
bir kitabın eleştirisi Aliya üzerinden yürümüyor benim açımdan.
Yayıncı bu kadar rezil bir
yayına imza atamaz. Bu kitap hiç mi tekrar okunup gözden geçirilmemiş, hiç mi
mizanpaj hataları tesbit edilmemiş, hiç mi devrik cümleler düzeltilmek için
gayret sarfedilmemiş, hiç mi hiç mi ... ???
Yayın yönetmeni görevini yapmamış...
Yayın editörü görevini
yapmamış...
1. tashih, 2. tashih, 3.
tashih hak getire...
Rezil ötesi bir iç dizayn böyle mi olur Allah aşkına...
Yayınevine ulaşıp bu
şikayetlerimi dile getirmek istedim fakat kitapta belirtilen cep telefonuna da
ulaşılamıyor maalesef.
Kitabın kapak tasarımı hariç
içinde o kadar çok tashih ve o kadar çok düzeltilmesi gereken şeyler var ki? Bu
da bende şu kanaatin oluşmasına sebeb verdi: Acaba bu kadar hatanın olduğu bir kitapta yazar
Aliya İzzet Begoviç'in görüşleri doğru yansıtılmış mıdır?
Bu sebebten ötürü yayınevini
en şiddetli bir şekilde kınıyorum, bu kitabı mümkünse piyasadan çekip
zorluklarına da katlanarak adam akıllı bir şekilde düzeltmesini yapıp tekrar
insanlara sunmaları gerekir kanaatindeyim.
Yayınevi yetkililerini ve bu
kitabın çıkmasına gayret göstermiş tüm ilgilileri kınıyorum.
Tekrar ediyorum, yayınevi
yetkililerini bu şekilde eleştirmem Aliya'nın kitabının kalitesizliğinden
değil, kitabın kalitesiz bir şekilde basıma ve piyasaya sunulmasından
dolayıdır.
Yani kitap çıktıktan sonra
hiç mi bir Allah'ın kulu eline alıp okumamış bu kitabı?
Üstelik kitabın girişinde 15.
baskıya dair küçük bir not da iliştirilmiş.
Yuh denir böylesi durumlara
değil mi?
Kitap'tan Bazı Alıntılar
"Müslüman dünyasında
muhafazakar düşüncesinin, tek olmasa da en büyük temsilcileri şeyh ve hocalar
kesimidir. Onlar, İslam'ın "İslam'da ruhbaniyet yoktur" şeklindeki
açık düsturuna rağmen, kendilerini ayrı bir sınıf gibi organize ettiler ve
İslam'ın yorumlanmasını tekellerine alarak kendilerini Kur'an-ı Kerim ile
insanlar arasında aracı olarak konumlandırdılar." (sayfa, 22)
"Ne olduğunu ve
köklerinin nereden geldiğini bilmeyen bir ülke, nereye gideceğini ve yüzünü
neye doğru çevirmesi gerektiğini bilebilir mi?" (sayfa, 26)
"... nihayetinde
Kur'an-ı Kerim'i anlaşılan bir manası ve içeriği olmaksızın çıplak bir ses
haline getirdiler." (sayfa, 33)
1 Şubat 2017 Çarşamba
Keşke Eski Kocanı Üzmeseydin: Gece Hayvanları
Filmin adı: Gece Hayvanları

Orjinal adı: Nocturnal Animals
Film ile ilgili bilgi alınabilir bir site: http://www.beyazperde.com/filmler/film-236498/
Susan Morrow, 19 yıl önce yazar eşi Edward Sheffield’ı terk eder. İkinci evliliğinde ise bir doktorun eşi olarak düzenli bir hayat sürmektedir. Bir gün posta kutusunda eski eşinin hiç yayımlanmamış olan ilk romanının taslağını bulur. Eski eş kendisinin fikrini sormaktadır. Susan, bir matematik profesörü olan eski eşi Tony’nin ailesi ile çıktığı bir yolculuğu anlatan "Noctural Animals" adındaki bu kitabı elinden bırakamaz. Kitabın kahramanı Tony’nin hayatı berbat bir hale geldikçe Susan da geçmişini hatırlayacaktır. Bu tehlikeli duygular onun geleceğini kemirecek ve hayatını değiştirecektir.
Austin Wright'ın 1993 tarihli "Tony ve Susan" romanından uyarlanan filmin yönetmen koltuğunda A Single Man (2009) filminden tanıdığımız Tom Ford oturuyor. Senaryosunu da Ford'un üstlendiği filmin oyuncu kadrosunda ise Amy Adams, Jake Gyllenhaal, Michael Shannon, Aaron Taylor-Johnson, Isla Fisher ve Armie Hammer gibi ünlü oyuncular yer alıyor.
İrfan'ın Yorumu:
İlk dakikalar biraz sıkılır gibi oluyorsunuz ama filmin ilerleyen anlarında sizi bir heyecan alıp götürüyor. Farklı bir üslupla kotarılmış kayda değer bir film. Kocanın karısına anlatamadıklarını bir roman üzerinden anlatma çabası...
Başarılı buluyorum....

Orjinal adı: Nocturnal Animals
Film ile ilgili bilgi alınabilir bir site: http://www.beyazperde.com/filmler/film-236498/
Susan Morrow, 19 yıl önce yazar eşi Edward Sheffield’ı terk eder. İkinci evliliğinde ise bir doktorun eşi olarak düzenli bir hayat sürmektedir. Bir gün posta kutusunda eski eşinin hiç yayımlanmamış olan ilk romanının taslağını bulur. Eski eş kendisinin fikrini sormaktadır. Susan, bir matematik profesörü olan eski eşi Tony’nin ailesi ile çıktığı bir yolculuğu anlatan "Noctural Animals" adındaki bu kitabı elinden bırakamaz. Kitabın kahramanı Tony’nin hayatı berbat bir hale geldikçe Susan da geçmişini hatırlayacaktır. Bu tehlikeli duygular onun geleceğini kemirecek ve hayatını değiştirecektir.
Austin Wright'ın 1993 tarihli "Tony ve Susan" romanından uyarlanan filmin yönetmen koltuğunda A Single Man (2009) filminden tanıdığımız Tom Ford oturuyor. Senaryosunu da Ford'un üstlendiği filmin oyuncu kadrosunda ise Amy Adams, Jake Gyllenhaal, Michael Shannon, Aaron Taylor-Johnson, Isla Fisher ve Armie Hammer gibi ünlü oyuncular yer alıyor.
İrfan'ın Yorumu:
İlk dakikalar biraz sıkılır gibi oluyorsunuz ama filmin ilerleyen anlarında sizi bir heyecan alıp götürüyor. Farklı bir üslupla kotarılmış kayda değer bir film. Kocanın karısına anlatamadıklarını bir roman üzerinden anlatma çabası...
Başarılı buluyorum....
25 Ocak 2017 Çarşamba
Acımasızlık Diz Boyu: Anthropoid
Konusu: İkinci dünya savaşında üst düzey bir Alman'a yapılan suikast girişimi ve sonra olan olaylar
Konu ile ilgili bilgi alınacak yerler:
https://tr.wikipedia.org/wiki/Reinhard_Heydrich
İrfan'ın Yorumu: İzledikten sonra pişman olmayacağınız bir 2. Dünya Savaşı filmi. Çekoslovakya ve Prag baş rollerde...
Tavsiye ederim...
Sen Kendi Cahiliyene Bak: İslam Öncesi Cahiliye ve Günümüzde Din Gerçeği
Kitabın Adı: İslam Öncesi Cahiliye ve Günümüzde Din Gerçeği
Yayınevi: İhtar Yayınları
Yazarı: Haşimi Rafsancani
Kitabı Bitiriş Tarihi: 22
Ocak 2017 Saat: 20.01 / İstanbul
İrfan'ın Notu:
İran'ın siyaset adamı Haşimi
Rafsancani birkaç gün önce Rabbine hesap vermek üzere dünya yolculuğunu terk
etti. Kendisinin İran devriminden sonra Türkiye'li müslümanların okuması için
yazdığı bir eser elime geçti. Ne diyor bu adam diye okuma ihtiyacı hissettim.
Kendisi İslam öncesi cahiliye döneminde yeryüzünün belli başlı ülkelerindeki
cahili yaşayışları ele almış. Japonya, Çin, Hindistan, İran, Arap Yarımadası
vs.
O zamanın cahiliyesini
"bu çok kötü bir cahiye" diye anlata anlata bitirememiş. Ama şu son
yıllarda İran'ın Suriye'li müslümanlar üzerindeki etkisini ve cahili bakış
tarzı sonucu ümmetten uzaklaşması ile ilgili herhangi bir kitabını ya da
demecini göremedik.
İran'daki bu kadar müslümanın
kanında onun da ne kadar payı var artık Rabbine verecek hesabını...
Biz de kendisini Rabbimize havale
ediyoruz. O ne yapacağını en iyi bilendir.
Kitap'tan Bazı Alıntılar
"Peygamberlerin bu
insanlığın onurunu yüceltmek, onları kula kulluktan kurtarıp, sadece Allah'a
kul yapmak gibi önemli görevleri olmuştur. Peygamberlerin yolundan giden
alimler, aydınlar ve sorumluluk sahibi müslümanlar da yaşadıkları toplumlarda
insanları cağdaş firavunların, nemrutların, emperyalistlerin tahakkümünden
kurtarmak için mücadele etmelidirler." (sayfa 7)
Bu kitabın önsözündeki bir
paragraf... Acaba kitabın önsözünü yazan şahıs Suriye'yi gördükten sonra
bugünkü İran için ne düşünür?
"Miladi VII. asrın
başlarında İran'ı ziyaret etmiş olan Çin asıllı gezgin Hevan Tisank şöyle der:
İranlıların evliliği çok karışık ve düzensizdir.
Örtünme geleneği, elit
tabakanın hanımları arasında yoğunlukla revaçtaydı. Fakat işçi ve çalışmak
zorunda olan alt tabakaya mensup kişilerin hanımları, örtünmeksizin erkeklere
katılır onlarla içiçe yaşardı ve İran'ın elit tabakası kadınlarının örtünme
geleneği müslümanlara geçti." (sayfa, 60)
Bu mudur yani. Örtünme
geleneği İran'lı elitlere aitmiş de (doğru olabilir tabi bu örtünme ile ilgili
tesbiti) oradan da müslümanlara geçmişmiş de... Yemezler...
"Manu şöyle diyor:
Kadın, şerefsizliğin ve alçak bir hayatın kaynağıdır. Kadından sakın. Vefalı
kadının, kocasına, tanrıya hizmet ediyormuş gibi hizmette bulunması gerekir.
Kadın, hayatı boyunca, babasının, kocasının ya da oğlunun egemenliği altında
olmak zorundadır. Kadın, kocasına ezilip büzülerek, tanrım, efendim, beyim gibi
kelimelerle hitap etmelidir. Uykuya yatmadan önce ayaklarını öpmelidir.
Kocasının emirlerini yapmayan, ona gereken saygıyı göstermeyen kadın, hayatının
geriye kalan kısmını çakal şekline girerek geçirir." (sayfa, 120)
Cahiliye döneminin kadına
bakış açılarından bir alıntı.
İlginçtir yazar bütün
toplumların cahiliyesini anlattığında kadın faktörünün hemen hemen hepsinde
aynı aşağılık varlık derekesinde olduğunu belirtmektedir.
Rabbime şükürler olsun kadını
olması gereken onurlu yerine koyduğu için.
"Tüccarlar ve kazanç
sahipleri, sosyal konumları açısından en alt tabakada bulunuyorlardı. Ancak
mali ve iktisadi durumları, çiftçiler ve işçilerden daha iyi bir durumdaydı.
Özellikle kuyumcular ve faizciler, halkın ihtiyaçlarını suistimal ederek
yaklaşık % 36 oranında ağır faizler alarak çok büyük servetler elde
ediyorlardı. Bu yüzden halkın şiddetli nefretini, kızgınlığını üzerlerine
çekiyorlardı. "Büyük hırsızlar kuyumculuk yaparlar" sözü, eski bir
Çin atasözüdür." (sayfa, 133)
Bu satırları okuduğumda ilk
önce zihnime yahudiler geldi.
Ne Olacak Bu Devlet Savaşı: Devlet Savaşı
Yayınevi: Yakın Plan Yayınları
Yazarı: Şamil Tayyar
Kitabı Bitiriş Tarihi: 22
Ocak 2017 Saat: 14.35 / İstanbul
İrfan'ın Notu:
Şamil Tayyar'ın birkaç
kitabını okudum. Gazeteci kimliğinin yanında şu an milletvekili olarak hayatını
sürdürmekte. Enteresan tesbitleri var. Dikkate alınması gereken bir yazar
izlenimi uyandırıyor. Açıkçası ben de onu takip etmeye çalışıyorum. Kendisinin
AK Parti milletvekili olması inandığı doğruları söylemesine engel teşkil
etmediği izlenimi uyandırıyor. Çünkü 15 Temmuz kalkışmasından önce uyarılarına
ben de şahit olmuş, tüm Türkiye gibi kimsenin darbe yapabileceği aklına
gelmemişti. Ama yazarımız hem televizyonda hem de birçok yerde bu tehlikeyi
anlatmaya çalışmıştı. Bizatihi Tayyib Baba'ya da bunları anlattığı kendi
yazdıkları ile bilinmiş oluyor. Katıldığınız ya da katılmadığınız yerler
olabilir. Yandaş gözüyle de belki bakabilirsiniz. Bende Antepli olması ayrı bir
negatiflik uyandırmıyor değil ama yine de kayıtsız kalmamanızda fayda var
derim..
Kitap'tan Bazı Alıntılar
“[Hakan] Fidan gergindi. Mit
yerleşkesine girdiğinde akşam ezanı henüz yeni okunmuştu. Görmez Hoca'dan
namazı kıldırmasını rica etti. O esnada bir MİT görevlisi telaşla namaz kılınan
salona geldi...." (sayfa, 39)
Bu sayede Laik Demokratik
Türkiye Cumhuriyeti devletinin en önemli kurumlarından birisinin müsteşarının
namaz kıldığı bilgisi de netleşmiş oluyor. İşin ilginç tarafı internette arama
yaptığınızda Hakan Fidan'ın umrede (hac da olabilir) çekilmiş bir fotoğrafının
fetöcüler tarafından imalı bir şekilde el bağlama şeklinden yola çıkarak onun
İrancı olarak yaftalanması çabalarında….
"Oysa Ak Parti'nin
Meclisten geçirdiği, 12 Eylül 2010 referandumuyla kabul edilerek yürürlüğe
giren Anayasa değişikliğiyle Genelkurmay Başkanı'nın Yüce Divanda
yargılanmasını hükme bağlamıştı. Ama olmadı.
Darbecilik görev suçu
değildir, Yüce Divanda yargılama sadece görev suçlarını kapsar, denilerek hukuk
çiğnenmişti ...
Paralel yapı Başbuğ modelini,
Fidan için de uygulamak istedi. Devamında sıra Erdoğan'daydı. Erdoğan
"terör örgütü lideri" olmak suçlamasıyla yargı önüne çıkarılacak, 27
Mayıs ve 12 Eylül örneğinde olduğu gibi tutuklanıp cezaevine konulacaktı."
(sayfa 155)
"Beyin Kontrolü: Örgüt
liderinin çok eski yıllara dayanan fantezisidir. Fertlerin zihni
şartlandırmayla örgüte daha bağlı hale geleceğini düşünen [Fetullah] Gülen, bu
görüşünü (Küçük Dünyam 12 Mart 1992) açıkça belirtmiştir: Vesveseye esas teşkil
edecek hususların doğmaması için, çok iyi beyin yıkamanın lüzumuna inanıyorum.
