21 Ocak 2023 Cumartesi

Seni özleyeceğiz ey iyi insan...

 



Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern istifa etti

Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern perşembe günü televizyondan yaptığı açıklamada, en geç 7 Şubat'a kadar görevi bırakacağını ve yeniden seçilmek istemeyeceğini duyurdu...




Rabbimden senin için hem dünyada hem ahirette hayırlar getirmesini diliyorum...

2 Ocak 2023 Pazartesi

SEÇ BEĞEN: Rahel Tanrı'yla Hesaplaşıyor

 YAZAR:               

Stefan Zweig

KİTABIN ADI:    

Rahel Tanrı’yla Hesaplaşıyor / Rahel


Rechtet Mit Gott

1. Rahel Tanrı’yla Hesaplaşıyor / 2. Üçüncü Güvercinin Hikayesi / 3. Ölümsüz Kardeşin Gözleri

ÇEVİREN:           

Gülperi Sert

YAYINCI:            

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

TARİH:                

27/11/2022

 

NOTLAR:

 

Üçüncü Güvercinin Hikayesi: Birinci Dünya Savaşı’nda

Ölümsüz Kardeşin Gözleri: Savaş bittikten sonra

Rahel Tanrı’yla Hesaplaşıyor ise: Kendi köklerini ifade etmeyi arayan bir bilincin sonunda ortaya çıkmıştır.

Kitaptaki üç öyküde de insanlar huzuru, barışı, Tanrı’yı ve kendilerini arıyorlar, bu arayış sırasında kendi yaşamlarını sorguluyorlar. Üç öyküde de barış özlemini dile getiren yazar, savaşın, şiddetin, gücün ve öldürmenin acımasızlığına vurgu yapıyor. Üç öykünün ikisi Kutsal Kitap’tan, üçüncüsü bir Hint efsanesinden alınma. (Önsözden)

Tüm eserlerinde hümanist bir karakter hakimdir, kendisi de düşünce özgürlüğünden yanadır, fundamentalistlere ve diktatörlere karşıdır ancak hayatı boyunca herhangi bir siyasi ya da sosyal hareket içinde bırakın yer almayı, sadece yakınlaşmayı bile reddeder. 1933’de Almanya’da Hitler diktatörlüğünü ilan ettiğinde, Avusturya’da da hava bozulmaya başladığında, Tüm Avrupa’nın ve dünyanın üzerine yaklaşmakta olan korkunç savaşın gölgesi çöktüğünde, Zweig kendini tek başına çölde hümanizmi haykıran biri gibi tedirgin ve çaresiz hisseder. O dönemde olayların dışında kalmak, taraf tutmamak her geçen gün zorlaşır ve Zweig faşizmin yolundaki Avusturya’yı terk etmek, vatanındaki ve Almanya’daki iktidara karşı açık açık karşı gelmek konusunda çok uzun süre tereddüt eder. İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesi onu derinden sarsar; ideallerinin, hümanizmin, barış ve halkların kardeşliği konusundaki çabalarının boşa çıktığını görür. Sürgündeki diğer yazarlar gibi Hitler diktatörlüğüne karşı yazmayı ve konuşmayı reddeder. (İrfan’ın Notu: Neden?) Köklerinden uzakta, tüm ümidini kaybetmiş bir halde 1942 yılının 22 Şubat’ını 23 Şubat’a bağlayan gece Petropolis’te (Brezilya) hayatına son verir. Karısı Lotte ölüm yolculuğunda Zweig’a eşlik eder. Yazar arkasında bıraktığı mektupta bilinci yerinde ve isteyerek ölüme gittiğini yazar. Düşünsel vatanım dediği Avrupa’nın çöküşüne tanık olmaya daha fazla dayanamamıştır. Vatansız biri olarak yıllarca oradan oraya gitmekten yorulmuştur. Stefan Zweig 20. yüzyılın zorba iktidarından kaçan entelektüellerin sembolü olmuştur. (Önsözden)

 

 

 

İntihar Mektubu:

"Özgür iradem ve açık bir bilinçle bu yaşamdan ayrılırken, son bir sorumluluk yerine getirilmeyi bekliyor: Bana ve işimi yapmama huzurlu bir ortam sunan harika ülke Brezilya’ya içten teşekkürlerimi sunmak. Her yeni günle bu ülkeyi daha çok sevmeyi öğrendim, ruhsal anavatanım Avrupa kendi kendini yok ettikten ve ana dilimin dünyası yok olduktan sonra, dünyanın hiçbir yerinde hayatımı bu kadar severek yeniden kuramazdım. Ama altmışıncı yaştan sonra tam anlamıyla yeniden başlamak çok özel bir güç gerektiriyor. Ve benim gücüm yıllar süren vatansız yolculuklardan sonra iyice tükendi. Bu nedenle hayatımı doğru zamanda ve doğru bir şekilde sonlandırmamın iyi olacağına inanıyorum. Ki hayatım boyunca tinsel uğraşım en büyük haz kaynağım ve kişisel özgürlüğüm en yüce değerim oldu. Bütün dostlarımı selamlarım! Hepsine uzun geceden sonra gelen tanın kızılllığını görmek nasip olsun! Ben, her zamanki sabırsızlığımla önden gidiyorum.” (İnternetten)

(İrfan’ın notu: İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra büyük bir ders alarak Avrupa ülkelerinin bir araya gelerek kurdukları şu anki Avrupa Birliği teşkilatının durumu hakkında nasıl bir değerlendirme içerisinde olurdu? Bu konu tartışmaya ve konuşulmaya değer olduğu kanaatindeyim)

 

Rahel Tanrı’yla Hesaplaşıyor

Kudüs’ün inatçı ve dönek halkı ettiği yeminini yine unutmuştu, bir kez daha Tyr ve Ammon’un tunçtan putlarına kanlı armağanlarını getirmişlerdi. Yükseklerde ve taş sunaklarda tütsü yakarak günaha girmeleri yetmezmiş gibi bir de Tanrı’nın kendi evine, kulu Süleyman’ın onun için yaptırdığı mabede Baal’ın putunu koymuşlar ve bu kutsal mekan tütsü ve kan kokuncaya kadar yerleri kurban kanına bulamışlardı.

Tanrı, mabedinin ortasında kendisiyle alay edildiğini görünce öfkesi ateşlendi. Sağ elini kaldırdı, gürlemesiyle tüm gökler parçalandı. Sabrı tükenmişti, bu günahkar şehirde taş üzerine taş bırakmayacak, halkını yerle bir edecekti… (sh. 1-2)

Öfkeli Yakup, korkudan kendinden geçmiş beni ayaklarının dibinde kanlar içinde gördüğünde Ya Rab, merhamete geldi. Havaya kaldırdığı balta düştü ellerinden, eğildi, öptü dudaklarımdaki kanı. Ve sadece bana merhamet etmedi, babam Lavan’a da merhamet etti, benim için affetti onu da ve kovmadı Lea’yı çadırından… (sh. 15)

Ve Rahelde, sabrı sonsuz olan Rahel de çaresizliğini haykırdıktan sonra Tanrı’nın böyle sonsuzca susmasına dayanamadı. Bir kez daha başını kaldırdı. Görünmeyene dikti bakışlarını, bir kez daha ellerini havaya kaldırdı, ağzından çıkan sözler öfkesinin çaktığı alev gibi kırmızıydı:

