17 Şubat 2017 Cuma

Yeniden ve Yeniden: Sil Baştan

Kitabın Adı: Sil Baştan
Yayınevi: Koridor Yayınevi
Yazarı: Ken Grimwood
Kitabı Bitiriş Tarihi:          

13 Şubat 2017                       

Saat: 23.35 / İstanbul



İrfan'ın Notu:
Heyecanla okuyacağınız ve elinizden bırakamayacağınız bir roman...


14 Şubat 2017 Salı

Duadan Sonra Savaş: Hacksaw Ridge

Filmin Adı: Savaş Vadisi

Orjinal Adı: Hacksaw Ridge

Yönetmen: Mel Gibson


İrfan'ın Yorumu:  Savaşırım ama adam öldüremem, ancak öldürmeye değil yaşatmaya tutkulu bir düşüncenin adamıyım temalı harika bir savaş (savaş karşıtı) film.

Mel Gibson bu yönetmenliğinde de harika bir iş çıkarmış.

Çok başarılı buldum. Şiddetle tavsiye ederim... Çok harika çıkarımlar var filmde.

Örneğin komutan soruyor askerlere: "Neden savaşa çıkmıyorsunuz, hazır değil misiniz?" Komutan cevap veriyor: Hazırız ama askerin dua etmesini bekliyoruz diyor...

Allah'a inanç, dua, inancın etkisi... Mel iyi iş çıkarmış vesselam...

İMDB Adresi: http://www.imdb.com/title/tt2119532/


Savaş Vadisi (özgün ismiyle: Hacksaw Ridge), İkinci Dünya Savaşı'nda ateşli silah yada savaş aleti taşımayı reddeden barış yanlısı Amerikalı savaş doktoru Desmond Doss hakkındaki, 2016 Amerikan yapımı biyografik savaş filmi.
Filmin yönetmenliğini Mel Gibson yaparken, senaryosunu, Doss hakkındaki önceki bir belgeselden uyarlayarak Andrew Knight ve Robert Schenkkan yazdı. Filmin oyuncu kadrosunda Andrew GarfieldSam WorthingtonTeresa PalmerHugo WeavingRachel Griffiths ve Vince Vaughn yer almaktadır. Film 4 Kasım 2016'da ABD'de gösterime girdi ve genellikle olumlu yorumlar aldı. Amerikan Film Enstitüsü tarafından 2016'nın en iyi 10 filminden biri olarak seçilen film, 74. Altın Küre Ödülleri'nde 3 adaylık elde etti fakat hiçbirini kazanamadı. Ayrıca 70. BAFTA Ödülleri'nde 5 adaylık elde etti.

11 Şubat 2017 Cumartesi

Deklarasyon mu Dediniz: İslam Deklarasyonu

Kitabın Adı: İslam Deklarasyonu

Yayınevi: Fide Yayınları
Yazarı: Aliya İzzet Begoviç

Kitabı Bitiriş Tarihi:          09 Şubat 2017                       

Saat: 23.41 / İstanbul

İrfan'ın Notu:
Açıkçası kitabı elime aldığımda Aliya'nın ilk kitabını ve düşüncelerini öğrenmek açısından heyecanlanmadım değil... Kitabı okumaya başladığımda, hem heyecanla tesbitlerinin özlü cümlelerle anlatılması hem de 60'lı yıllarda Avrupa'nın içinde böyle bir düşüncenin varlığının Bosna'da (o günkü Yugoslavya) hayat bulması sevindirmişti.
Ama o da nesi...

Hayır hayır görüşlerinin tartışılmasından bahsetmiyorum...
Bazı görüşleri en azından tartışmaya açık, anlamlandırma da o günün şartları ve başka etkenler dolayısı ile ana kaynaklara tam vakıf olamama gibi sebebler olabilir.
İtiraz ettiğim şey başka.

Evet evet 100 sayfalık küçük bir kitabın eleştirisi Aliya üzerinden yürümüyor benim açımdan.
Yayıncı bu kadar rezil bir yayına imza atamaz. Bu kitap hiç mi tekrar okunup gözden geçirilmemiş, hiç mi mizanpaj hataları tesbit edilmemiş, hiç mi devrik cümleler düzeltilmek için gayret sarfedilmemiş, hiç mi hiç mi ... ???

Yayın yönetmeni görevini yapmamış...
Yayın editörü görevini yapmamış...
1. tashih, 2. tashih, 3. tashih hak getire...
Rezil ötesi bir iç dizayn böyle mi olur Allah aşkına...
Yayınevine ulaşıp bu şikayetlerimi dile getirmek istedim fakat kitapta belirtilen cep telefonuna da ulaşılamıyor maalesef.

Kitabın kapak tasarımı hariç içinde o kadar çok tashih ve o kadar çok düzeltilmesi gereken şeyler var ki? Bu da bende şu kanaatin oluşmasına sebeb verdi: Acaba bu kadar hatanın olduğu bir kitapta yazar Aliya İzzet Begoviç'in görüşleri doğru yansıtılmış mıdır?
Bu sebebten ötürü yayınevini en şiddetli bir şekilde kınıyorum, bu kitabı mümkünse piyasadan çekip zorluklarına da katlanarak adam akıllı bir şekilde düzeltmesini yapıp tekrar insanlara sunmaları gerekir kanaatindeyim.

Yayınevi yetkililerini ve bu kitabın çıkmasına gayret göstermiş tüm ilgilileri kınıyorum.

Tekrar ediyorum, yayınevi yetkililerini bu şekilde eleştirmem Aliya'nın kitabının kalitesizliğinden değil, kitabın kalitesiz bir şekilde basıma ve piyasaya sunulmasından dolayıdır.
Yani kitap çıktıktan sonra hiç mi bir Allah'ın kulu eline alıp okumamış bu kitabı?
Üstelik kitabın girişinde 15. baskıya dair küçük bir not da iliştirilmiş.
Yuh denir böylesi durumlara değil mi?

Kitap'tan Bazı Alıntılar
"Müslüman dünyasında muhafazakar düşüncesinin, tek olmasa da en büyük temsilcileri şeyh ve hocalar kesimidir. Onlar, İslam'ın "İslam'da ruhbaniyet yoktur" şeklindeki açık düsturuna rağmen, kendilerini ayrı bir sınıf gibi organize ettiler ve İslam'ın yorumlanmasını tekellerine alarak kendilerini Kur'an-ı Kerim ile insanlar arasında aracı olarak konumlandırdılar." (sayfa, 22)

"Ne olduğunu ve köklerinin nereden geldiğini bilmeyen bir ülke, nereye gideceğini ve yüzünü neye doğru çevirmesi gerektiğini bilebilir mi?" (sayfa, 26)



"... nihayetinde Kur'an-ı Kerim'i anlaşılan bir manası ve içeriği olmaksızın çıplak bir ses haline getirdiler." (sayfa, 33)

1 Şubat 2017 Çarşamba

Keşke Eski Kocanı Üzmeseydin: Gece Hayvanları

Filmin adı: Gece Hayvanları

Orjinal adı: Nocturnal Animals

Film ile ilgili bilgi alınabilir bir site: http://www.beyazperde.com/filmler/film-236498/

Susan Morrow, 19 yıl önce yazar eşi Edward Sheffield’ı terk eder. İkinci evliliğinde ise bir doktorun eşi olarak düzenli bir hayat sürmektedir. Bir gün posta kutusunda eski eşinin hiç yayımlanmamış olan ilk romanının taslağını bulur. Eski eş kendisinin fikrini sormaktadır. Susan, bir matematik profesörü olan eski eşi Tony’nin ailesi ile çıktığı bir yolculuğu anlatan "Noctural Animals" adındaki bu kitabı elinden bırakamaz. Kitabın kahramanı Tony’nin hayatı berbat bir hale geldikçe Susan da geçmişini hatırlayacaktır. Bu tehlikeli duygular onun geleceğini kemirecek ve hayatını değiştirecektir.
Austin Wright'ın 1993 tarihli "Tony ve Susan" romanından uyarlanan filmin yönetmen koltuğunda A Single Man (2009) filminden tanıdığımız Tom Ford oturuyor. Senaryosunu da Ford'un üstlendiği filmin oyuncu kadrosunda ise Amy Adams, Jake Gyllenhaal, Michael Shannon, Aaron Taylor-Johnson, Isla Fisher ve Armie Hammer gibi ünlü oyuncular yer alıyor.

İrfan'ın Yorumu: 
İlk dakikalar biraz sıkılır gibi oluyorsunuz ama filmin ilerleyen anlarında sizi bir heyecan alıp götürüyor. Farklı bir üslupla kotarılmış kayda değer bir film. Kocanın karısına anlatamadıklarını bir roman üzerinden anlatma çabası... 
Başarılı buluyorum....

25 Ocak 2017 Çarşamba

Acımasızlık Diz Boyu: Anthropoid

Filmin Adı: Anthropoid

Konusu: İkinci dünya savaşında üst düzey bir Alman'a yapılan suikast girişimi ve sonra olan olaylar



Konu ile ilgili bilgi alınacak yerler:

https://tr.wikipedia.org/wiki/Reinhard_Heydrich

İrfan'ın Yorumu: İzledikten sonra pişman olmayacağınız bir 2. Dünya Savaşı filmi. Çekoslovakya ve Prag baş rollerde...

Tavsiye ederim...

Sen Kendi Cahiliyene Bak: İslam Öncesi Cahiliye ve Günümüzde Din Gerçeği

Kitabın Adı: İslam Öncesi Cahiliye ve Günümüzde Din Gerçeği
Yayınevi: İhtar Yayınları
Yazarı: Haşimi Rafsancani
Kitabı Bitiriş Tarihi:          22 Ocak 2017 Saat: 20.01 / İstanbul

İrfan'ın Notu:
İran'ın siyaset adamı Haşimi Rafsancani birkaç gün önce Rabbine hesap vermek üzere dünya yolculuğunu terk etti. Kendisinin İran devriminden sonra Türkiye'li müslümanların okuması için yazdığı bir eser elime geçti. Ne diyor bu adam diye okuma ihtiyacı hissettim. Kendisi İslam öncesi cahiliye döneminde yeryüzünün belli başlı ülkelerindeki cahili yaşayışları ele almış. Japonya, Çin, Hindistan, İran, Arap Yarımadası vs.

O zamanın cahiliyesini "bu çok kötü bir cahiye" diye anlata anlata bitirememiş. Ama şu son yıllarda İran'ın Suriye'li müslümanlar üzerindeki etkisini ve cahili bakış tarzı sonucu ümmetten uzaklaşması ile ilgili herhangi bir kitabını ya da demecini göremedik.
İran'daki bu kadar müslümanın kanında onun da ne kadar payı var artık Rabbine verecek hesabını...
Biz de kendisini Rabbimize havale ediyoruz. O ne yapacağını en iyi bilendir.

Kitap'tan Bazı Alıntılar
"Peygamberlerin bu insanlığın onurunu yüceltmek, onları kula kulluktan kurtarıp, sadece Allah'a kul yapmak gibi önemli görevleri olmuştur. Peygamberlerin yolundan giden alimler, aydınlar ve sorumluluk sahibi müslümanlar da yaşadıkları toplumlarda insanları cağdaş firavunların, nemrutların, emperyalistlerin tahakkümünden kurtarmak için mücadele etmelidirler." (sayfa 7)

Bu kitabın önsözündeki bir paragraf... Acaba kitabın önsözünü yazan şahıs Suriye'yi gördükten sonra bugünkü İran için ne düşünür?

"Miladi VII. asrın başlarında İran'ı ziyaret etmiş olan Çin asıllı gezgin Hevan Tisank şöyle der: İranlıların evliliği çok karışık ve düzensizdir.
Örtünme geleneği, elit tabakanın hanımları arasında yoğunlukla revaçtaydı. Fakat işçi ve çalışmak zorunda olan alt tabakaya mensup kişilerin hanımları, örtünmeksizin erkeklere katılır onlarla içiçe yaşardı ve İran'ın elit tabakası kadınlarının örtünme geleneği müslümanlara geçti." (sayfa, 60)

Bu mudur yani. Örtünme geleneği İran'lı elitlere aitmiş de (doğru olabilir tabi bu örtünme ile ilgili tesbiti) oradan da müslümanlara geçmişmiş de... Yemezler...

"Manu şöyle diyor: Kadın, şerefsizliğin ve alçak bir hayatın kaynağıdır. Kadından sakın. Vefalı kadının, kocasına, tanrıya hizmet ediyormuş gibi hizmette bulunması gerekir. Kadın, hayatı boyunca, babasının, kocasının ya da oğlunun egemenliği altında olmak zorundadır. Kadın, kocasına ezilip büzülerek, tanrım, efendim, beyim gibi kelimelerle hitap etmelidir. Uykuya yatmadan önce ayaklarını öpmelidir. Kocasının emirlerini yapmayan, ona gereken saygıyı göstermeyen kadın, hayatının geriye kalan kısmını çakal şekline girerek geçirir." (sayfa, 120)

Cahiliye döneminin kadına bakış açılarından bir alıntı.
İlginçtir yazar bütün toplumların cahiliyesini anlattığında kadın faktörünün hemen hemen hepsinde aynı aşağılık varlık derekesinde olduğunu belirtmektedir.
Rabbime şükürler olsun kadını olması gereken onurlu yerine koyduğu için.

"Tüccarlar ve kazanç sahipleri, sosyal konumları açısından en alt tabakada bulunuyorlardı. Ancak mali ve iktisadi durumları, çiftçiler ve işçilerden daha iyi bir durumdaydı. Özellikle kuyumcular ve faizciler, halkın ihtiyaçlarını suistimal ederek yaklaşık % 36 oranında ağır faizler alarak çok büyük servetler elde ediyorlardı. Bu yüzden halkın şiddetli nefretini, kızgınlığını üzerlerine çekiyorlardı. "Büyük hırsızlar kuyumculuk yaparlar" sözü, eski bir Çin atasözüdür." (sayfa, 133)


Bu satırları okuduğumda ilk önce zihnime yahudiler geldi.

Ne Olacak Bu Devlet Savaşı: Devlet Savaşı

Kitabın Adı: Devlet Savaşı
Yayınevi: Yakın Plan Yayınları
Yazarı: Şamil Tayyar
Kitabı Bitiriş Tarihi:          22 Ocak 2017 Saat: 14.35 / İstanbul


İrfan'ın Notu:
Şamil Tayyar'ın birkaç kitabını okudum. Gazeteci kimliğinin yanında şu an milletvekili olarak hayatını sürdürmekte. Enteresan tesbitleri var. Dikkate alınması gereken bir yazar izlenimi uyandırıyor. Açıkçası ben de onu takip etmeye çalışıyorum. Kendisinin AK Parti milletvekili olması inandığı doğruları söylemesine engel teşkil etmediği izlenimi uyandırıyor. Çünkü 15 Temmuz kalkışmasından önce uyarılarına ben de şahit olmuş, tüm Türkiye gibi kimsenin darbe yapabileceği aklına gelmemişti. Ama yazarımız hem televizyonda hem de birçok yerde bu tehlikeyi anlatmaya çalışmıştı. Bizatihi Tayyib Baba'ya da bunları anlattığı kendi yazdıkları ile bilinmiş oluyor. Katıldığınız ya da katılmadığınız yerler olabilir. Yandaş gözüyle de belki bakabilirsiniz. Bende Antepli olması ayrı bir negatiflik uyandırmıyor değil ama yine de kayıtsız kalmamanızda fayda var derim..