Baştan vesvese hiç doğmamalı. Veya doğarken hemen ölmeli. Bu mevzuda insanlar
şartlandırılmalı. İman şartlandırma demek değildir. Fakat imandan sonra bu
şartlandırma mutlaka yapılmalıdır. Fertler, inanca ters olan düşüncelere zerre
kadar dahi ihtimal vermemelidir. Her fert böyle şartlandırılmalıdır. Ve ben
bunun lüzumuna inanıyorum." (sayfa 252)
"Örgütün gayrihukuki
yollardan ulaştığı bilgiler Truecyrpt isimli şifreleme programları ile
dosyalanarak saklanmaktadır. Bu ticari bir program olup şifresinin çözülmesi
zordur." (sayfa 269)
Bu tür programın çözülmesi
zordur diyor sevgili yazar ve ümitvar olduğunu belirtiyor. Ben de buradan yorum
yapmıyorum tabi ki...
Tanıtım Bülteninden:
Türk milletini yüzyıllardır
aşikâr düşmanlıklarla yıpratmaya çalışanların yeni oyunu belliydi: Bizi kendi
değerlerimizi benimsemiş gibi görünenlerle, bizi bizimle aynı ruhu
taşıyormuşçasına davrananlarla vurmayı deneyeceklerdi. Öyle sabırla işleyecekti
ki bu plan belki başka asırlara sarkacaktı ihanetleri. Hırsları büyüktü,
emelleri de... Tek bir gücün yekdiğeriyle de savaşı değildi bu. Belki içte
devlet savaşıydı ama dışta gizli güçlerin mücadelesine ve alternatif bir Papa
önderliğinde yeni bir dünya düzeni kurma stratejisine dayalı büyük bir
komploydu. 15 Temmuz uluslararası çapta gizli hainliklerle devletin tüm
birimlerine, kurumlarına sızmış kimselerin ifşa edildiği bir milat oldu. Yeni
bir Millî Mücadelenin ilk adımı millet tarafından atıldı. Cemaatten terör
örgütü olmaya devşirilen bir süreçte tüm gerçek emeller ortaya serildi. Şamil
Tayyar "Devlet Savaşı"nda 15 Temmuz öncesindeki hesaplaşmaları, o
gece yaşananları, gündemi sarsacak bilgilerle ve tutuklanan komutanların
savcılığa verdikleri ifadeleriyle gün yüzüne çıkarıyor. Yeni süreçte farklı
grupların ele geçirmeye çalışacağı devlet mekanizması üzerindeki gizli planları
deşifre ediyor. Milli Derin Devlet olgusunun tartışılmaya açıldığı bugünlerde
iktidarı ele geçirmek için fırsat kollayan illegal yapıların anlatıldığı bu
kitap, darbeler tarihi için bir referans özelliği taşıyor.
11 Ocak 2017 Çarşamba
Reis Dedik Yürüdük: Reis'in Altı Saati
Yayınevi: Truva Yayınları
Yazarı: Haluk Özdil
Kitabı Bitiriş Tarihi: 7
Ocak 2017 Saat: 15.08 / İstanbul
İrfan'ın Notu:
Kitap 15 Temmuz 2016 darbe
kalkışması ile alakalı biraz da kurgu katarak roman haline getirilmiş bir
eser... O anları roman tadında okumak ayrıca heyecan verir diyorsanız
okuyabilirsiniz... Bir çırpıda giden kitaplardan...
Ama şu ana kadar bu temalı
kitaplar içerisinde en kayda değer olanı Mete Yarar'ınki...
Kitap'tan alıntı...
“Şimdi söyleyeceklerimi iyi
dinleyin, burada tüm rütbeleriniz sökülmüş durumdadır. Aranızda rütbe
ayrımı yok, hepiniz eşit durumdasınız. On binlerce subayın
arasından seçildiniz, tek ortak noktanız kutlu zaferimize inanmış olmanız…
Aklınıza iyice yerleştirin; bu birim orduda yok, siz yok hükmündesiniz…”
….
Yıllar öncesinden yaşama
geçirilen şeytani bir plan. Adım adım, “Geliyorum,” sinyalleri veren kanlı
darbenin ayak sesleri. Ve hedef tahtasına oturtulmuş bir Cumhurbaşkanı; Recep
Tayyip Erdoğan… Devleti saran ihanet çemberi, yerli ve yabancı işbirlikçiler.
Darbe öncesi yapılan alçakça planlar ve canları alınan isimsiz kahramanlar. O
kanlı gecenin içinde Marmaris, Ankara ve İstanbul’da yaşananları bir roman
tadında okurken şaşıracak, bazen üzülecek, bazen isyan edecek ve bazen de
sorgulayacaksınız…
4 Ocak 2017 Çarşamba
Güllü mü Yoksa Dikenli Yıllar mı: Abdullah Gül ile 12 Yıl
Yayınevi: Doğan Kitap
Yazarı: Ahmet Sever
Kitabı Bitiriş Tarihi: 2 Ocak 2017 / İstanbul / 21.34
İrfan'ın Notu:
Abdullah Gül iyi çevresi kötü
yaklaşımı siz de biliyorsunuz ki Fehmi Koru'nun bir aforizmatik çılgınlığından
alınmıştır.
Bana sakın aforizmatik
çılgınlık nedir diye sorayım da demeyim. Gidin bakın
Kitabı okuduğunuzda yazarın
Abdullah Gül'ü savunabilmek açısından bayağı bir çaba sarfettiği gözönünde
bulundurulmakla birlikte yaşadıkları birebir doğru ise cumhurbaşkanlığı döneminde
yabana atılamaz bir çaba içerisinde olmuş Abdullah Gül.
Bir döneme damgasını vurdu
denilebilir mi? Evet bence denilebilir. Çünkü 2007 dönemini iyi hatırlayan
bizler nasıl bir atmosfer içerisinde olduğumuzu yakinen biliyoruz.
Başörtüsünün nasıl bir öcü
olarak sunulduğu, insanların nasıl yalpaladığı, Sabih Kanadoğlu gibi hilkat
garibesi bir fikrin babasının nasıl sahiplenilip haksızlıklar yapıldığı dün
gibi... Unutmak ne mümkün...
Abdullah Gül'ün çabaları,
yumuşak üslubu vs. söylenecek çok şey var tabi ki. Ama ben size internetten
bulduğum kitapla ilgili bir değerlendirmeyi paylaşayım diyorum.
Kitap ile ilgili notlar
Bu siteyi ziyaret ettiğinizde
farklı bir bakış açısını görebileceksiniz...
Bununla beraber totalde
baktığınızda Recep Tayyib Erdoğan ile farklı kanaatleri paylaşsa da yazarın hep
Abdullah Gül tarafını tercih etmesi adaleti zedelemiş açıkçası.
Kınıyorum bu uygulaması
sebebi ile.
2 Ocak 2017 Pazartesi
İnsanı Bir Tek Sen mi Tanıdın Adler?: İnsanı Tanıma Sanatı
Kitabın Adı: İnsanı Tanıma Sanatı
Yayınevi: Tur Yayınları
Yazarı: Alfred Adler
Kitabı Bitiriş Tarihi: 31
Aralık 2016 / Cumartesi 22.04 / İstanbul
İrfan'ın Notu:
"İnsanı tanıma sanatının
gereği gibi üstesinden gelemeyişimizin en büyük sakıncalarından biri de,
hemcinslerimizle bir arada yaşamayı pek beceremememizdir. insanların
birbirlerini görmeden birbirleri önünden geçip gitmeleri, ne söylediklerini
anlamadan birbirleriyle konuşmaları, birbirlerinin karşısında yabancı gibi
dikildiklerinden aralarında bir türlü ilişki kuramayışları, yalnız geniş bir
toplum içinde değil, pek dar bir aile çevresinde bile bunu başaramayışları sık
sık üzerinde durulan önemli bir noktadır. çocuklarını anlamayan anne ve
babaların, beri yandan anne ve babaları tarafından kendilerini anlaşılmamış
gören çocukların yakınmalarından daha sık karşılaştığımız bir başka yakınma
gösterilemez...."