“Beni duymadın mı, her zaman, her yerde olan Tanrım, beni duymadın mı? Her şeyi duyan Tanrım, yoksa cahil bir kulun olan ben mi açıklamalıyı sana? O vakit dinle, inatçı Tanrım -Yakup, kızkardeşimin (İrfan’ın notu: Ablası Lea). (İrfan’ın ikinci notu: İngilizcede yalan, yalancı: Lie, liear. Lea’nın Yakup’u aldatması, yalan söylemesi ile ilgisi olabilir mi bugünün İngilizcesinde, bakılması gerek) rahmine tohumlarını ektiğinde kıskanmıştım ben de, tıpkı şimdi benim çocuklarım Senin yerine başka tanrılara tütsü yaktığında Senin kıskandığın gibi- Fakat güçsüz bir kadın olan ben bile öfkemin üstesinden gelmiştim, Senin için, merhametli olduğunu sandığım Senin için merhamet etmiştim Lea’ya ve Yakup da bana merhamet etmişti, şunu gör artık Tanrım: Biz insanlar hepimiz, yoksul ve fani, kıskançlığın kötülüğünü yendik -fakat Sen, her şeyi yaratan ve her şeye son veren, her şeye kadir olan Sen, her şeyin başı ve sonu olan sen, sınırsız güce sahip olan sen, bizlerin sadece birer damlası olduğumuz Okyanus olan Sen- sen merhamet etmek istemiyor musun? Biliyorum benim çocuklarımın halkı çok inatçıdır ve senin kutsal boyunduruğuna isyan ediyorlar, fakat sen Tanrıysan, her şeyin Efendisiysen o zaman hoşgörünün onların kibrinden, merhametinin onların hatalarından daha büyük olması gerekmez mi?...” (sh. 16-17).

(İrfan’ın notu: Şu bir gerçek ki yazar için merhamet evet çok ama çok önemli. Ve şu da bir gerçek ki Allah Teala gerçekten kullarına karşı çok merhametlidir. Yazarın, merhameti, güçlü olan otorite sahiplerine bir gönderme yaptığı da gözlerden kaçmamalı).

 

Üçüncü Güvercinin Hikayesi

“Barışı bulmak için dünyamızın üzerinde uçup durmuş, fakat ne tarafa doğru uçtuysa sadece bu yıldırımları ve insanların şimşeklerini görmüş, dünyanın her yerinde savaş varmış…” (sh. 24)

“Bugüne kadar hiç kimse görmedi onu, barışı ararken yolunu kaybeden efsanevi güvercini, fakat o hâlâ başlarımızın üzerinde uçuyor, korku içinde, kanatları yorgun… O güvercin, kanatlarının üzerinde tüm karanlık düşüncelerimizi taşır, korkularında tüm dileklerimizi…” (sh. 25)

(İrfan’ın notu: Bu kısacık hikayede yazar kendiyle özdeş bulduğu güvercin gibi dünyanın farklı yerlerine barışı ararcasına yaptığı yolculuklara gönderme yapmış… Maalesef tarihler 2022 yılının sonlarını gösterdiği şu zaman diliminde bile insanlık hâlâ barışa aç, barışa susamış vaziyette.”

 

(Virata) Ölümsüz Kardeşin Gözleri

“Seneca dört ana erdem tanımlar:

1. Ölçülülük

2. Cesaret (acılara katlanma gücü)

3. Basiret (ve akla uygunluk)

4. Adalet

Bütün erdemler birbirine eşittir, aynı değerdedir ve biri olmadan insan eksik kalır. Erdem, ölümlülerin sahip olabildiği tek ölümsüzlüktür.” (Çevirenin notu) (sh. 27)

“Henüz yüce Buddha dünyaya gelmeden ve müritlerini bilginin ışığıyla aydınlatmadan çok önce Birwagha ülkesinde Kral Rajputa’nın yanında Virata adında bir soylu yaşardı, Şimşek Kılıç derlerdi ona, çünkü o bir savaşçıydı ve herkesten daha cesurdu; attığı ok, fırlattığı mızrak hedefini asla şaşırmayan, kılıç tutan kolu şimşek gibi inen bir avcıydı. Alnı açık, yüzü aydınlıktı, gözlerini hiçbir soru karşısında kaçırmazdı: Ellerini asla öfkeyle yumruk yapmaz, sesi asla öfkeli çıkmazdı. Kendisi büyük bir sadakatle krala, köleleri de ona saygıyla hizmet ederlerdi. Çünkü nehrin beş kolunda ondan daha adil bir insan yoktu: İnananlar, evinin önünden geçerken saygıyla eğilirlerdi, çocuklar onu gördüklerinde gözlerinin içine bakıp gülümserlerdi…” (sh. 28)

(İrfan’ın notu: Yukarıda alıntıladığım paragrafta erdemli birisinin belli başlı özellikleri yer almaktadır:

Cesur olmak, alnı açık, yüzü aydınlık olmak ki kendisinden emin olan kişilerin temel özelliğidir- hiçbir soru karşısında kaçamak cevap vermemek veya kaçınmamak, öfkelenmemek, bağırıp çağırmamak, adaletli olmak… Günümüze uyarladığımızda liderlere ve yalakalarına bakınca ne kadar büyük bir eksikliği yaşadığımız gözler önünde)

Savaşı, krallığa karşı isyanı önleyen Virata bu isyanda ağabeyini de öldürmüştür…

“Virata şöyle dedi:

O zaman izin ver yüce kralım, yerinde kalsın bu kılıç (ona hediye edilen çok değerli bir hediye). Çünkü bir daha asla elime kılıç almayacağım diye büyük yemin ettim. Çünkü ben ağabeyimi öldürdüm bugün, aynı ananın rahminde olduğum, aynı ananın elinde yetiştirdiği, beraber oynadığım ağabeyimi.

Şaşkınlıkla baktı kral. Sonra şöyle dedi:

O halde kılıç olmadan savaşcıların başına geç ki bileyim güvende olduğumu…” (Sh. 33)

“Fakat Virata bir kez daha yerlere kadar eğildi ve şöyle karşılık verdi:

Görünmez olan bana bir işaret gönderdi ve yüreğim ne istediğini anladı. Ben ağabeyimi öldürdüm ve gördüm ki birini öldürmek aslında kardeşini öldürmek demektir. Ben savaşta ordularımızı yönetemem, çünkü kılıç güç demektir, güç de adaletin düşmanıdır. (İrfan’ın notu: Bu son cümle tartışmaya açık bir cümle. Çünkü kılıç güç demekse sistem eğer çok güçlü olursa o güç aynı zamanda adaletin de gölgesini oluşturur kanaatindeyim. Ama dediğim gibi tartışmaya açık.) … Sonsuz dönüşümün içinde kısadır insan hayatı, izin ver, bundan böyle adil biri olarak yaşayayım.”

“Düşmanlarımın karşısında hep yiğit, cesur biri olarak gördüm seni ve krallığımdaki hizmetkarlarım arasında adildin hep. Madem ki savaşta yanımda olmayacaksın, o zaman başka bir yerde hizmet etmeni isterim bana. Suç nedir bildiğin ve suçu ölçüp tartabildiğin için yargıçlarımın başına geçmelisin ve sarayımın merdivenlerinde vermelisin hükmü, vermelisin ki gerçek korunsun bu duvarlar arasında, hak hukuk ve adalet olsun topraklarımda.” (sh. 34)

İrfan’ın notu: Kitapta bir yerde (sh. 29’da kral ile ilgili bir parantezi de burada zikredelim ki ileride neler olabilecek değerlendirme konusu olsun: “Çünkü kral sert bir hükümdardı, adalet konusunda da pek katıydı ve zalimce vergi toplardı).

“O günden sonra Virata sarayın gölgesi altında pembe merdivenlerin tepesinde gün doğumundan gün batımına kadar kral adına adalet dağıtmaya başladı.

(İrfan’ın notu: Türk hukuk sisteminde kullanılan bir klişe var: ‘Türk Milleti adına’. Bu şimdilik burada kalsın. Bu arada ara bir not: Bu hikayeyi okurken neden 15 Temmuz darbe girişimi, Tayyib Erdoğan, Fetö yapılanması ve benzeri şeyler aklımdan geçti bilmiyorum. Konuşmaya değer aslında. Çünkü hikayede krala isyan eden kralın karısının kardeşi yani kayınbiraderi, yani etle tırnak gibi olmuş gibiler).

Fakat karar vermeden önce iyice düşünür, her şeyi hassas bir terazide tartar gibi hesaplardı; bakışlarıyla suçlunun içini görür, sorgularıyla tıpkı bir porsuğun toprağı kazması gibi suçlunun ruhunun derinliklerini didik didik ederdi. Verdiği hükümler sertti, katıydı ancak kararı aynı gün vermezdi, kararı açıklamadan önce hep bir gün beklerdi; ev halkı, onun üst kata çıkıp, kimseyle konuşmadan tek başına, günün ilk ışıkları vuruncaya kadar saatlerce huzursuzca gidip geldiğini, verdiği kararın adil olup olmadığını düşünüp tarttığını duyardı. Hükmünü açıklamadan önce ellerini ve alnını suyla yıkardı ki kararı, tutkusunun ateşinden daha yüksek olsun. Kararını açıkladıktan sonra suçluya dönüp kararı adil bulup bulmadığını sorardı, çok nadiren kararına itiraz eden olurdu…” (sh. 35)

(İrfan’ın notu: Adalet terazisinin ne kadar hassas olduğunu ta o zamanlardan günümüze yansımasının idealize edildiği önemli bir not).

“Adil mi? Adaleti neyle ölçersin sen ey yargıç? Kim seni kırbaçladı ki, kırbaçlanmanın ne olduğunu  bilesin? Nasıl oluyor da toprak altında geçireceğim yılları gün ışığında geçirecekmişim gibi parmaklarınla sayabiliyorsun? Sen hiç zindana atıldın mı? Ömrümün kaç baharını benden aldığını biliyor musun? Hiçbir şey bilmiyorsun sen, adil bir insan değilsin sen, çünkü ancak darbe yiyen bilir onun ne olduğunu, darbeyi vuran değil, sadece acı çeken bilir acının ne olduğunu.”  (sh. 39)

(İrfan’ın notu: Cezaevinde iken konuştuğumuz konulardan birisi de şu idi:  Adalet sisteminin daha iyi işleyebilmesi için savcıların, hakimlerin, yargıçların, avukatların ve adalet mekanizmasında adalete etki eden tüm bürokratik unsurların gerçeğe daha yakın karar alabilmeleri için cezaevi deneyimlerinin az ya da çok olarak yaşamalarını konuşmuştuk. Evet özellikle yargıçların. Aldıkları, alacakları kararların insan hayatı ve çevresine olan etkilerini kısmen de olsa anlayabilmeleri için bunun gerekliliği üzerinde derin analizlerde bulunmuştuk).

28 Aralık 2022 Çarşamba

Savaşma seviş modunda mısınız? MECBURİYET

 YAZAR:               

Stefan Zweig

KİTABIN ADI:    

Mecburiyet / Der Zwang

ÇEVİREN:           

Gülperi Sert

YAYINCI:            

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları


TARİH:                

18/11/2022

 

NOTLAR:

“Karşı koymak! İnsan nasıl karşı koyabilir ki? Onlar herkesten güçlü, onlar dünyanın en güçlüleri.”

“Bu doğru değil. Dünya onlara izin verdiği sürece güçlüler. Tek bir birey herhangi bir kavramdan daha güçlüdür her zaman, fakat kendisine inanmalı, iradesine sahip çıkmalıdır. İnsan olduğunu ve insan kalmak istediğini unutmamalıdır, işte o zaman etrafını saran, beynini uyuşturan vatan, görev, kahramanlık gibi sözcükler, kan kokan, sıcak, canlı insan kanı kokan boş laflar olarak kalırlar. Dürüst ol, vatan hayatın kadar önemli mi senin için? Soylu hükümdarlarına bile kalmayan bir taşrayı resim yaptığın sağ elin kadar seviyor musun? Düşüncelerimizle, kanımızla içimizde oluşturduğumuz görünmez adalet dışında başka bir adalet olduğuna inanıyor musun? Hayır, cevabını ben vereyim, hayır! Bunun için gidersen eğer, kendine yalan söylemiş olacaksın…” (sh. 13-14)

“Hayatını feda edeceksen neden inandığın bir şey için feda etmiyorsun?” (sh. 14)

“Hak! Hukuk! Bugün dünyanın neresinde hak kaldı? İnsanlar onu katletti. Herkesin hakları var, fakat onların, onların gücü var ve bugün güç demek her şey demektir.”

“Neden onların gücü var? Çünkü bu gücü onlara siz veriyorsunuz. Ve sizler korkak olduğunuz müddetçe onların gücü hep olacaktır. Tüm bunlar, yani insanlığın bugün korkunç dediği şey, yeryüzündeki on insanın iradesinden ibaret ve on insan bunu yeniden yıkıp yok edebilir. Bir insan, yaşayan tek bir insan onlara karşı durarak bu gücü yerle bir edebilir. Fakat sizler boyun eğdiğiniz, belki paçamı kurtarabilirim dediğiniz müddetçe, onları can evinden vurmak yerine, onlara itaat ettiğiniz müddetçe, sizler sadece bir kölesiniz ve bunu da hak ediyorsunuz demektir. Erkek dediğin çaresizce boyun eğmez, ‘hayır’ demek zorundadır, bugün yerine getirmek zorunda olduğunuz tek görev budur, hayvan gibi kendini öldürtmek değil.”

“Fakat Paula… ne düşünüyorsun… ne yapmalıyım?..”

“İçinde bir şeyler hayır diyorsa, sen de hayır demelisin. Biliyorsun, ben senin hayıtını, özgür bir insan olmanı, mesleğini seviyorum. Fakat bugün bana ‘benim öbür tarafa gitmem ve silahımla hak aramam lazım’ dersen ve ben bunu gerçekten yapmak zorunda olduğuna inanırsam, o zaman ‘git’ derim. Fakat bir yalan uğruna, kendin bile inanmadığın bir şey için, arada kaynayıp kurtulurum umuduyla gideceksen, o zaman seni hor görürüm, evet seni hor görürüm. İnsanlık adına gideceksen, inandığın bir şey uğruna gideceksen seni tutmam. Fakat canavarlar içinde bir canavar, köleler içinde bir köle olmak için gitmek istiyorsan, karşında olurum. İnsan bir amaç uğruna kendinden vazgeçebilir, fakat başkalarının çılgınca fikirleri uğruna değil. Bırak vatan için ona inananlar ölsünler…” (sh. 33-34)

27 Aralık 2022 Salı

GEÇMİŞE YOLCULUK

 YAZAR:               

Stefan Zweig

KİTABIN ADI:    

Geçmişe Yolculuk / Die Reise in Die Vergangenheit

ÇEVİREN:           

Regaip Minareci

YAYINCI:            

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

TARİH:                

27/12/2022

 


NOTLAR:

Geçmişe Yolculuk, zamana, mekâna ve değişen koşullara direnen yasak ve tutkulu bir aşkın hikayesidir. Bu çılgın aşk önce okyanusun ve daha sonra da Birinci Dünya Savaşı’nın araya girmesiyle dokuz yıllık bir kesintiye uğrar. Yıllar sonra buluşan iki sevgilinin hayatları büyük bir değişime uğramıştır. Önlerinde uzanan belirsiz geleceğe, geçmişin sürekli aralarına giren gölgesine rağmen, aşk doludizgin sürmektedir… (Arka Kapak).

İrfan’ın Yorumu: Acaba… Kitap, birçok insanın hayatını, planlarını yerle bir eden Birinci Dünya Savaşı’nın iki yasak aşığın birbirlerini uzun süre görememeleri sonucu yaşanan değişimi çarpıcı bir şekilde anlatıyor. Yasak aşkın ahlakını sorgulamak değil amacım. Ama savaşın yıkıcı etkisini, psikolojik ve bedensel yıkımın yansımalarını görmek açısından etkileyici. Yazarın savaş karşıtı betimlemeleri yürek yakıcı gerçekten.

BİLİNMEYEN BİR KADININ MEKTUBU

YAZAR:                

Stefan Zweig

KİTABIN ADI:     

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu / Brief Einer Unbekannten

ÇEVİREN:           

Ahmet Cemal

YAYINCI:             

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

TARİH:                 

27/12/2022

 


NOTLAR:

Stefan Zweig, Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu adlı uzun öyküsünü 1920’li yılların ilk yarısında kaleme aldı.

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’nun kadın kahramanını sadece uzun bir mektubun yazarı olarak tanıyoruz. Kadının hayatı boyunca sevmiş olduğu erkek için kaleme aldığı bu mektubun “gönderen”inin adı yoktur. Mektubun başında tek bir hitab vardır: “Sana, beni asla tanımamış olan sana.” …  Zweig, okurunu bir kez daha insan psikolojisinde eşine pek rastlanmayan bir yolculuğa davet ediyor…” (Arka Kapak)

“Ve insanların arasında yalnız olmaktan daha korkunç bir şey yoktur.” (Sh. 20) 

İrfan’ın notu: Yukarıdaki alıntıyı gördüğümde, sevgili dostumun ben dört duvar arasında iken İstanbul gibi kalabalık bir şehirde kendisini tanımlarken kullandığı sözcükler geldi. “Kalabalıklar içinde yalnızım.” Bu sözün ağırlığını usta yazarın kitabındaki bu alıntıyı görünce insan daha iyi anlıyor…

“Bağışla yakınmamı, ne olur bağışla! Zira senin iyi bir insan olduğunu, yüreğinin en derin noktasında hep yardıma hazır olduğunu biliyorum. Sen herkese yardım edersin, istediği taktirde sana en yabancı olana bile. Ama çok tuhaf bir iyilik seninkisi, herkese açık olan, böylece de isteyenin ellerine sığdırabileceği kadarını alabileceği bir iyilik; büyük, sonsuz büyük senin iyiliğin, fakat aynı zamanda da -affına sığınarak söylüyorum- tembel bir iyilik. Uyarılmak istiyor, gelip alsınlar istiyor. Sen, ancak yardıma çağırıldığında, senden istendiğinde yardım ediyorsun, hoşlandığın, zevk aldığın için değil fakat utancından, zayıflığından ötürü yardım ediyorsun. Sen -izin ver de açık söyleyeyim bunu- sıkıntı ve acı içindeki insanı mutlu olan kardeşlerine yeğlemiyorsun. Ve senin gibi insanlardan, hatta onların en iyilerinden bile bir şey istemek zordur…” (Sh. 35)

İrfan’ın yorumu: Platonik aşk mı yoksa bambaşka mesajlar içeren bir tek taraflı haykırış mı? Yazar erkek olmasına rağmen bir kadının iç dünyasını, derinliklerine kadar çözümleyerek hikayenin yazıldığı yıllardaki Avrupa ile ilgili de bilgi vererek okuyucuya “toplumlar içinde yalnız olma duygusu”, “tek taraflı bir aşkın içerdiği duygular”, “iyilik kavramına farklı bir bakış”, “ahlaki olarak çöküş ve toplumsal ilkelerde yükseliş çelişkisi”, “Allah inancının sorgulanması”, “farkedilmemek-farketmemek” gibi sorgulanması, tartışılması, konuşulması gereken konuları enfes bir hikaye ile anlatıyor.

14 Aralık 2022 Çarşamba

Tarihe not olsun...

 Bugün 14 Aralık 2022...



Recep Tayyib Erdoğan'dan sonraki cumhurbaşkanı Ekrem İmamoğlu olacağını öngörmemek bir hata olur mu? 

Mahkeme kararını verdi: Al sana ceza ve al sana siyasi yasak

***

"Muhtar dahi olamaz" denilen Recep Tayyib Erdoğan o dönem yasaklı hale gelip eğer Cumhurbaşkanı olduysa,

Mahkeme kararı ile siyasi yasaklı hali ilk derece mahkeme tarafından onaylanan Ekrem İmamoğlu, geleceğin hem de yakın geleceğin cumhurbaşkanıdır.

Ülkemize hayırlı olsun...

17 Şubat 2017 Cuma

Yeniden ve Yeniden: Sil Baştan

Kitabın Adı: Sil Baştan
Yayınevi: Koridor Yayınevi
Yazarı: Ken Grimwood
Kitabı Bitiriş Tarihi:          

13 Şubat 2017                       

Saat: 23.35 / İstanbul



İrfan'ın Notu:
Heyecanla okuyacağınız ve elinizden bırakamayacağınız bir roman...


14 Şubat 2017 Salı

Duadan Sonra Savaş: Hacksaw Ridge

Filmin Adı: Savaş Vadisi

Orjinal Adı: Hacksaw Ridge

Yönetmen: Mel Gibson


İrfan'ın Yorumu:  Savaşırım ama adam öldüremem, ancak öldürmeye değil yaşatmaya tutkulu bir düşüncenin adamıyım temalı harika bir savaş (savaş karşıtı) film.

Mel Gibson bu yönetmenliğinde de harika bir iş çıkarmış.

Çok başarılı buldum. Şiddetle tavsiye ederim... Çok harika çıkarımlar var filmde.

Örneğin komutan soruyor askerlere: "Neden savaşa çıkmıyorsunuz, hazır değil misiniz?" Komutan cevap veriyor: Hazırız ama askerin dua etmesini bekliyoruz diyor...

Allah'a inanç, dua, inancın etkisi... Mel iyi iş çıkarmış vesselam...

İMDB Adresi: http://www.imdb.com/title/tt2119532/


Savaş Vadisi (özgün ismiyle: Hacksaw Ridge), İkinci Dünya Savaşı'nda ateşli silah yada savaş aleti taşımayı reddeden barış yanlısı Amerikalı savaş doktoru Desmond Doss hakkındaki, 2016 Amerikan yapımı biyografik savaş filmi.
Filmin yönetmenliğini Mel Gibson yaparken, senaryosunu, Doss hakkındaki önceki bir belgeselden uyarlayarak Andrew Knight ve Robert Schenkkan yazdı. Filmin oyuncu kadrosunda Andrew GarfieldSam WorthingtonTeresa PalmerHugo WeavingRachel Griffiths ve Vince Vaughn yer almaktadır. Film 4 Kasım 2016'da ABD'de gösterime girdi ve genellikle olumlu yorumlar aldı. Amerikan Film Enstitüsü tarafından 2016'nın en iyi 10 filminden biri olarak seçilen film, 74. Altın Küre Ödülleri'nde 3 adaylık elde etti fakat hiçbirini kazanamadı. Ayrıca 70. BAFTA Ödülleri'nde 5 adaylık elde etti.

11 Şubat 2017 Cumartesi

Deklarasyon mu Dediniz: İslam Deklarasyonu

Kitabın Adı: İslam Deklarasyonu

Yayınevi: Fide Yayınları
Yazarı: Aliya İzzet Begoviç

Kitabı Bitiriş Tarihi:          09 Şubat 2017                       

Saat: 23.41 / İstanbul

İrfan'ın Notu:
Açıkçası kitabı elime aldığımda Aliya'nın ilk kitabını ve düşüncelerini öğrenmek açısından heyecanlanmadım değil... Kitabı okumaya başladığımda, hem heyecanla tesbitlerinin özlü cümlelerle anlatılması hem de 60'lı yıllarda Avrupa'nın içinde böyle bir düşüncenin varlığının Bosna'da (o günkü Yugoslavya) hayat bulması sevindirmişti.
Ama o da nesi...

Hayır hayır görüşlerinin tartışılmasından bahsetmiyorum...
Bazı görüşleri en azından tartışmaya açık, anlamlandırma da o günün şartları ve başka etkenler dolayısı ile ana kaynaklara tam vakıf olamama gibi sebebler olabilir.
İtiraz ettiğim şey başka.

