17 Ekim 2016 Pazartesi

Bana ne bana ne ben ronin olmıycam: 47 Ronin

Filmin Adı: 47 Ronin

Film ile ilgili bakılacak siteler

http://www.imdb.com/title/tt1335975/

http://www.turkcealtyazi.org/mov/1335975/47-ronin.html

Filmin konusuna dair:

47 Ronin gerçek bir hikayenin kurgusal anlatımı. Gerçek hikayede 18. Yüzyılda Japonya’da yaşayan gerçek samuraylar ustalarının ölümünün intikamını alıyor. Hikayenin Hollywood versiyonunda ise Keanu Reeves çok ırklı olmasından ötürü Japon toplumunun dışına sürüklenmiş Kai isimli bir karakteri canlandırıyor. Kai daha sonra ustalarını öldürmüş ve onları sürgün etmiş bir efendiyi yenmelerine yardımcı olmak üzere 47 kaçak samuraya katılıyor. Hiroyuki Sanada (The Wolverine) 47 Ronin’in lideri Oishi’yi canlandırıyor. Oyuncu kadrosunda Tadanobu Asano (Thor: The Dark World) ve Rinko Kikuchi (Pacific Rim) de yer alıyor.

İrfan'ın Notu:

Keyif alarak izlediğim, duygu yüklü, biraz fantastik aynı zamanda estetik de olan bir film. Gerçek bir efsaneden esinlenmiş. 

Ailece izlenebilir notunu da ekledikten sonra beklentileri de çok yüksek tutmadan izlenebilir diyorum.

23 Eylül 2016 Cuma

Kadın Kadın Dedin Başımın Etini Yedin: Kadın Söylemine Dair Korku Çemberleri

Kitabın Adı: Kadın Söylemine Dair Korku Çemberleri
Yayınevi: Mana Yayınları
Yazarı: Nasr Hamid Ebu Zeyd
Kitabı Bitiriş Tarihi:          23/09/2016                -           23.50 / İstanbul
 
İrfan'ın Notu:
Yazarla ilgili herhangi bir önyargım ve kanaatim olmadan kitabın başlığı ilgimi çektiğinden dolayı aldığımda açıkçası Mısır'da kendisini müslüman olarak görüp de dinden bu kadar uzak bir kadın yorumu beklemiyordum. Bazı düşünmeye sevk eden yaklaşımları ve tartışılması gereken haklı kanaatleri olduğunu söylemekle birlikte selefi düşünceye bu kadar düşmanca yaklaşım, onları anlamak yerine onların tezlerini hakirce reddediş, çözüm olarak çok açık naslar olduğu halde bu naslara tutunmanın tuzak olduğunu söyleyecek kadar müsteşrik bir kafadan böyle bir eser beklemiyordum. Belki bu beklemeyişimin sebebi Mana Yayınları ismini görmek olsa gerek ...
Her neyse, kitabı okumaya başlayıp da internetten yazar ile ilgili malumat aldıkça adamın karın ağrısının ne olduğu da anlaşılır hale geliyor. Kadın üzerinden İslam'ın temel değerlerini sarsmak için yazar elinden gelen bütün çabayı sarf ediyor. Kitabı okuduğunuzda yazarın müslümanlar arasında tartışılması gereken konular, çözüm odaklı olmak temeli üzerinden gideceği yerde bu konular çözümün İslam'ın temel ilkelerinden uzak bir şekilde batılı laik düşüncenin uygulanabilir düşünce sisteminde aranması gibi bir yola başvuruyor.
Yazar ile ilgili bir bilgi sitesi:
Buradan yazar ile ilgili belli bir kanaate sahip olabiliyorsunuz zaten. Bu bilgiler adaleti elden bırakmadan yazdığı eserler ile doğru orantılı mı diye kitabı okuduğunuzda belli bir kanaate siz de varmış oluyorsunuz...

Kitap ile ilgili notlar
"Kadın şehveti kışkırtan, içgüdüleri harekete geçiren, fitneye ve şeytanın tuzaklarına sevk eden bir varlık haline geldi. Tek çare onu tıpkı cahiliye dönemi bedevi Araplarının yaptığı gibi diri diri gömmek oldu. Ama bu sefer toprağa değil -iki göz için bırakılan delikten hariç- hiçbir açık yeri olmayan simsiyah bir kıyafetin içine gömüldü. Bu, toprağa gömmenin muadili bir eylemdi." (s. 32)
Yazarın muadili kelimesinin ne anlama geldiğini varsayarsak kendisini toprağa gömüp üzerini de kapattığımızda her halde örneklendirmesinin doğruluğunu yanlışlığını daha iyi anlar...
"Dini söylem, herhangi bir konunun tartışmasına, daima tartışma kabul etmeyen sabit fikirlerden yola çıkarak başlar. Yani 'hakimiyet' diye bilinen, dini nasların mercii olduğu, tabii ve  sosyal bütün alanlara şamil olduğu ilkesinden hareket eder. Onunla bu ilke üzerinden polemiğe girmek direk bu ilkeye teslim olmak demektir." (s. 71)
Yazarın bu cümlesi ile sorunların çözüm merciinin dini söylemlerin içerisinde değil dışında aramak olduğu anlaşılıyor ve kendisine yazık ediyor. Müslümanların arasında çıkan tartışmalarda çözüm mercii Kur'an ve sünnet olmaz ise o kişinin durumu nice olur?
Bu ve bunun gibi müslümanların asla kabul etmeyeceği görüşleri olduğu gibi, makul tartışma sorularını da açıkçası görebiliyoruz. Ama yazarın niyetinin hiç de hâlis olmadığı maalesef belirgin halde gözümüzün önünde duruyor.
Kadın özelinde problemlerin çözümü ile ilgili farklı bir bakış açısı geliştirme çabası içine giren fakat bu çabayı gül bahçesinde değil de bataklıkta arayan biri gibi duruyor yazar. Bataklıkta çözüm arayan birisinin kadın özelinde çözüm önerilerini merak ediyorsanız ...


19 Eylül 2016 Pazartesi

Bu Teröristler Silahları Nereden Buluyor mu Dediniz?: The Night Manager




John le Carré'nin aynı adlı kitabından uyarlanan dizi, lüks bir otelde çalışmaya başlayan Jonathan Pine isimli bir İngiliz askerini odağına alıyor. Otelde Jonathan’ın yolu Sophie adında Arap asıllı bir Fransız ile kesişir ve kız ona karaborsa silah tüccarı Richard Onslow Roper hakkında bazı bilgiler verir. Jonathan bu bilgileri İngiliz istihbaratına paylaştıktan kısa bir süre sonra Sophie ölü bulunur. Genç adam gizli servise katılmaya ve intikam almaya karar verecektir.

İrfan'ın Yorumu: Dünyada hükümetler ile silah satıcılarının ve aynı zamanda terör örgütlerinin bağları ile ilgili aksiyonel bir dizi. Farkını izledikten sonra anlayacaksınız. Dizi filmin bir kısmı Türkiye topraklarında da geçiyor. Bu yüzden izlemekte fayda var diyorum...

