25 Aralık 2011 Pazar

Haydi Hacca, Haydi Hacca !

İrfan'ın yorumu: Şevket Abi'nin Kâbe'yi Seyrederken yazısını okuduğunuzda farklı bir hac ibadeti gerçekleştiren insan tipine kendinizi hazırlayın. Benim de son derece rahatsız olduğum bir konuyu gündemine almasını ve dikkatlerimizi çekmesini sizlerin yorumuna bırakıyorum. 


Kâbe’yi Seyrederken…

İnsanların sahip olduklarıyla ilgilenmemeyi bir meziyet olarak görürüm. Bunun tek istisnası hacca giden insanlara gıpta etmemdir. Bu imrenme, 1991 yılında Mustafa kardeşimi hacca gönderdikten sonra havaalanında yalnız kaldığımdan beri sürüp gidiyor. Üstelik hacca ve Ramazan umresine gitmem bu hissimin daha da derinleşmesine sebep oldu. Bu sene haccetmiş yaklaşık on arkadaşımı ziyaret edip orada ne gördüklerini ve Allah’ın yaptırdığı bu kalabalık eylemlerle onlara ne demek istediğini sordum. Arkadaşlarım diğer ziyaretçilerin sormadığı bu sorular yüzünden mi yoksa o kalabalığın ardı sıra sürüklenmelerinden mi nedir pek bir şey söyleyemediler. Ama içlerinin aydınlanmasının yüzlerine vuran aksini görmek ve namaza olan iştiyakların artmış olması sevindiriciydi.
Hotbird uydusundan 24 saat Kâbe’yi ve Mescidi Nebi’yi seyretmek bu yarama bir pansuman görevi görüyor. Zira Kâbe’yi seyretmenin gönlüme verdiği lezzeti anlatmak mümkün gözükmüyor. Beyhaki’nin hasen bir senetle İbn-i Abbas’tan (ra) rivayet ettiğine göre; Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: Allah’u Teâlâ’nın beytini tavaf edenlere her gün yüz yirmi rahmet gönderir. Altmışı tavaf edenlere, kırkı namaz kılanlara, yirmisi ise Kâbe’ye bakanlaradır.   Bu hadisi çok dar bir çerçevede kavradığımı TV görüntülerinden sonra idrak ettim. Zira Kâbe’ye bakmayı sadece onu seyretmek şeklinde anlamıştım. Oysa bu çok dar bir bakışmış. Zira Beytullah (Allah’ın evi) sadece Kâbe’den ibaret değil. Esas görmemiz istenen şey, orada tavaf eden, namaz kılan veya seyretmek için bulunanların birlikteliği olmalıydı. Herkes doğruluğunu başkalarının yanlışlığından, haklılığını başkalarının zulümleri üzerinden anlamlandırırken dünya üzerinde, siyahın beyaza, kadının erkeğe, gencin yaşlıya, zenginin fakire bir üstünlüğünün olmadığı tek yer Beytullah’tır. Orada K.Irak’ta birbirinin kanını döken Sünnileri Şiilerle yan yana görürsünüz. Somali’de birbirini açlığa terk eden tarikatçılarla Vahabiler de yan yanadır. Türkiye’de iktidara yakın olup nemalananlarla oraya kasap olarak giden dar gelirliler de aynı safta namaza dururlar. Nitekim bu resim, Allah’ın adını gereği gibi anarak aramızda sürekli sorun çıkaran apoletlerimizi çıkarıp herkes gibi ihramlara bürününce bütün ezberlerin bozulduğunu ve akabinde eşitliğin doğruluğunu gösteriyor.
Bu resimde olması gerekenle görünen arasındaki uçurum beni oldukça rahatsız ediyor. Arkadaşlarıma Arafat tepesinde yaptıkları duaları sorunca üzüntüm bir kat daha katlandı. Beş milyon Müslüman’la ortak hareket ettikleri ve ortak düşmanı taşladıkları hâlde ortak bir dualarının olmadığının farkında değildiler. Buna göre sanki orada yalnız başlarına bulunuyorlarmış gibi kendilerini merkeze alan dar çerçeveli dualarında daha çok kişisel günahlara tövbe edip temizlendiklerini düşünerek avunuyorlardı. Onları Allah toplu haldelerken temizlemişti hâlbuki tövbe ettikleri her şey yalnızlıklarının şeytanlaşma karşısındaki çaresizliğinden kaynaklanıyordu…  Yoksa Arafat “Kirlenmek güzeldir” diye reklâmı yapılan bir deterjan markası mıydı?
Görüntülere daha dikkatli baktığınızda Kâbe’nin çevresi, onlarca kulede vinç’in çalıştığı hummalı bir inşaat şantiyesini andırıyor. Burada Kâbe’ye sıfır, yüksek katlı, lüks oteller, rezidanslar ve devre mülk süitleri yapılıyor. Bunlar güya sırf gelen hacıları rahat ettirmek amacıyla Kâbe’nin dibine inşa edilmiyor. Asıl maksat Harem-i Şerif sınırları içinde olmak. Kâbe manzaralı süitinizden onun imamına tabi olup namaz kılabiliyorsunuz. Ramazan’ın son on günü buradaki rezidansınızda itikâfa çekilip Kâbe’de itikâf etmenin sevabını alıyorsunuz. Ya da devre mülkünüzün salonunda Vahabi imama uymadan kendi şeyhinizle namazı cemaatle eda edip yüz bin kat sevap kazanabiliyorsunuz. Böylece o pis Araplarla(!), itip kakan zencilerle(!) sizden para isteme ihtimali bulunan fakir fukarayla bir arada bulunmadan kendi asaletinize(!) uygun insanların komşuluğunda balkonunuzdan Kâbe’yi gözyaşlarınızla seyredip hadisteki yirmi rahmeti de cebe indirebiliyorsunuz.
Bu fitne, önceleri Kâbe’nin dibindeki Kral’ın sarayında daha dar sınırlı bir kitleye uygulanıyorken Hilton, bu işin rengini biraz değiştirmiş ve pastayı büyütmüştü. Aslında konu, Peygamberimizin 10 yaşında koyun güttüğü Ecyad’da, Osmanlı Devleti’nin Kâbe’yi korumak için 1781 yılında yaptırdığı Kale’nin yıkılıp o tepeye “Zemzem Towers” denilen ucubenin dikilmesiyle rayından çıktı. Sevr Dağı’ndan bakıldığında Mekke’ye hâkim tek yapı olarak görünen “Zemzem Towers” ismini zemzem kuyuları ile 120 mt. lik mesafede olmasından almış.
Zemzem Towers, Mekke’de Harem-i Şerif’in yanında Al Bait kuleleri (Kâbe Evleri) adı altında inşa edilen 7 kuleden biri. Bu proje, Kral Abdülaziz Kutsal Kent Vakfı’nın, Kâbe’nin hemen yanında bulunan arazisi üzerine Suudi Arabistan Din İşleri Evkaf Bakanlığı ve Kutsal Kâbe Vakfı’nın izni ile inşa edilmiş. Yapımını Bin Ladin aile şirketi üstlenmiş. ”Mekke’deki eviniz” sloganıyla “Zemzem Tower” 31 konaklama katı, 1240 suit dairesi, 5.000 kişilik kapalı 45.000 kişilik açık namazgâhı, 4 kat üzerine 7000 m2 alışveriş merkezi, 36 adet asansörü, Kâbe’den özel ses aktarım sistemli bir gudubet. Mekke’de yasak olmasına rağmen burada helikopter pisti bile mevcut. Bu suit daireler, 24 yıllık kullanım süresi sonunda Kâbe Vakfı’na satın alan kişi adına “Sadaka-i Cariye” olarak bağışlanıyor. En ucuzu 7000 $ olan devremülklerin hac dönemindeki fiyatları 280.000 $’a çıkıyor. Şimdilik ülkemizden sadece 470 liberal-muhafazakâr bu devremülklerden satın almış görünüyor. Zemzem kuysunu tavafa engel oluyor diye Kâbe’nin avlusundan kaldıranlar ile“Zemzem Towers” ı  Kâbe’nin dibine yapanlar aynı kişiler. En üzücü olan ise artık “Zemzem” ismi Hacer annemizin aziz hatırasından öte bir ucubenin adı olarak anılacak olması. Sanki her şey "Amerikan rüyası"nın Ortadoğu versiyonu kıvamında servis edilmiş görünüyor
Ayağınızın altında Harem-i Şerif manzaralı lux süitler. Hem de 24 yılın sonunda sadakayı cariye olarak arkanızda bırakacağınız cennet(!) garantili devremülk’te cabası…
Yukarıdaki Zemzem Tower’ın devremülk reklâmının fotografını binanın içinden çeken Abdullah Temur isimli arkadaşım bunu bana gösterince “bu kadar da olmaz” dedim. Fotoğraftaki Kur’an rahlesinin yerine dikkatlice bakın. Bu süitin sahibi bir koltuğa oturmuş karşısına minderli bir sehpa ve onun üzerinde Kur’an rahlesi koyulmuş. Diz bükmenizin size vereceği geçici rahatsızlık bile hesaba katılıp hemen giderilmiş. Bu doğu-batı sentezinde yapılmış kulenin üzerinde Londra’dakine benzer bir saat ve tepesinde minarelerin üzerindeki âlem’in bayağı iricesi bir boynuz kıvamında kondurulmuş. Bu boynuzu sevimli göstermek adına ezan vakitlerinde yanıp sönen bir “led sistemi” eklenmiş. Ve bu binanın tepesinde Arapça harflerle “Allah” yazılmış. Kâbe’de Allah diyen herkes kalabiliyorken bu daireler sadece paralı seçkin ve asillere(!) tahsis edilmiş. Resulullah (sav) öncesi Mekke’de de özel putları üzerinden ibadet ettiklerini zannedenler de sadece paralı seçkin ve asillerdi(!). Hatta onlar, dar gelirlilerin ve köleleştirdiklerinin totem edinip ibadet etme haklarını da ellerinden almışlardı.
Bu yedi put projesinin şu anda bir eksiği var. Zira Kabe’yi tavaf etmek veya Safa ve Merve tepeleri arasında sa’y etmek için ne yazık ki Kâbe’ye inip bu ayak takımıyla(!) birlikte olmanız gerekiyor. Belkide ileride Harem çevresinde inşaa edilen yeni putlar arasında yapılacak inşaat teknikleriyle bu da devremülkdeki seçkin komşularla konforlu olarak yapılabilir hâle gelecektir. Arafat’a da helikopter ile inilebilecek, oradaki klimalı, ses ve ısı izolasyonlu çadırlarda en gözü yaşlı duahanlar eşliğinde papyonlu hizmetçiler size peygamber hurması ve zemzem ikram edeceklerdir...
Bu haddini bilmezliğe dur denilmez ise ne mi olur? Yani ezilmiş, sınıflara ayrılmış, adam yerine konulmamışların özgür ve eşit bir şekilde kardeşçe Allah diyerek büyük ümitlerle ülkesine dönmesi yerine, bir avuç şımarık zengine göre Allah’ın evini dizayn ederseniz ne mi olur? Merak etmeyin sizi ve o seçkin(!) komşularınızı  rezidanslarınızda gökten Ebabiller gelip basmaz. Ama...
“Bir memleketi yıkıp yok etmek istediğimiz zaman oranın lüks ve konfor içinde yaşayan şımarık varlıklılarına, (peygamber ve kitaba uyarak doğru yolu seçmelerini) emrederiz. Buna rağmen onlar itaatsizlik edip yanlış yolda yürümeye devam ederler; o takdirde o memleket üzerine (azap ile ilgili) hüküm hak olur ve artık orayı yıkıp yerle bir ederiz.” (İsrâ / 16)
                …
  Adam: - O halde kıyametin alâmetlerini  söyle, dedi.
  Resulullah (sav):- “Annelerin, kendilerine cariye muamelesi yapacak çocuklar doğurması, yalın ayak, başıkabak, çıplak koyun çobanlarının, yüksek ve mükemmel binalarda birbirleriyle yarışmalarıdır. buyurdu.
Adam, (sessizce) çekip gitti. Ben bir süre öylece kalakaldım. Daha sonra
Resulullah (sav); -“Ey Ömer, soru soran kişi kimdi, biliyor musun?” buyurdu.
Ben:- Allah ve Resulü en doğrusunu bilir, dedim.
Resulullah (sav;) - “O Cebrail’di, size dininizi öğretmeye geldi.” buyurdu.[1]

                             “Avludur insanı insana hizalayan yer.
                               Balkonda başlayan bu tarih bitsin, yıkılsın Kuleler.” .[2] 





                                                                                               Şevket HÜNER / 21.12.2011


[1] Müslim, İman 1, 5. Buhârî, İman 37; Tirmizi İman 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16; Nesâi, Mevâkît 6; İbni Mâce, Mukaddime.

[2] Birhan Keskin’in yayınlanmamış bir şiirinden 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder