21 Ocak 2023 Cumartesi
Seni özleyeceğiz ey iyi insan...
2 Ocak 2023 Pazartesi
SEÇ BEĞEN: Rahel Tanrı'yla Hesaplaşıyor
YAZAR:
Stefan Zweig
KİTABIN ADI:
Rahel Tanrı’yla Hesaplaşıyor / Rahel
Rechtet Mit Gott
1. Rahel Tanrı’yla Hesaplaşıyor /
2. Üçüncü Güvercinin Hikayesi / 3. Ölümsüz Kardeşin Gözleri
ÇEVİREN:
Gülperi Sert
YAYINCI:
Türkiye İş Bankası Kültür
Yayınları
TARİH:
27/11/2022
NOTLAR:
…
Üçüncü Güvercinin Hikayesi: Birinci Dünya Savaşı’nda
Ölümsüz Kardeşin Gözleri: Savaş bittikten sonra
Rahel Tanrı’yla Hesaplaşıyor ise: Kendi köklerini ifade
etmeyi arayan bir bilincin sonunda ortaya çıkmıştır.
Kitaptaki üç öyküde de insanlar huzuru, barışı, Tanrı’yı ve
kendilerini arıyorlar, bu arayış sırasında kendi yaşamlarını sorguluyorlar. Üç
öyküde de barış özlemini dile getiren yazar, savaşın, şiddetin, gücün ve
öldürmenin acımasızlığına vurgu yapıyor. Üç öykünün ikisi Kutsal Kitap’tan,
üçüncüsü bir Hint efsanesinden alınma. (Önsözden)
…
Tüm eserlerinde hümanist bir karakter hakimdir, kendisi de
düşünce özgürlüğünden yanadır, fundamentalistlere ve diktatörlere karşıdır
ancak hayatı boyunca herhangi bir siyasi ya da sosyal hareket içinde bırakın
yer almayı, sadece yakınlaşmayı bile reddeder. 1933’de Almanya’da Hitler diktatörlüğünü
ilan ettiğinde, Avusturya’da da hava bozulmaya başladığında, Tüm Avrupa’nın ve
dünyanın üzerine yaklaşmakta olan korkunç savaşın gölgesi çöktüğünde, Zweig
kendini tek başına çölde hümanizmi haykıran biri gibi tedirgin ve çaresiz
hisseder. O dönemde olayların dışında kalmak, taraf tutmamak her geçen gün
zorlaşır ve Zweig faşizmin yolundaki Avusturya’yı terk etmek, vatanındaki ve
Almanya’daki iktidara karşı açık açık karşı gelmek konusunda çok uzun süre
tereddüt eder. İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesi onu derinden sarsar;
ideallerinin, hümanizmin, barış ve halkların kardeşliği konusundaki çabalarının
boşa çıktığını görür. Sürgündeki diğer yazarlar gibi Hitler diktatörlüğüne
karşı yazmayı ve konuşmayı reddeder. (İrfan’ın Notu: Neden?) Köklerinden
uzakta, tüm ümidini kaybetmiş bir halde 1942 yılının 22 Şubat’ını 23 Şubat’a
bağlayan gece Petropolis’te (Brezilya) hayatına son verir. Karısı Lotte ölüm
yolculuğunda Zweig’a eşlik eder. Yazar arkasında bıraktığı mektupta bilinci
yerinde ve isteyerek ölüme gittiğini yazar. Düşünsel vatanım dediği Avrupa’nın
çöküşüne tanık olmaya daha fazla dayanamamıştır. Vatansız biri olarak yıllarca
oradan oraya gitmekten yorulmuştur. Stefan Zweig 20. yüzyılın zorba
iktidarından kaçan entelektüellerin sembolü olmuştur. (Önsözden)
İntihar Mektubu:
"Özgür iradem ve açık bir bilinçle bu yaşamdan
ayrılırken, son bir sorumluluk yerine getirilmeyi bekliyor: Bana ve işimi
yapmama huzurlu bir ortam sunan harika ülke Brezilya’ya içten teşekkürlerimi
sunmak. Her yeni günle bu ülkeyi daha çok sevmeyi öğrendim, ruhsal anavatanım
Avrupa kendi kendini yok ettikten ve ana dilimin dünyası yok olduktan sonra,
dünyanın hiçbir yerinde hayatımı bu kadar severek yeniden kuramazdım. Ama
altmışıncı yaştan sonra tam anlamıyla yeniden başlamak çok özel bir güç
gerektiriyor. Ve benim gücüm yıllar süren vatansız yolculuklardan sonra iyice
tükendi. Bu nedenle hayatımı doğru zamanda ve doğru bir şekilde sonlandırmamın
iyi olacağına inanıyorum. Ki hayatım boyunca tinsel uğraşım en büyük haz kaynağım
ve kişisel özgürlüğüm en yüce değerim oldu. Bütün dostlarımı selamlarım!
