27 Kasım 2012 Salı

Borç Varsa Para Var Borç Yoksa Para da Yok


Prof.Dr.B.Gültekin Çetiner - 14/11/2012 

Anadolu Gençlik Dergisi Ağustos sayısında yayınlanan röportajımızdan…

Türkiye’de dindar kesim faiz kesin bir dille yasaklandığı için bankalara önceleri uzak durdu. Daha sonra kimilerinin faizsiz, kimilerinin İslami banka, kimilerinin ise katılım bankaları dediği kâr payı esasına dayalı bankalar kuruldu. Bu kanalla bankacılık sistemine giren dindar kesim daha sonra “ev ve araba ihtiyaçtır bunlar için kredi çekilebilir, enflasyonun altındaki artışlar faiz değildir” gibi fetvalarla artık tamamen hayatı bankalarla sarılmış hale geldi. Artık hepimizin cüzdanında birkaç bankanın mevduat ve kredi kartları var.Biz en baştan başlayarak soralım.

Türkiye’de ve dünyada bankacılık sistemi nasıl işler? BDPS/KRS sistemi nedir?
Öncelikle bu önemli meselede gençler arasında farkındalığın yayılmasında öncü rolü üstlendiği için sizin nezdinizde Anadolu Gençlik Dergisi’ne teşekkür ediyorum.

Cevaba isterseniz bankalarla neden bu kadar içli dışlı olduğumuzla başlayalım. İnsanların gündelik hayatına bankaların bu kadar girmesi şüphesiz tesadüfi değildir. Hele bir zamanlar bankaların önünden bile geçmeye imtina eden insanların bugün ceplerinde neden birkaç banka kartı bulundurduğu salt insanların satın alma hırslarıyla veya katılım bankalarının bu caizleştirme sürecinekatkılarıyla açıklanabilecek bir şey değil.
İnsanların neden ve nasıl bu hale geldiğini anlayabilmeleri için paranın nasıl ve kimlerce üretildiğini, miktarının kontrol edildiğini ve en önemlisi bunun toplumsal olarak yıkıcı etkilerini çok iyi kavramaları gerekiyor.

İnsanlar sistemin ekonomiler üzerindeki menfi etkilerini az çok sonuçlarıyla görüyorlar. Yani çatı akıyor ve bunu artık herkes görüyor. Ancak faizci/rantiyeci diye tabir ettiğimiz bu sistemi bir kristal netliğiyle tarif etmemiz gerekiyor. Prof. Mete Gündoğan’ın on yılın üzerinde sistemi anlatma gayretleri meyve verdi. Kendisinin Borca Dayalı Para Sistemi (BDPS) diye tanımladığı bu yıkıcı sistemin artık farklı görüş ve kesimlerden pek çok insan arasında konuşulduğuna ve yazıldığına şahit oluyoruz.
Neden bu kadar aradan sonra yoğunlukla konuşulmaya başlandı diye sorulacak olursa “Bir musibet bin nasihatten evladır” diye cevap vermek mümkün. Sizin başta belirttiğiniz sancıları artık herkes yaşıyor…
Şimdi bu sistemi uzun uzun bu röportaj içinde anlatmak mümkün olmadığından kısaca özetlemeye çalışayım.

Öncelikle bu sistem takasın zorluklarına karşı insanoğlunun ortak bir ölçü aracı arayışı sonucu binlerce yıl önce icat ettiği para denilen nesne üzerinden yürüyor. İnsanlar kendi aralarında takasa alternatif olarak kullandığı bu parayı büyük bir yanılgıyla devletler üretiyor zannediyor. Elbette bu yanılgıda eğitim sisteminde dünyada hiçbir ülkede paranın nasıl üretildiğinin öğretilmemesinin payı büyük. Beyinleri gereksiz tonlarca bilgiyle doldurulan insanlara cebinde her gün taşıdığı paranın tarihçesi ve nasıl/kimler tarafından üretildiği öğretilmiyor.