Evet evet 100 sayfalık küçük bir kitabın eleştirisi Aliya üzerinden yürümüyor benim açımdan.
Yayıncı bu kadar rezil bir yayına imza atamaz. Bu kitap hiç mi tekrar okunup gözden geçirilmemiş, hiç mi mizanpaj hataları tesbit edilmemiş, hiç mi devrik cümleler düzeltilmek için gayret sarfedilmemiş, hiç mi hiç mi ... ???

Yayın yönetmeni görevini yapmamış...
Yayın editörü görevini yapmamış...
1. tashih, 2. tashih, 3. tashih hak getire...
Rezil ötesi bir iç dizayn böyle mi olur Allah aşkına...
Yayınevine ulaşıp bu şikayetlerimi dile getirmek istedim fakat kitapta belirtilen cep telefonuna da ulaşılamıyor maalesef.

Kitabın kapak tasarımı hariç içinde o kadar çok tashih ve o kadar çok düzeltilmesi gereken şeyler var ki? Bu da bende şu kanaatin oluşmasına sebeb verdi: Acaba bu kadar hatanın olduğu bir kitapta yazar Aliya İzzet Begoviç'in görüşleri doğru yansıtılmış mıdır?
Bu sebebten ötürü yayınevini en şiddetli bir şekilde kınıyorum, bu kitabı mümkünse piyasadan çekip zorluklarına da katlanarak adam akıllı bir şekilde düzeltmesini yapıp tekrar insanlara sunmaları gerekir kanaatindeyim.

Yayınevi yetkililerini ve bu kitabın çıkmasına gayret göstermiş tüm ilgilileri kınıyorum.

Tekrar ediyorum, yayınevi yetkililerini bu şekilde eleştirmem Aliya'nın kitabının kalitesizliğinden değil, kitabın kalitesiz bir şekilde basıma ve piyasaya sunulmasından dolayıdır.
Yani kitap çıktıktan sonra hiç mi bir Allah'ın kulu eline alıp okumamış bu kitabı?
Üstelik kitabın girişinde 15. baskıya dair küçük bir not da iliştirilmiş.
Yuh denir böylesi durumlara değil mi?

Kitap'tan Bazı Alıntılar
"Müslüman dünyasında muhafazakar düşüncesinin, tek olmasa da en büyük temsilcileri şeyh ve hocalar kesimidir. Onlar, İslam'ın "İslam'da ruhbaniyet yoktur" şeklindeki açık düsturuna rağmen, kendilerini ayrı bir sınıf gibi organize ettiler ve İslam'ın yorumlanmasını tekellerine alarak kendilerini Kur'an-ı Kerim ile insanlar arasında aracı olarak konumlandırdılar." (sayfa, 22)

"Ne olduğunu ve köklerinin nereden geldiğini bilmeyen bir ülke, nereye gideceğini ve yüzünü neye doğru çevirmesi gerektiğini bilebilir mi?" (sayfa, 26)



"... nihayetinde Kur'an-ı Kerim'i anlaşılan bir manası ve içeriği olmaksızın çıplak bir ses haline getirdiler." (sayfa, 33)

1 Şubat 2017 Çarşamba

Keşke Eski Kocanı Üzmeseydin: Gece Hayvanları

Filmin adı: Gece Hayvanları

Orjinal adı: Nocturnal Animals

Film ile ilgili bilgi alınabilir bir site: http://www.beyazperde.com/filmler/film-236498/

Susan Morrow, 19 yıl önce yazar eşi Edward Sheffield’ı terk eder. İkinci evliliğinde ise bir doktorun eşi olarak düzenli bir hayat sürmektedir. Bir gün posta kutusunda eski eşinin hiç yayımlanmamış olan ilk romanının taslağını bulur. Eski eş kendisinin fikrini sormaktadır. Susan, bir matematik profesörü olan eski eşi Tony’nin ailesi ile çıktığı bir yolculuğu anlatan "Noctural Animals" adındaki bu kitabı elinden bırakamaz. Kitabın kahramanı Tony’nin hayatı berbat bir hale geldikçe Susan da geçmişini hatırlayacaktır. Bu tehlikeli duygular onun geleceğini kemirecek ve hayatını değiştirecektir.
Austin Wright'ın 1993 tarihli "Tony ve Susan" romanından uyarlanan filmin yönetmen koltuğunda A Single Man (2009) filminden tanıdığımız Tom Ford oturuyor. Senaryosunu da Ford'un üstlendiği filmin oyuncu kadrosunda ise Amy Adams, Jake Gyllenhaal, Michael Shannon, Aaron Taylor-Johnson, Isla Fisher ve Armie Hammer gibi ünlü oyuncular yer alıyor.

İrfan'ın Yorumu: 
İlk dakikalar biraz sıkılır gibi oluyorsunuz ama filmin ilerleyen anlarında sizi bir heyecan alıp götürüyor. Farklı bir üslupla kotarılmış kayda değer bir film. Kocanın karısına anlatamadıklarını bir roman üzerinden anlatma çabası... 
Başarılı buluyorum....

25 Ocak 2017 Çarşamba

Acımasızlık Diz Boyu: Anthropoid

Filmin Adı: Anthropoid

Konusu: İkinci dünya savaşında üst düzey bir Alman'a yapılan suikast girişimi ve sonra olan olaylar



Konu ile ilgili bilgi alınacak yerler:

https://tr.wikipedia.org/wiki/Reinhard_Heydrich

İrfan'ın Yorumu: İzledikten sonra pişman olmayacağınız bir 2. Dünya Savaşı filmi. Çekoslovakya ve Prag baş rollerde...

Tavsiye ederim...

Sen Kendi Cahiliyene Bak: İslam Öncesi Cahiliye ve Günümüzde Din Gerçeği

Kitabın Adı: İslam Öncesi Cahiliye ve Günümüzde Din Gerçeği
Yayınevi: İhtar Yayınları
Yazarı: Haşimi Rafsancani
Kitabı Bitiriş Tarihi:          22 Ocak 2017 Saat: 20.01 / İstanbul

İrfan'ın Notu:
İran'ın siyaset adamı Haşimi Rafsancani birkaç gün önce Rabbine hesap vermek üzere dünya yolculuğunu terk etti. Kendisinin İran devriminden sonra Türkiye'li müslümanların okuması için yazdığı bir eser elime geçti. Ne diyor bu adam diye okuma ihtiyacı hissettim. Kendisi İslam öncesi cahiliye döneminde yeryüzünün belli başlı ülkelerindeki cahili yaşayışları ele almış. Japonya, Çin, Hindistan, İran, Arap Yarımadası vs.

O zamanın cahiliyesini "bu çok kötü bir cahiye" diye anlata anlata bitirememiş. Ama şu son yıllarda İran'ın Suriye'li müslümanlar üzerindeki etkisini ve cahili bakış tarzı sonucu ümmetten uzaklaşması ile ilgili herhangi bir kitabını ya da demecini göremedik.
İran'daki bu kadar müslümanın kanında onun da ne kadar payı var artık Rabbine verecek hesabını...
Biz de kendisini Rabbimize havale ediyoruz. O ne yapacağını en iyi bilendir.

Kitap'tan Bazı Alıntılar
"Peygamberlerin bu insanlığın onurunu yüceltmek, onları kula kulluktan kurtarıp, sadece Allah'a kul yapmak gibi önemli görevleri olmuştur. Peygamberlerin yolundan giden alimler, aydınlar ve sorumluluk sahibi müslümanlar da yaşadıkları toplumlarda insanları cağdaş firavunların, nemrutların, emperyalistlerin tahakkümünden kurtarmak için mücadele etmelidirler." (sayfa 7)

Bu kitabın önsözündeki bir paragraf... Acaba kitabın önsözünü yazan şahıs Suriye'yi gördükten sonra bugünkü İran için ne düşünür?

"Miladi VII. asrın başlarında İran'ı ziyaret etmiş olan Çin asıllı gezgin Hevan Tisank şöyle der: İranlıların evliliği çok karışık ve düzensizdir.
Örtünme geleneği, elit tabakanın hanımları arasında yoğunlukla revaçtaydı. Fakat işçi ve çalışmak zorunda olan alt tabakaya mensup kişilerin hanımları, örtünmeksizin erkeklere katılır onlarla içiçe yaşardı ve İran'ın elit tabakası kadınlarının örtünme geleneği müslümanlara geçti." (sayfa, 60)

Bu mudur yani. Örtünme geleneği İran'lı elitlere aitmiş de (doğru olabilir tabi bu örtünme ile ilgili tesbiti) oradan da müslümanlara geçmişmiş de... Yemezler...

"Manu şöyle diyor: Kadın, şerefsizliğin ve alçak bir hayatın kaynağıdır. Kadından sakın. Vefalı kadının, kocasına, tanrıya hizmet ediyormuş gibi hizmette bulunması gerekir. Kadın, hayatı boyunca, babasının, kocasının ya da oğlunun egemenliği altında olmak zorundadır. Kadın, kocasına ezilip büzülerek, tanrım, efendim, beyim gibi kelimelerle hitap etmelidir. Uykuya yatmadan önce ayaklarını öpmelidir. Kocasının emirlerini yapmayan, ona gereken saygıyı göstermeyen kadın, hayatının geriye kalan kısmını çakal şekline girerek geçirir." (sayfa, 120)

Cahiliye döneminin kadına bakış açılarından bir alıntı.
İlginçtir yazar bütün toplumların cahiliyesini anlattığında kadın faktörünün hemen hemen hepsinde aynı aşağılık varlık derekesinde olduğunu belirtmektedir.
Rabbime şükürler olsun kadını olması gereken onurlu yerine koyduğu için.

"Tüccarlar ve kazanç sahipleri, sosyal konumları açısından en alt tabakada bulunuyorlardı. Ancak mali ve iktisadi durumları, çiftçiler ve işçilerden daha iyi bir durumdaydı. Özellikle kuyumcular ve faizciler, halkın ihtiyaçlarını suistimal ederek yaklaşık % 36 oranında ağır faizler alarak çok büyük servetler elde ediyorlardı. Bu yüzden halkın şiddetli nefretini, kızgınlığını üzerlerine çekiyorlardı. "Büyük hırsızlar kuyumculuk yaparlar" sözü, eski bir Çin atasözüdür." (sayfa, 133)


Bu satırları okuduğumda ilk önce zihnime yahudiler geldi.

Ne Olacak Bu Devlet Savaşı: Devlet Savaşı

Kitabın Adı: Devlet Savaşı
Yayınevi: Yakın Plan Yayınları
Yazarı: Şamil Tayyar
Kitabı Bitiriş Tarihi:          22 Ocak 2017 Saat: 14.35 / İstanbul


İrfan'ın Notu:
Şamil Tayyar'ın birkaç kitabını okudum. Gazeteci kimliğinin yanında şu an milletvekili olarak hayatını sürdürmekte. Enteresan tesbitleri var. Dikkate alınması gereken bir yazar izlenimi uyandırıyor. Açıkçası ben de onu takip etmeye çalışıyorum. Kendisinin AK Parti milletvekili olması inandığı doğruları söylemesine engel teşkil etmediği izlenimi uyandırıyor. Çünkü 15 Temmuz kalkışmasından önce uyarılarına ben de şahit olmuş, tüm Türkiye gibi kimsenin darbe yapabileceği aklına gelmemişti. Ama yazarımız hem televizyonda hem de birçok yerde bu tehlikeyi anlatmaya çalışmıştı. Bizatihi Tayyib Baba'ya da bunları anlattığı kendi yazdıkları ile bilinmiş oluyor. Katıldığınız ya da katılmadığınız yerler olabilir. Yandaş gözüyle de belki bakabilirsiniz. Bende Antepli olması ayrı bir negatiflik uyandırmıyor değil ama yine de kayıtsız kalmamanızda fayda var derim..


Kitap'tan Bazı Alıntılar
“[Hakan] Fidan gergindi. Mit yerleşkesine girdiğinde akşam ezanı henüz yeni okunmuştu. Görmez Hoca'dan namazı kıldırmasını rica etti. O esnada bir MİT görevlisi telaşla namaz kılınan salona geldi...." (sayfa, 39)
Bu sayede Laik Demokratik Türkiye Cumhuriyeti devletinin en önemli kurumlarından birisinin müsteşarının namaz kıldığı bilgisi de netleşmiş oluyor. İşin ilginç tarafı internette arama yaptığınızda Hakan Fidan'ın umrede (hac da olabilir) çekilmiş bir fotoğrafının fetöcüler tarafından imalı bir şekilde el bağlama şeklinden yola çıkarak onun İrancı olarak yaftalanması çabalarında….

"Oysa Ak Parti'nin Meclisten geçirdiği, 12 Eylül 2010 referandumuyla kabul edilerek yürürlüğe giren Anayasa değişikliğiyle Genelkurmay Başkanı'nın Yüce Divanda yargılanmasını hükme bağlamıştı. Ama olmadı.
Darbecilik görev suçu değildir, Yüce Divanda yargılama sadece görev suçlarını kapsar, denilerek hukuk çiğnenmişti ...
Paralel yapı Başbuğ modelini, Fidan için de uygulamak istedi. Devamında sıra Erdoğan'daydı. Erdoğan "terör örgütü lideri" olmak suçlamasıyla yargı önüne çıkarılacak, 27 Mayıs ve 12 Eylül örneğinde olduğu gibi tutuklanıp cezaevine konulacaktı." (sayfa 155)

"Beyin Kontrolü: Örgüt liderinin çok eski yıllara dayanan fantezisidir. Fertlerin zihni şartlandırmayla örgüte daha bağlı hale geleceğini düşünen [Fetullah] Gülen, bu görüşünü (Küçük Dünyam 12 Mart 1992) açıkça belirtmiştir: Vesveseye esas teşkil edecek hususların doğmaması için, çok iyi beyin yıkamanın lüzumuna inanıyorum. Baştan vesvese hiç doğmamalı. Veya doğarken hemen ölmeli. Bu mevzuda insanlar şartlandırılmalı. İman şartlandırma demek değildir. Fakat imandan sonra bu şartlandırma mutlaka yapılmalıdır. Fertler, inanca ters olan düşüncelere zerre kadar dahi ihtimal vermemelidir. Her fert böyle şartlandırılmalıdır. Ve ben bunun lüzumuna inanıyorum." (sayfa 252)
"Örgütün gayrihukuki yollardan ulaştığı bilgiler Truecyrpt isimli şifreleme programları ile dosyalanarak saklanmaktadır. Bu ticari bir program olup şifresinin çözülmesi zordur." (sayfa 269)

Bu tür programın çözülmesi zordur diyor sevgili yazar ve ümitvar olduğunu belirtiyor. Ben de buradan yorum yapmıyorum tabi ki...