Hepsine uzun geceden sonra gelen tanın kızılllığını görmek nasip olsun! Ben,
her zamanki sabırsızlığımla önden gidiyorum.” (İnternetten)
(İrfan’ın notu: İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra büyük bir
ders alarak Avrupa ülkelerinin bir araya gelerek kurdukları şu anki Avrupa
Birliği teşkilatının durumu hakkında nasıl bir değerlendirme içerisinde olurdu?
Bu konu tartışmaya ve konuşulmaya değer olduğu kanaatindeyim)
Rahel Tanrı’yla Hesaplaşıyor
Kudüs’ün inatçı ve dönek halkı ettiği yeminini yine
unutmuştu, bir kez daha Tyr ve Ammon’un tunçtan putlarına kanlı armağanlarını
getirmişlerdi. Yükseklerde ve taş sunaklarda tütsü yakarak günaha girmeleri
yetmezmiş gibi bir de Tanrı’nın kendi evine, kulu Süleyman’ın onun için
yaptırdığı mabede Baal’ın putunu koymuşlar ve bu kutsal mekan tütsü ve kan
kokuncaya kadar yerleri kurban kanına bulamışlardı.
Tanrı, mabedinin ortasında kendisiyle alay edildiğini
görünce öfkesi ateşlendi. Sağ elini kaldırdı, gürlemesiyle tüm gökler
parçalandı. Sabrı tükenmişti, bu günahkar şehirde taş üzerine taş bırakmayacak,
halkını yerle bir edecekti… (sh. 1-2)
…
Öfkeli Yakup, korkudan kendinden geçmiş beni ayaklarının
dibinde kanlar içinde gördüğünde Ya Rab, merhamete geldi. Havaya kaldırdığı
balta düştü ellerinden, eğildi, öptü dudaklarımdaki kanı. Ve sadece bana
merhamet etmedi, babam Lavan’a da merhamet etti, benim için affetti onu da ve
kovmadı Lea’yı çadırından… (sh. 15)
Ve Rahelde, sabrı sonsuz olan Rahel de çaresizliğini
haykırdıktan sonra Tanrı’nın böyle sonsuzca susmasına dayanamadı. Bir kez daha
başını kaldırdı. Görünmeyene dikti bakışlarını, bir kez daha ellerini havaya
kaldırdı, ağzından çıkan sözler öfkesinin çaktığı alev gibi kırmızıydı:
“Beni duymadın mı, her zaman, her yerde olan Tanrım, beni
duymadın mı? Her şeyi duyan Tanrım, yoksa cahil bir kulun olan ben mi
açıklamalıyı sana? O vakit dinle, inatçı Tanrım -Yakup, kızkardeşimin (İrfan’ın
notu: Ablası Lea). (İrfan’ın ikinci notu: İngilizcede yalan, yalancı: Lie,
liear. Lea’nın Yakup’u aldatması, yalan söylemesi ile ilgisi olabilir mi
bugünün İngilizcesinde, bakılması gerek) rahmine tohumlarını ektiğinde
kıskanmıştım ben de, tıpkı şimdi benim çocuklarım Senin yerine başka tanrılara
tütsü yaktığında Senin kıskandığın gibi- Fakat güçsüz bir kadın olan ben bile
öfkemin üstesinden gelmiştim, Senin için, merhametli olduğunu sandığım Senin
için merhamet etmiştim Lea’ya ve Yakup da bana merhamet etmişti, şunu gör artık
Tanrım: Biz insanlar hepimiz, yoksul ve fani, kıskançlığın kötülüğünü yendik
-fakat Sen, her şeyi yaratan ve her şeye son veren, her şeye kadir olan Sen,
her şeyin başı ve sonu olan sen, sınırsız güce sahip olan sen, bizlerin sadece
birer damlası olduğumuz Okyanus olan Sen- sen merhamet etmek istemiyor musun?