Herkes para konusunda kendi yanlış algılamalarını doğrular zannediyor. Örneğin “Para nasıl üretiliyor?” sorusunu en eğitimli insanlara sorun bakalım hangi cevapları alacaksınız?
Sistemi anlamak için öncelikle paranın temel işlevini açıklayalım. Bir terazi düşünün. Para bir ekonomide terazinin bir kefesine koyduğunuz diğer kefesinde üretilen tüm mal ve hizmetleri dengelediğiniz bir araçtır. Eğer ekonomide mal artar da parayı artırmazsanızdoğal denge gereği paranın değeri artar. Tersine mal ve hizmetler kefesinde artış olmadan para miktarını artırırsanız paranın değeri düşer böylece sistem dengelenir.

Piyasadaki üretilen parayı fiziksel ve diğer sanal (kaydi) para diye kabaca ikiye ayırdığımızda şunu söyleyebiliriz. Piyasadaki paranın ortalama %10’luk fiziksel kısmı devlet tahvilleri dediğimiz devleti borçlandırma araçlarıyla üretiliyor. Devlet her tahvil yani borçlanma ihalesinde bankalara borçlanıyor.   
Piyasadaki paranın en az %90’ı ise Kısmi Rezerv Sistemi (KRS) dediğimiz mekanizmayla bankalar tarafından üretiliyor. Bankalar havadan ürettikleri bu paranın faiz/kar payını istiyor. Ekonomide kimsenin üretmediği bu kısmın karşılığını mal ve servetler olarak kendisine aktarıyor. Bu aktarmanın hızını da belirleyen faizlerin ve zorunlu karşılıkların oranı. En önemlisi de faizler bileşik faiz dediğimiz kat be kat faiz şeklinde alınıyor.

Bankaların nasıl olup da parayı hem de %90’ın üstünde miktarla ürettiği çok kişiye inanılmaz gelebilir. Ama gerçek bu.Issız Ada Hikayesinde ve diğer yazılarımızda bu süreci anlattığımız için burada uzun uzun anlatmadan şunlarla yetinelim.KRS, bankaların kendilerine yatırılan paraların cüzi bir kısmını zorunlu karşılık olarak Merkez Bankası hesabında tutarak çoğunu tekrar tekrar ödünç vermek suretiyle para yaratma mekanizmasının adı. Diyelim bankaya 100 lira para yatırdınız. Zorunlu karşılığın 1/10 olduğu durumda her 1 liraya karşılık 9 lira para var etmesi anlamına geldiğinden insanlara defalarca ödünç vermek suretiyle 900 lira parayı havadan var edip bunun faiz/kar payını talep ediyor.
Neticede bu sistemde ekonomide üretilen paranın hepsi borç karşılığında üretiliyor. Yani para eşittir borç. Diğer bir deyişle borç varsa para var borç yoksa para da yok. Paranın fiziksel kısmı devletin bankalara borçlanmasıyla diğer büyük miktarı ise ancak vatandaşların bankalara borçlanmasıyla elde edilebiliyor.

Borçlar büyük bir yıkıcı etkiye sahip olan bileşik faizle büyüyor. İnsanlar bileşik faizin nasıl bir şey olduğunu idrak edemiyor. Anlamak isteyenler için “Son beş dakika” başlıklı yazıyı tavsiye ederim.
Neticede insanlar çalışıp didinerek mal ve hizmetler üretiyorlar. Ancak bunları ölçmek için kullanılan parayı bankalara bileşik faizle borçlanarak elde edebildikleri için sürekli bankalara çalışıyorlar. Büyük bir zulüm bu. Parayı havadan var eden bankalar faiz/kar payı yoluyla sürekli servetleri transfer ediyor.

 
Bir İslami bankacılığın olduğunu söyleyebilir miyiz?
Şu anda Dünyanın hiçbir yerinde bildiğim kadarıyla İslami prensiplere uygundur diyebileceğimiz bir banka yok. Çünkü KRS dediğimiz mekanizmayla bu bankaların hepsi havadan para üretip bunun kar payını alıyorlar.
Düşünün elinde sadece 100 TL olan bir banka 900 TL havadan para var edip bunun karını (!) alıyor. Hiçbir risk yok.Bizim itirazımız bu bankaların da KRS ile havadan para üretip bunun üzerinden servetleri haksız yere kendilerine transfer etmeleridir.Kendilerine yatırılan 1 birim paraya karşı 9 birim parayı havadan üretebiliyorlar (munzam karşılık oranı %10 kabul edilirse).
Bu bankaların da bilançolarına ve orada Merkez Bankasında tutulan değerlerine/nakitlerine ve oluşturulan kredi hacmine baktığınızda durumu rahatlıkla görebiliyorsunuz. Bununla ilgili olarak “Katılım Bankaları da Kısmi Rezervci” başlıklı yazıma müracaat edilebilir.