Kitabı okuduğunuzda -ki biraz
sıkıcı gelebilir, uyarayım- yazarın insan ilişkilerindeki sorunların temelini
çocuklukta aranmasını salık verip, bu noktada ebeveynlerin onlara karşı
tutumunda ve ilk eğitim kurumlarına bizi yönlendirmesinin öncelikli etkilerine
dem vuruyor. Bunlarla ilgili çarpıcı örnekler de sunuyor.
Fakat yazar din olgusunun
insan ilişkilerinde sanki hiç yokmuş ve problemlerin ana etkilerinden birisinin
de din olduğunu satır aralarında sunması insanı tedirgin etmiyor değil. Belki
kendi toplumunun o ortaçağ bataklığındaki din algısını bize örnek olarak
sunabilir ama böylesine uzman bir adamın din olarak sadece kendi hristiyan din
algısından bahsetmesi açıkçası banal kaçmış.
Oysa İslami referanslara, Hz.
Peygamber'in yaşamına ve toplumsal ilişkilerdeki çözüm yollarına baksa belki
bazı görüşleri değişebilir...
Buna rağmen gözlemci bir
yapıya sahip olan yazarımız konuları derli toplu izah etmesi ve çözüm için
diplere giderken yol gösterici tekliflerde de bulunması, bu tekliflerin yabana
atılır da olmaması okuyucunun dikkatini çekebilir.
Dediğim gibi biraz ağır psikolojik
okuma sizleri bekliyor...
Kitap ile ilgili İrfan'ın notları
"Bir ferdin hayatının
gayesini belirleyen şey, aşağılık, yetersizlik ve güvensizlik duygusudur."
(sayfa, 76)
"Erkek, kendi
üstünlüğünü yalnızca tabii bir durum olarak kabul edecek şekilde haklı göstermekle
kalmamış, aynı zamanda bu üstünlüğün kadınların aşağı bir seviyede olmasından
ileri geldiğini de iddia etmiştir. Kadınların aşağı bir seviyede olduğu görüşü
o kadar yaygındır ki, bütün ırklarda rastlanılan ortak bir özellik olarak
karşımıza çıkmaktadır." (sayfa, 137)
"Bir latin yazarı şöyle
diyor: Kadın, erkeğin yüzkarasıdır." (sayfa, 137)
Bu ve buna benzer notlar
kitapta bol bir şekilde görülecektir....
Alfred Adler Hakkında:
https://tr.wikiquote.org/wiki/Alfred_Adler
Bu internet sitesinde epey
bir malumat da mevcut
Bu da onunla ilgili bir not:
Çağdaş psikolojinin üç büyük
devinden biri ve bireysel psikoloji ekolünün kurucusu, Avusturyalı psikiyatr
Alfred Adler, "İnsanı Tanıma Sanatı"yla, geniş bir okur kitlesine
yöneliyor. Adler'in, bu yüzyılın başında, insanın ruhsal-fiziksel varlığına ve
yaşamdaki sorunlarına ilişkin yaptığı saptamalar, aradan geçen bunca yıla
karşın değerinden hiçbir şey yitirmeden anlalılığını ve yol göstericilik
işlevini koruyor. Adler'in bir dizi konferansından doğan bu yapıtın başlıca
ödevi, toplum içerisindeki etkinliğimizin içerdiği kusurları, bireylerin hatalı
davranışlarından yola koyularak anlamak, sözkonusu hataları göz önüne sermek ve
bireylerin toplum yaşamına daha iyi uyumlarını sağlamak şeklinde karşımıza
çıkıyor. Yapıt öte yandan, bireysel psikolojinin en temel ilkelerini ve insanı
tanımada bunların taşıdığı değeri, ortak yaşamda ve kişinin kendi yaşamını
kurmadaki önemini açıklamak amacı taşıyor. Adler, yaşamın, çağımızda pek de
göremediğimiz anlamını, gerçekten de bir sanatçı gibi ince ince işleyerek
ortaya koyuyor
28 Aralık 2016 Çarşamba
Muhasebeci mi Olsam Acaba: The Accountant
Filmin Adı: HesaplaşmaOrjinal adı: The Accountant
Film ile ilgili site:
http://www.turkcealtyazi.org/mov/2140479/the-accountant.html
Filmin konusu:
Christian Wolff (Affleck) sayılara insanlardan çok daha yakın olan bir matematik dahisidir. Küçük bir kasabada bulunan bir muhasebe ofisinin arkasına gizlenen Christian, dünyanın en tehlikeli suç örgütlerinden bazıları için serbest zamanlı bir muhasebeci olarak çalışmaktadır. Hazine Bakanlığı'na bağlı olarak Ray King (J.K. Simmons) tarafından yönetilen Suç İnfaz Birimi’nin küçülmeye gitmesiyle beraber, Christian bir müşteri için çalışmaya başlar: son teknolojileri kullanan ve robot üretimi yapan bir şirkettir bu. Şirketteki muhasebe memuru (Anna Kendrick) ise hesaplarda milyon dolarlık bir açık bulur. Öte yandan, Christian muhasebe kayıtlarını inceledikçe ve gerçeğe yaklaştıkça, ölenlerin sayısı artmaya başlar.
İrfan'ın Yorumu:
Filmin ilk 15 dakikasında biraz sıkılır gibi oluyorsunuz ama film sizi kendinize çekmeyi başarıyor. Çocukken otistik bir çocuğun üstün özellikleri sayesinde yaptıkları heyecanlı bir şekilde anlatılıyor.
Keyif alarak izleyebileceğiniz bir film...
Tavsiye ederim...
12 Aralık 2016 Pazartesi
15 Temmuz'da Kadın Faktörü: 24 Saat 15 Temmuz'un Kamera Arkası
Yayınevi: Doğan Kitap
Yazarı: Hande Fırat
Kitabı Bitiriş Tarihi:
9
Aralık 2016 / Cuma
18.59 / İstanbul
İrfan'ın Notu:
Hande Fırat'ın ilk kitabı her
halde... Bu kitabı da uzman birisine danışarak yazdığına dair bir şüphem
neredeyse yok gibi.
Evet... 15 Temmuz darbe
girişiminin görünen kahramanlarından birisi Hande Fırat. Tayyib Erdoğan'ı en
kritik bir zamanda TV'ye face time marifeti ile bütün Türkiye'ye konuşma imkanı
sağlayan kadın...
Bir diğer kahraman kadın da
TRT stüdyoları işgal edildiğinde eline bildiri okutulan Tijen Hanım
15 Temmuz heyecanını bir
hikaye-roman tadında tekrar yaşamak istiyorsanız buyrun bu kitabı okuyabilir, o
heyecanı an be an yaşayabilirsiniz.
Ben elime aldığımda
bırakamadım ve aynı gün içinde bitirdim... Komplo teorilerinden başını
kaldıranlara şiddetle tavsiye ederim.
Kitap ile ilgili İrfan'ın notları
Kitap ile ilgili her hangi
bir not alma ihtiyacı hissetmedim.
Çünkü dediğim gibi kitap hem
çok akıcı hem de bir roman tadında...
Hande'yi bu haberciliği
dolayısı ile bir çok kişi tebrik etmiş olabilir ama ben bu kitap dolayısı ile
tebrik ediyorum.
6 Aralık 2016 Salı
Sayılara Takılma: Kabe'nin Sırrı
Yayınevi: Sınır Ötesi Yayınları
Yazarı: Erdem Çetinkaya
Kitabı Bitiriş Tarihi: 6
Aralık 2016 - 17.36 / İstanbul
İrfan'ın Notu:
Bilirsiniz bir ara 19
sayısını takıntı haline getiren birisi vardı, Kur'an'da 19 mucizesi diyerek
kafayı yemişti.
Bu yazar da altın oran olan 1,618 ile Kabe'yi, İstanbul'u, Ankara'yı, Kudüs'ü anlamlandırmaya çalışıyor.
Bazı yerlerde iyice zıvanadan da çıkmıyor değil. Açıkçası bu kitabı aldığım
zamanı hatırlıyor ve ümitli olabileceğimi, farklı şeyler ile doyurucu bir çalışma
bekliyordum. Kitabı okuduktan sonra sayılara takılmış bir adamın gerçek-doğru
birbirine karışmış kanaatlerini görmekten dolayı üzüntü içindeyim.
Sinemalarda 28 diye bir film
vardı, her şeyi 28 rakamı üzerine bina ederek anlamlandırmaya çalışıyor, ona
göre hayatını şekillendirmeye çalışıyordu.
Sayıları yok saymadan,
matematiği inkar etmeden her şeyi sayılara ve matematiğe bağlama hastalığından
bakalım ne zaman kurtulacağız.
Erdem Çetinkaya lütfen biraz
kendine gel ve kafanı ahiret için yor.
Kitap ile ilgili İrfan'ın notları
Kitap ile ilgili not alacak
değerde önem atfeden bir cümle bulamadım. Ayetler ve hadisler var elbet ama
kitabın odaklandığı konuya beni ikna edecek bir şey göremedim maalesef.
Bazen bir kitap okursun da
zamanımı boşa aldı dersiniz ya
İşte bu da o kitaplardan biri
Göz atılabilir, bakılabilir
ama zaman ayırıp da okuma tenezzülünde bulunulmayacak bir kitap...
3 Aralık 2016 Cumartesi
Cennet Sultanı Meryem: Siret-i Meryem (Cennet Kadınlarının Sultanı)
Kitabın Adı: Siret-i Meryem (Cennet Kadınlarının Sultanı)
Yayınevi: Timaş Yayınları
Yazarı: Sibel Eraslan
Kitabı Bitiriş Tarihi: 2
Aralık 2016 - 23.15 / İstanbul
Sibel Eraslan'ın bu kitap
için söylediği "başucumdaki kaynaklar"a bir göz attığımızda beni
rahatsız eden unsurlar olsa bile kitabı elinize alıp da okumaya başladığınızda
bu kaynaklara bütün benliğinizle kapılmamanız önemli...
Sibel Eraslan'ın kitabı
yazarken ve siz de okuduğunuzda niyetin halisane olduğunu hissedebiliyorsunuz.
En azından ben kendi adıma öyle hissediyorum...
Hz. İsa ve annesi Hz. Meryem,
babası İmran ve annesi Hanne, teyzesi İ'şa ve İmran'ın bacanağı Hz. Zekeriyya,
Hz. Zekeriyya'nın oğlu Yahya... Evet kitabı okumaya başladığınızda iffet
timsali bir ailenin içinde imiş gibi hissediyorsunuz. Çünkü bu aile İslam
ailesi, iffetli, duayı, zikri ağızlarından eksik etmeyen, hakkı ve hakikati
çekinmeden söyleyen, insanlara ve insanlığa izzetli duruşu sergileyen bir
aile...
Sabırlı, panik olmayan bir
aile...
Dertlere sabır, iftiralara
sabır, işkencelere, hicretlere ve daha nicelerine sabır...
İslam ailesine baktığınızda
bunlardan başka ne var ki karşımızda olan...
Günümüze de baktığımızda
müslümanların başına gelenler bu aileden olmakla bağlantılı değil mi?
Şunu söyleyebilirim, aşağıda
da kitaptan bazı alıntıları alarak kitaptan faydalanılabileceğini, duygu yüklü
ve ibretlik sözlerle nasiblenilebilecek bir kitap... Şiddetle tavsiye ederim...
Özellikle genç kızlarımıza, hanımlarımıza, kadın faktörüne bigane kalanlara ...
Kitap ile ilgili İrfan'ın notları
(sayfa 48). Buradaki tesbitler ne kadar yerinde değil mi?
-------------
(sayfa 51)
-------------
(sayfa 58)
-------------
(sayfa 126)
-------------
(sayfa 136)
-------------
(sayfa 246)
-------------
(sayfa 327)
-------------
(sayfa 328)
2 Aralık 2016 Cuma
Dibe Vuruşun Dibisin: Bir Rüyaya Ağıt İçin
Filmin Adı: Bir Rüyaya Ağıt İçinOrjinal Adı: Requiem For A Dream
Film ile ilgili bilgi siteleri:
http://www.sinemalar.com/film/958/bir-ruya-icin-agit
Uyuşturucu bağımlısı bir genç, televizyon bağımlısı annesi ve aralarında günden güne yükselen bir uçurum... Uyuşturucu batağı içerisindeki Harry’nin hayattaki tek amacı daha fazla uyuşturucuyken; umutsuz annesini hayata bağlayan tek şey en sevdiği yarışma programıdır. Bir gün bu yarışmaya katılmaya hak kazandığında tek derdi, ödül olan kırmızı elbiseye girebilmek olacaktır. Yaşlı ve mutsuz kadın zayıflama hapları kullanmaya başlar... Hubert Selby’nin romanından uyarlanan trajik hikaye, ‘Black Swan’, ‘The Wrestler’, ‘Pi’ ve The Fountain gibi kült filmlere imza atmış Darren Aronofsky tarafından yönetilmiş; özellikle de Clint Mansell tarafından yapılan müzikleriyle hafızalara kazınmıştır.
İrfan'ın Yorumu:
Yönetmen çok incelikli bir iş çıkarmış. Batının uyuşturucu ve hayattan ümidini kesmesini enfes müzikleri eşliğinde iyice irdelemiş. Düşüşün, dibe vuruşun, çözümsüzlüğün ve çözüm arayaşında olup da çaresizlik içerisinde ümitsiz çırpınışları göreceksiniz filmde.
Her ne kadar bu tür filmleri daha iyi anlatabilmek için seks girdabına düşse de -ki bu girdaba girmeden de başarılı bir film çekilebilirdi- batı gençliğinin ve Amerikan ailesinin düşdüğü rezilliği, kepazeliği, çaresizliği gözler önüne sunması bakımından kayda değer diyorum...
28 Kasım 2016 Pazartesi
Danimarka Dizileri Muhteşem Gidiyor: Forbrydelsen
Dizi Film Adı: Forbrydelsen (CİNAYET)
Ülke: Danimarka

Bilgi siteleri:
http://22dakika.org/forbrydelsen-tanitim/
Toplamda 3 sezon süren ve Kasım 2012’de final yapan Forbrydelsen, genel olarak baktığımızda bir polisiye drama. Ama ultra-teknolojik aletlerle, Einstein detektiflerle her bölüm ayrı vaka çözülen klasik polisiyelerden değil. Bütün bir sezon bir vakaya ayrılıyor. Vaka hem polisler açısından, hem de maktul yakınları açısından derinlemesine inceleniyor. Her yeni bulguya polislerle eş zamanlı erişiyor ve bu yeni bilgilerle davanın nasıl yön değiştirdiğini, onlarla beraber izliyorsunuz. Her detay ince ince sezon boyunca işleniyor ve size de finale doğru bu parçaların birleşmesini tatminle izlemek kalıyor.
İrfan'ın yorumu: Danimarka siyasetini anlamak istiyorsanız izleyeceğiniz dizi: BORGEN, ama Danimarka dizileri içerisinde şu an izlediğimiz bu Cinayet dizisi son bölümüne kadar merak uyandıran ve kurgu bakımından iyi işlenmiş. Amerikan film ve dizilerinden gına geldi diyenler için farklı kulvarlara açılan bir dizi. Şiddetle tavsiye ederim. Pişman olmayacaksınız...
Ayrıca:
https://www.youtube.com/watch?v=XBMtao0Vvao
Ülke: Danimarka

Bilgi siteleri:
http://22dakika.org/forbrydelsen-tanitim/
Toplamda 3 sezon süren ve Kasım 2012’de final yapan Forbrydelsen, genel olarak baktığımızda bir polisiye drama. Ama ultra-teknolojik aletlerle, Einstein detektiflerle her bölüm ayrı vaka çözülen klasik polisiyelerden değil. Bütün bir sezon bir vakaya ayrılıyor. Vaka hem polisler açısından, hem de maktul yakınları açısından derinlemesine inceleniyor. Her yeni bulguya polislerle eş zamanlı erişiyor ve bu yeni bilgilerle davanın nasıl yön değiştirdiğini, onlarla beraber izliyorsunuz. Her detay ince ince sezon boyunca işleniyor ve size de finale doğru bu parçaların birleşmesini tatminle izlemek kalıyor.
İrfan'ın yorumu: Danimarka siyasetini anlamak istiyorsanız izleyeceğiniz dizi: BORGEN, ama Danimarka dizileri içerisinde şu an izlediğimiz bu Cinayet dizisi son bölümüne kadar merak uyandıran ve kurgu bakımından iyi işlenmiş. Amerikan film ve dizilerinden gına geldi diyenler için farklı kulvarlara açılan bir dizi. Şiddetle tavsiye ederim. Pişman olmayacaksınız...
Ayrıca:
https://www.youtube.com/watch?v=XBMtao0Vvao
21 Kasım 2016 Pazartesi
Mahrem Konular: Mahrem
Kitabın Adı: Gizli Belgelerde Türkiye'nin Sırları: MAHREM
Yayınevi: Kırmızı Kedi Yayınları
Yazarı: Barış Terkoğlu / Barış Pehlivan
Kitabı Bitiriş Tarihi: 20
Kasım 2016 - 17.27 / İstanbul
İrfan'ın Notu:
Wikileaks belgelerinin
dünyaya mal olması ile beraber bütün dünyada gizli kapaklı birçok işler nasıl
dönmüş, kim kime ne anlatmış ... bilinmesi gerektiği kadar bilindi. Ben gerçi
birçok çok gizli konuların açığa çıktığına inanmamakla beraber bayağı bir
dedikodu boyutu basına yansımış bulunuyor.
İşte bu kitap biraz da
bunları referans alarak Fetullah Gülen ile Türkiye ile birlikte yeryüzünde ele
avuca gelen diğer ülkelerin ilişkilerini ortaya koymakta, ifşaatlarda
bulunmakta.
Kayda değer bir yakın tarih
yolculuğu yapmak ister misiniz? KAYDA DEĞER ...
Kitap ile ilgili İrfan'ın notları
"Gülen onlarca
akademisyen, din adamı ve Morton Abramovitz, George Fidas, Graham Fuller gibi
önemli ABD'li isimler tarafından kendisi hakkında yazılmış referans
mektuplarını mahkemeye sundu
Kim miydi Fetullah Gülen'e
referans olanlar?
Ayrıntılandıralım...
George Fidas: CIA
"Analiz Bölümü Direktörlüğü" görevini yürüttü ...
... (sayfa, 74-75)
(İrfan'ın Notu: Kitabı aldığınızda bu referans olanların tamamını daha detaylı bir şekilde görebileceksiniz. Ben şimdilik tadı damağınızda kalsın diye böyle bıraktım)
"Yazmalıyız:
Sadece Garih değil,
Alarko'daki ortağı İshak Alaton da Fethullah Gülen konusunda oldukça çaba
sarfediyor, onun için çalışıyor.
Garih Eyüp Mezarlığı'nda
Nakşibendi Küçük Hüseyin Efendi'nin mezarını ziyaret ederken öldürülmüştü.
Katili bulunsa da cinayet konusunda hâlâ kafalarda soru işareti var. Ancak
konumuz bu değil.
Mesele şu:
Türkiye'nin en büyük
şirketlerinden Alarko'nun iki ortağının bu İslami tarikat ve cemaatlere
ilgilerinin sebebi ne?
Amaç sadece siyasete/iktisada
bunlar hakimdir düşüncesiyle, bu şekilde "şirin gözükerek" ihale
almak mıdır? Bu değerlendirme çok sıradan olmaz mı?
Mutlaka sosyologların,
tarihçilerin yanıt vermesi gerekir.
Neden musevi iki ortak Garih
ve Alaton, aracılık yapacak, her cumartesi mezar ziyareti yapacak kadar tarikat
ve cemaatlere karşı bir "adanmışlık" duygusu içinde? (sayfa, 171)
"Fetullah Gülen ise
kendi cemaatine "paralel" diyenlerin cennete gidemeyeceğini şöyle
iddia etti:
Mesela, hareket için
tahminlere göre, bütün dünyada 15-20 milyon kadar sempatizani var. Bunların
bütününe birden paralel dediğiniz zaman, sülük dediğiniz zaman, bu küfre denk
bir günahtır. Onca insandan "hakkını helal et" deyip ruberu haklarını
helal ettirmedikçe, o insanın cennete gitmesi mümkün değildir, elli tane
İstanbul feth etse dahi mümkün değildir." (sayfa 317).
(İrfan'ın yorumu: Hadi ordan).
"... Büyükelçi aldığı
cevabı kriptoya şöyle not ediyordu:
... Heuberger'e göre,
Avrupa'daki Gülenciler, kültürlerarası diyaloğu destekliyor ama bunun nedeni,
bu diyaloğu Avrupa toplumuyla entegrasyona yönelik bir adım olarak görmeleri
değil, bunun Fetullah Gülen'in öğretilerinin ve dünya görüşünün bir parçası
olması ..." (sayfa, 322)
(İrfan'ın yorumu: Gülencilerin ayaklarının kaydığı en önemli noktalardan birisi: Ne olursa olsun bu konuda Fetullah Gülen ne diyor diyerek yola çıkıyorlar. Ne olursa olsun Allah ve Rasulü ne diyor diye değil. Bu da Tevbe Suresi'nin 31. ayet-i kerimesi ile örtüşüyor. Onlar hahamlarını rahiplerini rabbler edindiler, çünkü onlar helal derlerse helal, haram derlerse haram olarak kabul ediyorlardı. Gülenciler de Fetullah Gülen ne söylerse onu din olarak algılıyorlar. Velev ki İslam'la taban tabana zıt olsa dahi).
"Hakan Fidan da cemaate
göre bu "acem uşakları"nın arasındaydı ve hatta önde gidenlerdendi.
Öyle ki cemaate yakın sosyal
medya hesaplarından İran Devrimi lideri Ayetullah Humeyni'nin yanındaki bir
çocuğun fotoğrafı paylaşılıyor, çocuğun Hakan Fidan olduğu ve devrimden sonra
Türkiye'ye gönderildiği iddia ediliyordu." (sayfa, 357)
(İrfan'ın yorumu: Algı oyunlarında bu yapının eline su tutacak kimse tanınmıyor). Yalanı yeminle söyleyen, akidesini yalan üzerine bina eden, İran'ı eleştirip İran şii inancının tüm öğelerine sıkı sıkıya yapışan başka bir örgüt var mı acaba?)
"Kısacası, İbrahim Kalın
birçok AKP'li gibi cemaat ile iyi ilişkilere sahip oldu, ortak çıkarların
getirdiği bahar mevsimini yaşadı. Ne zaman ki, bahar hazana dönünce oyunu
AKP'den yana kullanarak yoluna devam etti." (sayfa, 380)
(İrfan'ın yorumu: FETÖ'nün algılarla, yalan dolanlarla, hakikatı sulandırmalarıyla, pusuyla, şantajla ve daha akla hayale gelmedik yöntemlerle Türkiye'de girmedik yer bırakmış mı ki İbrahim Kalın da onlardan etkilenmesin? Yazarın bu tesbiti İbrahim Kalın gibi değerli bir şahsiyeti zan altına sokarak AKP'ye çakmak. AKP'ye çak ama hakkaniyetle çak. Kınıyorum).
"Yazışmada o günler için
şaşırtıcı sayılabilecek bir tahmin de vardı. Daha 2009 tarihli Stratfor
belgesinde, cemaatin AKP ile yollarını ayıracağından söz ediliyordu:
... Kendi gelişen tabanıyla
birlikte cemaat kısa süre zarfında AKP ile yedi yıldır sürdürdüğü simbiyotik
(karşılıklı faydalanma) yaşamı gözden geçirmeye karar verebilir ..."
(sayfa, 397-398).
(İrfan'ın yorumu: Tarih
dikkat çekici: 2009).
10 Kasım 2016 Perşembe
Geçmişe Bir Bakın Derim: Kavimlerin Helakı
Kitabın Adı: Kavimlerin Helakı
Yayınevi: Nebevi Hayat Yayınları
Yazarı: Yakup Ahıska
Kitabı Bitiriş Tarihi: 9
Kasım 2016 - 19.45 / İstanbul
İrfan'ın Notu:
Kur'an okuyup da (mealini ya
da tefsirini kast ediyorum) bazı kavimlerin başlarına gelenler, onların
inatçılıkları, söz dinlememeleri, peygamberlerini yalanlamaları vs. sebeblerden
dolayı helak edilmeleri ile ilgili konular okuyucunun gözünden kaçamaz. Kur'an
bu kavimleri gelecek nesiller için ve günümüz insanları için ibret vesilesi
kılmış, bizlere uyarılarda bulunmuştur. İşte bu küçük hacimli kitap da ayetler
eşliğinde o kavimlerin başlarına gelenleri öz bir şekilde okuyucuya sunmuş
bulunmaktadır. Bunu sunarken de hiç bir şekilde okuyucuyu yormadan ve aşırı
detaylara girmeden verilmek istenen mesajı elinden geldiğince vermek için çaba
sarf etmekte, okuyucunun geçmişi tefekkür edip Kur'an ayetleri ile bunu hatırlamasına
olanak vermektedir. Bazı değerlendirmelere şerh düşsem de kitap genel olarak
faydalı diye düşünüyorum.
Kitap ile ilgili İrfan'ın notları
"Hz. Nuh (a.s) dokuzyüzelli
yıllık uyarılarının sonucunda kavminin hakka tabi olmayacağını anlayınca
kavminin helak olmasını Rabbinden istiyor. Demek ki hak uzun süre bir topluma
ve kişiye götürülüp, sapmalarından vazgeçmezlerse ve iman edeceklerine dair
ümitler kesilecek olursa bu taktirde beddua edilebilinir." (sayfa, 16)
Kanaatimce bu konu
tartışılır. Çünkü kitabın ilerleyen sayfalarında Hz. Yunus'un bir kavme olan
tebliğinde Allah'tan o kavmi terk etmesi istenmediği halde "ben bunlara
yeterince tebliğ ettim artık iman etmiyorlar" diyerek o kavmi terk etmesi
sonucunda başına gelenler yine bu kitapta anlatılmaktadır.
Bu yüzden vahye muhatap
olmakla birlikte vahiy gelmeyen biz beşer insanların "artık bu insan, bu
kavim, bu topluluğa yeterince anlattım, aktardım, hakkı haykırdım. O yüzden
bunlar da anlamıyorlar. Anlamadıkları için ben bunları terk edeyim yahut ben
bunlara beddua edeyim" şeklindeki bir anlayışın doğru olmadığı
kanaatindeyim. Bizler hangi toplumda olursak olalım direnç göstererek hakkı
tebliğ etmeli, bunun yollarına başvurmalıyız. Demokratik toplumlarda ve
diktatörlükle yönetilen toplumlarda tabi ki bunlar farklıdır. Ama bunun
örneklerini hem Kur'an'da hem Rasulullah (s.a)'ın hayatında hem de günümüze
kadar gelen önder davetçilerin hayatında bulabilir, bunlardan esinlenebiliriz.
Kitapta itiraz edebileceğim
veya tartışmaya açabileceğim diğer bir husus da aşağıdaki nota binaen
değerlendirmelerimde yatmaktadır:
"... Yapılan kazılardan
anlaşıldığına göre; zenginlik ve debdebenin akıl almaz boyutlara yükseldiği
Pompei, günden güne tefessüh ediyor ve şehrin her köşesinde, "fuhuş ve
lutilik evleri" boy gösteriyordu." (Sayfa 127)
Okuyucuya ilk önce şu soruyu
sormak isterim: Ailenizde, etrafınızda, tanıdık çevrenizde, farklı ülkelerdeki
tanıdıklarınıza baktığınızda veya uzanabildiğiniz tüm çevrede "Lut"
peygamber ismi olduğu halde çocuklarına "Lut" ismini veren kimse var
mı?
Ben şu yaşıma geldim
göremedim. Sordum bulamadım. Bu kitapta "lutilik", başka İslami
eserlerde "Lut kavminin ameli" gibi değerlendirmeler yerine
"homoseksüellik", "eşcinsellik" ya da belki biraz daha hard
olacak ama "ibnelik" gibi ifadeler kullanılsa daha tercihe şayan olur
kanaatindeyim. Çünkü Lut ismi bir peygamber ismi. Fakat günümüze kadar gelen bu
anlayış sanki bu yüce ismin üzerine bilerek ya da bilmeyerek hiç hoş olmayan
bir izlenim bırakır, böyle bir algı sonucu doğurur. Bu kitap özelinde itiraz
ettiğim bir husus olarak kayıtlara geçmesini istediğim bir husus olarak
zikretmek istedim.
8 Kasım 2016 Salı
Kınıyorum Bu Kitabın Yazarını: Son Darbe
Kitabın Adı: Son Darbe
Yayınevi: Elips Kitap
Yazarı: Yasin Topaloğlu
Kitabı Bitiriş Tarihi: 7
Kasım 2016 - 19.41 / İstanbul
İrfan'ın Notu:
Kitap çıkarmak için kitap
çıkarmak böyle bir şey olsa gerek. Bu kadar özensiz, bu kadar dikkatsiz, bu
kadar kendi ilgi alanına girmeyen konularda ahkam kesmek, bu kadar dengesizlik,
bu kadar resimlerin yerli yerine oturtulmaması...
Ancak bu kitapta gördüm
Açıkçası kitap tam anlamı ile
rezalet olmuş diyebilirim
Deve desen deve değil, kuş
desen kuş değil
Kitap desen kitap değil,
dergi desen dergi değil...
Olmamış Yasin Topaloğlu
15 Temmuz Darbe girişiminin
tarihi serüvenini anlatırken haddini aşmış gibisin. Said-i Nursi ile Fetullah
Gülen'i neredeyse aynı kefeye koyma cüretini dahi göstermişsin. Seni kınıyorum.
Adam akıllı bir kitap
çıkaramamışsın. 15 Temmuz'dan faydalanarak parsayı toplama gayreti içerisinde
özensiz bir kitap hazırlamışsın.
Tavsiye etmiyorum...
Ben ettim siz etmeyin...
Kitap ile ilgili İrfan'ın notları
Kitap ile ilgili ne notu alayım
15. Hem de 15 kere 15 diyorum ve tüm boyutları ile kınıyorum.
Adam akıllı kitap olduğu
zaman gerekli hassasiyeti gösteren ben, böyle özensiz bir kitap için de kusura
bakmasın ama Yasin bey Mete Yarar'ın kitabına bir baksın ve özen nasıl olurmuş
anlasın.
Yani bu kitap dolayısı ile
yazara o kadar kızgınım ki protesto olması bakımından kitabın kapağını dahi
bloğuma koymama kararı aldım.
Darbe Darbe Dedin Başımın Etini Yedin: Darbenin Kayıp Saatleri
Yayınevi: Destek Yayınları
Yazarı: Mete Yarar / Ceyhun Bozkurt
Kitabı Bitiriş Tarihi: 7
Kasım 2016 - 18.32 / İstanbul
İrfan'ın Notu:
15 Temmuz darbe girişimi ile
birlikte bir kişinin görüşleriyle, bakış açısıyla, olayları değerlendirmesiyle
öne çıktığını görebiliyordunuz. Mete Yarar'dan bahsediyorum. 15 Temmuz'dan önce
de yazdığı yazılar ve televizyondaki bazı programlarda kendisini hissetirmişti
ama 15 Temmuz'dan sonra daha bir belirgin hale geldi. İşte o Mete Yarar, Çeyhun
Bozkurt ile beraber el ele vererek bir kitap çıkardı. Darbenin Kayıp Saatleri.
Kendisini dinlediğinizde ve
kitabına baktığınızda milliyetçi muhafazakar vatanperver bir kişi izlenimi
veriyor. Siyasi duruşu ise herkese mesafeli olarak kendisi beyan ediyor.
Peki ne yazıyor ve ne
söylüyor Mete Yarar ve arkadaşı: Kitap büyük bir özenle hazırlanmış. Buna
rağmen birkaç ufak tashih hataları göze çarpmıyor değil. Ama buna rağmen
kitabın 15 Temmuz'u anlamamıza yönelik büyük bir gayreti olduğunu
söyleyebilirim...
TV'de daha önce Amerikan
yapımı 24 diye bir politik gerilim filmi vardı. Sistem olarak ona uygun hale
getirerek yazmışlar. Adım adım, saat saat, dakika dakika. 24 saatte bir darbe
başladı ve bitti...
İşte bu darbe girişiminin an
be anını sanki o anları tekrar yaşarcasına bize anlatan bu kitabı çok başarılı
bulduğumu söyleyebilirim. Şiddetle tavsiye eder, önyargılardan uzak bir şekilde
kitabı okumanızı salık veririm.
Kitap ile ilgili İrfan'ın notları
Komplo teorisi güdenlere nazire
olması bakımından aldığım bir not:
"Bunlar yaşanırken bir
şey dikkat çekiyordu. Cumhurbaşkanı Erdoğan çok sakindi. Hatta sonradan
yanındakilere sorduğumuzda bu sakinliğini şöyle açıkladılar:
Göreve geldiği günden
itibaren çok sayıda badire atlattı. 7 Şubatlar, 17-25 Aralıklar, parti
kapatmalar, muhtıralar vs. Her defasında sakinliğini korudu. Bugün niye
sakinliğini korumasın?" (sayfa 127)
"Buraya not düşmek
gerekmektedir.
Özel Kuvvetler Karargahı o
akşam düşseydi ve Semih Terzi öldürülmeseydi belki de tüm Türkiye'de bordo
berelileri Ankara'ya, İstanbul'a getirip bu işi bitireceklerdi. Kimse o
personele haberleri olduğu halde nasıl gelirler diye soramaz.
Neden mi?
Özel Kuvvetler'de çok özel
operasyonlara gitmeden önce karartma uygulanır." (sayfa 153)
Ve daha nice önemli anlar bu kitapta sizleri
beklemektedir.
Tanıtım Bülteni'nden
15 Temmuz'u tek başına bir
darbe girişimi olarak mı alacağız yoksa geniş fotoğrafa mı yerleştireceğiz?
Bunu hiç düşündünüz mü? Yıllardır Büyük Ortadoğu Projesi'nin tehlikelerine
dikkat çekenlerin 15 Temmuz'u bir grubun basit bir darbe girişimi olarak görmesi
mümkün mü? Dibimizde bir kaos yaşanırken, içimizde terör örgütleri pusudayken
15 Temmuz'u bunlardan bağımsız ele alamayız. Büyük bir yapbozun parçasını
yaşadık o gece. Buradaki şablonu ve amacı anlayamaz, öğrenemezsek karşımızdaki
gücün olası diğer hamlelerinde başarısız olabilir, tökezleyebiliriz. Biz bu
kitapta size sözünü ettiğimiz yapbozun küçük bir parçasını değil, bütün şablonu
okuyabileceğiniz önemli verileri aktarmaya çalıştık.
Çünkü 15 Temmuz gecesi kripto bir suç örgütü tarafından bireylere yönelik değil Türk milletine karşı bir cinayet işlendi. Dünyada bilinir ki kusursuz cinayet diye bir kavram yoktur. Katiller ne kadar dikkat etseler de ya başlangıcında, ya cinayet mahallinde ya da sonrasında arkalarında birçok iz bırakırlar. Biz bu kitapta 15 Temmuz gecesine nasıl geldiğimizi, o gecedeki kayıp saatleri ve sonrasında yaşanan süreci aktarma amacını taşıdık. 15 Temmuz saat 14.45'te Milli İstihbarat Teşkilatı önünde bir koşturmayla başlayan 25 saatlik süreci yazmaya, bu 25 saatte şu soruların yanıtlarına ulaşabilmeniz için bir yol açmaya çalıştık:
-Darbe nasıl öğrenildi?
-Darbe ne zaman planlandı ve harekete geçildi?
-Darbenin bir numarası kimdi?
-Genelkurmay Başkanı ve MİT Müsteşarı neden bilgilendirme yapmadılar?
-Darbeyle ilgili ihbar gelmiş olmasına rağmen önemli komutanlar neden Ankara'ya çağrılmadı ve düğünlere katıldılar?
-Bu kripto örgüt kendini nasıl kamufle etti?
-Genelkurmay'daki örümcek ağını nasıl oluşturdu?
-15 Temmuz gecesi ilk olarak nereyi hedeflediler?
-İstanbul ve Ankara dışında gerçek anlamda neler yaşandı?
-Cumhurbaşkanı'nın Marmaris seyahatine yol açan kritik görüşme neydi?
-Darbenin kırılma anları nelerdi?
Bu soruların yanıtlarını elimizden geldiği kadar ilgililere sorduk. Olayların geçtiği yerleri adım adım gezdik, bilgi topladık, katilin eşkâlini tarif edecek sonuçlara ulaştık.
Şimdi sizleri o gecenin kayıp saatlerini bulmanız, katilin eşkâlini görebilmeniz için 15 Temmuz 14.45'e, Ankara Yenimahalle'deki Milli İstihbarat Teşkilatı'nın önüne götürüyoruz.
Çünkü 15 Temmuz gecesi kripto bir suç örgütü tarafından bireylere yönelik değil Türk milletine karşı bir cinayet işlendi. Dünyada bilinir ki kusursuz cinayet diye bir kavram yoktur. Katiller ne kadar dikkat etseler de ya başlangıcında, ya cinayet mahallinde ya da sonrasında arkalarında birçok iz bırakırlar. Biz bu kitapta 15 Temmuz gecesine nasıl geldiğimizi, o gecedeki kayıp saatleri ve sonrasında yaşanan süreci aktarma amacını taşıdık. 15 Temmuz saat 14.45'te Milli İstihbarat Teşkilatı önünde bir koşturmayla başlayan 25 saatlik süreci yazmaya, bu 25 saatte şu soruların yanıtlarına ulaşabilmeniz için bir yol açmaya çalıştık:
-Darbe nasıl öğrenildi?
-Darbe ne zaman planlandı ve harekete geçildi?
-Darbenin bir numarası kimdi?
-Genelkurmay Başkanı ve MİT Müsteşarı neden bilgilendirme yapmadılar?
-Darbeyle ilgili ihbar gelmiş olmasına rağmen önemli komutanlar neden Ankara'ya çağrılmadı ve düğünlere katıldılar?
-Bu kripto örgüt kendini nasıl kamufle etti?
-Genelkurmay'daki örümcek ağını nasıl oluşturdu?
-15 Temmuz gecesi ilk olarak nereyi hedeflediler?
-İstanbul ve Ankara dışında gerçek anlamda neler yaşandı?
-Cumhurbaşkanı'nın Marmaris seyahatine yol açan kritik görüşme neydi?
-Darbenin kırılma anları nelerdi?
Bu soruların yanıtlarını elimizden geldiği kadar ilgililere sorduk. Olayların geçtiği yerleri adım adım gezdik, bilgi topladık, katilin eşkâlini tarif edecek sonuçlara ulaştık.
Şimdi sizleri o gecenin kayıp saatlerini bulmanız, katilin eşkâlini görebilmeniz için 15 Temmuz 14.45'e, Ankara Yenimahalle'deki Milli İstihbarat Teşkilatı'nın önüne götürüyoruz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