Biliyorum benim çocuklarımın halkı çok inatçıdır ve senin kutsal boyunduruğuna
isyan ediyorlar, fakat sen Tanrıysan, her şeyin Efendisiysen o zaman hoşgörünün
onların kibrinden, merhametinin onların hatalarından daha büyük olması gerekmez
mi?...” (sh. 16-17).
(İrfan’ın notu: Şu bir gerçek ki yazar için merhamet evet
çok ama çok önemli. Ve şu da bir gerçek ki Allah Teala gerçekten kullarına
karşı çok merhametlidir. Yazarın, merhameti, güçlü olan otorite sahiplerine bir
gönderme yaptığı da gözlerden kaçmamalı).
Üçüncü Güvercinin Hikayesi
…
“Barışı bulmak için
dünyamızın üzerinde uçup durmuş, fakat ne tarafa doğru uçtuysa sadece bu
yıldırımları ve insanların şimşeklerini görmüş, dünyanın her yerinde savaş
varmış…” (sh. 24)
…
“Bugüne kadar hiç
kimse görmedi onu, barışı ararken yolunu kaybeden efsanevi güvercini, fakat o
hâlâ başlarımızın üzerinde uçuyor, korku içinde, kanatları yorgun… O güvercin,
kanatlarının üzerinde tüm karanlık düşüncelerimizi taşır, korkularında tüm
dileklerimizi…” (sh. 25)
(İrfan’ın notu: Bu
kısacık hikayede yazar kendiyle özdeş bulduğu güvercin gibi dünyanın farklı
yerlerine barışı ararcasına yaptığı yolculuklara gönderme yapmış… Maalesef
tarihler 2022 yılının sonlarını gösterdiği şu zaman diliminde bile insanlık
hâlâ barışa aç, barışa susamış vaziyette.”
(Virata) Ölümsüz Kardeşin Gözleri
“Seneca dört ana
erdem tanımlar:
1. Ölçülülük
2. Cesaret (acılara
katlanma gücü)
3. Basiret (ve akla
uygunluk)
4. Adalet
Bütün erdemler
birbirine eşittir, aynı değerdedir ve biri olmadan insan eksik kalır. Erdem,
ölümlülerin sahip olabildiği tek ölümsüzlüktür.” (Çevirenin notu) (sh. 27)
…
“Henüz yüce Buddha
dünyaya gelmeden ve müritlerini bilginin ışığıyla aydınlatmadan çok önce
Birwagha ülkesinde Kral Rajputa’nın yanında Virata adında bir soylu yaşardı,
Şimşek Kılıç derlerdi ona, çünkü o bir savaşçıydı ve herkesten daha cesurdu;
attığı ok, fırlattığı mızrak hedefini asla şaşırmayan, kılıç tutan kolu şimşek
gibi inen bir avcıydı. Alnı açık, yüzü aydınlıktı, gözlerini hiçbir soru karşısında
kaçırmazdı: Ellerini asla öfkeyle yumruk yapmaz, sesi asla öfkeli çıkmazdı.
Kendisi büyük bir sadakatle krala, köleleri de ona saygıyla hizmet ederlerdi.
Çünkü nehrin beş kolunda ondan daha adil bir insan yoktu: İnananlar, evinin
önünden geçerken saygıyla eğilirlerdi, çocuklar onu gördüklerinde gözlerinin
içine bakıp gülümserlerdi…” (sh. 28)
(İrfan’ın notu:
Yukarıda alıntıladığım paragrafta erdemli birisinin belli başlı özellikleri yer
almaktadır:
Cesur olmak, alnı
açık, yüzü aydınlık olmak ki kendisinden emin olan kişilerin temel özelliğidir-
hiçbir soru karşısında kaçamak cevap vermemek veya kaçınmamak, öfkelenmemek,
bağırıp çağırmamak, adaletli olmak… Günümüze uyarladığımızda liderlere ve
yalakalarına bakınca ne kadar büyük bir eksikliği yaşadığımız gözler önünde)
…
Savaşı, krallığa
karşı isyanı önleyen Virata bu isyanda ağabeyini de öldürmüştür…
“Virata şöyle dedi:
O zaman izin ver
yüce kralım, yerinde kalsın bu kılıç (ona hediye edilen çok değerli bir
hediye). Çünkü bir daha asla elime kılıç almayacağım diye büyük yemin ettim.
Çünkü ben ağabeyimi öldürdüm bugün, aynı ananın rahminde olduğum, aynı
ananın elinde yetiştirdiği, beraber oynadığım ağabeyimi.
Şaşkınlıkla baktı
kral. Sonra şöyle dedi:
O halde kılıç
olmadan savaşcıların başına geç ki bileyim güvende olduğumu…” (Sh. 33)
“Fakat Virata bir
kez daha yerlere kadar eğildi ve şöyle karşılık verdi:
Görünmez olan bana
bir işaret gönderdi ve yüreğim ne istediğini anladı. Ben ağabeyimi öldürdüm
ve gördüm ki birini öldürmek aslında kardeşini öldürmek demektir. Ben
savaşta ordularımızı yönetemem, çünkü kılıç güç demektir, güç de adaletin
düşmanıdır. (İrfan’ın notu: Bu son cümle tartışmaya açık bir cümle. Çünkü kılıç
güç demekse sistem eğer çok güçlü olursa o güç aynı zamanda adaletin de
gölgesini oluşturur kanaatindeyim. Ama dediğim gibi tartışmaya açık.) … Sonsuz
dönüşümün içinde kısadır insan hayatı, izin ver, bundan böyle adil biri olarak
yaşayayım.”
…
“Düşmanlarımın
karşısında hep yiğit, cesur biri olarak gördüm seni ve krallığımdaki
hizmetkarlarım arasında adildin hep. Madem ki savaşta yanımda olmayacaksın, o
zaman başka bir yerde hizmet etmeni isterim bana. Suç nedir bildiğin ve suçu
ölçüp tartabildiğin için yargıçlarımın başına geçmelisin ve sarayımın
merdivenlerinde vermelisin hükmü, vermelisin ki gerçek korunsun bu duvarlar
arasında, hak hukuk ve adalet olsun topraklarımda.” (sh. 34)
İrfan’ın notu:
Kitapta bir yerde (sh. 29’da kral ile ilgili bir parantezi de burada zikredelim
ki ileride neler olabilecek değerlendirme konusu olsun: “Çünkü kral sert bir
hükümdardı, adalet konusunda da pek katıydı ve zalimce vergi toplardı).
…
“O günden sonra
Virata sarayın gölgesi altında pembe merdivenlerin tepesinde gün doğumundan gün
batımına kadar kral adına adalet dağıtmaya başladı.
(İrfan’ın notu: Türk
hukuk sisteminde kullanılan bir klişe var: ‘Türk Milleti adına’. Bu şimdilik
burada kalsın. Bu arada ara bir not: Bu hikayeyi okurken neden 15 Temmuz darbe
girişimi, Tayyib Erdoğan, Fetö yapılanması ve benzeri şeyler aklımdan geçti
bilmiyorum. Konuşmaya değer aslında. Çünkü hikayede krala isyan eden kralın
karısının kardeşi yani kayınbiraderi, yani etle tırnak gibi olmuş gibiler).
Fakat karar vermeden
önce iyice düşünür, her şeyi hassas bir terazide tartar gibi hesaplardı;
bakışlarıyla suçlunun içini görür, sorgularıyla tıpkı bir porsuğun toprağı
kazması gibi suçlunun ruhunun derinliklerini didik didik ederdi. Verdiği
hükümler sertti, katıydı ancak kararı aynı gün vermezdi, kararı açıklamadan
önce hep bir gün beklerdi; ev halkı, onun üst kata çıkıp, kimseyle konuşmadan
tek başına, günün ilk ışıkları vuruncaya kadar saatlerce huzursuzca gidip
geldiğini, verdiği kararın adil olup olmadığını düşünüp tarttığını duyardı.
Hükmünü açıklamadan önce ellerini ve alnını suyla yıkardı ki kararı, tutkusunun
ateşinden daha yüksek olsun. Kararını açıkladıktan sonra suçluya dönüp kararı
adil bulup bulmadığını sorardı, çok nadiren kararına itiraz eden olurdu…” (sh.
35)
(İrfan’ın notu:
Adalet terazisinin ne kadar hassas olduğunu ta o zamanlardan günümüze
yansımasının idealize edildiği önemli bir not).
…
“Adil mi? Adaleti
neyle ölçersin sen ey yargıç? Kim seni kırbaçladı ki, kırbaçlanmanın ne
olduğunu bilesin? Nasıl oluyor da toprak
altında geçireceğim yılları gün ışığında geçirecekmişim gibi parmaklarınla
sayabiliyorsun? Sen hiç zindana atıldın mı? Ömrümün kaç baharını benden
aldığını biliyor musun? Hiçbir şey bilmiyorsun sen, adil bir insan değilsin
sen, çünkü ancak darbe yiyen bilir onun ne olduğunu, darbeyi vuran değil,
sadece acı çeken bilir acının ne olduğunu.”
(sh. 39)
(İrfan’ın notu:
Cezaevinde iken konuştuğumuz konulardan birisi de şu idi: Adalet sisteminin daha iyi işleyebilmesi için
savcıların, hakimlerin, yargıçların, avukatların ve adalet mekanizmasında
adalete etki eden tüm bürokratik unsurların gerçeğe daha yakın karar
alabilmeleri için cezaevi deneyimlerinin az ya da çok olarak yaşamalarını
konuşmuştuk. Evet özellikle yargıçların. Aldıkları, alacakları kararların insan
hayatı ve çevresine olan etkilerini kısmen de olsa anlayabilmeleri için bunun
gerekliliği üzerinde derin analizlerde bulunmuştuk).
28 Aralık 2022 Çarşamba
Savaşma seviş modunda mısınız? MECBURİYET
Stefan Zweig
KİTABIN ADI:
Mecburiyet / Der Zwang
ÇEVİREN:
Gülperi Sert
YAYINCI:
Türkiye İş Bankası Kültür
Yayınları
TARİH:
18/11/2022
NOTLAR:
…
“Karşı koymak! İnsan nasıl karşı koyabilir ki? Onlar
herkesten güçlü, onlar dünyanın en güçlüleri.”
“Bu doğru değil. Dünya onlara izin verdiği sürece güçlüler.
Tek bir birey herhangi bir kavramdan daha güçlüdür her zaman, fakat kendisine
inanmalı, iradesine sahip çıkmalıdır. İnsan olduğunu ve insan kalmak istediğini
unutmamalıdır, işte o zaman etrafını saran, beynini uyuşturan vatan, görev,
kahramanlık gibi sözcükler, kan kokan, sıcak, canlı insan kanı kokan boş laflar
olarak kalırlar. Dürüst ol, vatan hayatın kadar önemli mi senin için? Soylu
hükümdarlarına bile kalmayan bir taşrayı resim yaptığın sağ elin kadar seviyor
musun? Düşüncelerimizle, kanımızla içimizde oluşturduğumuz görünmez adalet
dışında başka bir adalet olduğuna inanıyor musun? Hayır, cevabını ben vereyim,
hayır! Bunun için gidersen eğer, kendine yalan söylemiş olacaksın…” (sh. 13-14)
…
“Hayatını feda edeceksen neden inandığın bir şey için feda
etmiyorsun?” (sh. 14)
…
“Hak! Hukuk! Bugün dünyanın neresinde hak kaldı? İnsanlar
onu katletti. Herkesin hakları var, fakat onların, onların gücü var ve bugün
güç demek her şey demektir.”
“Neden onların gücü var? Çünkü bu gücü onlara siz
veriyorsunuz. Ve sizler korkak olduğunuz müddetçe onların gücü hep olacaktır.
Tüm bunlar, yani insanlığın bugün korkunç dediği şey, yeryüzündeki on insanın
iradesinden ibaret ve on insan bunu yeniden yıkıp yok edebilir. Bir insan,
yaşayan tek bir insan onlara karşı durarak bu gücü yerle bir edebilir. Fakat
sizler boyun eğdiğiniz, belki paçamı kurtarabilirim dediğiniz müddetçe, onları
can evinden vurmak yerine, onlara itaat ettiğiniz müddetçe, sizler sadece bir
kölesiniz ve bunu da hak ediyorsunuz demektir. Erkek dediğin çaresizce boyun
eğmez, ‘hayır’ demek zorundadır, bugün yerine getirmek zorunda olduğunuz tek
görev budur, hayvan gibi kendini öldürtmek değil.”