Katılım bankalarının birer fetva kurulu var ve onlar buna göre işlemlerini yapıyorlar. Fetvalar neye göre veriliyor?
Öncelikle şunu belirtmek lazım. Bu bankaların İslamiliğigibi önemli bir meselede kurumun kendisinden herhangi bir şekilde ücret ve menfaat temin edenlerin verdiği fetvaların dışarıdaki insanlar için kıymeti harbiyesi olamaz. Kendi iç denetim mekanizması içinde insanları çalıştırabilir ve gereklidirancak kurumun kendi faaliyetleri hakkında verdikleri fetvaya ne derece güvenebilirsiniz? O yüzden bu kurumların bünyesinde üretilen fetvaların bizce anlamı bulunmamaktadır.
Diğer yandan fetvaların çoğunu incelediğimizde BDPS/KRS dediğimiz sistemi anladıklarına dair hiçbir emare yok. Önlerine getirilen bazı finans ürünlerine bakıyor ve onlara göre sistemin tümü hakkında karar vermeye çalışıyorlar. Bu konuyu “Zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir” başlıklı yazıda uzun uzun inceledik.

Fetva verenlerin hiç birisinden itirazlarımıza tatmin edici cevap alamadık.Özellikle KRS konusunda Türkiye’de şu ana kadar yapılan herhangi bir çalışma veya fetva mevcut değil. İslami bankacılık veya faizsiz bankacılık konusunda çalışanlara bakın. Çalışmalarında “Kısmi Rezerv” benzeri ifadelerin adı bile geçmez. KRS’nin neden haram olduğu konusunda Malezya Uluslararası İslam Üniversitesi’ndenAhamedKameel ve MoussaLarbani’nin “Kısmi Rezerv Bankacılığının Mülkiyet Etkileri” başlıklı bilimsel makalesi dışında çalışma hemen hemen yok gibi.
Fetva verenlerin çoğu durumda neye göre fetva verdiği de belli değil. Fetvalarını dayandırdıkları ve neden caiz olduğuyla ilgili gerekçeleri de pek sunmuyorlar.

BDPS/KRS
 dediğimiz sistem tam olarak anlaşılınca sağduyulu herhangi bir kimse bunun ekonomide sıfır toplamlı oyun (zero-sumgame) diye tabir edilen kumar ve loto gibi oyunlardaki mantığı görmekteyiz. Yani bu sistemde bir tarafta kazananlar var diğer tarafta ise kaybedenler. Kazananlar hep aynı. Yani 2+2=4 gibi belli. 
Bunu da “Issız Ada Hikayesi”yle anlatıyoruz. Yani adada 1000 Ada Lirası üretip 1050 Ada Lirası  getirmelerini talep eden bankacının hikayesi. 50 Lira ekonomide olmadığı için bu miktar servet bankacıya transfer ediliyor. Bu transferin adına ister faiz deyin ister kar payı netice fark etmiyor.
Üstelik bu transferin şiddeti bileşik faizle artıyor. Öte taraftan KRS ile şiddet ortalama 10 kat artyor.
Arzu edildiği takdirde bildiklerimizi paylaşacağımıza dair kamuoyuna açıklamada bulunmamıza rağmen bize ne bu fetva kurullarından ne de fetva verenlerden herhangi bir şekilde başvuru olmadı.

Sıhhatini bilmiyorum ama “Ahir zamanda faizin tozu müslümana bulaşacak.” Diye bir hadisi şerif var. Bu gün bunu yaşıyoruz. Sistemin içinde kalıp sistemden etkilenmeme mümkün mü? Kredi kartı almamak, bankalarla işlemleri asgari miktara indirmek bizi ne kadar kurtarır?
Bu hadisin sıhhatini bilmemekle beraber önemli bir gerçeği ifade ettiğini savunuyorum.Bugün maaşını bankalardan almayan yok gibi. Yasal zorunluluk haline geldi. Orada tutulan her 100 TL siz üzerinden faiz/kar payı almasanız da KRS sayesinde 10 katı para üretilmesinde ve bankanın başkalarından faiz/kar payı elde etmesinde kullanılıyor.

Hiçbir banka hesabınız olmasa cebinizde taşıdığınız para devletin bankalara borçlanması süreciyle elde edilen para. Şu andaki borçlanmaya göre bu para üzerinden senelik %8-9 devlet bankalara faiz ödüyor. Yani ölçü aracı olarak kullandığımız para birilerinin borçlanmasıyla elde ediliyor. Borç da faizsiz elde edilmediğine göre tozu bir şekilde bulaşıyor.

Etkilenmemek için şu anda faiz nedeniyle ölçü olma vasfını kaybeden parayı hiç kullanmayacaksınız ki bu mümkün değil.Çünkü ya takasa yöneleceksiniz ya da hayatınız boyunca tüketeceğiniz her şeyi kendiniz üreteceksiniz. 
Görüldüğü gibi kaçış mümkün değil. Diğer yandan bu sistem değişmedikçe parayı kullandığınız sürece kaçınmanız da pek mümkün değil. Çünkü 760 milyar dolarlık ekonomide piyasada sadece 54 milyar TL para var. Sadece memurların yıllık maaşı 100 milyar TL. Devletin bankalara ödediği faiz 50 milyar TL. 

Yani piyasada nakit yok. Durum böyle olunca alışverişinizde mutlaka bankaların KRS’yle ürettikleri sanal parayı kullanacaksınız yani kredi kartlarına yükleneceksiniz demektir.
Unutmayın bu sistemde borç varsa para var. Borç yoksa para da yok. O yüzden cebinizde taşıdığınız her para birileri borçlanacak ki var olacak.

Geçtiğimiz aylarda Hayrettin Karaman hoca fetva kurulunda bulunduğu bankanın işlem yaptığı kağıt hakkında bunun caiz olmayacağını söyledi. Bu durum hakkında ne söylemek istersiniz?
Dediğim gibi bireysel ürünlere bakarak sistemin geneli hakkında karar vermek doğru değil. Bizim itirazımız bu bankaların KRS’yle havadan 10 katı para üretebilmeleri ve bundan kar payı toplamaları. Bankaların yüzlerce para kazanma aracı var. Kendisinin aracın birisine olumsuz diğerine olumlu fetva vermesi aslında sistemik olarak davranmadığınıngöstergesidir.

Bankalarının yapmış olduğu altın hesapları var. Altın islama göre reel bir yatırım aracı ama bankalar bu konuda ne kadar güvenli?
Altının kıymeti kendin içinde menkul olan özel bir mal. Tabiatta sınırlı miktarda üretilebiliyor. Sanayide değişik yerlerde kullanabiliyorsunuz ama kıymetin belki önemli kısmı hanımların ve insanların buna rağbet etmesi.Bu nedenle de değişik medeniyetlerde direk para olarak da kullanılmış.
Altın hesapları arkasında çoğunlukla altın denen bir şey yok. Bu hesaplarda ne kadar gözüktüğü buna mukabil ellerinde ne kadar altın olduğunu kendileribiliyor. Alışverişte altının peşin olarak alınıp satılması şeklindeki hükümler nedeniyle bu işlemlerin haram olduğu belirtiliyor. Bu konuda şüphesiz ilahiyatçılar ayrıntılı izah edebilirler.

Bu altınlar çoğunlukla sanal elektronik kayıtlar. İnternet üzerinden yaptığınız sanal işlemlerle girip aldım veya sattım diyorsunuz. İnsanların çoğu da aslında bunun arkasında gerçekte altın filan olmadığını biliyor.

Son alınan kararlarda altının zorunlu karşılığının %20 olduğunu bildiğimize göre (KRS) toplanan altınların en fazla %20’sinin gerçek altın olduğunu söyleyebiliriz. Gerisi sadece hesap bilgisinden ibaret elektronik kayıttır. Yani gerçekte 100 ton altın toplandıysa sistemde altın hesaplarında 500 ton altın varmış gibi bir durum söz konusudur.