 Tanıtım Bülteninden:
Türk milletini yüzyıllardır aşikâr düşmanlıklarla yıpratmaya çalışanların yeni oyunu belliydi: Bizi kendi değerlerimizi benimsemiş gibi görünenlerle, bizi bizimle aynı ruhu taşıyormuşçasına davrananlarla vurmayı deneyeceklerdi. Öyle sabırla işleyecekti ki bu plan belki başka asırlara sarkacaktı ihanetleri. Hırsları büyüktü, emelleri de... Tek bir gücün yekdiğeriyle de savaşı değildi bu. Belki içte devlet savaşıydı ama dışta gizli güçlerin mücadelesine ve alternatif bir Papa önderliğinde yeni bir dünya düzeni kurma stratejisine dayalı büyük bir komploydu. 15 Temmuz uluslararası çapta gizli hainliklerle devletin tüm birimlerine, kurumlarına sızmış kimselerin ifşa edildiği bir milat oldu. Yeni bir Millî Mücadelenin ilk adımı millet tarafından atıldı. Cemaatten terör örgütü olmaya devşirilen bir süreçte tüm gerçek emeller ortaya serildi. Şamil Tayyar "Devlet Savaşı"nda 15 Temmuz öncesindeki hesaplaşmaları, o gece yaşananları, gündemi sarsacak bilgilerle ve tutuklanan komutanların savcılığa verdikleri ifadeleriyle gün yüzüne çıkarıyor. Yeni süreçte farklı grupların ele geçirmeye çalışacağı devlet mekanizması üzerindeki gizli planları deşifre ediyor. Milli Derin Devlet olgusunun tartışılmaya açıldığı bugünlerde iktidarı ele geçirmek için fırsat kollayan illegal yapıların anlatıldığı bu kitap, darbeler tarihi için bir referans özelliği taşıyor.

11 Ocak 2017 Çarşamba

Reis Dedik Yürüdük: Reis'in Altı Saati

Kitabın Adı: Reis'in Altı Saati

Yayınevi: Truva Yayınları

Yazarı: Haluk Özdil

Kitabı Bitiriş Tarihi:          7 Ocak 2017   Saat: 15.08 / İstanbul





İrfan'ın Notu:
Kitap 15 Temmuz 2016 darbe kalkışması ile alakalı biraz da kurgu katarak roman haline getirilmiş bir eser... O anları roman tadında okumak ayrıca heyecan verir diyorsanız okuyabilirsiniz... Bir çırpıda giden kitaplardan...
Ama şu ana kadar bu temalı kitaplar içerisinde en kayda değer olanı Mete Yarar'ınki...



Kitap'tan alıntı...
“Şimdi söyleyeceklerimi iyi dinleyin, burada tüm rütbeleriniz sökülmüş durumdadır.  Aranızda rütbe ayrımı yok,  hepiniz eşit durumdasınız.  On binlerce subayın arasından seçildiniz,  tek ortak noktanız kutlu zaferimize inanmış olmanız…   Aklınıza iyice yerleştirin;  bu birim orduda yok, siz yok hükmündesiniz…”
….
Yıllar öncesinden yaşama geçirilen şeytani bir plan. Adım adım, “Geliyorum,” sinyalleri veren kanlı darbenin ayak sesleri. Ve hedef tahtasına oturtulmuş bir Cumhurbaşkanı; Recep Tayyip Erdoğan…  Devleti saran ihanet çemberi, yerli ve yabancı işbirlikçiler.  Darbe öncesi yapılan alçakça planlar ve canları alınan isimsiz kahramanlar. O kanlı gecenin içinde Marmaris, Ankara ve İstanbul’da yaşananları bir roman tadında okurken şaşıracak, bazen üzülecek,  bazen isyan edecek ve bazen de sorgulayacaksınız… 



4 Ocak 2017 Çarşamba

Güllü mü Yoksa Dikenli Yıllar mı: Abdullah Gül ile 12 Yıl

Kitabın Adı: Abdullah Gül ile 12 Yıl
Yayınevi: Doğan Kitap
Yazarı: Ahmet Sever
Kitabı Bitiriş Tarihi:          2 Ocak 2017 / İstanbul / 21.34

İrfan'ın Notu:
Abdullah Gül iyi çevresi kötü yaklaşımı siz de biliyorsunuz ki Fehmi Koru'nun bir aforizmatik çılgınlığından alınmıştır.
Bana sakın aforizmatik çılgınlık nedir diye sorayım da demeyim. Gidin bakın
Kitabı okuduğunuzda yazarın Abdullah Gül'ü savunabilmek açısından bayağı bir çaba sarfettiği gözönünde bulundurulmakla birlikte yaşadıkları birebir doğru ise cumhurbaşkanlığı döneminde yabana atılamaz bir çaba içerisinde olmuş Abdullah Gül.
Bir döneme damgasını vurdu denilebilir mi? Evet bence denilebilir. Çünkü 2007 dönemini iyi hatırlayan bizler nasıl bir atmosfer içerisinde olduğumuzu yakinen biliyoruz.
Başörtüsünün nasıl bir öcü olarak sunulduğu, insanların nasıl yalpaladığı, Sabih Kanadoğlu gibi hilkat garibesi bir fikrin babasının nasıl sahiplenilip haksızlıklar yapıldığı dün gibi... Unutmak ne mümkün...
Abdullah Gül'ün çabaları, yumuşak üslubu vs. söylenecek çok şey var tabi ki. Ama ben size internetten bulduğum kitapla ilgili bir değerlendirmeyi paylaşayım diyorum.

Kitap ile ilgili notlar

Bu siteyi ziyaret ettiğinizde farklı bir bakış açısını görebileceksiniz...
Bununla beraber totalde baktığınızda Recep Tayyib Erdoğan ile farklı kanaatleri paylaşsa da yazarın hep Abdullah Gül tarafını tercih etmesi adaleti zedelemiş açıkçası.
Kınıyorum bu uygulaması sebebi ile.



2 Ocak 2017 Pazartesi

İnsanı Bir Tek Sen mi Tanıdın Adler?: İnsanı Tanıma Sanatı

Kitabın Adı: İnsanı Tanıma Sanatı
Yayınevi: Tur Yayınları
Yazarı: Alfred Adler
Kitabı Bitiriş Tarihi:          31 Aralık 2016 / Cumartesi              22.04 / İstanbul

İrfan'ın Notu:
"İnsanı tanıma sanatının gereği gibi üstesinden gelemeyişimizin en büyük sakıncalarından biri de, hemcinslerimizle bir arada yaşamayı pek beceremememizdir. insanların birbirlerini görmeden birbirleri önünden geçip gitmeleri, ne söylediklerini anlamadan birbirleriyle konuşmaları, birbirlerinin karşısında yabancı gibi dikildiklerinden aralarında bir türlü ilişki kuramayışları, yalnız geniş bir toplum içinde değil, pek dar bir aile çevresinde bile bunu başaramayışları sık sık üzerinde durulan önemli bir noktadır. çocuklarını anlamayan anne ve babaların, beri yandan anne ve babaları tarafından kendilerini anlaşılmamış gören çocukların yakınmalarından daha sık karşılaştığımız bir başka yakınma gösterilemez...."
diye başlayan ve insan ilişkilerindeki arızalara odaklanan psikolojik bir çözüm deneme kitabı...
Kitabı okuduğunuzda -ki biraz sıkıcı gelebilir, uyarayım- yazarın insan ilişkilerindeki sorunların temelini çocuklukta aranmasını salık verip, bu noktada ebeveynlerin onlara karşı tutumunda ve ilk eğitim kurumlarına bizi yönlendirmesinin öncelikli etkilerine dem vuruyor. Bunlarla ilgili çarpıcı örnekler de sunuyor.
Fakat yazar din olgusunun insan ilişkilerinde sanki hiç yokmuş ve problemlerin ana etkilerinden birisinin de din olduğunu satır aralarında sunması insanı tedirgin etmiyor değil. Belki kendi toplumunun o ortaçağ bataklığındaki din algısını bize örnek olarak sunabilir ama böylesine uzman bir adamın din olarak sadece kendi hristiyan din algısından bahsetmesi açıkçası banal kaçmış.
Oysa İslami referanslara, Hz. Peygamber'in yaşamına ve toplumsal ilişkilerdeki çözüm yollarına baksa belki bazı görüşleri değişebilir...
Buna rağmen gözlemci bir yapıya sahip olan yazarımız konuları derli toplu izah etmesi ve çözüm için diplere giderken yol gösterici tekliflerde de bulunması, bu tekliflerin yabana atılır da olmaması okuyucunun dikkatini çekebilir.
Dediğim gibi biraz ağır psikolojik okuma sizleri bekliyor...