“Fakat Paula… ne düşünüyorsun… ne yapmalıyım?..”
“İçinde bir şeyler hayır diyorsa, sen de hayır demelisin.
Biliyorsun, ben senin hayıtını, özgür bir insan olmanı, mesleğini seviyorum.
Fakat bugün bana ‘benim öbür tarafa gitmem ve silahımla hak aramam lazım’
dersen ve ben bunu gerçekten yapmak zorunda olduğuna inanırsam, o zaman ‘git’
derim. Fakat bir yalan uğruna, kendin bile inanmadığın bir şey için, arada
kaynayıp kurtulurum umuduyla gideceksen, o zaman seni hor görürüm, evet seni
hor görürüm. İnsanlık adına gideceksen, inandığın bir şey uğruna gideceksen
seni tutmam. Fakat canavarlar içinde bir canavar, köleler içinde bir köle olmak
için gitmek istiyorsan, karşında olurum. İnsan bir amaç uğruna kendinden
vazgeçebilir, fakat başkalarının çılgınca fikirleri uğruna değil. Bırak vatan
için ona inananlar ölsünler…” (sh. 33-34)
27 Aralık 2022 Salı
GEÇMİŞE YOLCULUK
Stefan Zweig
KİTABIN ADI:
Geçmişe Yolculuk / Die Reise in
Die Vergangenheit
ÇEVİREN:
Regaip Minareci
YAYINCI:
Türkiye İş Bankası Kültür
Yayınları
TARİH:
27/12/2022
NOTLAR:
Geçmişe Yolculuk,
zamana, mekâna ve değişen koşullara direnen yasak ve tutkulu bir aşkın hikayesidir.
Bu çılgın aşk önce okyanusun ve daha sonra da Birinci Dünya Savaşı’nın araya
girmesiyle dokuz yıllık bir kesintiye uğrar. Yıllar sonra buluşan iki
sevgilinin hayatları büyük bir değişime uğramıştır. Önlerinde uzanan belirsiz
geleceğe, geçmişin sürekli aralarına giren gölgesine rağmen, aşk doludizgin
sürmektedir… (Arka Kapak).
İrfan’ın Yorumu:
Acaba… Kitap, birçok insanın hayatını, planlarını yerle bir eden Birinci Dünya
Savaşı’nın iki yasak aşığın birbirlerini uzun süre görememeleri sonucu yaşanan
değişimi çarpıcı bir şekilde anlatıyor. Yasak aşkın ahlakını sorgulamak değil
amacım. Ama savaşın yıkıcı etkisini, psikolojik ve bedensel yıkımın yansımalarını
görmek açısından etkileyici. Yazarın savaş karşıtı betimlemeleri yürek yakıcı
gerçekten.
BİLİNMEYEN BİR KADININ MEKTUBU
YAZAR:
Stefan Zweig
KİTABIN ADI:
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu / Brief Einer Unbekannten
ÇEVİREN:
Ahmet Cemal
YAYINCI:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
TARİH:
27/12/2022
NOTLAR:
Stefan Zweig, Bilinmeyen
Bir Kadının Mektubu adlı uzun öyküsünü 1920’li yılların ilk yarısında kaleme
aldı.
Bilinmeyen Bir Kadının
Mektubu’nun kadın kahramanını sadece uzun bir mektubun yazarı olarak tanıyoruz.