Yastık altındaki altınların toplanmasına itirazlarınız vardı. İtirazlarınız nerelereydi?
KRS’yle altınların %20 munzam karşılıkla Merkez Bankası’nda toplanmasına, cari açık ve sıcak paranın finansmanı içinkullanılacağı endişesiyle itiraz etmiştik. “Yastık altı altınlar nereye?” başlıklı yazıda endişemin nedenlerini uzun uzun belirtmiştim. Avronun veya doların çökebileceğinden bahsedilen günümüzde cari açıkların ve bankalara sıcak para akışının finansmanı için kullanıldığında vebal olacağını belirttik.
Bugünlerde çok kimsenin konuştuğu muhtemel bir küresel bir buhranda yastık altındaki 4500 ton olduğu söylenen altın piyasaya çıkar ve ekonomiyi çok rahat döndürür. Bu yüzden değeri sadece duvar kağıdı olan dolarlar uğruna bu altınlar dışarıya buharlaşırsa büyük kayıp olur diyerek uyarıda bulunduk.
Endişelerimizi haklı çıkaran şey de birkaç bankaya uygulamayla ilgili bilgi almak istediğimizde verilen cevaplardı. Toplanan altınlar aslında bozuluyor ve geri almak istediğinizde sadece para veriyorlar. Yani altınlarınız bir anlamda buharlaşıyor.

Enflasyon kadar artışlar faiz değildir deniyor. Bu konu hakkında ne söylemek istersiniz?
Enflasyon kadar olsun veya altı olsun ribalı mallarda kalite farkına bakılmaksızın misli misline değiştirmeyi emreden hadis mucibince parayı aldığı miktarda değiştirmek gerektiğini söylüyoruz. Ayrıca enflasyon hesabının geçmişe ait olduğunu, faizin ise gelecekle ilgili olduğunu bu yüzden hüküm vermede birbirlerine karıştırdıklarını vurguladık. Hüküme esas kabul ettikleri bir imamın uygulamasını da tam anlamadıklarını söyleyebiliriz. Ayrıca fetvaların verildiği dönemde BDPS denen sistem ve KRS uygulamaları yoktu.

Diğer yandan BDPS ve KRS anlaşılmadan verilen fetvalarakan çatının tamir edilmesinden ziyade çatının altına kova koymaktan ibaret. Enflasyon geçmişe ait ve bir sepet içindeki yüzlerce ürünün ağırlıklı ortalamasındaki değişim esas alınarak hesap yapılıyor. Yani enflasyon diye hesaplanan bu şey aslında BDPS’nin paraya kaybettirdiği değeri açıklayamıyor. Ayrıca enflasyon gibi geçmişe ait bir olguylaİslam hukuku da dahil olmak üzere hiçbir hukukta geçmişe ait sözleşme yapamazsınız. Yani enflasyon hesabı paranın ne kadar değer kaybettiğini tam açıklayamazken bu ortalama değeri nasıl geçmişe yönelik sözleşmede esas alabilirsiniz? İslam’daki ölçüyü koruma kaidesi burada öne çıkıyor.
Yalnız bu müzakerelerde şunu özellikle vurguladık. BDPS parayı ölçü aracı olmaktan çıkarıyor. Para üzerinde değer kaybına yol açıyor. Yani bir terazi düşünün hileli tartıyor. Onlar enflasyon oranında faiz helaldir deme yerine belki böyle bir ölçü aracını bu haliyle kullanmanız caiz değildir diye fetva verseydi daha anlamlı ve sistemi düzeltme açısından teşvik edici olurdu.
Enflasyon fetvası dediğimiz gibi akan çatı örneğine benzetilebilir. Çatı akıyor. Neden aktığını dert etmiyor ve çatı altına koyduğunuz kovadan su taşmazsa tamamdır diyorlar. Ama sorun şu. Çatıdan akan suyun miktarını ölçmek için kullanacakları kova belli değil.

Güncele dair birkaç soru daha soralım. IMF’ye borç veriyoruz diye haberler dolaştı. İşin şekli nedir? Kredi alan ülkemiz kredi verme seviyesine çıktı mı?
Önce şunu belirtmekte yarar var. IMF’ye borç vermedik. Küresel krizlere karşı ortaklık paylarını artırmaya karar verdiler. Bizim hissemize 5 milyar dolar düştü. Bu bir kredi değil. Herhangi bir getirisi de yok. Bu bir propaganda aracı olarak kullanıldı.
Öte yandan şu anda iç ve dış borcumuzun toplamı 500 milyar dolar civarında. IMF’ye sadece 1-2 milyar dolar borcumuz olduğunu söylemek doğru ama diğerlerini bertaraf etmiyor bu. Yani size 1 lira borcum var, Ahmet’e de 500 TL. Remzi beye 1 TL borcum var ifadesi doğru ama benim gerçek durumumu açıklayabilme açısından eksik bir tanımlama.
Ekonomik büyüklüğümüz 760 milyar dolar ve toplam borç 500 milyar dolar olduğuna göre ne kadar borç verebileceğimiz konusunda bir tahminde bulunabilirsiniz.

Cari açığın geçtiğimiz aylarda geçen yıla göre düşmesi bir iyileşme göstergesi mi? Bunu nasıl okumalıyız?
6 aylık veya senelik resimler daha açıklayıcı olabilir. İran’a uygulanan genel ambargo nedeniyle ithalatın dolar cinsinden yapılması yerine İran’a ihraç edilen önemli miktarda altından söz ediliyor. Ekonomik durgunluk dönemlerinde cari açıkların azaldığı da bir gerçek. Bu sistemde para borçlanarak yani insanların kredi kullanmasıyla üretildiğine göre kredi kullanımında bir daralma nedeniyle tüketimin azalması olabilir. Tüketim deyince de çoğu durumda ithalata bağımlılık da söz konusu.
Yıl sonunda büyük resmi gördüğümüzde geçen seneye göre ihracatta önemli artışların olup olmadığı veya varsa ithalatta gerilemelere ait rakamlar sayesinde net rakamlar ortaya çıkacaktır.


Bütçenin de geçtiğimiz aylarda fazla verdiği söylendi. Sürekli borç üreten bir sistemde fazla vermek mümkün mü? Nasıl bu kadar iyimser rakamlar gösterebiliyorlar?
Benzer durum iç rakamlar netleştiğinde görülebilir. Bütçede öngörülen kalemleri ayrıntılı incelemek lazım. Özelleştirme uygulamaları veya başka gelirler öngörülenden fazla olabilir. Bütçede hangi kalemler ne kadar tahmin edildi ne kadar gerçekleşti sorusunun cevabını ayrıntılı incelemek gerekir.
Sistemin sürekli borç ürettiği tespitiniz çok yerinde. Bu sistemde borcun milli gelire oranı en önemli parametre kabul ediliyor.Bu oran %65’e kadar sürdürülebilir kabul ediliyor. Yani 100 TL geliri olan birisinin 65 TL borç ödemesi. Bu sistemde borç bileşik faizle sürekli büyüyor. Alacaklılar vazgeçmediklerine göre sistemin yürüyebilmesi için milli gelirin artması yani ekonomik büyüme gerekiyor. Hem de sürekli ve en az bileşik faiz hesabındaki kadar bir büyüme. Büyümesini tamamlamış nüfusu yaşlanmış AB ülkelerinde bu nedenle borçlar sürdürülemiyor.
Bizde şu anda büyümeye hala ihtiyaç var. Ancak ne kadar uğraşılsa da borcun büyümesiyle karşılaştırınca ekonomik büyümenin üssel olarak hareket etmesi mümkün olmadığından sistem tıkanmaya mahkum.
O yüzden herkesin gözü kulağı büyüme rakamlarında. 

Büyüme olmamasının dünyanın sonu olmadığı ve krizlere yol açmadığı tek sistemse BDPS ve KRS’nin olmadığı bir ekonomi. Borç sürekli katlanırken ekonomi küçülürse yandı gülüm keten helva. Ama parasını bankalara borçlanmadan devletin faizsiz bastığı bir ülkede yapılacak şey çok basit. Küçülme miktarı paranın piyasadan çekilmesi. Para ölçü aracı olduğuna göre terazinin bir kefesinde azalan mal ve hizmet karşılığında parayı ekonomiden çektiğinizde denge sağlanabiliyor

İrfan'ın Yorumu:
Bu yazı kenarda dursun, üzerinde daha sonra değerlendirmeler yapılabilir diyerek koydum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder