13 Aralık 2011 Salı

Müslümanlar Demokrat mı Oldular?

İrfan'ın Yorumu...
Bir süredir Arap Baharı ile şekillenen ülkelerdeki yönetim değişiklikleri dikkatlerden kaçmıyordu. Özellikle Mısır'da İhvan ve Selefi grubun demokratik bir yöntemle iktidara gelme yöntemleri ve küfür olarak görülen Demokrasi'ye sarılma ihtiyacı içerisine girmeleri kafalarda sorular oluşturmuyor değildi. Tunus ve Fas'daki seçimlerde İslamcıların açık ara önde gitmeleri, Türkiye'de AKP'yi örnek aldıklarını söylemeleri soruları daha da artırıyordu. Ne oldu, ne oluyor? Yasemin Çongar'ın yazısını okuyalım, ondan sonra takkemizi önümüze alalım, sorular sormaya başlayalım... 
Ne dersiniz, Seyyid Kutub'un "Yoldaki İşaretler" kitabını tekrar mı okusak, yoksa kitabı bir daha okunmamak üzere, küflü, tozlu, rafların arkasına mı atsak? Demokrasi kavramını tarif ederken, değişen ne var, ne oldu? 
Evet, takkemizi alalım, önümüze koyalım, korkmadan da sorular sormaya başlayalım, cevaplar biraz canımızı yaksa da...





Yasemin ÇongarYA DA 13.12.2011
Yasemin Çongar
İslamcılar niye daha iyi demokrat?

Soruyu ben sormuyorum; Amerikan Time dergisinin sitesinde bir yazı yayınlayan Bobby Ghosh soruyor. Soru önemli ama önce soranla ilgili bir not: Hindistan doğumlu olan Ghosh çok tecrübeli bir gazetecidir. Time’ın Asya ve Avrupa bürolarında çalıştı, sonra derginin Bağdat Temsilcisi sıfatıyla, Irak Savaşı’nı en uzun süre yerinden izleyen muhabir oldu. Geçen yıl Time, seksen küsur yıllık tarihinde ilk kez, ABD vatandaşı olmayan birini derginin uluslararası yayın yönetmeni yapmaya karar verip, Gosh’u bu nüfuzlu göreve getirdi.
Ghosh’un sorusunu başlığa aldım, çünkü cevabını aradığı mesele kadar verdiği hüküm de önemli ve ben bu hükme katılıyorum: Arap Baharı, İslamcıların bölgedeki diğer bütün siyasi gruplardan “daha iyi demokrat” ya da bence daha doğru bir deyişle, demokrasinin nimetlerini kullanmaya ve demokratik mücadele vermeye daha yatkın olduklarını gösterdi. Bu gözlemin, bugünlerde başta Washington olmak üzere, “İslamcılar” deyince şöyle bir durup titremeye nicedir alışmış olan birçok Batı başkentinde paylaşılması ise, belki de gözlemin kendisi kadar ilginç. İsrail sağı ve onun ABD ile Avrupa’daki müttefikleri, “siyasi İslam”a hâlâ nefretle yaklaşsalar da, Obama yönetimiyle Avrupa Birliği’nin liberal ve sosyalist damarlarından birçok isim, “Arap Baharı” penceresinden baktıkları bölgede, İslamcılarla işbirliğinin mümkün ve makbul olduğunu giderek daha fazla görüyorlar.
Batı demokrasileri nezdinde pek az şey “sandık başarısı” kadar muteberdir. Tunus ve Fas’tan sonra Mısır’da da İslamcıların gerek seçimleri kazanması gerekse bu süreçte çizdikleri siyasi profil ABD’yi ve AB’yi etkiledi. Bu, kuşkuların hepten ortadan kalktığı anlamına gelmiyor ama İslamcıların hâlihazırda yaptıklarını ve söylediklerini dikkatle izleyenlerin, o pek kırılgan diplomatik kalıpla “ihtiyatlı bir iyimserlik” içinde olduklarını söyleyebilirim.


Ne kadar da hızlı değişiyorlar

Mısır seçimlerini hatırlayalım. Galipler belli: İhvan ve Nur! Seçimlerdeki iki İslamcı rakip, yani Müslüman Kardeşler ile Selefiler toplam yüzde 60’lık bir destek sağladılar. Seçimlerde, Selefilerin partisi El Nur “Isırmayız” sloganıyla ve bu sloganın arkasını boş bırakmamak istercesine gayet ılımlı bir söylemle yarıştı.
Bu söyleme herkes inanmıyor haliyle. Mesela Oxford Üniversitesi’nde ders veren tanınmış akademisyen Tariq Ramadan, Selefilerin hızlı değişimini “Altı ay içinde ideolojik ve dinsel poziyonlarını yüz seksen derece değiştirip, gemilerinin burnunu yakın zamana kadar ‘küfür’ saydıkları demokrasiye doğru çevirdiler” diye özetliyor. Ramadan’a göre, Selefilerin Suudi parası ve Amerikan desteğiyle, sırf ileride İhvan’ı zaptetmek için taktiksel bir değişim geçiriyor olması kuvvetle muhtemel.
Ben her ne kadar, nispeten ılımlı olan İhvan’ın, aslında çok daha katı bir çizgi izleyen Selefiler aracılığıyla zaptedilmesi fikrini tuhaf bulsam da, Ramadan’ın tezini bir kenara yazmak gerektiğini düşünüyorum, zira Suudi-Selefi bağlantısı sır değil. Bununla birlikte, genelde Kuzey Afrika’da, özel olarak da Mısır’da İslamcıların çoğumuzu şaşırtabilecek bir “açılım” potansiyeline sahip olabileceği ihtimaline gözümüzü kapatmamalıyız.


Şeriat değil, iş ve eşitlik vaadi

Seçim kampanyalarına yakından bakıp, İslamcıların halktan oy isteme şeklini, sloganlarını, vaatlerini takip edince, seçmene pazarlanan şeyin “Şeriat” değil, “eşitlik, iş, katılım, söz hakkı ve yolsuzlukla mücadele” olduğunu görüyorsunuz. Özgürlük ve Adalet Partisi’nin Mısır’da dokuzuncu bölgeden “işçi kontenjanına ayrılmış tek sandalye” için seçime soktuğu Ramazan Ömer’in hikâyesi özellikle etkileyici. Mahalle mahalle dolaşan, doğrudan “demokrasi ve ekmek” mesajına odaklanarak, Batılı tarzda çok aktif bir kampanya yapan Ömer sonuçta tek başına tam 429 bin oyla rekor kırdı.
Mısır’da İslamcıların, aynı başarıyı yarınki ikinci tur ve ocak başındaki üçüncü turda da yinelemesi bekleniyor. Tunus’ta ise mâlum İslamcı En Nahda Partisi seçimleri kazanıp hükümeti kurdu. En Nahda’nın genel sekreteri ve yeni başbakan Hammadi Cibali dün Anadolu Ajansı’na demecinde, “Fikir ve vicdan özgürlüğü önündeki tüm engelleri kaldıracağız. Kimsenin hayat tarzına karışmayacağız. Yeni anayasa bütün Tunusluları kucaklayacak. Demokrasi konusunda Türkiye’yi model alacağız” diyordu.


Hamas’a ulaşan “ılımlı” rüzgârlar

Başa dönersek, Time editörü Gosh önce Tunus’ta, sonra Mısır’da liberal, sol ve laik partilere, “Niye siz değil de İslamcılar başarılı oldu” diye sormuş ama aldığı “Onların parası çok, Suudi desteği var, örgütlenme deneyimi bizden fazla” gibi açıklamalardan pek de tatmin olmadığını yazıyor.
Gosh’un bu konuda yaptığı, benim de Washington’da birkaç ağızdan benzerlerini işittiğim yorum ise özetle şöyle: “İslamcılar demokrasiyi liberallerden daha iyi anlıyorlar. En Nahda ve Özgürlük ve Adalet Partisi sadece daha iyi örgütlenmiş değillerdi, daha güçlü ve daha akıllı kampanya yürüttüler. İran tipi bir teokrasi isteyecekleri suçlamasıyla karşılaşacaklarını bildikleri için, laik ve sol partilerle işbirliği yaptılar, cumhurbaşkanlığını talebinden feragat ettiler. Yıllardır, yoksul mahallelerde aşevleri ve ücretsiz poliklinikler işleterek verdikleri sosyal hizmetleri öne çıkarmayı bildiler. Dindarlıkları ise, yolsuzluktan bıkmış halka temiz hükümet vaat ederken işe yaradı.”
Ramadan’ın aksine, Gosh ortada gerçek bir değişim görüyor. Kendisi tam böyle söylemiyor ama yazısından, demokrasinin İslamcıları demokratlaştırma potansiyelini, İslamcıların demokrasiyi bulur bulmaz rafa kaldırması ihtimalinden çok daha güçlü gördüğünü anlıyorsunuz. Ben bu görüşü paylaşıyorum ve Batılı demokratların İslamcılarla ilgili “ihtiyatlı iyimserliğinde,” Türkiye’deki AKP deneyiminin çok büyük payı olduğunu düşünüyorum. Erdoğan’ın “Arap Baharı” turu da bu“ılımlı” etkileşimi güçlendirdi.
Kuzey Afrika’nın “İslamcı” partileri AKP’yi örnek alırken, bir yandan da, bu “ılımlı” etkileşim dönüp dolaşıp Gazze’ye uzanıyor. Associated Press Hamas’ın yönettiği topraklarda artık kadınların kamusal alanda nargile içebildiklerini ve erkeklerin kadın kuaförlüğü yapabildiğini duyuruyordu dünkü haberinde. Aynı haber, Hamas lideri Halid Meşal’in örgüt yöneticilerine şunları söylediğini de aktarıyor: “İhvan’ın başarısından çok etkilendim. Biz de, diğer siyasi partiler ve toplumsal gruplarla işbirliği yapmak ve tek parti yönetiminin modasının geçtiğini kavramak hususunda, İhvan’ın deneyiminden ders çıkarmalıyız.”
İlginç zamanlarda yaşıyoruz vesselam.

1 yorum:

  1. seçimlere girmek demokrat olmak için yeterli değil İslama en mugayır yönü halk egemenliğine dayanması ve laiklikle mündemiç olmasıdır. Devlet başkanının kim olmasının gerektiğini halka sormak demokrat olmak demek değil örneğini hülefai raşidinde de gördüğümüz bir uygulama olduğunu düşünüyorum. yanılıyorsam işin doğrusunu bir zahmet anlatıver mr Kavak

    YanıtlaSil