Kadının hayatı boyunca sevmiş olduğu erkek için kaleme aldığı bu mektubun “gönderen”inin
adı yoktur. Mektubun başında tek bir hitab vardır: “Sana, beni asla tanımamış
olan sana.” … Zweig, okurunu bir kez
daha insan psikolojisinde eşine pek rastlanmayan bir yolculuğa davet ediyor…”
(Arka Kapak)
…
“Ve insanların arasında yalnız olmaktan daha korkunç bir şey yoktur.” (Sh. 20)
İrfan’ın notu: Yukarıdaki alıntıyı gördüğümde, sevgili dostumun ben dört duvar arasında iken İstanbul gibi
kalabalık bir şehirde kendisini tanımlarken kullandığı sözcükler geldi. “Kalabalıklar
içinde yalnızım.” Bu sözün ağırlığını usta yazarın kitabındaki bu alıntıyı
görünce insan daha iyi anlıyor…
…
“Bağışla yakınmamı,
ne olur bağışla! Zira senin iyi bir insan olduğunu, yüreğinin en derin
noktasında hep yardıma hazır olduğunu biliyorum. Sen herkese yardım edersin,
istediği taktirde sana en yabancı olana bile. Ama çok tuhaf bir iyilik
seninkisi, herkese açık olan, böylece de isteyenin ellerine sığdırabileceği
kadarını alabileceği bir iyilik; büyük, sonsuz büyük senin iyiliğin, fakat aynı
zamanda da -affına sığınarak söylüyorum- tembel bir iyilik. Uyarılmak istiyor,
gelip alsınlar istiyor. Sen, ancak yardıma çağırıldığında, senden istendiğinde
yardım ediyorsun, hoşlandığın, zevk aldığın için değil fakat utancından,
zayıflığından ötürü yardım ediyorsun. Sen -izin ver de açık söyleyeyim bunu-
sıkıntı ve acı içindeki insanı mutlu olan kardeşlerine yeğlemiyorsun. Ve senin gibi
insanlardan, hatta onların en iyilerinden bile bir şey istemek zordur…” (Sh.
35)
…
İrfan’ın yorumu:
Platonik aşk mı yoksa bambaşka mesajlar içeren bir tek taraflı haykırış mı?
Yazar erkek olmasına rağmen bir kadının iç dünyasını, derinliklerine kadar
çözümleyerek hikayenin yazıldığı yıllardaki Avrupa ile ilgili de bilgi vererek okuyucuya
“toplumlar içinde yalnız olma duygusu”, “tek taraflı bir aşkın içerdiği
duygular”, “iyilik kavramına farklı bir bakış”, “ahlaki olarak çöküş ve
toplumsal ilkelerde yükseliş çelişkisi”, “Allah inancının sorgulanması”, “farkedilmemek-farketmemek”
gibi sorgulanması, tartışılması, konuşulması gereken konuları enfes bir hikaye
ile anlatıyor.
14 Aralık 2022 Çarşamba
Tarihe not olsun...
Bugün 14 Aralık 2022...
Recep Tayyib Erdoğan'dan sonraki cumhurbaşkanı Ekrem İmamoğlu olacağını öngörmemek bir hata olur mu?
Mahkeme kararını verdi: Al sana ceza ve al sana siyasi yasak
***
"Muhtar dahi olamaz" denilen Recep Tayyib Erdoğan o dönem yasaklı hale gelip eğer Cumhurbaşkanı olduysa,
Mahkeme kararı ile siyasi yasaklı hali ilk derece mahkeme tarafından onaylanan Ekrem İmamoğlu, geleceğin hem de yakın geleceğin cumhurbaşkanıdır.
Ülkemize hayırlı olsun...
17 Şubat 2017 Cuma
14 Şubat 2017 Salı
Duadan Sonra Savaş: Hacksaw Ridge
Orjinal Adı: Hacksaw Ridge
Yönetmen: Mel Gibson
İrfan'ın Yorumu: Savaşırım ama adam öldüremem, ancak öldürmeye değil yaşatmaya tutkulu bir düşüncenin adamıyım temalı harika bir savaş (savaş karşıtı) film.
Mel Gibson bu yönetmenliğinde de harika bir iş çıkarmış.
Çok başarılı buldum. Şiddetle tavsiye ederim... Çok harika çıkarımlar var filmde.
Örneğin komutan soruyor askerlere: "Neden savaşa çıkmıyorsunuz, hazır değil misiniz?" Komutan cevap veriyor: Hazırız ama askerin dua etmesini bekliyoruz diyor...
Allah'a inanç, dua, inancın etkisi... Mel iyi iş çıkarmış vesselam...
İMDB Adresi: http://www.imdb.com/title/tt2119532/
11 Şubat 2017 Cumartesi
Deklarasyon mu Dediniz: İslam Deklarasyonu
Yayın yönetmeni görevini yapmamış...