Bir Günde Kaossuz Kalkalım Şu Ülkede: Kaos Ülkesi

Kitabın Adı: Kaos Ülkesi
Yayınevi: Parafiks Yayınevi
Yazarı: Çetin Agaşe
Kitabı Bitiriş Tarihi: 18/09/2016 PAZAR - 14.09

İrfan'ın Notu:
Çetin Agaşe'nin okuduğum ilk kitabı. Rota Haber Sitesi'nde yayınlanmış yazıları belki de birkaç not eklenmiş halleri ile karşıma çıktı. Açıkçası Paralel Okuma adını verdiğim bir seri üzerine aldığım kitaplardan birisi idi. Ve Hükümet-Hizmet hareketi adı verilen FETÖ yapılanması ile ilgili bilgiler içereceğini sanmıştım. Ama daha çok derin devlet, Yeşil, Ergenekon gibi konulara kendi milliyetçi bir bakış tarzı ile bakarak bir şeyler söylemeye çalışmış. Kendi açımdan doyurucu ve etkileyici bulmadım. Her halde Çetin Agaşe'nin ilk ve son okuyacağım kitabı olma özelliği bakımından tarihe not olarak geçeceğim bir eser oldu diyebilirim. Bilgi dağarcığıma bir şey kattı mı diye geriye doğru bakıyorum, maalesef bildiklerimin dışında yeni bir şeyler göremiyorum ve bu da beni derinden yaralıyor maalesef. Hayırlısı olsun diyorum... Okumazsanız fazla bir şey kaybetmiş sayılmazsınız.
Yazarın hamasi bir milliyetçi çizgide düşünce mantalitesine sahip olduğunu not ettikten sonra, çelişkili kanaatlerini de kitabı okurken fark ettim maalesef. Bir yerde Gezi Olayları adı verilen o olaylarda Recep Tayyib Erdoğan'ı eleştirirken, birkaç sayfa sonra 180 derece dönüş yapıp bu sefer de savunuyor. Yani görüş değişikliği olur olmasına da iki üç günde olur mu?


Kitap ile ilgili arka kapaktan ...

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül: Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde ayrı bir devlet olamaz. Devlet içerisinde ayrı yapılanmalarda asla olamaz. Devletin kurumlarında herkes, o ülkenin vatandaşı olan herkes eğer şartları yerine getiriyorsa çalışabilir. Bu TSK olabilir, bu yargı olabilir, bu devletin diğer organları olabilir. Ama onlar anayasa, kanunlar o kurumun kendi kurallarına kesinlikle riayet edecek. Herhangi bir gruplaşma olmayacak. Kurumun dışında başka bir yerden talimat, başka bir yere kurumun bilgileri taşıma asla olamaz. Bunlar olursa tabii ki ortaya çıkarılır ve müsaade edilmez. Bunun dışında sivil toplumda nasıl şeffaflık önemliyse bu tür konularda da şeffaflık önemlidir. Hele de yargı içerisinde böyle bir şey varsa asla tahammül edilemez. Peşinen de kimseyi suçlayamazsınız. Ama bu tür iddialar ciddiyse araştırılır ve gereği mutlaka yapılır."

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan: Kirli ittifakların bu ülkenin üzerine karabasan gibi çökmesine izin vermeyeceğiz. Kiralık örgütlerin çöreklenmesine izin vermeyeceğiz. İstedikleri kadar şantaj, tehdit, provokasyonlara başvursunlar bunlara boyun eğmeyeceğiz. Devlet içinde paralel devlete izin vermeyeceğiz. Türkiye'de tek devlet vardır. Tek devlet, tek bayrak, tek vatan ve tek millet. Kimse devletin içinde paralel devlet kuramaz. İdareyi vesayet altına alamaz.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu: Efendim diyor 17 Aralık'ta bize bir darbe yapıldı. Kim yaptı darbeyi? Paralel devlet yaptı. Peki, kardeşim sen kaç yıldır iktidardasın? 11 yıl, 11 yıldır iktidardasın. Rüşvet yiyince mi aklın başına geldi senin? Biz bilmiyor muyuz bunları?

Fethullah Gülen: Örgütle müzakere yapılabilir, bir beis görmüyoruz onda. Fakat devletin itibarı, onuru korunarak yapılmalı. Öyle yaparsanız yarın tarih ona, "Paralel yapı budur" der. Yani onlarla görüşürseniz "Paralel yapı budur" der. Bir şey diyemem ben ona, yani işte çocuk katili falan dediler, terörist dediler. Devlet de bir terörist olarak yakaladı Türkiye'ye getirtti. Hatta idamı söz konusu oldu zannediyorum. Hatta MHP'nin tavrı da oydu, AKP'nin tavrı da belki de oydu geldikten sonra. Fakat sonra hangi mülahazaya binaen bilemiyorum onlara şirin görünmek suretiyle bölgede, öyle de dersem suizan olabilir seçime matuf bir tavır olabilir yani. Ne Oslo görüşmesi, ne PKK'nın adadaki insanıyla görüşme mevzuu, ne dağdakilerle görüşme mevzuu, onun karşısında olmadık.

6 Eylül 2016 Salı

Oğlum ! Neden Kendine Dikkat Etmedin?: The Nigt Of

Dizi Film Adı: The Night Of

İMDB Adresi : http://www.imdb.com/title/tt2401256/

Konusu: "The Night Of" New York'ta yaşanan, karmaşık bir hikayeye sahip hayali bir cinayet davasının derinlemesine araştırıldığı sekiz bölümden oluşacak bir mini dizidir. Bir kızı öldürmekle suçlanan Nasir Khan (Riz Ahmed) isimli Pakistanlı bir vatandaşın soruşturma ve dava süreci işlenecektir

Bir internet sitesinden az bir bilgi:
** Babasının taksisini alıp bir partiye gidecekken güzel bir kıza takılan ve kendini kızın cinayet zanlısı olarak bulan Pakistan kökenli bir üniversite öğrencisinin başına gelenler diye açıklayalım kısaca. Aslında dizinin esas meselesi adalet sistemini masaya yatırmak.The Night Of’ta zanlının, sonra mahkûmun yaşadığı bütün süreçler, hapishanenin nasıl bir yer olduğu ve sistemin nasıl işlediği en ince ayrıntısına kadar işlenmiş. Dizinin yazarı The Wire’ın da senaristlerinden olan romancı Richard Price, yönetmeni ise ‘Schindler’in Listesi’nin Oscar’lı senaristi ve bir çok kez Oscar adayı olan Steven Zaillian.
** John Turturro’nun, Riz Ahmed’in, genç avukat kızı oynayan Amara Karan’ın oyunları öne çıkıyor. ‘Bir Ayrılık’tan tanıdığımız Peyman Moaadi’nin ve ‘The Wire’ınOmar’ı Michael K. Williams’ın da. Dizinin hepsi ayrı başarılı başrolleri arasında, alışık olmadığımız iki oyuncu daha var: Avukatın her bölüm gözümüze sokulan egzaması ve ölen kızın akıbeti belirsiz kedisi. Her ikisi de en son sahneye kadar işlevini sürdürüyor.
** Toplam sekiz bölümü Digiturk’un ‘Dilediğin Yerde’ uygulamasında mevcut. Ayrıca kaynak dizi ‘Criminal Justice’ da altyazısız olarak YouTube’da var.

Daha da bilgi istiyorum diyenler için bakınız: 

İrfan'ın Yorumu: Dizi filmi izlediğinizde eğer bir baba iseniz ve oğlunuz her ne kadar sizin terbiyenizden geçse dahi en nihayetinde o bir genç, ergen ve hata yapma ihtimalleri o dönemlerde hepimizde olduğu gibi fazla birisi. İşte diziyi izlediğinizde hele ilk bölümünde kahramanın karakoldaki stresini yaşadığınızda sanki kendi evladınızın işlemediği bir cinayet sonucunda çaresizliğini hisseder gibisiniz.
Dizi 8 bölümden oluşuyor. Bir ergen Pakistan asıllının genç ve güzel bir kızı gördüğünde dayanamadığı duygularının sonuçları Amerikan adalet sisteminin şemsiyesi altında işleniyor. Amerikan adalet sistemi deyince bu konuda yazılabilecek çok şey olmasına rağmen aklıma gelen bir sözü paylaşmadan edemeyeceğim. Sanırım bizim alimlerimizden birisinin olsa gerek: Bir devlet İslam şeriatı ile yönetilmiyor ama adalet sistemi kendi vatandaşlarına kendi kanunları çerçevesi içerisinde adil olmanın gayreti içerisinde ise o devletin ömrü uzundur, bir devlet İslam şeriatı ile yönetiliyor fakat adalet değil zulüm üzerine bina edilmiş ise -bakınız dünyada iki tane adı İslam devledi, diğerinin İslam cumhuriyeti olan devletlere- onların ömrü uzun süreli olmaz...
Ailece izlenmesini engelleyen birkaç rahatsız edici sahne olmasına rağmen ibret alınması bakımından izlense fayda sağlar diyebileceğim bir dizi...


5 Eylül 2016 Pazartesi

Mescitler Müslümanlara Aittir: Mescitlerdeki Bid'atler Hakkında İki Risale

Kitabın Adı: Mescidlerdeki Bid'atler Hakkında İki Risale
Yayınevi: Küresel Kitap
Yazarı: Ebu Muhammed el-Makdisi
Kitabı Bitiriş Tarihi: 04/09/2016 PAZAR - 19.00

İrfan'ın Notu:
Küresel Kitap Yayınevi tarafından çıkarılan bu küçük risalede bir müslüman için her daim içli dışlı olan mescitlerdeki iki uygulamanın yanlışlığını delilleri ile sunmuş yazar. Çocukların mescitlerden uzaklaştırılması -ki bununla da cemaatin namazının huşusunun bozulmasını delil getiriyorlar- yanlışlığı ile mescitlerde insanlara rahatsızlık verici önceden yer tutma meselesi. Mescitler bizim mescitlerimiz ise eğer orada oluşan yanlışlıkların en kısa zamanda düzeltilmesi gerektiği gibi bunun için çaba da sarfedilmesi kanaatindeyim...
Bir çırpıda okuyup var olan yanlışları ilmi bakımdan tashih eden bu risaleyi okumanızda fayda mülahaza ediyorum...

Kitap ile ilgili alınan notlara bir göz atalım:

Mescidlere asılmış ve üzerinde Namazdan yarım saat sonra mescidde beklemek yasaktır yazılı olan nice ilanlarla karşılaştık! Allah (azze ve celle) şöyle buyurmaktadır: Allah'ın mescidlerinde engel olan kimseden daha zalim kim vardır. Allah (azze ve celle) böyle buyurmuşken onlar yasaktır diyebilmekteler. Allahu'l Müstean! Allah (azze ve celle) nin rahmet ettiklerinin dışında mescidlerde bulunan görevlilerin cehaletinden kaynaklanıp insanın kalbini parçalayan şeylerden bir tanesi de rivayet edilen şu olaydır: Müslüman bir aile beldelerden birine yolculuğa çıkmış ve o beldede çocuklarıyla beraber eski bir kiliseyi de ziyaret etmiş. Kilisede görevli papaz onları güler yüz ve selamlayarak karşılamış. Çocuklara kalplerini kazanmak için şeker dağıtmış. Sonra namaz vakti gelince bu adam namazı eda etmek için çocuklarıyla beraber mescide gitmiş. Mescidin kapısında burası oyun salonu değil ve burası oyun bahçesi değil diye bağırıp çağıran görevli onları karşılamış...

31 Ağustos 2016 Çarşamba

Kıl Olma Kul Ol: Kulluk

Kitabın Adı: Kulluk
Yayınevi: Pınar Yayınları
Yazarı: İbn Teymiyye
Kitabı Bitiriş Tarihi: 30/08/2016 SALI - 23.30

İrfan'ın Notu:
Kitap "okunması gereken temel kitaplar" dizisi eğer oluşturulacak ise mutlaka alınması gereken, başvurulması gereken, tekrar tekrar göz gezdirilmesi gereken bir el kitabıdır. Kendinizi hangi ırktan, hangi sınıftan, hangi kategoride görürseniz görün insan olma bilincine eriştikten sonra eğer özgür olmak istiyorsanız Allah'a kul olmanız gerekir. Allah'tan gayrı da bir düşünce sistemine sahipseniz, ateistseniz, deistseniz, müşrikseniz... Allah'a kul değilsiniz belki ama inanın başka her şeye kul olmuşunuz demektir. Yeri gelir nefsinizin kulu, yeri gelir patronunuzun kulu, yeri gelir firavunların kulu yeri gelir eşinizin, çocuklarınızın, paranızın kulu...
Fark etmiyor...
Allah'a kul olmayıp da "ben tam bağımsızım" demeye başladı iseniz bu tam bağımsızlık değil Allah'tan başka her şeye kul olmakla eş anlamlıdır. Özgürlük istiyorsanız işte kul olma seçeneğini en özlü bir şekilde anlatıyor bu kitap.

Kitabın Arka Kapağından:

"Ey İnsanlar! Rabbinize kulluk ediniz" (Bakara 21) ayeti kerimesinin manası nedir? İbadet nedir, kulluk ne demektir? Teferruata ait bilgiler nelerdir? Dinin tamamı kulluk manasının içinde midir, yoksa değil midir? Kulluğun hakikati nedir? Kulluk dünya ve ahirette en yüksek makam mıdır, yoksa onun üzerinde daha yüksek makamlar da var mıdır?
Şeyhülislam İbni Teymiyye, bu kitabında kendisine sorulan yukarıdaki soruların cevabını vermektedir.

22 Ağustos 2016 Pazartesi

Ben Böyle Görmedim Der Gibi: Ben Böyle Gördüm

Kitabın Adı: Ben Böyle Gördüm
Yayınevi: Alfa
Yazarı: Fehmi Koru
Kitabı Bitiriş Tarihi: 21/08/2016 PAZAR - 14.17

İrfan'ın Notu:
Kitabı 15 Temmuz Darbe girişiminden sonra okumam farklı avantajlar da sağladı. Bir kere kitap 17/25 Aralık "Yolsuzluk Operasyonu" adı altında farklı amaçlar güden bir yapı ile ilgili kanaatlerine Fehmi Koru gözlüğünden nasıl baktığını irdelemekle birlikte, bu yapıyı hem iyi tanıması hem de 15 Temmuz'dan sonra uyananlardan mıydı yoksa uyumakta ısrar edenlerden mi sorusunun da cevabı niteliğinde...
Fehmi Koru bu kitabı yayınlayarak bana göre -Cem Küçük'ün tabiri ile- "medeni ölü" nitelemesini hak ettiği kanaatindeyim. Enteresandır bu dönemde yazarlardan, sanatçılarından, komedyenlerinden, sporcularından, siyaset adamlarından ve dahi esnaf işadamına kadar her şey ayan beyan ortaya çıktığı bir dönem oldu.
Fehmi Koru kitabında enteresan bilgiler (örneğin Fetullah Gülen ile Abdullah Gül arasındaki mektup) vermekte ise de kitabı okuduğunuzda: Bu adam ne dedi sorusunun cevabı şöyle: Bu adam çok şey söyleyerek hiçbir şey söylemeyenler güruhundan bir güruh oldu derim. Bu kadar deneyimli bir gazetecinin geldiği şu son hal gerçekten ibretlik. Kendisi her ne kadar FETÖ'cüyüm demese de tarafsız kalma çabası adaletsizliğine evrilmiş gibi. Kitapta "bak ben böyle söylemedim mi, hatalarını dile getirmedim mi" diye itiraz edebileceği şeyler olsa da totaline baktığınızda kitap maalesef "BEN BÖYLE GÖRMEDİM" der gibi.

Kitap ile ilgili alınan notlara bir göz atalım:
Hürriyet gazetesinden Çınar Oskay'a konuştuğu bölümden bir kesit aşağıdadır:
"17 Aralık’ın arkasında doğrudan cemaat olmayabilir
Koru, 17 Aralık günü Gül ve Erdoğan’ın ikamet ettikleri dışişleri konutuyla başbakanlık konutu arasındaki ‘gizli geçidi’ kullanarak bir araya geldiğini ve ikilinin ‘devlete yönelik bir kuşatma olduğu, durdurulması gerektiği’ kararına vardığını söyledi.
“Gül bana tapelere inanmadığını söyledi. ‘Sesler sanki gerçekmiş gibi geliyor ama arada boşluklar var. O boşluklar birileri tarafından teknik olarak doldurulmuş olabilir mi?’ dedi” diyen Koru, Gül ve Erdoğan’ın 18 Aralık’ta Pensilvanya’ya gitmesini istemelerini ise “Karşı tarafın bu işlerle gerçekten ilgisi var mı diye bakmam için” diye açıkladı.
Koru’ya göre ilk etapta Gülen olanlardan rahatsızdı, Koru operasyonların arkasında Cemaat’in olduğu kuşkusunun ortadan kalktığını düşündü ancak 25 Aralık’ta işin rengi değişti.
25 Aralık barış süreci bitirmek için gibiydi
Koru’nun verdiği bilgilere göre Gülen’i en çok dershanelerin kapatılmasına yol açacak yasal girişim rahatsız ediyordu, bu konuda geri adım atılması durumunda pazarlığa hazırdı. Bu yüzden Koru, 25 Aralık’ta ikinci girişim patlayınca şaşırdı: “Bunun üç-dört gün önce görüştüğüm kişinin talimatıyla olabileceğinden ciddi kuşku duyuyorum. 25 Aralık, sanki Fethullah Gülen’e rağmen, hatta belki barışa doğru giden bu süreci bitirmek için başlatılmış gibime geldi. İkinci operasyon başladığında Pensilvanya’da değerlendirme yaptıklarını ve sonuna kadar götürme kararı verdiklerini zannediyorum.”
Koru o dönem Erdoğan’ın da rahatsız olmakla birlikte iyimserlik taşıdığını, fakat daha sonra partinin ‘Bu siyasete darbe girişimidir’raporunu benimsediğini söyledi."

Tamamı aşağıdaki linktedir:

17 Ağustos 2016 Çarşamba

Köpekbalığı ve Casusluk mu Dediniz ?: Jason Bourne ve Karanlık Sular

Filmin Adı: Jasen Bourne

http://www.sinemalar.com/film/220986/jason-bourne

Bu filmlerin bütün hepsi gerçekten harika. Burada da oyuncular yine döktürmüş tam anlamı ile... Bu filmi izlemenizi tavsiye ediyorum. Teknoloji, taktik, mücadele vs. Harika diyorum başka da bir şey demiyorum















Filmin Adı: Karanlık Sular

Jaws filmi her zaman klişe olmuştur. Bu filmden sonra insanlar denize gittiklerinde biraz daha dikkatli olmuşlar, köpek balıklarının olmadığı yerlerde dahi tedirginlikleri uzun süre sürmüştür. Bu filmde bir hanım tek başına bir mücadelenin içinde. Gerilimi ve heyecan dozu iyi tutulmuş. Harika bir film ve heyecan içerisinde kalmak istiyorsanız izleyin diyorum...

Bu film tam Serdar'lık diyorum. 15 diyorum başka da bir şey demiyorum...



İKİ FİLM AMA NASIL BİR İKİ FİLM: Buz Devri 5 ve Kurtuluş Günü 2

Buz Devri

Çocuklar ve çocuk kalmak isteyen büyükler için Buz Devri çizgi filmi piyasaya çıktığında müthiş bir sevinç içerisinde kaldığımı hatırlıyorum. Kaç defa izledim bilmiyorum. Ben kaç defa izledi isem çocuklar herhalde daha fazla izlemiştir.

Buz Devri çok tuttuğundan dolayı ikinci, üçüncü ve dördüncüsü de hali ile çevrildi ve bunlar da ilkinin hatırına aynı zamanda da yine aynı gülümsemelerimizi muhafaza ederek izlediğimiz filmler arasında yerini aldı.

Hatta yeni serisi çıkacak diye dört gözle beklenildiğine yanımdaki çocuklardan dahi şahit idim...

AMA
Ama o da ney? Bu Buz Devri 5. bölümde (Büyük Çarpışma) bir şeyler oluyor. Filmi izlemeye başlar başlamaz bir terslik var dedim bu filmde. Bu diğer bölümler gibi değil aksine başka şeyler içeriyor. Sabırla filmi sonuna kadar izlediğimde şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Tam bir tuzak ile karşı karşıyayız. Büyük bir tuzak ile...

Bu filme asla çocuklarınızı götürmeyin...
Bu filme asla para verip izlemeyin...
Eğer izleyecekseniz filmi ibret alınması ve notlar tutularak izleyin...

Film büyük bir din karşıtlığı üzerine kurulmuş. Evrenin yaratılışı, gezegenlerin varlığı, cennet, cehennem, melekler, alimler, büyük zatlar, peygamberler ve daha nice kutsal sayılan (sadece İslam dini olarak değil bütün semavi dinlerin kutsal saydığı) tüm değerler yerle bir

ediliyor bu filmde. Çocuklar Buz Devri 1 ve 4 serileri ile büyük bir tuzağa çekilip verilmesi istenen de bu 5. filmle verilmeye çalışılmış. Ateistlik diz boyu...

İnanın abartmıyorum. Filmin birinci dakikasından son dakikasına kadar tüm dini değerler ve inançlar yerle bir edilmiş.
Dikkat diyorum başka da bir şey demiyorum...


Independence Day: Yeni Tehdit

Gelelim daha önce izlediğimiz Kurtuluş Günü Filmi ile bu film arasındaki kıyasa. Yani tam bir rezalet diyeyim de siz anlayın. Büyük bir beklenti içerisinde gittiğim ve izlediğim bu film inanılmaz derecede oyunculuklardan tutun kurgusuna kadar tam anlamıyla rezalet.
Rezalet ki ne rezalet. Daha önceki holywood klişelerin hepsi sanki bu filme konu olmuş.
Yazık ki ne yazık. İbneleri kınıyorum...

10 Ağustos 2016 Çarşamba

15 Temmuz Darbe Girişiminden Sonra: Kirli Hesaplar Çarşısı

Kitabın Adı: Kirli Hesaplar Çarşısı

Yazarı: Hüseyin Gülerce

Yayınevi: Kahverengi

Kitabı Bitiriş Tarihi: 03 Ağustos 2016 Çarşamba


İrfan'ın Yorumu:
Hüseyin Gülerce şu an adı Paralel Yapılanma olarak bilinen ama eskiden Hizmet hareketi içinde yer alan makul olarak görülen isimlerdendi. Hatta gerçekten de onu insan gördüğünde bu yapılanma ile ilgili olarak iyi niyet düşüncesine kapılıyordu.
Fakat bu son süreçte Hüseyin Gülerce'nin tarafını belirginleştirmesi ile bu yapının toplum nazarındaki konumu iyice belirginleşmiş oldu. Bakmayın siz Ahmet Hakan Coşkun'un ve Hürriyet gazetesi taifesinin "itirafçı" diye aşağılayarak göndermelerine... Hüseyin Gülerce olsun diğerleri olsun geçmişte yaşamış olduklarını paylaşmasa idi böyle mi olurdu ve daha iyi mi anlaşılabilirdi bu paralel yapılanma...
Kitap birçok konuyu açığa kavuşturması bakımından ve akıcılığı ile öne çıksa da sanki bir şeyler eksik izlenimini hissediyorsunuz. O bir şeyleri ben şu an ifadelendiremiyorum. Okuyan arkadaşlar belki bunu tesbit edebilirler. Öyle ya her şeyi de ben mi ifadelendireceğim? Biraz da başkası ifadelendirsin değil mi?
Kitabı şiddetle tavsiye ederim. Paralel okumalar serime almıştım. Bunu da aradan çıkartmış oldum...


Kitap ile ilgili bir değerlendirme:

Not: http://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/hasan-karakaya/paralelin-kara-kutusu-ya-da-huseyin-gulerce-ne-demek-istedi-11250.html
internet sitesinden alınmıştır.

Birkaç gündür “Paralel Yapı’nın adamları” tarafından işlenen “vukuat”ları yazıyoruz ya; “bazı saftirik okurlarımız” hâlâ “Doğru mu bunlar?” diye soruyor...
“Gerçekten, Cemaat’ten toplanan Himmet paralarını, Kıbrıs’taki kumarhanelerde mi harcamışlar” deyip, soruyorlar:
“Hani bunlar yetim hakkı yemezdi?.. 
Hani bunların kursağından haram geçmezdi?.. 
Hani bunların yediği her lokma helâl idi?.. 
Hani bunlar, analarından helâl süt emmişlerdi?..
Peki oynadıkları bu kumar, yaptıkları bu fuhşiyyat ne oluyor?..
Bu kadar mı alçaldı bunlar, bu kadar mı çukurlaştı?..”
Gerçekten;
İnsanın “inanası” gelmiyor!..
“Olamaz” diyoruz;
“Bu kadar alçalamazlar!”
Biz, onlar hakkında “çok iyiniyetli” düşünmeye çalışıyor ve Hocaefendi’nin“Locaefendi”leştikten sonra ipin ucunu kaçırdığını sanıyorduk ama, yeni yeni anlıyoruz ki;
“Bunlar yetmişinde neyse
yedisinde de oymuş!”
GÜLERCE’NİN YIKILDIĞI AN!
5 Temmuz Pazar günü, Beyaz TV’deki “Ortak Akıl” programında “müthiş açıklamalar” yapan Hüseyin Gülerce; gerek “Samanyolu” televizyonu gerek “Abi”ler konusunda, ortaya ilginç iddialar attı!..
“Cemaat’in eski Abi’lerinden” biri olan Gülerce; “Ergenekon Dâvâsı Süreci”ndeki Zaman gazetesinin “taraflı” yayınlarını Fetullah Gülen’e ilettiğini söyleyip, sözlerine şöyle devam etti:
l “Ergenekon davası sürecinde Zaman gazetesinin, camia medyasının yayınları konusunda yapılan eleştirileri bizzat kendisine söyledim. Arkadaşlardan çok şikayet ve eleştiri geliyordu. Ben de o gün sohbet sırasında ‘Bu şekilde yapılması doğru mu?’ diye sordum. O da ‘Bu mesele çok önemli ve peşini bırakmamak lazım. Ama bunu gazetecilik mesleğinin esaslarına göre yapalım, gazeteci gibi davranmak lazım’ dedi. Yani holigan gibi gazetecilik yapılmaz manasında cevap verdi.”
l “Tek Türkiye dizisinde Kürt vatandaşlar rencide ediliyor diye şikayetler aldım... Gittiğimiz her yerde bize şikayet ediyorlar. Bunu Diyarbakır’daki ve Antep’teki birçok noktadan arkadaş söylüyor. Bunlar camianın nabzını tutan arkadaşlar. Ben de Pensilvanya’ya gittiğimde bu dizi ile ilgili eleştirileri anlattım. Bana dedi ki; ‘Ben de kaç defa söyledim ama değiştirmiyorlar. Bunu izleyenlerin takdirine bırakıyorum.’
l “Yani; Gülen, Hidayet Karaca’ya bir şey diyecek de o yapmayacak... Mümkün mü bu?.. Ben Tek Türkiye dizisinde Kürtlerin rencide edildiğini ve bunun camiaya zarar verdiğini Fetullah Gülen’e söyledim. Benim dünyamın yıkıldığı birkaç andan biridir bu. Bana deseydi ki ‘Haklısın Hüseyin Bey, arkadaşlar ile konuşayım’ tamam, ama ‘Söyledim, değiştirmediler’ dedi. Böyle bir şey mümkün mü?”
Paralelci arkadaşlar; “Bir televizyon dizisinden terör örgütü çıkardılar... O dizinin Fetullah Gülen’le ne ilgisi var?” demeye devam ededursun; ama,Hüseyin Gülerce’nin iddialarına da cevap versinler!..
Tabiî, şuna da cevap versinler:
“Düne kadar rencide ettiğiniz Kürtler, tutuklattığınız KCK’lılar ve PKK’nın siyasi kolu dediğiniz HDP ile sarmaş-dolaş olan, arka kapı diplomasisi yürüten siz değil misiniz?.. Bu ne muhabbet?
Bu, ne yüzsüzlük?!?..”
MUSTAFA ÖZCAN VE SUİKAST!
Hüseyin Gülerce, o programda, “Mustafa Özcan”dan da söz etti... Mustafa Özcan’ın; “Cemaat içinde çok önemli bir yeri olduğundan” söz edip, onunla ilgili hayli “imalı” ifadeler kullandı...
“Meselâ” dedi;
“Mustafa Özcan’ın Yargı’da neler yaptığını nereden bilebilirim?”
Sonra, biraz değiştirdi ifadesini;
“Mustafa Özcan, Yargı’da bir şeyler yapmışsa, ben onu nereden bilebilirim?”
Belli ki Hüseyin Gülerce’nin bildiği bazı şeyler var!.. Ağzındaki baklayı çıkarmıyor ama, bir şeyleri biliyor!..
Elbette neyi bildiğini bilmiyorum... 
Ne var ki, Hüseyin Gülerce’nin “Mustafa Özcan’ın vukuatlarını ima eder gibi” konuşması, bana, tam da geçen yıl bugünlerde, yani 16 Temmuz 2014’te yazdığım; “Yine Hablemitoğlu Suikastı... Zaman’ın bu gocunması niye?” başlıklı yazımı hatırlattı!..
Biliyorsunuz; Ankara Cumhuriyet Savcısı Serdar Coşkun’un, Emniyet’e bir“talimat” göndermesi ve bu talimatta, “son 10 yılda işlenen siyasî cinayetlere dikkat çekmesi” ve bu kapsamda; “Rahip Santoro, Hrant Dink, Necip Hablemitoğlu, Üzeyir Garih suikastları ile Danıştay Saldırısı ve Zirve Katliamı’nda Cemaat üyelerinin rolünü araştırın” demesi üzerine, ben de 9 Temmuz Çarşamba günü; “Cemaat’e soruşturma ya da Necip Hablemitoğlu suikastı” başlıklı bir yazı yazmış, Hablemitoğlu’nun “yazı”larından,“kitap”larından ve “iddia”larından bahsetmiş, yazının sonunda da bir“duyum”umu aktarmıştım...
Demiştim ki;
Kulağıma gelen “söylenti”lere göre; Necip Hablemitoğlu, sanıyorum“Köstebek” adlı kitabını yazdıktan sonra, “ziyaretine birileri geldi” ve ona dediler ki; “Sen, bu kitabından kaç para kazanmayı bekliyorsun?”
Necip Hablemitoğlu, “800 bin dolar” deyince, kendisini ziyaret eden kişi veya kişiler, “Bu para çok” dediler ve ona “500 bin dolar” teklif ettiler!..
“Bu parayı sana vereceğiz ama kitabı, kesinlikle piyasaya vermeyeceksin!”
Bu görüşmenin ardından Necip Hablemitoğlu, “kitabını basacak yayınevi aramaya” başladı!..
İşte o zaman ipler koptu!..
Sonra, gazetelerde o haber çıktı:
“Necip Hablemitoğlu, 18 Aralık 2002 günü Çankaya’daki evinin önünde, saat 20.30 sıralarında uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti!”
Ona “suikast” düzenleyenler, “kitabı yayınlamaması şartıyla 500 bin dolar teklif eden ziyaretçileri” miydi, yoksa “Alman timi” miydi?..
Bu cinayet, “18 Aralık 2002 tarihinden bu yana karanlıkta”dır ve işte şimdi “aydınlatılması” yönünde bir “soruşturma” başlatılmıştır!..
Evet, aynen bunları demiştim...
Gördüğünüz gibi;
Bir “duyum”dan ve “iddia”lardan söz etmiş ama hiç kimseyi “itham”etmemiş, hiç kimseye “suçlama” yöneltmemiştim!..
Üstelik “isim” de vermemiştim!..
Gelin, görün ki;
Bu yazı “olay” oldu...
Birileri “çiğ” yemiş olmalılar ki, “karınları ağrımaya” ve de “yara”ları olmalı ki, “gocunmaya” başladılar!..
AYDINLIK’IN HABERİ
9 Temmuz’daki bu yazımdan “4 gün sonra” yani, 13 Temmuz Pazar günü,Aydınlık gazetesi “benzeri iddiaları” gündeme getirdi...
Aydınlık, “Cinayetten önce son görüşme o imamla” başlıklı “manşet”haberinde, özetle dedi ki;
“Ankara’daki evinin önünde 18 Aralık 2002 tarihinde uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybeden Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu’nun saldırıdan önce üst düzey bir Cemaat mensubuyla görüştüğü ileri sürüldü. Hablemitoğlu’nun ‘suikasttan önce görüştüğü son kişi’ olarak tanımlanan üst düzey cemaat yöneticisi Mustafa Özcan’ın Hablemitoğlu’ndan‘Köstebek’ kitabını çıkarmamasını istediği belirtildi.
İddiaya göre olay şu şekilde gelişti: 
Bilindiği üzere Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu, Emniyet içinde Fethullah Gülen cemaatinin yoğun faaliyetlerini kitaplaştırmak için çalışmaya başladı. Kitaba son şeklini veren Hablemitoğlu’nun bu çalışmasından F tipi örgüt haberdar oldu. 
Bunun üzerine Cemaat’in örgüt yapılanmasında ‘Türkiye İmamı’ olarak geçen Mustafa Özcan, Hablemitoğlu ile görüşmek istedi. Hablemitoğlu bu görüşmeyi kabul etti. İkilinin görüşmesinde Mustafa Özcan, Hablemitoğlu’ndan kitabı çıkarmamasını istedi. Bunun karşılığında da yüklü bir miktarda para teklif etti. Ancak Hablemitoğlu bu teklifi reddetti. Hablemitoğlu’nun, suikasttan önceki son görüşmesi bu oldu.”
Aydınlık’ın haberi böyleydi...
Gördüğünüz gibi, benim yazımda; bir “ziyaretçi”den söz ediliyordu ama“isim” yoktu... Aydınlık ise, bu ziyaretçinin “Mustafa Özcan” olduğunu iddia etmişti...
Doğru mudur, yanlış mıdır bilmem...
Onu “Savcı” çıkaracak ortaya!..
ZAMAN’IN HABERİ
Gerek “benim yazım”, gerek “Aydınlık’ın haberi” üzerine; önce “Zaman gazetesinin internet sitesi”nde, 14 Temmuz 2014 tarihinde de 
“Zaman gazetesinin 1. sayfası”nda bir “saldırı kampanyası” başlatıldı..
“Akit’in iftirasını Aydınlık manşet yaptı” başlıklı haberde dediler ki:
“Yeni Akit gazetesinin Necip Hablemitoğlu ile ilgili gündeme getirdiği iddiayı, Doğu Perinçek’in Aydınlık gazetesi manşet yaptı. 
Yeni Akit yazarı Hasan Karakaya, 9 Temmuz’daki köşe yazısında 2002 yılında evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybeden yazar Necip Hablemitoğlu cinayetini Hizmet hareketi ile irtibatlandırmaya çalıştı. 
Karakaya’nın; hiçbir delile dayanmaksızın ortaya attığı iddia; aradan 4 gün geçtikten sonra bu defa Aydınlık gazetesi tarafından manşete taşındı... Ergenekon Terör Örgütü hükümlüsü Doğu Perinçek’in gazetesi Aydınlık, Hablemitoğlu’nun öldürülmesinden Hizmet Hareketi’ni sorumlu tutup,‘Cemaat Köstebek kitabını çıkarmaması için Hablemitoğlu’na yüklü miktarda para teklif etti’ ifadelerine yer verdi. Parayı teklif eden ismin ise Mustafa Özcan olduğu iftirasını attı.”
MUSTAFA ÖZCAN, KARAKUTU!
Zaman’ın bu “saldırı”sından sonra kendilerine cevap verip, demiştim ki:
“Akit’in iftirasını Aydınlık manşet yaptı” ya da “Akit hedef gösterdi, Aydınlık manşet yaptı” başlıkları atıp da, kamuoyunda bir “algı” oluşturmaya çalışmak yerine; “Bizim rüşvet teklifleri ile, para-pul işleri ve cinayet işleriyle işimiz olmaz!.. Bizim o taraklarda bezimiz yok” deseydiniz“daha inandırıcı” olurdunuz ve ben de o yazıyı yazmak zorunda kalmazdım!..
Ama şimdi;
“Dürbün”ü elime aldım, “uzaklara” bakmaya, meselâ Özbekistan’ı gözetlemeye başladım!..
Merak ediyorum;
Özbekistan Hükümeti’nin “okul kapatma ve öğretmenleri rehin alma”kararı üzerine, “Özbekistan’a giden kim” veya “kimler”di ve de “rehineleri nasıl kurtardılar?”
Madem açtınız konuyu,
Alın, bir “soru” daha!..
Buyrun, cevap verin!..
“Özbekistan” demem üzerine, seslerini kestiler!.. 
Demek oluyor ki, Mustafa Özcan, Özbekistan’da da “bir işler” çevirmiş!..
Uzun lâfın kısası;
Mustafa Özcan denilen şahıs; Hüseyin Gülerce’ye göre “Cemaat’in çok önemli bir adamı”dır, bana göre ise, “kara kutu!”
Eğer Mustafa Özcan’ın şifreleri çözülürse, öyle inanıyorum ki; “Fetullah Gülen Locaefendi de çözülür!”
Merak ediyorum; Hüseyin Gülerce, bunları mı demek istedi acaba?..
Yoksa, ben mi böyle anladım?..

******************************************************************************
Kim, kimi hedef gösteriyor?.. İşi kimler bitiriyor?
“Cemaat’e yakınlığı” ile bilinen Son Sayfa adlı internet sitesi, 3 Temmuz Cuma günü saat 14.23’te bir haber yayınladı... 
Dediler ki; 
“Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi ve CHP’li eşi Gamze Akkuş İlgezdi hakkındaki bilgileri medyaya kimin servis ettiği ortaya çıktı!.. Bilgileri basına dağıtan kişinin Kadıköy Belediyesi Eski Meclis Üyesi H.S. olduğu iddia ediliyor!”
Resmen hedef gösterme!..
Ne ilginç değil mi;
sonsayfa.com adlı internet sitesi 3 Temmuz Cuma günü bu haberi veriyor... 
Battal İlgezdi’nin koruması ve güvenlik müdürü Aşkın Şit de, 5 Temmuz günü “Bu haberi beğendim” deyip, Facebook’taki hesabından paylaşıyor!..
7 Temmuz günü ise, “Battal İlgezdi’nin adamı” olduğu iddia edilen üç kişi,“sonsayfa.com”da adı geçen H.S.’ye yani Arif Sağ’ın yeğeni Hüseyin Sağ’a saldırıyor, ağzını-burnunu dağıtıyor, çenesini kırıyor!..
İyi de “hedef gösteren” kim, 
“işi bitiren kim?”
Hani diyorum ki: “Bir tek olayın altından Paralel çıkmasın, dişimi kıracağım!”

30 Mayıs 2016 Pazartesi

Kriptola Beni Skati: Kriptoloji

Uzay Yolu filmini hatırlayanlar şu repliği de iyi bilir: Işınla beni Skati !

İşte ben de kıllık olsun diye kriptola beni Skati diyerek kriptoloji ile ilgili Türkçe ve detaylı bilgi içeren bir sitenin linklerini buraya koyarak bir hizmette bulunayım dedim...

GİRİŞ bölümündeki şu bölümünü aktarmakta bir sakınca görmüyorum:



Günümüzde iletişimin hızla gelişmesiyle internet hayatımızın vazgeçilmezlerinden biri olmuştur. Bu gelişimle birlikte insanlar, ağ aracığıyla bilgi paylaşma yolunu kullanmaya başlamışlardır. Bunun yanında, internet üzerinden yaptığımız bilgi alış verişleri esnasında, ağların dinlenmesi, gelen verinin değiştirilmesi, bir başkası gibi davranarak yanlış bilgi gönderilmeye çalışılması, başkasına ait bilgilerin öğrenilmeye çalışılması gibi tehditler oluşmaya başlamıştır. Bütün bu tehditleri önlemek amacıyla internet üzerinde ki iletişimde güvenlik büyük önem kazanmıştır.

Devamı niteliğindeki internet adresleri: 

http://www.savaskartal.com/2010/04/11/kriptoloji-nedir/

http://www.savaskartal.com/2010/04/12/kriptografide-kullanilan-teknikler-ve-kriptografik-uygulamalar/

http://www.savaskartal.com/2010/04/13/gizli-anahtarli-kriptografi/

http://www.savaskartal.com/2010/04/13/acik-anahtarli-kriptografi/






29 Mayıs 2016 Pazar

Müslümanlar Allah'tan Başka Nasıl İlah Edinir?

Garip bir başlık değil mi? Oysa müslüman Allah'tan başka ilah edinir mi ki? Edinmez. Ama o yol açıldığında ve şeytan o kapıdan girdiğinde maalesef bu mümkün...

İki temel etken var. Bunlar üzerinde duralım derim:
BİR: Sevgi
İKİ. Korku

Eğer sevgiyi Allah'tan başkasına yoğunlaştırırsanız ve korkuyu da aynı şekilde Allah'tan başkasına yoğunlaştırırsanız şeytanın o kapıdan girmesi içten bile değil.

Şu an ben müslümanım diyen büyük bir kesimin Türkiye'deki büyük bir siyasi hareketin lideri ile ilgili gelinen endişe edici bir noktadayız kanaatindeyim..

Derdimi açayım biraz:

O siyasi hareketin lideri doğru sözler söyleyip doğru işler yapmaya başladığında insanların gözlerinin göremeyeceği hatasızlık perdesinin altına girmeye başladığında tehlike çanları çalmaya başladı demektir: Çünkü peygamber haricindeki tüm yaratılmışlar bu tehlike ile karşı karşıyadır. Onlara tabi olanlar için de bu tehlike daha büyük tabi...

Geçmiş dönemlerdeki tapınılan putlara baktığımızda salih insanlar zümresi ile korkulan varlıklar grubunu görebiliriz. Bu da bize yukarıdaki iki grubun götürdüğü yer iki etkendir: Sevgide aşırılık, korkuda aşırılık...

Eğer o bizim reisimiz o nederse o olur aşamasına geldiysek ...

O bir söz söyledi artık onun sözlerini ayakta dinlememiz gerekir durumunda isek ...

Ona bağlı farklı iş kollarında çalıştığımızda söylediğimiz sözler, hareketler ve eleştiriler onun hoşuna gitmeyebilir o yüzden korkmaya başladıysak...

Bunları daha da artırabiliriz.

İşte o gün bu gündür. Ve bugün müslümanların "reise saygı" adı altında o yaratılmış beşerin her sözünü, her hareketini "yüzde ellilik milletin gücüne dayandığı" tezi ile sahiplenmek ...

İşte bu hatadır benim güzel kardeşim...

Örnek alınacak ve takip edilecek yegane yaratılmış son peygamber ve Kur'an'da bize tavsiye edilen peygamberler değil midir? Hz. İbrahim'de sizin için güzel bir örnek var demiyor mu yüce yaratan... Hz. Peygamber'i son peygamber olarak izlerini takip edin demiyor mu? Bizim başka örneklere ihtiyacımız yok, yeni kutsallar oluşturmamız da doğru değil kanaatindeyim...

"Davan davamız" dendiğinde davası İslam olanın mı yoksa başka ırkçılık kokan unsurların mı?

"Yolun yolumuz" dendiğinde yolu İslam olanın mı yoksa demokratik laik tercihler midir bizim yolumuz?

Reisin doğrusuna doğru diyebilme özgüveninde olmamız gerektiği gibi yanlışına da yanlış denilmesi İslam'ın halifelerinin bize öğrettiği örneklik değil midir?

Davası İslam olanın ve yolu Kur'an ve Sünnet çizgisinde gidenin yolu ne mübarek ve ne güzel yoldur. Ne mutlu o yolun yolcularına...

NOT: Bu yazıyı o camiada arkadaşlarımız, dostlarımız, akrabalarımız olduğundan yanlışa sapılmaması endişesi ile karaladım. Hatalar benden doğrular Allah'tandır.


Adam Öldü Daha Ne Uğraşıyorsunuz? 11.22.63

Dizi Film Adı: 11.22.63

İnternete bakılacak adres:
http://www.imdb.com/title/tt2879552/



İrfan'ın Yorumu:

Mini bir dizi yayınlandı. Adı 11.22.63. Bilmeyenler için bu bir tarih. JFK yani Keneddy suikastinin olduğu tarih. İşte bu tarihden önceye bir yolculuk yapılarak bu suikastın önlenmesi temalı bir bilim kurgu denemesi. İlginizi çeker mi bilmiyorum. Ama JFK ile ilgili derli toplu filmler izlemediyseniz biraz da bilimkurgu katılmış bu dizi ile Amerikan tarihindeki önemli bir olay ile ilgili bilgi sahibi olabilirsiniz...


Afrika'nın Derinkliklerinden Fransa'nın Kalbine: LONTANO

Kitabın Adı: Lontano

Yazarı: Jean-Christophe Grange

Yayınevi: Doğan Kitap

Kitabı Bitiriş Tarihi: 26 Mayıs 2016 Perşembe / 00.25

Kitap ile ilgili birkaç ilginç yazının yayınlandığı internet adresleri:

http://kitap.radikal.com.tr/makale/haber/kotu-polis-daha-kotu-polis-434179

http://beraberokuyalimmi.blogspot.com/2015/11/lontano-jean-christophe-grange.html

Konusu: Yıllar önce Afrika'nın derinliklerinde işlenen bir seri cinayetlerin Fransa'da görülmesi ile baba oğul polis olan bir ailenin içindeki karmaşık ilişkiler, çözülmesi gereken sorular ve sorunlar üzerine yine hard özellikler de barındıran sürükleyici bir polisiye roman..

İrfan'ın Yorumu: Grange yine yapmış yapacağını. Elinize aldığınızda bırakmak isteseniz de yine bırakamayacağınız bir kurgu ile yazmış yazacağını... Baba kötü bir polis, oğlu da çok iyi sayılmaz, aile ise tam bir karmaşa. Kızları babasından nefret eden bir fahişe, diğer oğlu ise uyuşturucu bataklığında çırpınan ve ailesi ile problemler yaşayan bağımlı. Bu atmosferde Fransa'yı allak bullak eden bir cinayetler silsilesi... Enteresandır kitabı bitirdiğinizde bitirmiş olmuyorsunuz, filmin daha yeni başladığını görüyor ve şoka giriyorsunuz. Olsun yazar da bunu istiyor zaten. Kafa dinlemek için yine tercihe şayan bir kitap daha...

Tabi büyük bir ihtimalle kitabı ilk bitirenlerden birisi olmak da ayrı bir keyif...

Size de iyi okumalar diyorum, başka da bir şey demiyorum... Yalnız uyarı: Kitap biraz hard...

7 Nisan 2016 Perşembe

Güç İçin Yapamayacağım Şey Yoktur Mantalitesine Sahipseniz Buyrun: İKTİDAR

Kitabın Adı: İKTİDAR

Okumayı Bitiriş Tarihi: 05/04/2016

Kitap ile ilgili bilgi alınabilecek yer yine daha önce paylaştığım yer:

http://irfankavak.blogspot.com.tr/2016/02/ikisi-bir-arada-oyle-uyumlu-ki-house-of.html

İrfan'ın Notu:
Kitabı ilk elime aldığımda insanın belli bir amaca ulaşabilmek için her şeyi nasıl yapabileceği güç hareketleri ile karşılaşacağımdan çok, daha makul yöntemler bekliyordum. Ama kitap tam anlamı ile yalanı, üçkağıtçılığı, başarılı olabilmek için her türlü düzenbazlığı ve daha birçok makyevelist hareketler üzerine bina edilmiş gibi.

Keyif alarak okuyabilirsiniz belki ama ilkelerim bu olacak derseniz kendinizi bir test edin derim. Eğer müslüman iseniz ilkeleriniz Kur'an ve Sünnet olması gerekir.

Dediğim gibi keyif alabilirsiniz, bazı konularda faydalanabilirsiniz de ama sakın sizin ilkeleriniz olmasın.