Kitap'tan Bazı Alıntılar
“[Hakan] Fidan gergindi. Mit yerleşkesine girdiğinde akşam ezanı henüz yeni okunmuştu. Görmez Hoca'dan namazı kıldırmasını rica etti. O esnada bir MİT görevlisi telaşla namaz kılınan salona geldi...." (sayfa, 39)
Bu sayede Laik Demokratik Türkiye Cumhuriyeti devletinin en önemli kurumlarından birisinin müsteşarının namaz kıldığı bilgisi de netleşmiş oluyor. İşin ilginç tarafı internette arama yaptığınızda Hakan Fidan'ın umrede (hac da olabilir) çekilmiş bir fotoğrafının fetöcüler tarafından imalı bir şekilde el bağlama şeklinden yola çıkarak onun İrancı olarak yaftalanması çabalarında….

"Oysa Ak Parti'nin Meclisten geçirdiği, 12 Eylül 2010 referandumuyla kabul edilerek yürürlüğe giren Anayasa değişikliğiyle Genelkurmay Başkanı'nın Yüce Divanda yargılanmasını hükme bağlamıştı. Ama olmadı.
Darbecilik görev suçu değildir, Yüce Divanda yargılama sadece görev suçlarını kapsar, denilerek hukuk çiğnenmişti ...
Paralel yapı Başbuğ modelini, Fidan için de uygulamak istedi. Devamında sıra Erdoğan'daydı. Erdoğan "terör örgütü lideri" olmak suçlamasıyla yargı önüne çıkarılacak, 27 Mayıs ve 12 Eylül örneğinde olduğu gibi tutuklanıp cezaevine konulacaktı." (sayfa 155)

"Beyin Kontrolü: Örgüt liderinin çok eski yıllara dayanan fantezisidir. Fertlerin zihni şartlandırmayla örgüte daha bağlı hale geleceğini düşünen [Fetullah] Gülen, bu görüşünü (Küçük Dünyam 12 Mart 1992) açıkça belirtmiştir: Vesveseye esas teşkil edecek hususların doğmaması için, çok iyi beyin yıkamanın lüzumuna inanıyorum. Baştan vesvese hiç doğmamalı. Veya doğarken hemen ölmeli. Bu mevzuda insanlar şartlandırılmalı. İman şartlandırma demek değildir. Fakat imandan sonra bu şartlandırma mutlaka yapılmalıdır. Fertler, inanca ters olan düşüncelere zerre kadar dahi ihtimal vermemelidir. Her fert böyle şartlandırılmalıdır. Ve ben bunun lüzumuna inanıyorum." (sayfa 252)
"Örgütün gayrihukuki yollardan ulaştığı bilgiler Truecyrpt isimli şifreleme programları ile dosyalanarak saklanmaktadır. Bu ticari bir program olup şifresinin çözülmesi zordur." (sayfa 269)

Bu tür programın çözülmesi zordur diyor sevgili yazar ve ümitvar olduğunu belirtiyor. Ben de buradan yorum yapmıyorum tabi ki...


 Tanıtım Bülteninden:
Türk milletini yüzyıllardır aşikâr düşmanlıklarla yıpratmaya çalışanların yeni oyunu belliydi: Bizi kendi değerlerimizi benimsemiş gibi görünenlerle, bizi bizimle aynı ruhu taşıyormuşçasına davrananlarla vurmayı deneyeceklerdi. Öyle sabırla işleyecekti ki bu plan belki başka asırlara sarkacaktı ihanetleri. Hırsları büyüktü, emelleri de... Tek bir gücün yekdiğeriyle de savaşı değildi bu. Belki içte devlet savaşıydı ama dışta gizli güçlerin mücadelesine ve alternatif bir Papa önderliğinde yeni bir dünya düzeni kurma stratejisine dayalı büyük bir komploydu. 15 Temmuz uluslararası çapta gizli hainliklerle devletin tüm birimlerine, kurumlarına sızmış kimselerin ifşa edildiği bir milat oldu. Yeni bir Millî Mücadelenin ilk adımı millet tarafından atıldı. Cemaatten terör örgütü olmaya devşirilen bir süreçte tüm gerçek emeller ortaya serildi. Şamil Tayyar "Devlet Savaşı"nda 15 Temmuz öncesindeki hesaplaşmaları, o gece yaşananları, gündemi sarsacak bilgilerle ve tutuklanan komutanların savcılığa verdikleri ifadeleriyle gün yüzüne çıkarıyor. Yeni süreçte farklı grupların ele geçirmeye çalışacağı devlet mekanizması üzerindeki gizli planları deşifre ediyor. Milli Derin Devlet olgusunun tartışılmaya açıldığı bugünlerde iktidarı ele geçirmek için fırsat kollayan illegal yapıların anlatıldığı bu kitap, darbeler tarihi için bir referans özelliği taşıyor.

11 Ocak 2017 Çarşamba

Reis Dedik Yürüdük: Reis'in Altı Saati

Kitabın Adı: Reis'in Altı Saati

Yayınevi: Truva Yayınları

Yazarı: Haluk Özdil

Kitabı Bitiriş Tarihi:          7 Ocak 2017   Saat: 15.08 / İstanbul





İrfan'ın Notu:
Kitap 15 Temmuz 2016 darbe kalkışması ile alakalı biraz da kurgu katarak roman haline getirilmiş bir eser... O anları roman tadında okumak ayrıca heyecan verir diyorsanız okuyabilirsiniz... Bir çırpıda giden kitaplardan...
Ama şu ana kadar bu temalı kitaplar içerisinde en kayda değer olanı Mete Yarar'ınki...



Kitap'tan alıntı...
“Şimdi söyleyeceklerimi iyi dinleyin, burada tüm rütbeleriniz sökülmüş durumdadır.  Aranızda rütbe ayrımı yok,  hepiniz eşit durumdasınız.  On binlerce subayın arasından seçildiniz,  tek ortak noktanız kutlu zaferimize inanmış olmanız…   Aklınıza iyice yerleştirin;  bu birim orduda yok, siz yok hükmündesiniz…”
….
Yıllar öncesinden yaşama geçirilen şeytani bir plan. Adım adım, “Geliyorum,” sinyalleri veren kanlı darbenin ayak sesleri. Ve hedef tahtasına oturtulmuş bir Cumhurbaşkanı; Recep Tayyip Erdoğan…  Devleti saran ihanet çemberi, yerli ve yabancı işbirlikçiler.  Darbe öncesi yapılan alçakça planlar ve canları alınan isimsiz kahramanlar. O kanlı gecenin içinde Marmaris, Ankara ve İstanbul’da yaşananları bir roman tadında okurken şaşıracak, bazen üzülecek,  bazen isyan edecek ve bazen de sorgulayacaksınız… 



4 Ocak 2017 Çarşamba

Güllü mü Yoksa Dikenli Yıllar mı: Abdullah Gül ile 12 Yıl

Kitabın Adı: Abdullah Gül ile 12 Yıl
Yayınevi: Doğan Kitap
Yazarı: Ahmet Sever
Kitabı Bitiriş Tarihi:          2 Ocak 2017 / İstanbul / 21.34

İrfan'ın Notu:
Abdullah Gül iyi çevresi kötü yaklaşımı siz de biliyorsunuz ki Fehmi Koru'nun bir aforizmatik çılgınlığından alınmıştır.
Bana sakın aforizmatik çılgınlık nedir diye sorayım da demeyim. Gidin bakın
Kitabı okuduğunuzda yazarın Abdullah Gül'ü savunabilmek açısından bayağı bir çaba sarfettiği gözönünde bulundurulmakla birlikte yaşadıkları birebir doğru ise cumhurbaşkanlığı döneminde yabana atılamaz bir çaba içerisinde olmuş Abdullah Gül.
Bir döneme damgasını vurdu denilebilir mi? Evet bence denilebilir. Çünkü 2007 dönemini iyi hatırlayan bizler nasıl bir atmosfer içerisinde olduğumuzu yakinen biliyoruz.
Başörtüsünün nasıl bir öcü olarak sunulduğu, insanların nasıl yalpaladığı, Sabih Kanadoğlu gibi hilkat garibesi bir fikrin babasının nasıl sahiplenilip haksızlıklar yapıldığı dün gibi... Unutmak ne mümkün...
Abdullah Gül'ün çabaları, yumuşak üslubu vs. söylenecek çok şey var tabi ki. Ama ben size internetten bulduğum kitapla ilgili bir değerlendirmeyi paylaşayım diyorum.

Kitap ile ilgili notlar

Bu siteyi ziyaret ettiğinizde farklı bir bakış açısını görebileceksiniz...
Bununla beraber totalde baktığınızda Recep Tayyib Erdoğan ile farklı kanaatleri paylaşsa da yazarın hep Abdullah Gül tarafını tercih etmesi adaleti zedelemiş açıkçası.
Kınıyorum bu uygulaması sebebi ile.



2 Ocak 2017 Pazartesi

İnsanı Bir Tek Sen mi Tanıdın Adler?: İnsanı Tanıma Sanatı

Kitabın Adı: İnsanı Tanıma Sanatı
Yayınevi: Tur Yayınları
Yazarı: Alfred Adler
Kitabı Bitiriş Tarihi:          31 Aralık 2016 / Cumartesi              22.04 / İstanbul

İrfan'ın Notu:
"İnsanı tanıma sanatının gereği gibi üstesinden gelemeyişimizin en büyük sakıncalarından biri de, hemcinslerimizle bir arada yaşamayı pek beceremememizdir. insanların birbirlerini görmeden birbirleri önünden geçip gitmeleri, ne söylediklerini anlamadan birbirleriyle konuşmaları, birbirlerinin karşısında yabancı gibi dikildiklerinden aralarında bir türlü ilişki kuramayışları, yalnız geniş bir toplum içinde değil, pek dar bir aile çevresinde bile bunu başaramayışları sık sık üzerinde durulan önemli bir noktadır. çocuklarını anlamayan anne ve babaların, beri yandan anne ve babaları tarafından kendilerini anlaşılmamış gören çocukların yakınmalarından daha sık karşılaştığımız bir başka yakınma gösterilemez...."
diye başlayan ve insan ilişkilerindeki arızalara odaklanan psikolojik bir çözüm deneme kitabı...
Kitabı okuduğunuzda -ki biraz sıkıcı gelebilir, uyarayım- yazarın insan ilişkilerindeki sorunların temelini çocuklukta aranmasını salık verip, bu noktada ebeveynlerin onlara karşı tutumunda ve ilk eğitim kurumlarına bizi yönlendirmesinin öncelikli etkilerine dem vuruyor. Bunlarla ilgili çarpıcı örnekler de sunuyor.
Fakat yazar din olgusunun insan ilişkilerinde sanki hiç yokmuş ve problemlerin ana etkilerinden birisinin de din olduğunu satır aralarında sunması insanı tedirgin etmiyor değil. Belki kendi toplumunun o ortaçağ bataklığındaki din algısını bize örnek olarak sunabilir ama böylesine uzman bir adamın din olarak sadece kendi hristiyan din algısından bahsetmesi açıkçası banal kaçmış.
Oysa İslami referanslara, Hz. Peygamber'in yaşamına ve toplumsal ilişkilerdeki çözüm yollarına baksa belki bazı görüşleri değişebilir...
Buna rağmen gözlemci bir yapıya sahip olan yazarımız konuları derli toplu izah etmesi ve çözüm için diplere giderken yol gösterici tekliflerde de bulunması, bu tekliflerin yabana atılır da olmaması okuyucunun dikkatini çekebilir.
Dediğim gibi biraz ağır psikolojik okuma sizleri bekliyor...

Kitap ile ilgili İrfan'ın notları
"Bir ferdin hayatının gayesini belirleyen şey, aşağılık, yetersizlik ve güvensizlik duygusudur." (sayfa, 76)
"Erkek, kendi üstünlüğünü yalnızca tabii bir durum olarak kabul edecek şekilde haklı göstermekle kalmamış, aynı zamanda bu üstünlüğün kadınların aşağı bir seviyede olmasından ileri geldiğini de iddia etmiştir. Kadınların aşağı bir seviyede olduğu görüşü o kadar yaygındır ki, bütün ırklarda rastlanılan ortak bir özellik olarak karşımıza çıkmaktadır." (sayfa, 137)
"Bir latin yazarı şöyle diyor: Kadın, erkeğin yüzkarasıdır." (sayfa, 137)
Bu ve buna benzer notlar kitapta bol bir şekilde görülecektir....

Alfred Adler Hakkında:
https://tr.wikiquote.org/wiki/Alfred_Adler
Bu internet sitesinde epey bir malumat da mevcut

Bu da onunla ilgili bir not:
Çağdaş psikolojinin üç büyük devinden biri ve bireysel psikoloji ekolünün kurucusu, Avusturyalı psikiyatr Alfred Adler, "İnsanı Tanıma Sanatı"yla, geniş bir okur kitlesine yöneliyor. Adler'in, bu yüzyılın başında, insanın ruhsal-fiziksel varlığına ve yaşamdaki sorunlarına ilişkin yaptığı saptamalar, aradan geçen bunca yıla karşın değerinden hiçbir şey yitirmeden anlalılığını ve yol göstericilik işlevini koruyor. Adler'in bir dizi konferansından doğan bu yapıtın başlıca ödevi, toplum içerisindeki etkinliğimizin içerdiği kusurları, bireylerin hatalı davranışlarından yola koyularak anlamak, sözkonusu hataları göz önüne sermek ve bireylerin toplum yaşamına daha iyi uyumlarını sağlamak şeklinde karşımıza çıkıyor. Yapıt öte yandan, bireysel psikolojinin en temel ilkelerini ve insanı tanımada bunların taşıdığı değeri, ortak yaşamda ve kişinin kendi yaşamını kurmadaki önemini açıklamak amacı taşıyor. Adler, yaşamın, çağımızda pek de göremediğimiz anlamını, gerçekten de bir sanatçı gibi ince ince işleyerek ortaya koyuyor



28 Aralık 2016 Çarşamba

Muhasebeci mi Olsam Acaba: The Accountant

Filmin Adı: Hesaplaşma

Orjinal adı: The Accountant



Film ile ilgili site:

http://www.turkcealtyazi.org/mov/2140479/the-accountant.html



Filmin konusu:

Christian Wolff (Affleck) sayılara insanlardan çok daha yakın olan bir matematik dahisidir. Küçük bir kasabada bulunan bir muhasebe ofisinin arkasına gizlenen Christian, dünyanın en tehlikeli suç örgütlerinden bazıları için serbest zamanlı bir muhasebeci olarak çalışmaktadır. Hazine Bakanlığı'na bağlı olarak Ray King (J.K. Simmons) tarafından yönetilen Suç İnfaz Birimi’nin küçülmeye gitmesiyle beraber, Christian bir müşteri için çalışmaya başlar: son teknolojileri kullanan ve robot üretimi yapan bir şirkettir bu. Şirketteki muhasebe memuru (Anna Kendrick) ise hesaplarda milyon dolarlık bir açık bulur. Öte yandan, Christian muhasebe kayıtlarını inceledikçe ve gerçeğe yaklaştıkça, ölenlerin sayısı artmaya başlar.