1 Şubat 2017 Çarşamba
Keşke Eski Kocanı Üzmeseydin: Gece Hayvanları

Orjinal adı: Nocturnal Animals
Film ile ilgili bilgi alınabilir bir site: http://www.beyazperde.com/filmler/film-236498/
Susan Morrow, 19 yıl önce yazar eşi Edward Sheffield’ı terk eder. İkinci evliliğinde ise bir doktorun eşi olarak düzenli bir hayat sürmektedir. Bir gün posta kutusunda eski eşinin hiç yayımlanmamış olan ilk romanının taslağını bulur. Eski eş kendisinin fikrini sormaktadır. Susan, bir matematik profesörü olan eski eşi Tony’nin ailesi ile çıktığı bir yolculuğu anlatan "Noctural Animals" adındaki bu kitabı elinden bırakamaz. Kitabın kahramanı Tony’nin hayatı berbat bir hale geldikçe Susan da geçmişini hatırlayacaktır. Bu tehlikeli duygular onun geleceğini kemirecek ve hayatını değiştirecektir.
Austin Wright'ın 1993 tarihli "Tony ve Susan" romanından uyarlanan filmin yönetmen koltuğunda A Single Man (2009) filminden tanıdığımız Tom Ford oturuyor. Senaryosunu da Ford'un üstlendiği filmin oyuncu kadrosunda ise Amy Adams, Jake Gyllenhaal, Michael Shannon, Aaron Taylor-Johnson, Isla Fisher ve Armie Hammer gibi ünlü oyuncular yer alıyor.
İrfan'ın Yorumu:
İlk dakikalar biraz sıkılır gibi oluyorsunuz ama filmin ilerleyen anlarında sizi bir heyecan alıp götürüyor. Farklı bir üslupla kotarılmış kayda değer bir film. Kocanın karısına anlatamadıklarını bir roman üzerinden anlatma çabası...
Başarılı buluyorum....
25 Ocak 2017 Çarşamba
Acımasızlık Diz Boyu: Anthropoid
Konusu: İkinci dünya savaşında üst düzey bir Alman'a yapılan suikast girişimi ve sonra olan olaylar
Konu ile ilgili bilgi alınacak yerler:
https://tr.wikipedia.org/wiki/Reinhard_Heydrich
İrfan'ın Yorumu: İzledikten sonra pişman olmayacağınız bir 2. Dünya Savaşı filmi. Çekoslovakya ve Prag baş rollerde...
Tavsiye ederim...
Sen Kendi Cahiliyene Bak: İslam Öncesi Cahiliye ve Günümüzde Din Gerçeği
Ne Olacak Bu Devlet Savaşı: Devlet Savaşı
11 Ocak 2017 Çarşamba
Reis Dedik Yürüdük: Reis'in Altı Saati
4 Ocak 2017 Çarşamba
Güllü mü Yoksa Dikenli Yıllar mı: Abdullah Gül ile 12 Yıl
2 Ocak 2017 Pazartesi
İnsanı Bir Tek Sen mi Tanıdın Adler?: İnsanı Tanıma Sanatı
28 Aralık 2016 Çarşamba
Muhasebeci mi Olsam Acaba: The Accountant
Filmin Adı: HesaplaşmaOrjinal adı: The Accountant
Film ile ilgili site:
http://www.turkcealtyazi.org/mov/2140479/the-accountant.html
Filmin konusu:
Christian Wolff (Affleck) sayılara insanlardan çok daha yakın olan bir matematik dahisidir. Küçük bir kasabada bulunan bir muhasebe ofisinin arkasına gizlenen Christian, dünyanın en tehlikeli suç örgütlerinden bazıları için serbest zamanlı bir muhasebeci olarak çalışmaktadır. Hazine Bakanlığı'na bağlı olarak Ray King (J.K. Simmons) tarafından yönetilen Suç İnfaz Birimi’nin küçülmeye gitmesiyle beraber, Christian bir müşteri için çalışmaya başlar: son teknolojileri kullanan ve robot üretimi yapan bir şirkettir bu. Şirketteki muhasebe memuru (Anna Kendrick) ise hesaplarda milyon dolarlık bir açık bulur. Öte yandan, Christian muhasebe kayıtlarını inceledikçe ve gerçeğe yaklaştıkça, ölenlerin sayısı artmaya başlar.
İrfan'ın Yorumu:
Filmin ilk 15 dakikasında biraz sıkılır gibi oluyorsunuz ama film sizi kendinize çekmeyi başarıyor. Çocukken otistik bir çocuğun üstün özellikleri sayesinde yaptıkları heyecanlı bir şekilde anlatılıyor.
Keyif alarak izleyebileceğiniz bir film...
Tavsiye ederim...

















