21 Haziran 2023 Çarşamba

İnsan denen varlığın kötücül yanları / Ay Işığı Sokağı


YAZAR:               

Stefan Zweig

KİTABIN ADI:    

Ay Işığı Sokağı

 

 

ÇEVİREN:           

Regaip Minareci

YAYINCI:            

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

TARİH:                

21/06/2023

 

NOTLAR:

 

İrfan’ın Yorumu: Kitapta beş kısa hikâye anlatılmaktadır. İnsanın kötücül yanlarını her hikayede vurucu bir üslupla anlatmaya devam ediyor usta yazar

 

Bu hikayelerden birincisi: Ay Işığı Sokağı

Yabancı birinin kendisine yabancı bir ülkede tamamen yabancılar arasında -kötülüğün çılgınlığın had safhada olduğu benzer yerlerin birçok ülkede olduğu- bir sokaktaki çarpık hatırası

Bu hikâyede dikkatimi çeken bir bölümü izin verirseniz almak isterim:

“Bu medeniyetten uzak sokaklar, dürtülerin hâlâ dizginlenmeden vahşice dışa vurulduğu, bedensel hazların kuralsız yaşandığı bir dünyanın son fantastik kalıntılarıdır, ihtirasların karanlık balta ormanlarıdır ve tümüyle dürtüleriyle davranan hayvanlarla doludur; açığa vurduklarıyla tahrik eder, gizledikleriyle kışkırtırlar. Düş kurdururlar insana” (sh. 3)

Hikayemizde kahramanımızın bu kötücül sokakta bir bar-meyhane tarzı yerdeki fahişe bir kadın ve onun aşağıladığı adam kelimelerle dile getirilmekte. Fakat kadının adamın karısı olduğu gerçeği ve o adamın da bu aşağılamaları hak edercesine aşırı cimri yaşam tarzı hikâyeyi okuyucu açısından dikkatle bitirmeye sebep teşkil ediyor.

 

İkinci hikâye: Laporella

İkinci hikâyemizde; Gayrimeşru doğmuş bir bedevi, kalın kafalı kadının efendisi için neler yapabileceğini, efendisinin de ne tür çapkınlıklar yaptığını ama kaderin bir cilvesi gereği kalın kafalı kadın ile efendinin hikâyenin sonlarına doğru yaşanan gerginlik sizi de gerebilir. Ama dikkat derim.

Hikâyede anlatılan bir kader tasviri gerçekten dikkat çekici:
“Gelgelelim rastlantının matkap uçları elmastandır ve içinde bolca tehlikeli tuzak barındıran kader, hiç umulmadık bir yerden kendine bir kapı bulmayı bilir ve kaya gibi sert mizaçları bile temelinden sarsarak darmadağın eder.” (Sh. 26)

İşte okuyucu bu cümleyi okuduktan sonra yaşananları daha bir dikkatle takip ettiğinde sarsılmaması elde değil. İnsan özellikle kadın denen varlık gerçekten çok enteresan.

 

Üçüncü Hikaye: Nişan

Yine savaş karşıtlığı üzerine bir hikâye. Fransızlar ve İspanyollar arasındaki savaşta bir albayın başına gelen hazin son yine çarpıcı cümlelerle okuyucuyu vurmaya devam ediyor.

 

Dördüncü Hikâye: Leman Gölü Kıyısında Olay

İnsanın içini acıtan yine savaş karşıtı duygu dolu bir kısa hikaye sizleri bekliyor. Çarlık zamanında Çarlık ve Rusya için savaşma amacıyla köylerinden toplanan insanlardan biri olan Boris’in hazin hikâyesi. Bu hikâyede Boris bir oraya bir buraya derken kendini kaçak bir asker olarak yabancı bir yerde bulur. Orada insanlar ona yardım etmek isterler. Fakat ne Çar kalmıştır ne de savaş bitmiştir. Sınırlar ise insanlığın utanç vesikası olarak durmaya devam etmektedir. Evine, eşine, çocuklarına dönmekten başka bir isteği olmayan Boris’in hayata küsmesini, umudunu kaybetmesini anlatan dokunaklı bir hikâye…

 

Beşinci Hikâye: Avare

Karışık duygular içindeki bir başarısız gencin günün sonunda intihar girişimi… Zweig bildiğiniz gibi hayatını intihar ederek sonlandırdı. Bir önceki hikayede de intihar eden bir Rus askerini görmüştük. Burada da. İntihar Zweig için yolun sonunu görmek gibi, kaderini bu şekilde bilmek gibi…

İntihar üzerinde durulması hatta uzun uzadıya durulması gereken bir eylem. Asla tasvip edilmeyen ama… Evet kocaman bir AMA …

20 Haziran 2023 Salı

Aşk bu olsa gerek / Lyon’da Düğün


YAZAR:               

Stefan Zweig

KİTABIN ADI:    

Lyon’da Düğün

 

 

ÇEVİREN:           

Gülperi Sert

YAYINCI:            

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

TARİH:                

20/06/2023

 

NOTLAR:

 

İrfan’ın Yorumu: Kitapta üç kısa hikaye anlatılmaktadır. Stefan Zweig geç keşfettiğim yazarlardan birisi. Her bir eseri uzun olsun kısa olsun insanı ta yüreğinden yakalayıp sarsan özelliğe sahip.