Kitap ile ilgili İrfan'ın notları
"Bir ferdin hayatının gayesini belirleyen şey, aşağılık, yetersizlik ve güvensizlik duygusudur." (sayfa, 76)
"Erkek, kendi üstünlüğünü yalnızca tabii bir durum olarak kabul edecek şekilde haklı göstermekle kalmamış, aynı zamanda bu üstünlüğün kadınların aşağı bir seviyede olmasından ileri geldiğini de iddia etmiştir. Kadınların aşağı bir seviyede olduğu görüşü o kadar yaygındır ki, bütün ırklarda rastlanılan ortak bir özellik olarak karşımıza çıkmaktadır." (sayfa, 137)
"Bir latin yazarı şöyle diyor: Kadın, erkeğin yüzkarasıdır." (sayfa, 137)
Bu ve buna benzer notlar kitapta bol bir şekilde görülecektir....

Alfred Adler Hakkında:
https://tr.wikiquote.org/wiki/Alfred_Adler
Bu internet sitesinde epey bir malumat da mevcut

Bu da onunla ilgili bir not:
Çağdaş psikolojinin üç büyük devinden biri ve bireysel psikoloji ekolünün kurucusu, Avusturyalı psikiyatr Alfred Adler, "İnsanı Tanıma Sanatı"yla, geniş bir okur kitlesine yöneliyor. Adler'in, bu yüzyılın başında, insanın ruhsal-fiziksel varlığına ve yaşamdaki sorunlarına ilişkin yaptığı saptamalar, aradan geçen bunca yıla karşın değerinden hiçbir şey yitirmeden anlalılığını ve yol göstericilik işlevini koruyor. Adler'in bir dizi konferansından doğan bu yapıtın başlıca ödevi, toplum içerisindeki etkinliğimizin içerdiği kusurları, bireylerin hatalı davranışlarından yola koyularak anlamak, sözkonusu hataları göz önüne sermek ve bireylerin toplum yaşamına daha iyi uyumlarını sağlamak şeklinde karşımıza çıkıyor. Yapıt öte yandan, bireysel psikolojinin en temel ilkelerini ve insanı tanımada bunların taşıdığı değeri, ortak yaşamda ve kişinin kendi yaşamını kurmadaki önemini açıklamak amacı taşıyor. Adler, yaşamın, çağımızda pek de göremediğimiz anlamını, gerçekten de bir sanatçı gibi ince ince işleyerek ortaya koyuyor



28 Aralık 2016 Çarşamba

Muhasebeci mi Olsam Acaba: The Accountant

Filmin Adı: Hesaplaşma

Orjinal adı: The Accountant



Film ile ilgili site:

http://www.turkcealtyazi.org/mov/2140479/the-accountant.html



Filmin konusu:

Christian Wolff (Affleck) sayılara insanlardan çok daha yakın olan bir matematik dahisidir. Küçük bir kasabada bulunan bir muhasebe ofisinin arkasına gizlenen Christian, dünyanın en tehlikeli suç örgütlerinden bazıları için serbest zamanlı bir muhasebeci olarak çalışmaktadır. Hazine Bakanlığı'na bağlı olarak Ray King (J.K. Simmons) tarafından yönetilen Suç İnfaz Birimi’nin küçülmeye gitmesiyle beraber, Christian bir müşteri için çalışmaya başlar: son teknolojileri kullanan ve robot üretimi yapan bir şirkettir bu. Şirketteki muhasebe memuru (Anna Kendrick) ise hesaplarda milyon dolarlık bir açık bulur. Öte yandan, Christian muhasebe kayıtlarını inceledikçe ve gerçeğe yaklaştıkça, ölenlerin sayısı artmaya başlar.

İrfan'ın Yorumu:

Filmin ilk 15 dakikasında biraz sıkılır gibi oluyorsunuz ama film sizi kendinize çekmeyi başarıyor. Çocukken otistik bir çocuğun üstün özellikleri sayesinde yaptıkları heyecanlı bir şekilde anlatılıyor.

Keyif alarak izleyebileceğiniz bir film...

Tavsiye ederim...

12 Aralık 2016 Pazartesi

15 Temmuz'da Kadın Faktörü: 24 Saat 15 Temmuz'un Kamera Arkası

Kitabın Adı: 24 Saat 15 Temmuz'un Kamera Arkası

Yayınevi: Doğan Kitap

Yazarı: Hande Fırat

Kitabı Bitiriş Tarihi:          

9 Aralık 2016 / Cuma                        

18.59 / İstanbul



İrfan'ın Notu:
Hande Fırat'ın ilk kitabı her halde... Bu kitabı da uzman birisine danışarak yazdığına dair bir şüphem neredeyse yok gibi.

Evet... 15 Temmuz darbe girişiminin görünen kahramanlarından birisi Hande Fırat. Tayyib Erdoğan'ı en kritik bir zamanda TV'ye face time marifeti ile bütün Türkiye'ye konuşma imkanı sağlayan kadın...
Bir diğer kahraman kadın da TRT stüdyoları işgal edildiğinde eline bildiri okutulan Tijen Hanım
15 Temmuz heyecanını bir hikaye-roman tadında tekrar yaşamak istiyorsanız buyrun bu kitabı okuyabilir, o heyecanı an be an yaşayabilirsiniz.

Ben elime aldığımda bırakamadım ve aynı gün içinde bitirdim... Komplo teorilerinden başını kaldıranlara şiddetle tavsiye ederim.

Kitap ile ilgili İrfan'ın notları

Kitap ile ilgili her hangi bir not alma ihtiyacı hissetmedim.
Çünkü dediğim gibi kitap hem çok akıcı hem de bir roman tadında...
Hande'yi bu haberciliği dolayısı ile bir çok kişi tebrik etmiş olabilir ama ben bu kitap dolayısı ile tebrik ediyorum.


6 Aralık 2016 Salı

Sayılara Takılma: Kabe'nin Sırrı

Kitabın Adı: Kabe'nin Sırrı

Yayınevi: Sınır Ötesi Yayınları

Yazarı: Erdem Çetinkaya

Kitabı Bitiriş Tarihi:          6 Aralık 2016  -           17.36 / İstanbul

İrfan'ın Notu:
Bilirsiniz bir ara 19 sayısını takıntı haline getiren birisi vardı, Kur'an'da 19 mucizesi diyerek kafayı yemişti.

Bu yazar da altın oran olan 1,618 ile Kabe'yi, İstanbul'u, Ankara'yı, Kudüs'ü anlamlandırmaya çalışıyor. Bazı yerlerde iyice zıvanadan da çıkmıyor değil. Açıkçası bu kitabı aldığım zamanı hatırlıyor ve ümitli olabileceğimi, farklı şeyler ile doyurucu bir çalışma bekliyordum. Kitabı okuduktan sonra sayılara takılmış bir adamın gerçek-doğru birbirine karışmış kanaatlerini görmekten dolayı üzüntü içindeyim.

Sinemalarda 28 diye bir film vardı, her şeyi 28 rakamı üzerine bina ederek anlamlandırmaya çalışıyor, ona göre hayatını şekillendirmeye çalışıyordu.
Sayıları yok saymadan, matematiği inkar etmeden her şeyi sayılara ve matematiğe bağlama hastalığından bakalım ne zaman kurtulacağız.

Erdem Çetinkaya lütfen biraz kendine gel ve kafanı ahiret için yor.

Kitap ile ilgili İrfan'ın notları

Kitap ile ilgili not alacak değerde önem atfeden bir cümle bulamadım. Ayetler ve hadisler var elbet ama kitabın odaklandığı konuya beni ikna edecek bir şey göremedim maalesef.

Bazen bir kitap okursun da zamanımı boşa aldı dersiniz ya

İşte bu da o kitaplardan biri
Göz atılabilir, bakılabilir ama zaman ayırıp da okuma tenezzülünde bulunulmayacak bir kitap...