İrfan'ın Yorumu:

Filmin ilk 15 dakikasında biraz sıkılır gibi oluyorsunuz ama film sizi kendinize çekmeyi başarıyor. Çocukken otistik bir çocuğun üstün özellikleri sayesinde yaptıkları heyecanlı bir şekilde anlatılıyor.

Keyif alarak izleyebileceğiniz bir film...

Tavsiye ederim...

12 Aralık 2016 Pazartesi

15 Temmuz'da Kadın Faktörü: 24 Saat 15 Temmuz'un Kamera Arkası

Kitabın Adı: 24 Saat 15 Temmuz'un Kamera Arkası

Yayınevi: Doğan Kitap

Yazarı: Hande Fırat

Kitabı Bitiriş Tarihi:          

9 Aralık 2016 / Cuma                        

18.59 / İstanbul



İrfan'ın Notu:
Hande Fırat'ın ilk kitabı her halde... Bu kitabı da uzman birisine danışarak yazdığına dair bir şüphem neredeyse yok gibi.

Evet... 15 Temmuz darbe girişiminin görünen kahramanlarından birisi Hande Fırat. Tayyib Erdoğan'ı en kritik bir zamanda TV'ye face time marifeti ile bütün Türkiye'ye konuşma imkanı sağlayan kadın...
Bir diğer kahraman kadın da TRT stüdyoları işgal edildiğinde eline bildiri okutulan Tijen Hanım
15 Temmuz heyecanını bir hikaye-roman tadında tekrar yaşamak istiyorsanız buyrun bu kitabı okuyabilir, o heyecanı an be an yaşayabilirsiniz.

Ben elime aldığımda bırakamadım ve aynı gün içinde bitirdim... Komplo teorilerinden başını kaldıranlara şiddetle tavsiye ederim.

Kitap ile ilgili İrfan'ın notları

Kitap ile ilgili her hangi bir not alma ihtiyacı hissetmedim.
Çünkü dediğim gibi kitap hem çok akıcı hem de bir roman tadında...
Hande'yi bu haberciliği dolayısı ile bir çok kişi tebrik etmiş olabilir ama ben bu kitap dolayısı ile tebrik ediyorum.


6 Aralık 2016 Salı

Sayılara Takılma: Kabe'nin Sırrı

Kitabın Adı: Kabe'nin Sırrı

Yayınevi: Sınır Ötesi Yayınları

Yazarı: Erdem Çetinkaya

Kitabı Bitiriş Tarihi:          6 Aralık 2016  -           17.36 / İstanbul

İrfan'ın Notu:
Bilirsiniz bir ara 19 sayısını takıntı haline getiren birisi vardı, Kur'an'da 19 mucizesi diyerek kafayı yemişti.

Bu yazar da altın oran olan 1,618 ile Kabe'yi, İstanbul'u, Ankara'yı, Kudüs'ü anlamlandırmaya çalışıyor. Bazı yerlerde iyice zıvanadan da çıkmıyor değil. Açıkçası bu kitabı aldığım zamanı hatırlıyor ve ümitli olabileceğimi, farklı şeyler ile doyurucu bir çalışma bekliyordum. Kitabı okuduktan sonra sayılara takılmış bir adamın gerçek-doğru birbirine karışmış kanaatlerini görmekten dolayı üzüntü içindeyim.

Sinemalarda 28 diye bir film vardı, her şeyi 28 rakamı üzerine bina ederek anlamlandırmaya çalışıyor, ona göre hayatını şekillendirmeye çalışıyordu.
Sayıları yok saymadan, matematiği inkar etmeden her şeyi sayılara ve matematiğe bağlama hastalığından bakalım ne zaman kurtulacağız.

Erdem Çetinkaya lütfen biraz kendine gel ve kafanı ahiret için yor.

Kitap ile ilgili İrfan'ın notları

Kitap ile ilgili not alacak değerde önem atfeden bir cümle bulamadım. Ayetler ve hadisler var elbet ama kitabın odaklandığı konuya beni ikna edecek bir şey göremedim maalesef.

Bazen bir kitap okursun da zamanımı boşa aldı dersiniz ya

İşte bu da o kitaplardan biri
Göz atılabilir, bakılabilir ama zaman ayırıp da okuma tenezzülünde bulunulmayacak bir kitap...


3 Aralık 2016 Cumartesi

Cennet Sultanı Meryem: Siret-i Meryem (Cennet Kadınlarının Sultanı)

Kitabın Adı: Siret-i Meryem (Cennet Kadınlarının Sultanı)

Yayınevi: Timaş Yayınları

Yazarı: Sibel Eraslan

Kitabı Bitiriş Tarihi:          2 Aralık 2016  -           23.15 / İstanbul


İrfan'ın Notu:
Sibel Eraslan'ın bu kitap için söylediği "başucumdaki kaynaklar"a bir göz attığımızda beni rahatsız eden unsurlar olsa bile kitabı elinize alıp da okumaya başladığınızda bu kaynaklara bütün benliğinizle kapılmamanız önemli...


Sibel Eraslan'ın kitabı yazarken ve siz de okuduğunuzda niyetin halisane olduğunu hissedebiliyorsunuz. En azından ben kendi adıma öyle hissediyorum...

Hz. İsa ve annesi Hz. Meryem, babası İmran ve annesi Hanne, teyzesi İ'şa ve İmran'ın bacanağı Hz. Zekeriyya, Hz. Zekeriyya'nın oğlu Yahya... Evet kitabı okumaya başladığınızda iffet timsali bir ailenin içinde imiş gibi hissediyorsunuz. Çünkü bu aile İslam ailesi, iffetli, duayı, zikri ağızlarından eksik etmeyen, hakkı ve hakikati çekinmeden söyleyen, insanlara ve insanlığa izzetli duruşu sergileyen bir aile...


Sabırlı, panik olmayan bir aile...
Dertlere sabır, iftiralara sabır, işkencelere, hicretlere ve daha nicelerine sabır...
İslam ailesine baktığınızda bunlardan başka ne var ki karşımızda olan...


Günümüze de baktığımızda müslümanların başına gelenler bu aileden olmakla bağlantılı değil mi?
Şunu söyleyebilirim, aşağıda da kitaptan bazı alıntıları alarak kitaptan faydalanılabileceğini, duygu yüklü ve ibretlik sözlerle nasiblenilebilecek bir kitap... Şiddetle tavsiye ederim... Özellikle genç kızlarımıza, hanımlarımıza, kadın faktörüne bigane kalanlara ...



Kitap ile ilgili İrfan'ın notları


(sayfa 48). Buradaki tesbitler ne kadar yerinde değil mi?

-------------
(sayfa 51)


-------------
(sayfa 58)


-------------

 
(sayfa 126)


-------------
(sayfa 136)


-------------
(sayfa 246)


-------------
(sayfa 327)


-------------
(sayfa 328)

2 Aralık 2016 Cuma

Dibe Vuruşun Dibisin: Bir Rüyaya Ağıt İçin

Filmin Adı: Bir Rüyaya Ağıt İçin

Orjinal Adı: Requiem For A Dream

Film ile ilgili bilgi siteleri:

http://www.sinemalar.com/film/958/bir-ruya-icin-agit


Uyuşturucu bağımlısı bir genç, televizyon bağımlısı annesi ve aralarında günden güne yükselen bir uçurum... Uyuşturucu batağı içerisindeki Harry’nin hayattaki tek amacı daha fazla uyuşturucuyken; umutsuz annesini hayata bağlayan tek şey en sevdiği yarışma programıdır. Bir gün bu yarışmaya katılmaya hak kazandığında tek derdi, ödül olan kırmızı elbiseye girebilmek olacaktır. Yaşlı ve mutsuz kadın zayıflama hapları kullanmaya başlar... Hubert Selby’nin romanından uyarlanan trajik hikaye, ‘Black Swan’, ‘The Wrestler’, ‘Pi’ ve The Fountain gibi kült filmlere imza atmış Darren Aronofsky tarafından yönetilmiş; özellikle de Clint Mansell tarafından yapılan müzikleriyle hafızalara kazınmıştır.


İrfan'ın Yorumu:

Yönetmen çok incelikli bir iş çıkarmış. Batının uyuşturucu ve hayattan ümidini kesmesini enfes müzikleri eşliğinde iyice irdelemiş. Düşüşün, dibe vuruşun, çözümsüzlüğün ve çözüm arayaşında olup da çaresizlik içerisinde ümitsiz çırpınışları göreceksiniz filmde.

Her ne kadar bu tür filmleri daha iyi anlatabilmek için seks girdabına düşse de -ki bu girdaba girmeden de başarılı bir film çekilebilirdi- batı gençliğinin ve Amerikan ailesinin düşdüğü rezilliği, kepazeliği, çaresizliği gözler önüne sunması bakımından kayda değer diyorum...


28 Kasım 2016 Pazartesi

Danimarka Dizileri Muhteşem Gidiyor: Forbrydelsen

Dizi Film Adı: Forbrydelsen (CİNAYET)

Ülke: Danimarka

Bilgi siteleri:

http://22dakika.org/forbrydelsen-tanitim/

Toplamda 3 sezon süren ve Kasım 2012’de final yapan Forbrydelsen, genel olarak baktığımızda bir polisiye drama. Ama ultra-teknolojik aletlerle, Einstein detektiflerle her bölüm ayrı vaka çözülen klasik polisiyelerden değil. Bütün bir sezon bir vakaya ayrılıyor. Vaka hem polisler açısından, hem de maktul yakınları açısından derinlemesine inceleniyor. Her yeni bulguya polislerle eş zamanlı erişiyor ve bu yeni bilgilerle davanın nasıl yön değiştirdiğini, onlarla beraber izliyorsunuz. Her detay ince ince sezon boyunca işleniyor ve size de finale doğru bu parçaların birleşmesini tatminle izlemek kalıyor.

İrfan'ın yorumu: Danimarka siyasetini anlamak istiyorsanız izleyeceğiniz dizi: BORGEN, ama Danimarka dizileri içerisinde şu an izlediğimiz bu Cinayet dizisi son bölümüne kadar merak uyandıran ve kurgu bakımından iyi işlenmiş. Amerikan film ve dizilerinden gına geldi diyenler için farklı kulvarlara açılan bir dizi. Şiddetle tavsiye ederim. Pişman olmayacaksınız...

Ayrıca:

https://www.youtube.com/watch?v=XBMtao0Vvao

21 Kasım 2016 Pazartesi

Mahrem Konular: Mahrem

Kitabın Adı: Gizli Belgelerde Türkiye'nin Sırları: MAHREM
Yayınevi: Kırmızı Kedi Yayınları
Yazarı: Barış Terkoğlu / Barış Pehlivan
Kitabı Bitiriş Tarihi:          20 Kasım 2016           -           17.27 / İstanbul

İrfan'ın Notu:
Wikileaks belgelerinin dünyaya mal olması ile beraber bütün dünyada gizli kapaklı birçok işler nasıl dönmüş, kim kime ne anlatmış ... bilinmesi gerektiği kadar bilindi. Ben gerçi birçok çok gizli konuların açığa çıktığına inanmamakla beraber bayağı bir dedikodu boyutu basına yansımış bulunuyor.
İşte bu kitap biraz da bunları referans alarak Fetullah Gülen ile Türkiye ile birlikte yeryüzünde ele avuca gelen diğer ülkelerin ilişkilerini ortaya koymakta, ifşaatlarda bulunmakta.
Kayda değer bir yakın tarih yolculuğu yapmak ister misiniz? KAYDA DEĞER ...

Kitap ile ilgili İrfan'ın notları

"Gülen onlarca akademisyen, din adamı ve Morton Abramovitz, George Fidas, Graham Fuller gibi önemli ABD'li isimler tarafından kendisi hakkında yazılmış referans mektuplarını mahkemeye sundu
Kim miydi Fetullah Gülen'e referans olanlar?
Ayrıntılandıralım...
George Fidas: CIA "Analiz Bölümü Direktörlüğü" görevini yürüttü ...
... (sayfa, 74-75)

(İrfan'ın Notu: Kitabı aldığınızda bu referans olanların tamamını daha detaylı bir şekilde görebileceksiniz. Ben şimdilik tadı damağınızda kalsın diye böyle bıraktım)



"Yazmalıyız:
Sadece Garih değil, Alarko'daki ortağı İshak Alaton da Fethullah Gülen konusunda oldukça çaba sarfediyor, onun için çalışıyor.
Garih Eyüp Mezarlığı'nda Nakşibendi Küçük Hüseyin Efendi'nin mezarını ziyaret ederken öldürülmüştü. Katili bulunsa da cinayet konusunda hâlâ kafalarda soru işareti var. Ancak konumuz bu değil.
Mesele şu:
Türkiye'nin en büyük şirketlerinden Alarko'nun iki ortağının bu İslami tarikat ve cemaatlere ilgilerinin sebebi ne?
Amaç sadece siyasete/iktisada bunlar hakimdir düşüncesiyle, bu şekilde "şirin gözükerek" ihale almak mıdır? Bu değerlendirme çok sıradan olmaz mı?
Mutlaka sosyologların, tarihçilerin yanıt vermesi gerekir.
Neden musevi iki ortak Garih ve Alaton, aracılık yapacak, her cumartesi mezar ziyareti yapacak kadar tarikat ve cemaatlere karşı bir "adanmışlık" duygusu içinde? (sayfa, 171)


"Fetullah Gülen ise kendi cemaatine "paralel" diyenlerin cennete gidemeyeceğini şöyle iddia etti:
Mesela, hareket için tahminlere göre, bütün dünyada 15-20 milyon kadar sempatizani var. Bunların bütününe birden paralel dediğiniz zaman, sülük dediğiniz zaman, bu küfre denk bir günahtır. Onca insandan "hakkını helal et" deyip ruberu haklarını helal ettirmedikçe, o insanın cennete gitmesi mümkün değildir, elli tane İstanbul feth etse dahi mümkün değildir." (sayfa 317).

(İrfan'ın yorumu: Hadi ordan).


"... Büyükelçi aldığı cevabı kriptoya şöyle not ediyordu:
... Heuberger'e göre, Avrupa'daki Gülenciler, kültürlerarası diyaloğu destekliyor ama bunun nedeni, bu diyaloğu Avrupa toplumuyla entegrasyona yönelik bir adım olarak görmeleri değil, bunun Fetullah Gülen'in öğretilerinin ve dünya görüşünün bir parçası olması ..." (sayfa, 322)

(İrfan'ın yorumu: Gülencilerin ayaklarının kaydığı en önemli noktalardan birisi: Ne olursa olsun bu konuda Fetullah Gülen ne diyor diyerek yola çıkıyorlar. Ne olursa olsun Allah ve Rasulü ne diyor diye değil. Bu da Tevbe Suresi'nin 31. ayet-i kerimesi ile örtüşüyor. Onlar hahamlarını rahiplerini rabbler edindiler, çünkü onlar helal derlerse helal, haram derlerse haram olarak kabul ediyorlardı. Gülenciler de Fetullah Gülen ne söylerse onu din olarak algılıyorlar. Velev ki İslam'la taban tabana zıt olsa dahi).



"Hakan Fidan da cemaate göre bu "acem uşakları"nın arasındaydı ve hatta önde gidenlerdendi.
Öyle ki cemaate yakın sosyal medya hesaplarından İran Devrimi lideri Ayetullah Humeyni'nin yanındaki bir çocuğun fotoğrafı paylaşılıyor, çocuğun Hakan Fidan olduğu ve devrimden sonra Türkiye'ye gönderildiği iddia ediliyordu." (sayfa, 357)

(İrfan'ın yorumu: Algı oyunlarında bu yapının eline su tutacak kimse tanınmıyor). Yalanı yeminle söyleyen, akidesini yalan üzerine bina eden, İran'ı eleştirip İran şii inancının tüm öğelerine sıkı sıkıya yapışan başka bir örgüt var mı acaba?)



"Kısacası, İbrahim Kalın birçok AKP'li gibi cemaat ile iyi ilişkilere sahip oldu, ortak çıkarların getirdiği bahar mevsimini yaşadı. Ne zaman ki, bahar hazana dönünce oyunu AKP'den yana kullanarak yoluna devam etti." (sayfa, 380)

(İrfan'ın yorumu: FETÖ'nün algılarla, yalan dolanlarla, hakikatı sulandırmalarıyla, pusuyla, şantajla ve daha akla hayale gelmedik yöntemlerle Türkiye'de girmedik yer bırakmış mı ki İbrahim Kalın da onlardan etkilenmesin? Yazarın bu tesbiti İbrahim Kalın gibi değerli bir şahsiyeti zan altına sokarak AKP'ye çakmak. AKP'ye çak ama hakkaniyetle çak. Kınıyorum).



"Yazışmada o günler için şaşırtıcı sayılabilecek bir tahmin de vardı. Daha 2009 tarihli Stratfor belgesinde, cemaatin AKP ile yollarını ayıracağından söz ediliyordu:
... Kendi gelişen tabanıyla birlikte cemaat kısa süre zarfında AKP ile yedi yıldır sürdürdüğü simbiyotik (karşılıklı faydalanma) yaşamı gözden geçirmeye karar verebilir ..." (sayfa, 397-398).

(İrfan'ın yorumu: Tarih dikkat çekici: 2009).

10 Kasım 2016 Perşembe

Geçmişe Bir Bakın Derim: Kavimlerin Helakı

Kitabın Adı: Kavimlerin Helakı
Yayınevi: Nebevi Hayat Yayınları
Yazarı: Yakup Ahıska
Kitabı Bitiriş Tarihi:          9 Kasım 2016             -           19.45 / İstanbul
 
İrfan'ın Notu:
Kur'an okuyup da (mealini ya da tefsirini kast ediyorum) bazı kavimlerin başlarına gelenler, onların inatçılıkları, söz dinlememeleri, peygamberlerini yalanlamaları vs. sebeblerden dolayı helak edilmeleri ile ilgili konular okuyucunun gözünden kaçamaz. Kur'an bu kavimleri gelecek nesiller için ve günümüz insanları için ibret vesilesi kılmış, bizlere uyarılarda bulunmuştur. İşte bu küçük hacimli kitap da ayetler eşliğinde o kavimlerin başlarına gelenleri öz bir şekilde okuyucuya sunmuş bulunmaktadır. Bunu sunarken de hiç bir şekilde okuyucuyu yormadan ve aşırı detaylara girmeden verilmek istenen mesajı elinden geldiğince vermek için çaba sarf etmekte, okuyucunun geçmişi tefekkür edip Kur'an ayetleri ile bunu hatırlamasına olanak vermektedir. Bazı değerlendirmelere şerh düşsem de kitap genel olarak faydalı diye düşünüyorum.

Kitap ile ilgili İrfan'ın notları

"Hz. Nuh (a.s) dokuzyüzelli yıllık uyarılarının sonucunda kavminin hakka tabi olmayacağını anlayınca kavminin helak olmasını Rabbinden istiyor. Demek ki hak uzun süre bir topluma ve kişiye götürülüp, sapmalarından vazgeçmezlerse ve iman edeceklerine dair ümitler kesilecek olursa bu taktirde beddua edilebilinir." (sayfa, 16)

Kanaatimce bu konu tartışılır. Çünkü kitabın ilerleyen sayfalarında Hz. Yunus'un bir kavme olan tebliğinde Allah'tan o kavmi terk etmesi istenmediği halde "ben bunlara yeterince tebliğ ettim artık iman etmiyorlar" diyerek o kavmi terk etmesi sonucunda başına gelenler yine bu kitapta anlatılmaktadır.

Bu yüzden vahye muhatap olmakla birlikte vahiy gelmeyen biz beşer insanların "artık bu insan, bu kavim, bu topluluğa yeterince anlattım, aktardım, hakkı haykırdım. O yüzden bunlar da anlamıyorlar. Anlamadıkları için ben bunları terk edeyim yahut ben bunlara beddua edeyim" şeklindeki bir anlayışın doğru olmadığı kanaatindeyim. Bizler hangi toplumda olursak olalım direnç göstererek hakkı tebliğ etmeli, bunun yollarına başvurmalıyız. Demokratik toplumlarda ve diktatörlükle yönetilen toplumlarda tabi ki bunlar farklıdır. Ama bunun örneklerini hem Kur'an'da hem Rasulullah (s.a)'ın hayatında hem de günümüze kadar gelen önder davetçilerin hayatında bulabilir, bunlardan esinlenebiliriz.



Kitapta itiraz edebileceğim veya tartışmaya açabileceğim diğer bir husus da aşağıdaki nota binaen değerlendirmelerimde yatmaktadır:
"... Yapılan kazılardan anlaşıldığına göre; zenginlik ve debdebenin akıl almaz boyutlara yükseldiği Pompei, günden güne tefessüh ediyor ve şehrin her köşesinde, "fuhuş ve lutilik evleri" boy gösteriyordu." (Sayfa 127)

Okuyucuya ilk önce şu soruyu sormak isterim: Ailenizde, etrafınızda, tanıdık çevrenizde, farklı ülkelerdeki tanıdıklarınıza baktığınızda veya uzanabildiğiniz tüm çevrede "Lut" peygamber ismi olduğu halde çocuklarına "Lut" ismini veren kimse var mı?

Ben şu yaşıma geldim göremedim. Sordum bulamadım. Bu kitapta "lutilik", başka İslami eserlerde "Lut kavminin ameli" gibi değerlendirmeler yerine "homoseksüellik", "eşcinsellik" ya da belki biraz daha hard olacak ama "ibnelik" gibi ifadeler kullanılsa daha tercihe şayan olur kanaatindeyim. Çünkü Lut ismi bir peygamber ismi. Fakat günümüze kadar gelen bu anlayış sanki bu yüce ismin üzerine bilerek ya da bilmeyerek hiç hoş olmayan bir izlenim bırakır, böyle bir algı sonucu doğurur. Bu kitap özelinde itiraz ettiğim bir husus olarak kayıtlara geçmesini istediğim bir husus olarak zikretmek istedim.

8 Kasım 2016 Salı

Kınıyorum Bu Kitabın Yazarını: Son Darbe

Kitabın Adı: Son Darbe
Yayınevi: Elips Kitap
Yazarı: Yasin Topaloğlu
Kitabı Bitiriş Tarihi:          7 Kasım 2016             -           19.41 / İstanbul

İrfan'ın Notu:
Kitap çıkarmak için kitap çıkarmak böyle bir şey olsa gerek. Bu kadar özensiz, bu kadar dikkatsiz, bu kadar kendi ilgi alanına girmeyen konularda ahkam kesmek, bu kadar dengesizlik, bu kadar resimlerin yerli yerine oturtulmaması...
Ancak bu kitapta gördüm
Açıkçası kitap tam anlamı ile rezalet olmuş diyebilirim
Deve desen deve değil, kuş desen kuş değil
Kitap desen kitap değil, dergi desen dergi değil...
Olmamış Yasin Topaloğlu
15 Temmuz Darbe girişiminin tarihi serüvenini anlatırken haddini aşmış gibisin. Said-i Nursi ile Fetullah Gülen'i neredeyse aynı kefeye koyma cüretini dahi göstermişsin. Seni kınıyorum.
Adam akıllı bir kitap çıkaramamışsın. 15 Temmuz'dan faydalanarak parsayı toplama gayreti içerisinde özensiz bir kitap hazırlamışsın.
Tavsiye etmiyorum...
Ben ettim siz etmeyin...

Kitap ile ilgili İrfan'ın notları

Kitap ile ilgili ne notu alayım 15. Hem de 15 kere 15 diyorum ve tüm boyutları ile kınıyorum.
Adam akıllı kitap olduğu zaman gerekli hassasiyeti gösteren ben, böyle özensiz bir kitap için de kusura bakmasın ama Yasin bey Mete Yarar'ın kitabına bir baksın ve özen nasıl olurmuş anlasın.

Yani bu kitap dolayısı ile yazara o kadar kızgınım ki protesto olması bakımından kitabın kapağını dahi bloğuma koymama kararı aldım.

Darbe Darbe Dedin Başımın Etini Yedin: Darbenin Kayıp Saatleri

Kitabın Adı: Darbenin Kayıp Saatleri
Yayınevi: Destek Yayınları
Yazarı: Mete Yarar / Ceyhun Bozkurt
Kitabı Bitiriş Tarihi:          7 Kasım 2016             -           18.32 / İstanbul

İrfan'ın Notu:
15 Temmuz darbe girişimi ile birlikte bir kişinin görüşleriyle, bakış açısıyla, olayları değerlendirmesiyle öne çıktığını görebiliyordunuz. Mete Yarar'dan bahsediyorum. 15 Temmuz'dan önce de yazdığı yazılar ve televizyondaki bazı programlarda kendisini hissetirmişti ama 15 Temmuz'dan sonra daha bir belirgin hale geldi. İşte o Mete Yarar, Çeyhun Bozkurt ile beraber el ele vererek bir kitap çıkardı. Darbenin Kayıp Saatleri.
Kendisini dinlediğinizde ve kitabına baktığınızda milliyetçi muhafazakar vatanperver bir kişi izlenimi veriyor. Siyasi duruşu ise herkese mesafeli olarak kendisi beyan ediyor.
Peki ne yazıyor ve ne söylüyor Mete Yarar ve arkadaşı: Kitap büyük bir özenle hazırlanmış. Buna rağmen birkaç ufak tashih hataları göze çarpmıyor değil. Ama buna rağmen kitabın 15 Temmuz'u anlamamıza yönelik büyük bir gayreti olduğunu söyleyebilirim...
TV'de daha önce Amerikan yapımı 24 diye bir politik gerilim filmi vardı. Sistem olarak ona uygun hale getirerek yazmışlar. Adım adım, saat saat, dakika dakika. 24 saatte bir darbe başladı ve bitti...
İşte bu darbe girişiminin an be anını sanki o anları tekrar yaşarcasına bize anlatan bu kitabı çok başarılı bulduğumu söyleyebilirim. Şiddetle tavsiye eder, önyargılardan uzak bir şekilde kitabı okumanızı salık veririm.

Kitap ile ilgili İrfan'ın notları

Komplo teorisi güdenlere nazire olması bakımından aldığım bir not:
"Bunlar yaşanırken bir şey dikkat çekiyordu. Cumhurbaşkanı Erdoğan çok sakindi. Hatta sonradan yanındakilere sorduğumuzda bu sakinliğini şöyle açıkladılar:
Göreve geldiği günden itibaren çok sayıda badire atlattı. 7 Şubatlar, 17-25 Aralıklar, parti kapatmalar, muhtıralar vs. Her defasında sakinliğini korudu. Bugün niye sakinliğini korumasın?" (sayfa 127)

"Buraya not düşmek gerekmektedir.
Özel Kuvvetler Karargahı o akşam düşseydi ve Semih Terzi öldürülmeseydi belki de tüm Türkiye'de bordo berelileri Ankara'ya, İstanbul'a getirip bu işi bitireceklerdi. Kimse o personele haberleri olduğu halde nasıl gelirler diye soramaz.
Neden mi?
Özel Kuvvetler'de çok özel operasyonlara gitmeden önce karartma uygulanır." (sayfa 153)

Ve  daha nice önemli anlar bu kitapta sizleri beklemektedir.

Tanıtım Bülteni'nden

15 Temmuz'u tek başına bir darbe girişimi olarak mı alacağız yoksa geniş fotoğrafa mı yerleştireceğiz? Bunu hiç düşündünüz mü? Yıllardır Büyük Ortadoğu Projesi'nin tehlikelerine dikkat çekenlerin 15 Temmuz'u bir grubun basit bir darbe girişimi olarak görmesi mümkün mü? Dibimizde bir kaos yaşanırken, içimizde terör örgütleri pusudayken 15 Temmuz'u bunlardan bağımsız ele alamayız. Büyük bir yapbozun parçasını yaşadık o gece. Buradaki şablonu ve amacı anlayamaz, öğrenemezsek karşımızdaki gücün olası diğer hamlelerinde başarısız olabilir, tökezleyebiliriz. Biz bu kitapta size sözünü ettiğimiz yapbozun küçük bir parçasını değil, bütün şablonu okuyabileceğiniz önemli verileri aktarmaya çalıştık.

Çünkü 15 Temmuz gecesi kripto bir suç örgütü tarafından bireylere yönelik değil Türk milletine karşı bir cinayet işlendi. Dünyada bilinir ki kusursuz cinayet diye bir kavram yoktur. Katiller ne kadar dikkat etseler de ya başlangıcında, ya cinayet mahallinde ya da sonrasında arkalarında birçok iz bırakırlar. Biz bu kitapta 15 Temmuz gecesine nasıl geldiğimizi, o gecedeki kayıp saatleri ve sonrasında yaşanan süreci aktarma amacını taşıdık. 15 Temmuz saat 14.45'te Milli İstihbarat Teşkilatı önünde bir koşturmayla başlayan 25 saatlik süreci yazmaya, bu 25 saatte şu soruların yanıtlarına ulaşabilmeniz için bir yol açmaya çalıştık:

-Darbe nasıl öğrenildi?
-Darbe ne zaman planlandı ve harekete geçildi?
-Darbenin bir numarası kimdi?
-Genelkurmay Başkanı ve MİT Müsteşarı neden bilgilendirme yapmadılar?
-Darbeyle ilgili ihbar gelmiş olmasına rağmen önemli komutanlar neden Ankara'ya çağrılmadı ve düğünlere katıldılar?
-Bu kripto örgüt kendini nasıl kamufle etti?
-Genelkurmay'daki örümcek ağını nasıl oluşturdu?
-15 Temmuz gecesi ilk olarak nereyi hedeflediler?
-İstanbul ve Ankara dışında gerçek anlamda neler yaşandı?
-Cumhurbaşkanı'nın Marmaris seyahatine yol açan kritik görüşme neydi?
-Darbenin kırılma anları nelerdi?
Bu soruların yanıtlarını elimizden geldiği kadar ilgililere sorduk. Olayların geçtiği yerleri adım adım gezdik, bilgi topladık, katilin eşkâlini tarif edecek sonuçlara ulaştık.

Şimdi sizleri o gecenin kayıp saatlerini bulmanız, katilin eşkâlini görebilmeniz için 15 Temmuz 14.45'e, Ankara Yenimahalle'deki Milli İstihbarat Teşkilatı'nın önüne götürüyoruz.