 

Bu hikayelerden birincisi: Lyon’da Düğün

Fransız Devrimi sırasında yaşanan kargaşa ve zulüm günlerinde ölüme yaklaşan insanların hallerini, duygularını, ölüme bu kadar yakın oldukları zamanda dahi sahiplik duygusu ve kadın denen yaratılmış varlığın güçlü duruşu üzerine harika bir hikâye…

Devrim günlerinde halka ve isyancılara yapılan idam cezalarından bir ya da birkaç gün önce tutuldukları cezaevinde kalan insanların o andaki hisleri çok iyi anlatılmış. Hikâyenin kahramanı olan iki gencin devrim dolayısı ile evlenememeleri üzerine o tutukevinde bir gece de olsa ayrıldıktan sonra kavuşmaları ve ölüme çok kısa bir süre kalsa dahi evlenerek ölüme koşarcasına gitmelerini vurucu bir şekilde gözü yaşlı olarak okuyunca canınız yanacak inanın. Kadın denen varlığın mucizevi bir şekilde (yaratılışın ilahi hikmeti gereği) en umulmadık zamanlarda gösterdiği inanılmaz güç ve cesareti kısa ama vurucu kelimelerle tasvir edilmiş.

 

İkinci hikâye: İki Yalnız İnsan

İkinci hikâyemizde; bir fabrikada çalışan iki yalnız insan üzerine. Erkek olanı ayağının topal olması sebebiyle dışlanmış, genç kız da çirkinliği yüzünden ötelenmiş ve aşağılanmış. Bu iki insanın birbirini bulması ve hayata tutunmaları, eksikleri olsa da birbirini severek o eksiklerle yaşam mücadelesinin ve hayatın güzelliklerini bulma çabası içinde olan bir hikaye…

İki kahramanın da “hiçkimsenin hayatı benim kadar zor olamaz” diyerek birbirlerine şikayetlerini sunup o yalnızlıkta birbirine dayanarak mücadele etme azmi etkileyici gerçekten… Öyle ya biz de engelli olabilirdik ve hâlâ olabiliriz (Allah korusun) ve biz de yaratılışın hikmeti gereği herkes gibi mükemmel olamayabilirdik.

 

Üçüncü Hikaye: Wondrak

Zweig bilindiği üzere savaş karşıtı düşünce ve eylem adamıydı. Bu hikayede de insanlardan dışlanmış bir çirkin kadının tecavüz sonrası hamile kalması, çocuğunu doğurması, çocuğun erkek olması sebebiyle 1914 yılında meydana gelen savaş için celb kağıdının gelmesi sonucu savaşa gitmemesi için yaptığı mücadeleyi anlatıyor. Kadın kendi doğurduğu evladının devlet tarafından el konulmasının haksız olduğu düşüncesi ile bir mücadele içerisine giriyor ve sonunda oğlunu elinden alıyorlar maalesef…

İrfan’ın Yorumu: Savaş karşıtlığı konusunda Zweig fazla ileri gitmiş olabilir mi diye insan sormuyor değil?

14 Haziran 2023 Çarşamba

Monotonluktan aşağılara ve sonra yükseliş / Olağanüstü Bir Gece


YAZAR:               

Stefan Zweig

KİTABIN ADI:    

Olağanüstü Bir Gece

 

 

ÇEVİREN:           

İlknur İgan

YAYINCI:            

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

TARİH:                

14/06/2023

 

NOTLAR:

 

Arka kapaktan:

Olağanüstü Bir Gece, seçkin bir burjuva olarak rahat ve tasasız varoluşunu sürdürürken giderek duyarsızlaşan bir adamın hayatındaki dönüştürücü deneyimin hikayesidir. Sıradan bir Pazar gününü at yarışlarında geçirirken, belki de ilk kez burjuva ahlakından saparak “suç” işler. Böylece yeniden “hissetmeye” başladığını, kötücül ve ateşli hazları olan gerçek bir insan olduğunu fark eder. İçindeki haz dolu esrime, aynı günün akşamında onu gece âleminin son atıkları arasına “hayatın en dibindeki lağımlara” sürükleyecek, varış noktası ise ruhani bir uyanış olacaktır.

 

İrfan’ın yorumu:

Kur'ân’da Tin Sûresi var… Orada 5. âyet şöyledir: “Sonra onu (insanı) aşağıların aşağısına indirdik.” Daha sonra ise bu aşağılık halden kurtulmak isteyenlere “kesintisiz ödül” verilirken o aşağılık hayatta kalmakta ısrar edenlere ise cezayı anlatır.

İnsan denilen varlığın ne tür bir kötülüklere düşebileceğini ama aynı zamanda bu düştüğü kötülüklerden de çıkabileceğini özlü aforizmik yöntemlerle anlatan güzel bir hikaye…

Bununla ilgili Youtube’de beğenerek takip ettiğim bir kitap yorumlayıcısı Hârun Çelik’in linkini de oraya koyarak faydalanılacağını ümit ediyorum.

 

https://youtu.be/oTW0eLsq_bA

 

12 Mayıs 2023 Cuma

2023 Seçim tahminlerim / öngörülerim...

 SEÇİM TAHMİNİ / 12/05/2023

Geleneksel olarak her seçimde yapmış olduğum tahminlerimi burada paylaşmak istiyorum

CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ

 

Kemal KILIÇDAROĞLU    51.95   

Recep T. ERDOĞAN         44.25

Muharrem İNCE               1.10

Sinan OĞAN                       2.70

 

MİLLETVEKİLLİĞİ SEÇİMLERİ

 

AK PARTİ                                             % 35,42

CHP                                                       % 29,45

İYİ PARTİ                                             % 12,80

MHP                                                     % 8,20

HDP (YEŞİL SOL)                               % 11,15

DİĞER                                                   % 2,98

21 Ocak 2023 Cumartesi

Seni özleyeceğiz ey iyi insan...

 



Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern istifa etti

Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern perşembe günü televizyondan yaptığı açıklamada, en geç 7 Şubat'a kadar görevi bırakacağını ve yeniden seçilmek istemeyeceğini duyurdu...




Rabbimden senin için hem dünyada hem ahirette hayırlar getirmesini diliyorum...

2 Ocak 2023 Pazartesi

SEÇ BEĞEN: Rahel Tanrı'yla Hesaplaşıyor

 YAZAR:               

Stefan Zweig

KİTABIN ADI:    

Rahel Tanrı’yla Hesaplaşıyor / Rahel


Rechtet Mit Gott

1. Rahel Tanrı’yla Hesaplaşıyor / 2. Üçüncü Güvercinin Hikayesi / 3. Ölümsüz Kardeşin Gözleri

ÇEVİREN:           

Gülperi Sert

YAYINCI:            

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

TARİH:                

27/11/2022

 

NOTLAR:

 

Üçüncü Güvercinin Hikayesi: Birinci Dünya Savaşı’nda

Ölümsüz Kardeşin Gözleri: Savaş bittikten sonra

Rahel Tanrı’yla Hesaplaşıyor ise: Kendi köklerini ifade etmeyi arayan bir bilincin sonunda ortaya çıkmıştır.

Kitaptaki üç öyküde de insanlar huzuru, barışı, Tanrı’yı ve kendilerini arıyorlar, bu arayış sırasında kendi yaşamlarını sorguluyorlar. Üç öyküde de barış özlemini dile getiren yazar, savaşın, şiddetin, gücün ve öldürmenin acımasızlığına vurgu yapıyor. Üç öykünün ikisi Kutsal Kitap’tan, üçüncüsü bir Hint efsanesinden alınma. (Önsözden)

Tüm eserlerinde hümanist bir karakter hakimdir, kendisi de düşünce özgürlüğünden yanadır, fundamentalistlere ve diktatörlere karşıdır ancak hayatı boyunca herhangi bir siyasi ya da sosyal hareket içinde bırakın yer almayı, sadece yakınlaşmayı bile reddeder. 1933’de Almanya’da Hitler diktatörlüğünü ilan ettiğinde, Avusturya’da da hava bozulmaya başladığında, Tüm Avrupa’nın ve dünyanın üzerine yaklaşmakta olan korkunç savaşın gölgesi çöktüğünde, Zweig kendini tek başına çölde hümanizmi haykıran biri gibi tedirgin ve çaresiz hisseder. O dönemde olayların dışında kalmak, taraf tutmamak her geçen gün zorlaşır ve Zweig faşizmin yolundaki Avusturya’yı terk etmek, vatanındaki ve Almanya’daki iktidara karşı açık açık karşı gelmek konusunda çok uzun süre tereddüt eder. İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesi onu derinden sarsar; ideallerinin, hümanizmin, barış ve halkların kardeşliği konusundaki çabalarının boşa çıktığını görür. Sürgündeki diğer yazarlar gibi Hitler diktatörlüğüne karşı yazmayı ve konuşmayı reddeder. (İrfan’ın Notu: Neden?) Köklerinden uzakta, tüm ümidini kaybetmiş bir halde 1942 yılının 22 Şubat’ını 23 Şubat’a bağlayan gece Petropolis’te (Brezilya) hayatına son verir. Karısı Lotte ölüm yolculuğunda Zweig’a eşlik eder. Yazar arkasında bıraktığı mektupta bilinci yerinde ve isteyerek ölüme gittiğini yazar. Düşünsel vatanım dediği Avrupa’nın çöküşüne tanık olmaya daha fazla dayanamamıştır. Vatansız biri olarak yıllarca oradan oraya gitmekten yorulmuştur. Stefan Zweig 20. yüzyılın zorba iktidarından kaçan entelektüellerin sembolü olmuştur. (Önsözden)

 

 

 

İntihar Mektubu:

"Özgür iradem ve açık bir bilinçle bu yaşamdan ayrılırken, son bir sorumluluk yerine getirilmeyi bekliyor: Bana ve işimi yapmama huzurlu bir ortam sunan harika ülke Brezilya’ya içten teşekkürlerimi sunmak. Her yeni günle bu ülkeyi daha çok sevmeyi öğrendim, ruhsal anavatanım Avrupa kendi kendini yok ettikten ve ana dilimin dünyası yok olduktan sonra, dünyanın hiçbir yerinde hayatımı bu kadar severek yeniden kuramazdım. Ama altmışıncı yaştan sonra tam anlamıyla yeniden başlamak çok özel bir güç gerektiriyor. Ve benim gücüm yıllar süren vatansız yolculuklardan sonra iyice tükendi. Bu nedenle hayatımı doğru zamanda ve doğru bir şekilde sonlandırmamın iyi olacağına inanıyorum. Ki hayatım boyunca tinsel uğraşım en büyük haz kaynağım ve kişisel özgürlüğüm en yüce değerim oldu. Bütün dostlarımı selamlarım! Hepsine uzun geceden sonra gelen tanın kızılllığını görmek nasip olsun! Ben, her zamanki sabırsızlığımla önden gidiyorum.” (İnternetten)

(İrfan’ın notu: İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra büyük bir ders alarak Avrupa ülkelerinin bir araya gelerek kurdukları şu anki Avrupa Birliği teşkilatının durumu hakkında nasıl bir değerlendirme içerisinde olurdu? Bu konu tartışmaya ve konuşulmaya değer olduğu kanaatindeyim)

 

Rahel Tanrı’yla Hesaplaşıyor

Kudüs’ün inatçı ve dönek halkı ettiği yeminini yine unutmuştu, bir kez daha Tyr ve Ammon’un tunçtan putlarına kanlı armağanlarını getirmişlerdi. Yükseklerde ve taş sunaklarda tütsü yakarak günaha girmeleri yetmezmiş gibi bir de Tanrı’nın kendi evine, kulu Süleyman’ın onun için yaptırdığı mabede Baal’ın putunu koymuşlar ve bu kutsal mekan tütsü ve kan kokuncaya kadar yerleri kurban kanına bulamışlardı.

Tanrı, mabedinin ortasında kendisiyle alay edildiğini görünce öfkesi ateşlendi. Sağ elini kaldırdı, gürlemesiyle tüm gökler parçalandı. Sabrı tükenmişti, bu günahkar şehirde taş üzerine taş bırakmayacak, halkını yerle bir edecekti… (sh. 1-2)

Öfkeli Yakup, korkudan kendinden geçmiş beni ayaklarının dibinde kanlar içinde gördüğünde Ya Rab, merhamete geldi. Havaya kaldırdığı balta düştü ellerinden, eğildi, öptü dudaklarımdaki kanı. Ve sadece bana merhamet etmedi, babam Lavan’a da merhamet etti, benim için affetti onu da ve kovmadı Lea’yı çadırından… (sh. 15)

Ve Rahelde, sabrı sonsuz olan Rahel de çaresizliğini haykırdıktan sonra Tanrı’nın böyle sonsuzca susmasına dayanamadı. Bir kez daha başını kaldırdı. Görünmeyene dikti bakışlarını, bir kez daha ellerini havaya kaldırdı, ağzından çıkan sözler öfkesinin çaktığı alev gibi kırmızıydı:

“Beni duymadın mı, her zaman, her yerde olan Tanrım, beni duymadın mı? Her şeyi duyan Tanrım, yoksa cahil bir kulun olan ben mi açıklamalıyı sana? O vakit dinle, inatçı Tanrım -Yakup, kızkardeşimin (İrfan’ın notu: Ablası Lea). (İrfan’ın ikinci notu: İngilizcede yalan, yalancı: Lie, liear. Lea’nın Yakup’u aldatması, yalan söylemesi ile ilgisi olabilir mi bugünün İngilizcesinde, bakılması gerek) rahmine tohumlarını ektiğinde kıskanmıştım ben de, tıpkı şimdi benim çocuklarım Senin yerine başka tanrılara tütsü yaktığında Senin kıskandığın gibi- Fakat güçsüz bir kadın olan ben bile öfkemin üstesinden gelmiştim, Senin için, merhametli olduğunu sandığım Senin için merhamet etmiştim Lea’ya ve Yakup da bana merhamet etmişti, şunu gör artık Tanrım: Biz insanlar hepimiz, yoksul ve fani, kıskançlığın kötülüğünü yendik -fakat Sen, her şeyi yaratan ve her şeye son veren, her şeye kadir olan Sen, her şeyin başı ve sonu olan sen, sınırsız güce sahip olan sen, bizlerin sadece birer damlası olduğumuz Okyanus olan Sen- sen merhamet etmek istemiyor musun? Biliyorum benim çocuklarımın halkı çok inatçıdır ve senin kutsal boyunduruğuna isyan ediyorlar, fakat sen Tanrıysan, her şeyin Efendisiysen o zaman hoşgörünün onların kibrinden, merhametinin onların hatalarından daha büyük olması gerekmez mi?...” (sh. 16-17).

(İrfan’ın notu: Şu bir gerçek ki yazar için merhamet evet çok ama çok önemli. Ve şu da bir gerçek ki Allah Teala gerçekten kullarına karşı çok merhametlidir. Yazarın, merhameti, güçlü olan otorite sahiplerine bir gönderme yaptığı da gözlerden kaçmamalı).

 

Üçüncü Güvercinin Hikayesi

“Barışı bulmak için dünyamızın üzerinde uçup durmuş, fakat ne tarafa doğru uçtuysa sadece bu yıldırımları ve insanların şimşeklerini görmüş, dünyanın her yerinde savaş varmış…” (sh. 24)

“Bugüne kadar hiç kimse görmedi onu, barışı ararken yolunu kaybeden efsanevi güvercini, fakat o hâlâ başlarımızın üzerinde uçuyor, korku içinde, kanatları yorgun… O güvercin, kanatlarının üzerinde tüm karanlık düşüncelerimizi taşır, korkularında tüm dileklerimizi…” (sh. 25)

(İrfan’ın notu: Bu kısacık hikayede yazar kendiyle özdeş bulduğu güvercin gibi dünyanın farklı yerlerine barışı ararcasına yaptığı yolculuklara gönderme yapmış… Maalesef tarihler 2022 yılının sonlarını gösterdiği şu zaman diliminde bile insanlık hâlâ barışa aç, barışa susamış vaziyette.”

 

(Virata) Ölümsüz Kardeşin Gözleri

“Seneca dört ana erdem tanımlar:

1. Ölçülülük

2. Cesaret (acılara katlanma gücü)

3. Basiret (ve akla uygunluk)

4. Adalet

Bütün erdemler birbirine eşittir, aynı değerdedir ve biri olmadan insan eksik kalır. Erdem, ölümlülerin sahip olabildiği tek ölümsüzlüktür.” (Çevirenin notu) (sh. 27)

“Henüz yüce Buddha dünyaya gelmeden ve müritlerini bilginin ışığıyla aydınlatmadan çok önce Birwagha ülkesinde Kral Rajputa’nın yanında Virata adında bir soylu yaşardı, Şimşek Kılıç derlerdi ona, çünkü o bir savaşçıydı ve herkesten daha cesurdu; attığı ok, fırlattığı mızrak hedefini asla şaşırmayan, kılıç tutan kolu şimşek gibi inen bir avcıydı. Alnı açık, yüzü aydınlıktı, gözlerini hiçbir soru karşısında kaçırmazdı: Ellerini asla öfkeyle yumruk yapmaz, sesi asla öfkeli çıkmazdı. Kendisi büyük bir sadakatle krala, köleleri de ona saygıyla hizmet ederlerdi. Çünkü nehrin beş kolunda ondan daha adil bir insan yoktu: İnananlar, evinin önünden geçerken saygıyla eğilirlerdi, çocuklar onu gördüklerinde gözlerinin içine bakıp gülümserlerdi…” (sh. 28)

(İrfan’ın notu: Yukarıda alıntıladığım paragrafta erdemli birisinin belli başlı özellikleri yer almaktadır:

Cesur olmak, alnı açık, yüzü aydınlık olmak ki kendisinden emin olan kişilerin temel özelliğidir- hiçbir soru karşısında kaçamak cevap vermemek veya kaçınmamak, öfkelenmemek, bağırıp çağırmamak, adaletli olmak… Günümüze uyarladığımızda liderlere ve yalakalarına bakınca ne kadar büyük bir eksikliği yaşadığımız gözler önünde)

Savaşı, krallığa karşı isyanı önleyen Virata bu isyanda ağabeyini de öldürmüştür…

“Virata şöyle dedi:

O zaman izin ver yüce kralım, yerinde kalsın bu kılıç (ona hediye edilen çok değerli bir hediye). Çünkü bir daha asla elime kılıç almayacağım diye büyük yemin ettim. Çünkü ben ağabeyimi öldürdüm bugün, aynı ananın rahminde olduğum, aynı ananın elinde yetiştirdiği, beraber oynadığım ağabeyimi.

Şaşkınlıkla baktı kral. Sonra şöyle dedi:

O halde kılıç olmadan savaşcıların başına geç ki bileyim güvende olduğumu…” (Sh. 33)

“Fakat Virata bir kez daha yerlere kadar eğildi ve şöyle karşılık verdi:

Görünmez olan bana bir işaret gönderdi ve yüreğim ne istediğini anladı. Ben ağabeyimi öldürdüm ve gördüm ki birini öldürmek aslında kardeşini öldürmek demektir. Ben savaşta ordularımızı yönetemem, çünkü kılıç güç demektir, güç de adaletin düşmanıdır. (İrfan’ın notu: Bu son cümle tartışmaya açık bir cümle. Çünkü kılıç güç demekse sistem eğer çok güçlü olursa o güç aynı zamanda adaletin de gölgesini oluşturur kanaatindeyim. Ama dediğim gibi tartışmaya açık.) … Sonsuz dönüşümün içinde kısadır insan hayatı, izin ver, bundan böyle adil biri olarak yaşayayım.”

“Düşmanlarımın karşısında hep yiğit, cesur biri olarak gördüm seni ve krallığımdaki hizmetkarlarım arasında adildin hep. Madem ki savaşta yanımda olmayacaksın, o zaman başka bir yerde hizmet etmeni isterim bana. Suç nedir bildiğin ve suçu ölçüp tartabildiğin için yargıçlarımın başına geçmelisin ve sarayımın merdivenlerinde vermelisin hükmü, vermelisin ki gerçek korunsun bu duvarlar arasında, hak hukuk ve adalet olsun topraklarımda.” (sh. 34)

İrfan’ın notu: Kitapta bir yerde (sh. 29’da kral ile ilgili bir parantezi de burada zikredelim ki ileride neler olabilecek değerlendirme konusu olsun: “Çünkü kral sert bir hükümdardı, adalet konusunda da pek katıydı ve zalimce vergi toplardı).

“O günden sonra Virata sarayın gölgesi altında pembe merdivenlerin tepesinde gün doğumundan gün batımına kadar kral adına adalet dağıtmaya başladı.

(İrfan’ın notu: Türk hukuk sisteminde kullanılan bir klişe var: ‘Türk Milleti adına’. Bu şimdilik burada kalsın. Bu arada ara bir not: Bu hikayeyi okurken neden 15 Temmuz darbe girişimi, Tayyib Erdoğan, Fetö yapılanması ve benzeri şeyler aklımdan geçti bilmiyorum. Konuşmaya değer aslında. Çünkü hikayede krala isyan eden kralın karısının kardeşi yani kayınbiraderi, yani etle tırnak gibi olmuş gibiler).

Fakat karar vermeden önce iyice düşünür, her şeyi hassas bir terazide tartar gibi hesaplardı; bakışlarıyla suçlunun içini görür, sorgularıyla tıpkı bir porsuğun toprağı kazması gibi suçlunun ruhunun derinliklerini didik didik ederdi. Verdiği hükümler sertti, katıydı ancak kararı aynı gün vermezdi, kararı açıklamadan önce hep bir gün beklerdi; ev halkı, onun üst kata çıkıp, kimseyle konuşmadan tek başına, günün ilk ışıkları vuruncaya kadar saatlerce huzursuzca gidip geldiğini, verdiği kararın adil olup olmadığını düşünüp tarttığını duyardı. Hükmünü açıklamadan önce ellerini ve alnını suyla yıkardı ki kararı, tutkusunun ateşinden daha yüksek olsun. Kararını açıkladıktan sonra suçluya dönüp kararı adil bulup bulmadığını sorardı, çok nadiren kararına itiraz eden olurdu…” (sh. 35)

(İrfan’ın notu: Adalet terazisinin ne kadar hassas olduğunu ta o zamanlardan günümüze yansımasının idealize edildiği önemli bir not).

“Adil mi? Adaleti neyle ölçersin sen ey yargıç? Kim seni kırbaçladı ki, kırbaçlanmanın ne olduğunu  bilesin? Nasıl oluyor da toprak altında geçireceğim yılları gün ışığında geçirecekmişim gibi parmaklarınla sayabiliyorsun? Sen hiç zindana atıldın mı? Ömrümün kaç baharını benden aldığını biliyor musun? Hiçbir şey bilmiyorsun sen, adil bir insan değilsin sen, çünkü ancak darbe yiyen bilir onun ne olduğunu, darbeyi vuran değil, sadece acı çeken bilir acının ne olduğunu.”  (sh. 39)

(İrfan’ın notu: Cezaevinde iken konuştuğumuz konulardan birisi de şu idi:  Adalet sisteminin daha iyi işleyebilmesi için savcıların, hakimlerin, yargıçların, avukatların ve adalet mekanizmasında adalete etki eden tüm bürokratik unsurların gerçeğe daha yakın karar alabilmeleri için cezaevi deneyimlerinin az ya da çok olarak yaşamalarını konuşmuştuk. Evet özellikle yargıçların. Aldıkları, alacakları kararların insan hayatı ve çevresine olan etkilerini kısmen de olsa anlayabilmeleri için bunun gerekliliği üzerinde derin analizlerde bulunmuştuk).

28 Aralık 2022 Çarşamba

Savaşma seviş modunda mısınız? MECBURİYET

 YAZAR:               

Stefan Zweig

KİTABIN ADI:    

Mecburiyet / Der Zwang

ÇEVİREN:           

Gülperi Sert

YAYINCI:            

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları


TARİH:                

18/11/2022

 

NOTLAR:

“Karşı koymak! İnsan nasıl karşı koyabilir ki? Onlar herkesten güçlü, onlar dünyanın en güçlüleri.”

“Bu doğru değil. Dünya onlara izin verdiği sürece güçlüler. Tek bir birey herhangi bir kavramdan daha güçlüdür her zaman, fakat kendisine inanmalı, iradesine sahip çıkmalıdır. İnsan olduğunu ve insan kalmak istediğini unutmamalıdır, işte o zaman etrafını saran, beynini uyuşturan vatan, görev, kahramanlık gibi sözcükler, kan kokan, sıcak, canlı insan kanı kokan boş laflar olarak kalırlar. Dürüst ol, vatan hayatın kadar önemli mi senin için? Soylu hükümdarlarına bile kalmayan bir taşrayı resim yaptığın sağ elin kadar seviyor musun? Düşüncelerimizle, kanımızla içimizde oluşturduğumuz görünmez adalet dışında başka bir adalet olduğuna inanıyor musun? Hayır, cevabını ben vereyim, hayır! Bunun için gidersen eğer, kendine yalan söylemiş olacaksın…” (sh. 13-14)

“Hayatını feda edeceksen neden inandığın bir şey için feda etmiyorsun?” (sh. 14)

“Hak! Hukuk! Bugün dünyanın neresinde hak kaldı? İnsanlar onu katletti. Herkesin hakları var, fakat onların, onların gücü var ve bugün güç demek her şey demektir.”

“Neden onların gücü var? Çünkü bu gücü onlara siz veriyorsunuz. Ve sizler korkak olduğunuz müddetçe onların gücü hep olacaktır. Tüm bunlar, yani insanlığın bugün korkunç dediği şey, yeryüzündeki on insanın iradesinden ibaret ve on insan bunu yeniden yıkıp yok edebilir. Bir insan, yaşayan tek bir insan onlara karşı durarak bu gücü yerle bir edebilir. Fakat sizler boyun eğdiğiniz, belki paçamı kurtarabilirim dediğiniz müddetçe, onları can evinden vurmak yerine, onlara itaat ettiğiniz müddetçe, sizler sadece bir kölesiniz ve bunu da hak ediyorsunuz demektir. Erkek dediğin çaresizce boyun eğmez, ‘hayır’ demek zorundadır, bugün yerine getirmek zorunda olduğunuz tek görev budur, hayvan gibi kendini öldürtmek değil.”

“Fakat Paula… ne düşünüyorsun… ne yapmalıyım?..”

“İçinde bir şeyler hayır diyorsa, sen de hayır demelisin. Biliyorsun, ben senin hayıtını, özgür bir insan olmanı, mesleğini seviyorum. Fakat bugün bana ‘benim öbür tarafa gitmem ve silahımla hak aramam lazım’ dersen ve ben bunu gerçekten yapmak zorunda olduğuna inanırsam, o zaman ‘git’ derim. Fakat bir yalan uğruna, kendin bile inanmadığın bir şey için, arada kaynayıp kurtulurum umuduyla gideceksen, o zaman seni hor görürüm, evet seni hor görürüm. İnsanlık adına gideceksen, inandığın bir şey uğruna gideceksen seni tutmam. Fakat canavarlar içinde bir canavar, köleler içinde bir köle olmak için gitmek istiyorsan, karşında olurum. İnsan bir amaç uğruna kendinden vazgeçebilir, fakat başkalarının çılgınca fikirleri uğruna değil. Bırak vatan için ona inananlar ölsünler…” (sh. 33-34)

27 Aralık 2022 Salı

GEÇMİŞE YOLCULUK

 YAZAR:               

Stefan Zweig

KİTABIN ADI:    

Geçmişe Yolculuk / Die Reise in Die Vergangenheit

ÇEVİREN:           

Regaip Minareci

YAYINCI:            

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

TARİH:                

27/12/2022

 


NOTLAR:

Geçmişe Yolculuk, zamana, mekâna ve değişen koşullara direnen yasak ve tutkulu bir aşkın hikayesidir. Bu çılgın aşk önce okyanusun ve daha sonra da Birinci Dünya Savaşı’nın araya girmesiyle dokuz yıllık bir kesintiye uğrar. Yıllar sonra buluşan iki sevgilinin hayatları büyük bir değişime uğramıştır. Önlerinde uzanan belirsiz geleceğe, geçmişin sürekli aralarına giren gölgesine rağmen, aşk doludizgin sürmektedir… (Arka Kapak).

İrfan’ın Yorumu: Acaba… Kitap, birçok insanın hayatını, planlarını yerle bir eden Birinci Dünya Savaşı’nın iki yasak aşığın birbirlerini uzun süre görememeleri sonucu yaşanan değişimi çarpıcı bir şekilde anlatıyor. Yasak aşkın ahlakını sorgulamak değil amacım. Ama savaşın yıkıcı etkisini, psikolojik ve bedensel yıkımın yansımalarını görmek açısından etkileyici. Yazarın savaş karşıtı betimlemeleri yürek yakıcı gerçekten.

BİLİNMEYEN BİR KADININ MEKTUBU

YAZAR:                

Stefan Zweig

KİTABIN ADI:     

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu / Brief Einer Unbekannten

ÇEVİREN:           

Ahmet Cemal

YAYINCI:             

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

TARİH:                 

27/12/2022

 


NOTLAR:

Stefan Zweig, Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu adlı uzun öyküsünü 1920’li yılların ilk yarısında kaleme aldı.

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’nun kadın kahramanını sadece uzun bir mektubun yazarı olarak tanıyoruz. Kadının hayatı boyunca sevmiş olduğu erkek için kaleme aldığı bu mektubun “gönderen”inin adı yoktur. Mektubun başında tek bir hitab vardır: “Sana, beni asla tanımamış olan sana.” …  Zweig, okurunu bir kez daha insan psikolojisinde eşine pek rastlanmayan bir yolculuğa davet ediyor…” (Arka Kapak)

“Ve insanların arasında yalnız olmaktan daha korkunç bir şey yoktur.” (Sh. 20) 

İrfan’ın notu: Yukarıdaki alıntıyı gördüğümde, sevgili dostumun ben dört duvar arasında iken İstanbul gibi kalabalık bir şehirde kendisini tanımlarken kullandığı sözcükler geldi. “Kalabalıklar içinde yalnızım.” Bu sözün ağırlığını usta yazarın kitabındaki bu alıntıyı görünce insan daha iyi anlıyor…

“Bağışla yakınmamı, ne olur bağışla! Zira senin iyi bir insan olduğunu, yüreğinin en derin noktasında hep yardıma hazır olduğunu biliyorum. Sen herkese yardım edersin, istediği taktirde sana en yabancı olana bile. Ama çok tuhaf bir iyilik seninkisi, herkese açık olan, böylece de isteyenin ellerine sığdırabileceği kadarını alabileceği bir iyilik; büyük, sonsuz büyük senin iyiliğin, fakat aynı zamanda da -affına sığınarak söylüyorum- tembel bir iyilik. Uyarılmak istiyor, gelip alsınlar istiyor. Sen, ancak yardıma çağırıldığında, senden istendiğinde yardım ediyorsun, hoşlandığın, zevk aldığın için değil fakat utancından, zayıflığından ötürü yardım ediyorsun. Sen -izin ver de açık söyleyeyim bunu- sıkıntı ve acı içindeki insanı mutlu olan kardeşlerine yeğlemiyorsun. Ve senin gibi insanlardan, hatta onların en iyilerinden bile bir şey istemek zordur…” (Sh. 35)

İrfan’ın yorumu: Platonik aşk mı yoksa bambaşka mesajlar içeren bir tek taraflı haykırış mı? Yazar erkek olmasına rağmen bir kadının iç dünyasını, derinliklerine kadar çözümleyerek hikayenin yazıldığı yıllardaki Avrupa ile ilgili de bilgi vererek okuyucuya “toplumlar içinde yalnız olma duygusu”, “tek taraflı bir aşkın içerdiği duygular”, “iyilik kavramına farklı bir bakış”, “ahlaki olarak çöküş ve toplumsal ilkelerde yükseliş çelişkisi”, “Allah inancının sorgulanması”, “farkedilmemek-farketmemek” gibi sorgulanması, tartışılması, konuşulması gereken konuları enfes bir hikaye ile anlatıyor.

14 Aralık 2022 Çarşamba

Tarihe not olsun...

 Bugün 14 Aralık 2022...



Recep Tayyib Erdoğan'dan sonraki cumhurbaşkanı Ekrem İmamoğlu olacağını öngörmemek bir hata olur mu? 

Mahkeme kararını verdi: Al sana ceza ve al sana siyasi yasak

***

"Muhtar dahi olamaz" denilen Recep Tayyib Erdoğan o dönem yasaklı hale gelip eğer Cumhurbaşkanı olduysa,

Mahkeme kararı ile siyasi yasaklı hali ilk derece mahkeme tarafından onaylanan Ekrem İmamoğlu, geleceğin hem de yakın geleceğin cumhurbaşkanıdır.

Ülkemize hayırlı olsun...

17 Şubat 2017 Cuma

Yeniden ve Yeniden: Sil Baştan

Kitabın Adı: Sil Baştan
Yayınevi: Koridor Yayınevi
Yazarı: Ken Grimwood
Kitabı Bitiriş Tarihi:          

13 Şubat 2017                       

Saat: 23.35 / İstanbul



İrfan'ın Notu:
Heyecanla okuyacağınız ve elinizden bırakamayacağınız bir roman...


14 Şubat 2017 Salı

Duadan Sonra Savaş: Hacksaw Ridge

Filmin Adı: Savaş Vadisi

Orjinal Adı: Hacksaw Ridge

Yönetmen: Mel Gibson


İrfan'ın Yorumu:  Savaşırım ama adam öldüremem, ancak öldürmeye değil yaşatmaya tutkulu bir düşüncenin adamıyım temalı harika bir savaş (savaş karşıtı) film.

Mel Gibson bu yönetmenliğinde de harika bir iş çıkarmış.

Çok başarılı buldum. Şiddetle tavsiye ederim... Çok harika çıkarımlar var filmde.

Örneğin komutan soruyor askerlere: "Neden savaşa çıkmıyorsunuz, hazır değil misiniz?" Komutan cevap veriyor: Hazırız ama askerin dua etmesini bekliyoruz diyor...

Allah'a inanç, dua, inancın etkisi... Mel iyi iş çıkarmış vesselam...

İMDB Adresi: http://www.imdb.com/title/tt2119532/


Savaş Vadisi (özgün ismiyle: Hacksaw Ridge), İkinci Dünya Savaşı'nda ateşli silah yada savaş aleti taşımayı reddeden barış yanlısı Amerikalı savaş doktoru Desmond Doss hakkındaki, 2016 Amerikan yapımı biyografik savaş filmi.
Filmin yönetmenliğini Mel Gibson yaparken, senaryosunu, Doss hakkındaki önceki bir belgeselden uyarlayarak Andrew Knight ve Robert Schenkkan yazdı. Filmin oyuncu kadrosunda Andrew GarfieldSam WorthingtonTeresa PalmerHugo WeavingRachel Griffiths ve Vince Vaughn yer almaktadır. Film 4 Kasım 2016'da ABD'de gösterime girdi ve genellikle olumlu yorumlar aldı. Amerikan Film Enstitüsü tarafından 2016'nın en iyi 10 filminden biri olarak seçilen film, 74. Altın Küre Ödülleri'nde 3 adaylık elde etti fakat hiçbirini kazanamadı. Ayrıca 70. BAFTA Ödülleri'nde 5 adaylık elde etti.